Hayat inişli çıkışlıdır. Her zaman bulunduğumuz durumun gelip geçici olabileceği aklımızdan çıkarmamalı.
Makamlar ve bulunan hal, kimse için baki değildir! Dünya, kimseye baki değildir!
Makamlar ve Koltuklar, herkes için gelip geçicidir! Kimler Gelir ve Kimler Geçer gider!
Bazıları, Ölünceye kadar REKTÖR ve BAŞKAN olarak kalacaklarını sandığı gibi!
Mesele, makamda otururken ve koltuklarda bulunurken, hem Gök Kubbede ve hem de, Gönüllerde, bir İZ ve bir SEDA bırakabilmektir! Gerisi, Laf-ü güzaftır!
Bir kızıl derili atasözü der ki; Sular yükselince, balıklar karıncaları yer. Sular çekilince de karıncalar balıkları yer. Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir, çünkü kimin kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir.
Kimse, sahip olduğu güce, konuma veya üstünlüğe güvenmemesi gerektiğini anlatır. Hayat şartları ve devran sürekli değişir; bugün güçlü olan, yarın zayıf duruma düşebilir.
Hayatın dengesi sabit kalmaz, zamanla her şey tersine dönebilir.
Hiç kimse yerinin – makamının – gücünün hep aynı kalacağını sanmamalı.
Durumu belirleyen güç veya üstünlük değil, hayatın kendisi yani şartların değişimidir.
Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar. Köylüler kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyler ve Şakir diye birinin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini tavsiye ederler.
Derviş yola koyulur,birkaç köylüye daha rastlar.Onların anlattıklarından Şakirin bölgenin en zengin kişilerinden biri olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zengin ise Haddad adında başka bir çiftlik sahibidir.
Derviş Şakir’in çiftliğine varır. Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir. Şakir de ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır.
Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Şakir’e teşekkür ederken, “Böyle zengin olduğun için hep şükr et, ” der. Şakir ise şöyle cevap verir: “ Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bazen görünen gerçeğin ta kendisi değildir. Bu da geçer…”
Derviş Şakir’in çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Bir kaç yıl sonra dervişin yolu yine aynı bölgeye düşer. Şakir’i hatırlar, bir uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylüler ile sohbet ederken Şakir den söz eder. “ Haa o Şakir’mi ” der köylüler, “ O iyice fakirledi, şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor. ”
Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider, Şakir’i bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felaketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için tek çare olarak selden hiç zarar görmemiş ve biraz daha zenginleşmiş olan Haddad’ın yanında çalışmak kalmıştır. Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkarıdır.
Şakir bu kez Derviş’i son derece mutevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır… Derviş vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve Şakir’den şu cevabı alır: ” Üzülme… Unutma, bu da geçer…”
Derviş gezmeye devam eder ve yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olup biteni öğrenir. Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı içinde bütün varını yoğunu en sadık hizmetkarı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır. Şakir Haddad’ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır.
Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “ Bu da geçer…”
Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: “ Bu da geçer…”
Derviş, “ ölümün nesi geçecek ” diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır nede mezar. Büyük bir sel gelmiş,tepeyi önüne katmış, Şakir’den geriye bir iz dahi kalmamıştır…
O dönemde, ülkenin sultanı, kendisi için çok değişik bir yüzük yapılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, mutsuz olduğunda umudunu tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması gerektiğini hatırlatsın! Hiç kimse Sultanı tatmin edecek böyle bir yüzük yapamaz. Sultanın adamları da bilge Derviş’i bulup yardım ister!
Derviş, Sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük Sultan’a sunulur. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır: “ Bu da geçer ” yazmaktadır.
Buradaki ” geçer ” ifadesi, zamana bırakılmış pasif bir bekleyişi değil; makam – mevki, zenginlik, güç – iktidar – zulüm, kötülük ve karanlığın kalıcı olamayacağına dair sarsılmaz bir inancı ifade etmektedir!
Her ne kadar birileri; makam – mevki – güç – iktidar ve zenginliklerinin sonsuza kadar süreceği zan ve sanrısına kapılmış olsa da!
Kötülük doğası gereği fani olur ve eninde sonunda yıkılmaya mahkûm kalır. Bizlere düşen görev; karamsarlığın konforuna sığınmak yerine, bilgece sözü adeta bir zırh gibi kuşanıp aydınlık günler için bıkmadan usanmadan çalışmayı sürdürmek gerekir.
Bugün karşı karşıya kaldığımız karanlık ortaklıklar, elbet bir gün tarih sahnesinden silineceği zamanı beklemektedir!
Allah bes, baki heves, kes gayriden hevesi kes! ( Allah yeter, başkası gelip geçici istektir, hevestir, anlamında kullanılır. Bes; kâfi, yeter, yetişir demektir. Bâki; kalan demektir. Heves ise nefsin isteği, geçici arzu demektir. Allah bes diyen, Allah’ü Teâlâ’ya tevekkül etmiş olur. Tevekkül, vekil etmek, işini başkasına havale etmektir. Istılahta ise Allah’a güvenmek, Allah’a dayanmak – Teslim olmak ve Tevekkül etmektir )
Baki kalan bu kubbede bir hoş seda imiş!
Allah her şeye yeter, geriye kalan boş istek ve hevestir!
Hz. Mevlânâ; Güneşin varlığına delil, yine güneştir. Sana delil lazımsa güneşten yüz çevirme, buyurmaktadır.
Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah, Hadid suresi 2 ve 3. ayetlerde; Göklerin ve yerin mülkü O´nun içindir. Diriltir ve öldürür ve O, her şey üzerine tamamen kadirdir. O, evveldir ve ahirdir, zahirdir ve batındır ve O, her şeye alimdir, buyurmaktadır!