Yüksek ve Alçak Sermaye!

Sermayenin alçağı ve yükseği de mi olurmuş, diyecek bazı aklı evvel!

Mademki sermayenin YEŞİLİ ve KIRMIZISI olmaktadır!

Doğal olarak, Sermayenin temizi olduğu gibi kirlisi de olacaktır!

Temiz Sermaye – Para sahiplerini, her daim takdir ve tebrik ederiz.

Temiz Sermaye sahipleri, toplum ile paylaşmak ve infak etmenin yollarını arayacaktır.

Temiz Sermaye sahipleri, istihdam sağlama konusunda da, gereken yatırımları yapacaktır.

Kirli sermaye sahipleri de, paranın vermiş olduğu azgınlık ve şımarıklık ile görgüsüzlükte tavan yapacaktır!

Kirli Sermaye sahipleri, paylaşmak ve infak konusunda oldukça cimri ve eli sıkı olacaktır!

Kirli Sermaye, Küçük Yatırımcıyı Söğüşlemek – Tokatlamak için her yolu deneyecektir.

Kirli Sermaye sahipleri, YIĞMAK ve GÖSTERİŞ yapmak, AZGINLAŞMAK konusunda, önde ve öncü olacaktır.

Azgınlaşan Kirli Sermaye sahipleri, küresel yeni bir düzen ve denge çerçevesinde, TASFİYE edilecektir!

Kirli Sermaye, Küçük Yatırımcıyı Söğüşlerken Büyük KEYİF alacak ve İnsanların ACI Çekmesinden – Kaybetmesinden dolayı, ne kadar AKILLI – ZEKİ – UYANIK ve BÜYÜK Adam olduğu sanrısına kapılacaktır.

Toplumsal olarak geldiğimiz nokta, kirli çok para peşinde koşar hale geldiğimiz gerçeği!

AZ – Temiz ve Bereketli olanı talep eden kitle, sayısında günden güze azalma yaşanmaktadır! Neden Acaba?

Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Azgınlaşan Kirli Sermaye sahiplerini, öncelikle İnsani Melekelerinin yok olacağını ve sonra da, Rahmani tüm kanallarının kapatılacağını, buyurmaktadır.

Onlar; Hakikatlere karşı; Sağırdır, Dilsiz ve Kördür…

İmamı Azam Ebu Hanife; Paranın nereden geldiğini öğrenmek isteyen, paranın nereye gittiğine ve nereye harcandığına baksın, buyurur.


Modern iktisatçılara göre sermayenin yeşili ve kırmızısı olur. Peki, Sermayenin Alçağı ve yükseği olmaz mı?


Yusuf Suresi; 54 ve 55. ayeti kerimede; Kral dedi ki: Onu bana getirin, onu kendime özel danışman edineyim. Onunla konuşunca, Bugün sen katımızda yüksek yeri olan, güvenilir birisin. Hz. Yûsuf: Beni ülkenin hazinelerine tayin et! Çünkü ben çok iyi korurum ve bu işi bilirim, dedi.


Yusuf Suresi; 56. ayeti kerimede; Böylece Yusuf’a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Güzel davrananların mükâfatını zayi etmeyiz.


Kral, Hz. Yusuf hakkında edindiği bilgilerden onun yüksek karaktere sahip, ülke yönetiminde liyakatli biri olduğunu anladı ve tereddüt etmeksizin onu devletinde yüksek bir makama getirdi. Maliyenin yönetimini ona teslim etti ve tam yetki verdi. Olaylar Yusuf’un, kralın rüyasını yorumladığı gibi cereyan etti.


Hz. Yusuf, gereken tedbiri alarak bolluk yıllarında tarıma önem verdi, üretimi arttırdı, ihtiyaç fazlası ürünleri depoladı. Nihayet kıtlık yılları geldi. Bu sefer depolanmış olan ürünleri yemeye ve ihraç etmeye başladılar. Çünkü kıtlık sadece Mısır’da değil, Kuzey Arabistan, Ürdün, Filistin ve Suriye’de de etkisini göstermiş, bu bölgelerin halkı da yiyecek sıkıntısı çekmeye başlamıştı.


Hz. Yusuf’un aldığı tedbirler sayesinde Mısır halkı kıtlık yıllarını rahatlıkla geçirdi, hatta erzak fazlasını ihraç etti. Her taraftan insanlar gelerek Mısır’dan erzak satın aldılar. Üretim, tasarruf ve ekonomi yönetiminin ehil ellerde olması iktisadın temel ilkelerindendir.


Kasas Suresi 76. ayeti kerimede; Karun Musa’nın kavmindendi. O, gücüne dayanarak onlara haksızlık etmekteydi. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını güçlü kuvvetli bir ekip bile zor taşırdı. Halkı ona şöyle demişti: Sakın şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.


Kasas Suresi 76. ayeti kerimede; Allah’ın sana verdiğinden ahiret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de insanlara ihsanda bulun. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışma. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.


Karun, Hz. Musa’nın amcasının oğlu ve Firavun ’un yüksek seviyede bir görevlisi olarak tanıtılmakta, İsrâiloğullarına karşı zalimlik ve taşkınlık ettiği rivayet edilmektedir.

Hz. Musa’ya önce iman etmiş, fakat daha sonra hırsı ve kıskançlığı yüzünden ona karşı çıkmış, isyan etmiş ve azgınlaşmıştır.

Rivayete göre, İsrail oğulları içinde dinî malumatı en geniş olan kimseydi. İlmi ve servetiyle övünür, soydaşlarına karşı büyüklük taslardı. Ne var ki inançsızlığı, kibir ve gururu yüzünden helâk olup gitmiştir.


Kasas Suresi 77. ayette; Allah’a ve peygamberine iman ederek aydınlanmış müminlerin öğüdüdür. Dünyadan nasibin unutulmaması iki şekilde anlaşılabilir: a) Asıl amaç ahiret yurdunu kazanmaktır, ancak dünya nimetlerinden de meşru şekilde yararlanmak gerekir. b) Dünya hayatı, ebedî âlemdeki hayata göre çok kısadır; kul bunu unutup dünya ebedî imiş gibi kendini ona kaptırmamalı, dünyasını ahireti için değerlendirmeli.


Kasas Suresi 78. ayeti kerimede; Bu serveti sahip olduğum bilgi sayesinde elde ettim, diye karşılık verdi. Bilmiyor muydu ki Allah ondan önceki kuşaklardan, ondan daha güçlü ve daha çok servet biriktirmiş kimseleri helâk etmişti. Ama suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz.


Kasas Suresi 79. ayeti kerimede; Karun gösterişli bir şekilde kavminin karşısına çıkardı. Dünya hayatını arzulayanlar, Keşke Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi. Doğrusu o çok şanslı, derlerdi.


Kasas Suresi 80. ayeti kerimede; Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle derlerdi: Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlar için Allah’ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.


Kasas Suresi 81. ayeti kerimede; Sonunda biz onu ve evini barkını yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı ona yardım edecek adamları olmadığı gibi, kendi kendini kurtarabilecek durumda da değildi.


Kasas Suresi 82 . ayeti kerimede; Daha dün Karun’un yerinde olmayı isteyenler bu defa, Yazıklar olsun bize. Demek ki Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol, dilediğine de ölçülü veriyormuş. Allah bize lutufta bulunmuş olmasaydı, bizi de mutlaka yerin dibine geçirmişti. Vah ki vah! Demek inkârcılar iflâh olmazmış, der oldular.


Suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz, ifadesi, suçluların yaptıklarından sorumlu olmayacakları veya onların hesapsız kitapsız cehenneme sürüklenecekleri anlamına gelmez.


Suçluların yapıp ettiklerinin suç ve günah olduğunun âşikâr olarak bilinmesi sebebiyle akıbetlerinin de bir felâket olduğunun apaçık gerçek olarak bilindiği anlamına gelmekte ve sarsıcı bir uyarı maksadı taşımaktadır.


Dünya hayatına düşkün olanlar Karun’un servet ve ihtişamını gördükçe onun şanslı bir insan olduğunu düşünüyor ve onun yerinde veya onun kadar zengin biri olmak istiyorlardı.

İlim ve irfan sahibi kimseler ise onları kınayarak bu tür özentilerin yersiz olduğunu söylüyorlardı. Zira dünyadaki servet geçici, ahiret ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır.


Karun, evi barkı ve bütün servetiyle birlikte yerin dibine batırıldı. Daha önce onun ihtişamına imrenip özenenler bunu görünce söylediklerine pişman oldular ve Allah’ın verdiği rızka razı olmak gerektiğine, nankörlerin iflah olmayacaklarına kanaat getirirler.

Karun kıssası, kirli servet ve gücüne güvenerek, kendini imtiyazlı – seçkin – akıllı – uyanık – zeki ve büyük görüp; Allah’a isyan, insanlara karşı haksızlık eden ve bu suretle sınırı aşan ve azgınlaşanlar için asırları aşıp gelen bir ibret tablosu, bir öğüt levhasıdır.

DEVLET, ADALET ile Ayakta Kalır! ADALETSİZLİK ile YIKILIR!

Selçuklu Sultanı Ahmet Sencer’e sorulmuş: Devletin neden çöktü?
Büyük işleri küçük adamlara, Küçük işleri büyük adamlara verdiğimi geç anladım!
Küçük adamlar büyük işleri yapamadılar! Büyük adamlar küçük işleri yapmaya tenezzül etmediler! Böylece devlet düzeni bozuldu, diyor!

Yeryüzü ve Gökler, Adalet sayesinde ayakta durur. Adalet, bütün erdemlerin başıdır.

Adalet ve Nizam, Devletin temelidir. Adalet olmadan, bir Devlet varlığını devam ettiremez.

Kurumlar ancak Kurallar sayesinde ayakta kalır. Kuralların uygulanmadığı kurumlarda, Kaos – Karmaşa ve Kargaşa vardır ve Adaletten bahsedilemez.

Adaletin olmadığı toplumlarda, sosyal kaos ve karmaşa hakim olur. Sosyal Kaos ve Karmaşanın olduğu toplumlar, varlığı ve birliğini koruyamaz

Devlet ve Toplum hayatında, olmaz ise olmaz, adalet, kavramıdır.

Adalet, toplumda; güveni, sosyal barışı ve huzuru da beraberinde getirecektir. Aksi halde, sosyal adalet ve toplumsal barış temin edilemez.

Toplumsal Barışın olmadığı toplumlarda, kaos – karmaşa ve kargaşa hakim olacağına göre. Doğa, boşluğu, kabul etmeyeceğine göre.

Toplumsal Barışın olmadığı toplumlar, önce iç karışıklıklar ve sonra da DIŞ MÜDAHALEYE hazır bir duruma gelecektir.

Toplumsal Barışın olmadığı toplumlar da, milli bilinç gelişemez. Milli Bilinci gelişememiş toplumlar dağılmaya ve yok olmaya mahkumdur.

Türk; Adalet dağıtan ve Hakikat ehli demektir. Adaletin olmadığı durum ve kurumlarda, zulüm var demektir. Zulüm ile ABAD olunamaz!

Devletin dini adalettir, adaleti olmayan devlet dinsizdir, diyeceksiniz. ADALET ve HAKİKATE mugayir işler ve davranışlar sergileyeceksiniz, öyle mi?

Devlet, yalnız adalet ile sonsuzlaşır ve adaletsizlikle yıkılır.

Devlet, adalet ile yönetilir. Devlet yönetim sistematiğinde; Ehliyet ve Liyakat, sıradan ve öylesine bir kavram değildir. Ehliyet ve Liyakat için öncelikle eğitim gerekir!

Adalet, mülkün temelidir. Adalet güneşi batarsa, insanlar için yeryüzünde yaşamanın anlamı kalmayacaktır.

Adaleti tesis etmek için herkes sorumluluk taşımalı. Adalet olmadığı durumlarda, sosyal barış ve huzur olmaz. Sosyal barış ve huzurun olmadığı durumda ise KAOS ve KARMAŞA geliyor demektir.


Toplumsal KAOS ve KARMAŞA fitili bir ateşlenirse nerede duracağı ve nerelere varacağı tahmin dahi edilemez.

Bölgemizdeki ülkelere bakmak ve ibret almak gerekir. Milli BİRLİK ve MİLLİ BİLİNCİ, tesis edemeyen toplum ve devletler, dağılmak ve yok olmak ile karşı karşıya kalacaktır.

Ehliyet, Liyakat ve Adalet, birbiri ile bağlantılıdır. Ehliyet, Liyakat ve Adalet; toplumsal güven, sosyal barış ve toplumsal huzuru da beraberinde getirecektir.

İş; ehline verilecek. İş, ehline verilmediği dönemlerde, kıyameti bekleyeceğiz. Peki, bu kıyamet, kim ya da kimlerin kıyameti olmalı?

Hz. Mevlana; Adalet, bir şeyi yerli yerine koymaktır! Adalet, ağaçlara su vermektir! Adalet, bir nimeti yerine koymaktır! Yani hakkı hak sahibine vermektir! Adaletsizlik ve Zulüm, dikene su vermektir! Adaletsizlik ve Zulüm, Bir şeyi layık olmayana vermek ve bir şeyi konmaması gereken yere koymaktır! Adaletsizlik ve Zulüm, hakkı hak sahibine vermemektir! Bu hal; sadece belaya – felakete ve helake, sebebiyet verir, buyurmaktadır!


Hz. Mevlana;
toplumda sosyal barışın, adaletin, huzurun sağlanması ancak ehliyet ve liyakate önem verilmesi, ehliyet ve liyakat sahibi insanların iş başına getirilmesiyle mümkün olabilecektir! Ehliyet ve liyakate bakılmaksızın işlerin yürütülmeye çalışılması halinde ise toplumsal düzenin işleyişinde aksaklıklar ortaya çıkacak ve sosyal düzen bozulacak, kaosa ve karmaşaya zemin hazırlayacaktır, buyurmaktadır!


Hadis-i şeriflerde; İşinin ehli olmayana, İş ve görev tevdi edildiği, verildiği zaman, kıyameti bekleyiniz! Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin, buyrulur!


Sonsuz Hikmet ve Kudret Sahibi Yüce Allah, Nisa suresi 58. ayetinde; Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder! Allah size ne güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir, buyurmaktadır!

Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine, Nasıl bir Kişi, REKTÖR Olarak Atanmamalı?

Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu’nun ikinci dönem görev süresi, 2026 yılı EKİM – Kasım aylarında doluyor.


İki Dönem – SEKİZ YIL REKTÖRLÜK döneminde; ARAŞTIRMA — GELİŞTİRME – BİLİMSEL FAALİYETLER ve TEKNOLOJİ ÜRETİMİ konusunda neler yapıldığını, sormak gerekir?

İki Dönem – SEKİZ YIL REKTÖRLÜK döneminde; Üniversite ve Akademi olarak; Ülkesine ve bulunduğu ilin ekonomik kalkınmasına, ne gibi ve hangi alanlarda katkı sağlandığını da, sormak gerekir?

İki Dönem – SEKİZ YIL REKTÖRLÜK döneminde; Kitap Fuarı – Kütüphane Anlaşmaları ve Üniversite Tanıtımları için Yurt Dışı turistik seyahat ve gezilerde, Araştırma – Geliştirme – Bilimsel Faaliyetler ve Üniversitenin tanıtımı konusunda ne gibi somut gelişmeler ve katkılar olduğunu da, sormak gerekir?

Cem Hoca, rektörlük görev süresi dolmadan, başka bir kuruma geçebilmek için her yolu denemektedir.

Cem Hoca, rektörlük görev süresi dolmadan, bir kuruma BAŞKAN ya da Yurt Dışı bir elçilik bünyesinde ATEŞE olarak görevlendirileceği günleri, dört gözle beklemektedir.

Cem Hoca, iki dönem – sekiz yılın devamı niteliğinde, kendisine yakın ve rektörlük yönetim kadrosundan bir kişinin, Rektör olarak atanması için KULİS yaptığını da hatırlatmak isterim.

Yerel Siyaset – Yerel Dinamikler ve Yerel bir SERMAYE GRUBU, kendilerine yakın çok KULLANIŞLI bir kişi ya da akademisyenin Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine REKTÖR olarak atanması için hem yerel çerçevede ve hem de Ankara’da, LOBİ ve KULİS faaliyetlerine başladığını, hatırlatmak isterim.

Yerel Siyaset – Yerel Dinamikler ve Yerel bir SERMAYE GRUBU tarafından PR ve PAZARLAMASI ( ehline malum ) yapılan kişi ya da akademisyen, üniversite koridorlarında, şimdiden kendisini, müstakbel REKTÖR olarak ilan ettiğini de not edelim.

Üniversiteler; ülkenin ihtiyaç duyduğu insan gücünü yetiştiren, kaynak ve kadrosuyla bilim ve teknoloji üreten, araştırmaları teşvik eden, toplumsal gelişmelere öncülük yapan ve bilimsel yöntemlerle her meseleye çözüm arayan kurumlardır.

Üniversiteler; bilgi üreten ve bilgiyi kullanabilecek insan yetiştiren kurum demektir. Üretilen bilginin topluma yayılmasını sağlamaktır.


Üniversiteler; devlet ve millet adına, araştırma ve geliştirme, bilim, uygulama ve kalkınma demektir.


Üniversite yönetimleri; toplum ve şehrin tüm dinamikleri ile ilişkili ve bağlantılı olmak zorundadır.


Üniversite yönetimleri; Toplum ve toplumun tüm katmanlarına, FİL Dişi kulelerden, her şeyi ancak biliyoruz edasında, bilgiçlik taslamak ve üstenci bakış edasıyla, bir yere varamaz.


Aksi halde, bilim üretmeyen, araştırma – geliştirme faaliyetlerine önem vermeyen üniversite yönetimi ile bir DÖRT yılı daha, hem üniversite, hem bilim sevdalısı akademisyenler, hem şehir ve hem de ülke adına KAYIP ve HEBA olacaktır.


Üniversiteler; araştırma, geliştirme ve bilimsel faaliyetler ve teknoloji üretmesi gereken kurumlardır.


Üniversiteler; ülkesine ve bulunduğu ilinin ekonomik kalkınmasına katkı sağlamalıdır.

At sahibine göre kişner, der eskiler. Rektör ne ise üniversite yönetimi, akademisyenler ve tüm idari kadro da aynen öyle olacaktır.


Bir Üniversite Rektörü; dinamik, aktif, inovatif, pro-aktif, atılgan, girişimci, modern yönetim tekniklerine hakim, iletişim ve iletişim krizlerini de yönetebilen, kendisi ve çevresi ile barışık ise üniversite yönetimi de kurumsal olarak aynı özellikleri taşıyıp başarılı olacaktır.


Bir Üniversite Rektörü; üniversitenin lideridir! Rektör yardımcıları, danışmanları ve öğretim üyelerinden bir yönetim oluşturur! Dekan ve yüksek okul müdürlerini atar ve senatoyu oluşturur! Rektör yardımcıları ve senato oluşumu ile üniversite yönetimi oluşturulur.


Bir Üniversite Rektörü; başarılı ise üniversite yönetimi ve dolayısı ile üniversite de başarılı sayılacaktır.


Üniversitede tüm akademik ve idari kadro, kurumsal aidiyet çerçevesinde çalışır ve başarılı olur ise doğal olarak, REKTÖR ve ÜNİVERSİTE de BAŞARILI sayılacaktır.

  • Peki, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine, iki dönem – SEKİZ YIL, Prof. Dr. Cem Zorlu’nun Rektörlük görev süresi bitiminden sonra, NASIL bir KİŞİ ya da AKADEMİSYEN, REKTÖR olarak ATANMAMALI?


Öncelikle ve özellikle, ülkenin geleceğinin emanet edileceği gençler, şehri ve ülkesi adına; kaygısı, dertleri ve projeleri olmayan bir kişi, REKTÖR olarak atanmamalı.


Açık, şeffaf iletişim ve hesap verebilir katılımcı yönetim anlayışı sergilemeyen, kurum çalışmalarında, durumsal yönetim anlayışını önceleyen, kurumsal yönetim ve aidiyet içselleştiremeyen bir kişi, REKTÖR olarak atanmamalı.


Yönetimde ikircikli tavır ve tutum içerisinde bulunan, kurumda kimseye güvenmeyen ve yönetim olarak da; herkesi, kötü ve potansiyel suçlu görecek bir kişi, REKTÖR olarak atanmamalı.


Bulunduğu şehre ve şehrin tüm dinamiklerine sahip çıkamayacak; üniversite, sanayi ve toplum ile arasında köprüler kuramayan, bir kişi, REKTÖR olarak atanmamalı.


İnandıkları tüm değerler ve bu değerlerin temsilcisi konumundaki toplum önderlerine küfredenler ile YOL YÜRÜMEYİ ve YOL ARKADAŞLIĞI yapmayı tercih eden bir kişi, Rektör olarak atanmamalı.


Kurumu tanımadığından kaynaklı, KARGA zihniyetli tipler ile YOL yürümeyi ve hatta bu tipleri kendisine DANIŞMAN olarak tercih edecek bir kişi, Rektör olarak atanmamalı.


Yerel Siyaset – Yerel Dinamikler ve bir Sermaye grubunun talep ve istekleri çerçevesinde, atama kararlarına imza atacak, yatırım – proje ve programları hazırlayacak, bir kişi, Rektör olarak atanmamalı.


Şehrin tüm dinamiklerine rağmen, Yerel Siyaset ve bir Sermaye Grubunun Emir Komuta zincirinde, tüm YATIRIM ve PROJE taleplerine onay verecek, bir kişi, REKTÖR olarak atanmamalı.


Fakültedeki odası kadar ufku – vizyonu – hedefi ve çapı olan bir kişi, REKTÖR olarak atanmamalı.


Bu günlere gelmesinde maddi ve manevi desteği olan kişi ya da Yerel Siyaset – Yerel dinamikler ve Bir Sermaye Grubuna; VEFA ya da DİYET borcu olan bir kişi, REKTÖR olarak atanmamalı.


Kin, nefret ve intikam ateşi ile yanıp tutuşan asalak tiplerin sufle ve etkisinde; alacağı tüm kararlar ve yapacağı tüm atamalarda; AGORA MEYHANESİ, ARENA MEYDANI ve KÖY KAHVESİ çalıştırır tipte; bir kişi, REKTÖR olarak atanmamalı.


Makam ve MARKAYA GÜÇ Katabilecek değil, Makam ve MARKADAN GÜÇ alan ve ÖZGÜVENİ olmayan, çok kullanışlı ve emir komuta zincirinde çalışabilecek, SİLİK ve EZİK bir kişi, REKTÖR olarak atanmamalı.


Her SEÇİM, her SEÇİŞ ve her TERCİH bir VAZGEÇİŞTİR. Neleri seçtiğiniz ve Nelerden Vazgeçebilmek önemlidir.


YOL Kazası ya da BAŞARISIZLIK olduğu durumlarda, yapılan seçiş, tercih ve seçimlere bakmak gerekir.


VAZGEÇMEK ÖZGÜRLÜK der, eskiler. Peki, Nelerden VAZ GEÇEBİLİYOUZ?

1 -) 3 Ağustos 2025 Tarihli KÖŞE YAZIM; Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi REKTÖR Adayları!

Yeni bir DEVİR Başlıyor — 3 —

Yeni bir dönem; Kurucu İrade ve Kuvay-i Milliye Ruhu devlet kodlarının sisteme hâkim olduğu ve bürokraside ki; RESTORASYON süreci akabinde; yeniden diriliş ve şahlanışın başlangıcı olacaktır.

Küresel yeni bir Düzen ve Denge çerçevesinde, YENİ bir DEVİR ve DÖNEMİN eşiğindeyiz. Ya VAR olacağız. Ya da YOK olup gideceğiz.

Kuvay-i Milliye Ruhu; ihtiyaç olunduğunda, bütün ülke olarak, tek bir yumruk halinde ve düşmanın kafasına bu yumruğu indirebileceği; her bir ferdin; vatanın bekası için elinden gelen her hizmeti verebileceğinin genlerine işlenmiş halidir.

Ehliyet ve Liyakat, Adalet ve Hakkaniyet temelli; yeni bir devir ve dönem başlıyor.

Ehliyetsizlik ve Liyakatsizlik, her yeri kaplamış olsa da.

Ehliyetsizlik ve Liyakatsizlik üzere bir ZULÜM devri yaşanmış olsa da.

Ehliyet ve Liyakatin cari olduğu, Adalet ve Hakkaniyet üzerine bina edilecek, yeni bir devir ve dönem başlıyor. Kifayetsiz muhteris ve çapsız tipler istemese de.

Yeni bir dönem; beş bin yıllık Kadim Türk Devlet geleneği; ADALET ve HAKKANİYET ilkeleri üzerine BİNA edilecektir.

Adalet, mülkün ( Devlet ) temelidir! Adalet güneşi batarsa, insanlar için yeryüzünde yaşamanın anlamı kalmayacaktır.

Adaletin olmadığı toplumda, zulüm var demektir. Zulüm ile ABAD olunamaz.

Adaletin olmadığı toplumlarda, kaos ve karmaşa hakim olur.

Adaletin olmadığı, toplumlarda, sosyal barış ve huzur temin edilemez.

Devlet, yalnız adalet ile sonsuzlaşır ve adaletsizlikle yıkılır. Devlet, adalet ile yönetilir.

Yeryüzü ve Gökler, Adalet sayesinde ayakta durur. Adalet, bütün erdemlerin başıdır.

Adalet ve Hakkaniyet üzerine bina edilecek, Yeni bir devir ve dönemi kabullenemeyen ehliyetsiz – liyakatsiz ve kifayetsiz muhterisler; devlet yönetim sisteminden tamamen tasfiye edilecektir.

Direnmeleri boşunadır. Direnmeleri sadece inkârlarını artıracak ve devletin CELAL yüzü ile karşı karşıya kalacaklar. Yapmış oldukları tüm ihanetlerinin hesabı tek tek sorulacaktır.

Vakit, Hesap ödeme ve Hesaplaşma vaktidir.

Birileri HESAP Ödemeden kaçmayı hesap etse de.. Tüm HESAPLAR – İhanetler, tek tek sorulacak ve Ödenecek.

Türk Devleti, hem Devlet ebed müddet devam ülküsü ve hem de Küresel yeni bir Düzen ve Denge çerçevesinde, TURAN – KIZIL ELMA ve Nizamı âlem hedeflerine doğru salimen yol almaktadır.

Türkiye gibi kilit ülkelerde ki siyasette; Bir şey vuku buluyorsa, önceden Kadim bir AKIL tarafından kurgulandığı ve planlandığından emin olabiliriz.

Kadim Türk Devlet AKLINI, kabul etmeyen ve idrak edemeyenlere, diyecek sözümüz yoktur!

Neymiş Efendim! Sözün tamamı ve lafın fazlası, aptala söylenirmiş!

Rahmet ve Mağfiret Ayı; Hoş geldin, Ya Şehri RAMAZAN

On bir ayın sultanı Ramazan; başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu da, iman ve teslimiyet ehli için cehennem azabından kurtuluş ayıdır. HOŞ geldin Ya Şehri Ramazan.

Rahmete, mağfirete ve cehennem azabından kurtulan kullarından olabilmek ümidiyle.

On bir ayın sultanı Ramazan; tefekkür ve tezekkür ayıdır. Hayatın her anında Kuran ile yaşamayı, tezekkür ve tefekkür halinde olmayı gerektirir.

Dünya hayatı, bazıları için sadece bir yarıştan ibarettir. Mal biriktirme, mal yığma ve sayma, makam, mevki, iktidar ve güç rekabeti – yarışı.

On bir ayın sultanı Ramazan; paylaşım, ikram ve infak ayıdır. Paylaşmanın, ikramın, infakın, sevginin, huzurun, birlik ve beraberliğin tesisine imkân verir.

On bir ayın sultanı Ramazan, sadece aç kalmak ve sadece ibadet mevsimi de değildir.

Ramazan; eşrefi mahlukat olarak yaratılan insanın özüne dönme, kendimi ve çevresini fark etme, Yüce Allah’ın kudreti, lütfu ve inayeti karşısında insanın aciz olduğunun farkında olması gereken fırsatlar sunmaktadır.

On bir ayın sultanı Ramazan, Akletme, tefekkür ve tezekkür ayıdır.

Yüce Allah; Ne kadar az düşünüyorsunuz ve Akletmez misiniz, buyurmaktadır.

Tefekkür kulun, hayret makamında olması demektir. Kul, aklının kavrayamadığı ilâhî sır ve hikmetler karşısında şaşırıp kalması ve istiğrak haline bürünmesidir.

On bir ayın sultanı Ramazan; Hayatın hızına dur diyebilmek ve yavaşlatabilmek, biraz SUKUNET ve Yavaşlama demektir.

On bir ayın sultanı Ramazan; hayatın sadece işten, yarıştan, rekabetten, güçlü olmak, güçlü görünmek, makam, mevki ve iktidar yarışından ibaret olmadığını hatırlatmaktadır!.

Hayat, sadece koşturmaca değildir. Hayat, başka insanlarla yarış ve rekabet değildir. Hayat; makam, mevki, iktidar ve güç yarışı da değildir.

Hayat, fıtrata uygun şekilde, İNSAN olabilmek ve İnsan kalabilmek yarışıdır.

Aksi halde zaten esfel-i safilin derekesini boylayacaktır!

On bir Ayın Sultanı Ramazanı, her bir manası ile huzur ve huşu içinde idrak ettiği, rahmetinden ve bereketinden ziyadesi ile müstefit olduğu kullarından olabilmeyi.

Daha nice Ramazan ve Bayramlara, Sağlıklı bir şekilde erişebilmeyi, Yüce Allah nasip eylesin.

Rahmet, Mağfiret, Bereket, Paylaşma, Sükûnet, İnfak ve Cehennemden Kurtuluş Ayı, Ramazan Şerifimiz Mübarek olsun.

Hem dünya da ve hem de ukba’da kurtuluşa eren, BAYRAM eden kullarından olabilmek ümidiyle!

Münih Güvenlik Konferansı / 2026

Küresel – Emperyalist Güçler ve Büyük Devletler; Dünya Ekonomik Forumu, Bilderberg Toplantıları ve Münih Güvenlik Konferansları ile dünya düzeni ya da sistematiğini, her yıl belirli aralıklarla konuştukları ve küresel sorunları gündeme aldıklarını, hatırlatmak isterim.

Dünya Ekonomik Forumu, Bilderberg Toplantıları ve Münih Güvenlik Konferansları ile katılımcı ülkelere ve devlet yöneticilerine; EV ÖDEVLERİ verilmekte olduğunu da not edelim.

Münih Güvenlik Konferansı; 1963’ten beri, her yıl Şubat ayında, Almanya’nın Bavyera eyaletindeki Münih’te, uluslararası güvenlik politikaları üzerine, düzenlenmektedir.

Eski adıyla Münih Güvenlik Politikaları Konferansı olarak adlandırılan konferansın her yıl sloganı değişmektedir. 2026 yılı Münih Güvenlik Konferansı ana teması; Küresel düzen ya da dengenin “ yıkım altında ” olduğu vurgulanmaktadır.

Münih Güvenlik Konferansının 2025 yılındaki ana teması, Diyalog Yolu ile Barış ve Huzur, olduğunu hatırlatmak isterim.

Peki, Dünya Halkları ve özelliklede Ortadoğu bölgesine BARIŞ ve HUZUR gelecek midir?
Münih Güvenlik Konferansı, uluslararası güvenlik politikası karar alıcılarının görüş alışverişinde bulunmaları için en önemli ve bağımsız tartışma alanı FORUM hâline gelmiştir.

Her yıl, dünya çapında 70’den fazla ülkeden yaklaşık 800 üst düzey lider ve yönetici, mevcut ve gelecekteki küresel güvenlik sorunları üzerine yoğun bir tartışmaya katılmak üzere bir araya gelmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti DIŞ İŞLERİ Bakanı Sayın Hakan FİDAN, bu yıl düzenlenen Münih Güvenlik Konferansına, alınan bir istihbarat çerçevesinde, oldu bitti bir durum ve konuma düşmemek adına, katılmadığını da not edelim!

Münih Güvenlik Konferansı’na katılan Suriye Dışişleri Bakanı Hasan Esad Şeybani; ABD DIŞ İşleri Bakanı ve Suriye Özel Temsilcisi Barrrak başkanlığında, aynı masada ve yan yana, SDG temsilcileri ile yaptıkları toplantı sonrasında; SDG’yi düşman olarak değil, ortak olarak görüyoruz. Bu nedenle onların Suriye hükümetinin bir parçası olmalarına yardım etme konusunda oldukça istekliyiz, diyormuş!

Katılımcılar arasında devlet ve hükûmet başkanları, uluslararası kuruluşların liderleri, bakanlar, milletvekilleri, silahlı kuvvetlerin üst düzey temsilcileri, bilim insanları, sivil toplum üyeleri ve iş dünyası ve medyanın üst düzey temsilcileri yer almaktadır.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz; Transatlantik güveni birlikte tamir edelim ve canlandıralım, ifadelerini kullanmaktadır.

1963 yılından bu günlere düzenlenen Münih güvenlik konferanslarının ana motivasyonu; “transatlantik dünya” diye tanımlanan Batılı uluslararası topluluğun küresel ekonomik, siyasi ve güvenlik hakimiyetini kalıcı hale getirmek, Amerikalı ve Avrupalı ortaklar arasındaki ilişkileri güçlendirmek, bu bağlamda ortaya çıkabilecek risk ve zorluklara en üst düzeyde çözümler aramak oluşturmaktadır.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio; Dünya gözlerimizin önünde çok hızlı bir şekilde değişiyor. Jeopolitik çağdayız ve bu yüzden hepimiz, rollerimizi gözden geçirmeye ihtiyaç duyuyoruz. Sınırların olmadığı bir dünya bize büyük zarar verdi. Bunun insan doğasını da tarihi de göz ardı eden bir yaklaşım olduğunu. Kitlesel göçün “geleceği tehdit ettiğini, ABD ve Avrupa’nın bu hatayı birlikte yaptığını. Bunun yabancı düşmanlığı olmadığını. Aksi takdirde medeniyetimizin varlığı tehdit altına girecek. ABD ve Avrupa’nın “kaderlerinin birlikte örüldüğünü” ve bu süreçte birlikte olması gerektiğini. Restorasyon sürecini tek başımıza yapmaya hazırız ama Avrupa’yla birlikte yapmayı tercih ederiz. Zayıf müttefikler istemiyoruz. İşlemeyen bir statükoyu savunan müttefikler değil, onu düzeltmeye çalışan müttefikler istiyoruz. Avrupa’nın kendini savunabilir bir hale gelmeli ki kimse müşterek gücümüzü test etmeye kalkamasın. Batı’nın gerileme sürecini yöneten kibar görevliler olmayacağız, diyor.

NATO Genel Sekreteri Rutte; Avrupa, ABD’siz kendini savunabilir mi? Uluslararası kurumlar veya işbirliği örgütlerinin terk edilmesine gerek olmadığını fakat bu kurumların reforma ihtiyaç duyduğunu. Rusya ile süren barış görüşmelerine dair bir soruya; müzakerelerin “en temel konuları” tespit etmeyi başardığını fakat Rusya’nın barış konusunda ciddi olup olmadığını tespit edemediklerini. Çin ile ticaret müzakereleri ve ilişkileri hakkındaki bir soruya; Ulusal güvenliğimize zarar verecek hiçbir şeyi kabul etmeyeceğiz, diyor.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi; ABD ile ilişkilerinin gidebileceği iki yol olduğunu; Bunlardan birinde ABD, Çin’i objektif bir şekilde anlar, böylece aynı hedefler için çalışır ve ortak çıkarlarımızı artırırız. Bu işbirliğini büyütür ve hem ülkelerimiz hem de dünya için en iyi sonucu verir. Diğerinde ise Çin’den uzaklaşmak, tedarik zincirinden Çin’i çıkarmaya çalışmak ve Çin’in yaptığı her şeye itiraz etmek var. Biz Çin olarak ilkini tercih ediyoruz ve sizin de aynı görüşü paylaştığınıza inanıyoruz. Ama her türlü riske hazırız. ABD’nin Tayvan konusunda Çin’in kırmızı çizgilerini test etmesinin iki ülkeyi çatışmaya itebileceğini. Japon halkı militarizmi canlandırmak isteyen aşırı sağcılar tarafından manipüle edilmelerine izin vermeyi bırakmalı. Barış isteyen tüm ülkeler Japonya’ya şu mesajı net bir şekilde vermeli: Bu yola geri girerseniz yalnızca kendinizi yok etmeye yaklaşırsınız, diyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen; Avrupa Birliği’ni içerden zayıflatmak isteyen güçler olduğunu. Dünyanın düşmanca rekabet ve güç ilişkileri çağına girdiğine, Avrupalı yaşam tarzının tehdit altında olduğunu. Avrupa’nın bağımsız olmaktan başka çaresi yok. Bağımsız Avrupa güçlü Avrupadır ve güçlü Avrupa daha güçlü bir transatlantik ilişkiyi mümkün kılar. Avrupa’nın daha fazla sorumluluk alması gerektiğini ve bunun “son dönemde gerçekleşen şok terapisine” kadar herkes tarafından idrak edilemediğini. Bazı çizgiler aşıldı ve buradan geri dönüş mümkün değil, diyor.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer; Ülkedeki pek çok kişinin savaşı geçmişte kalan veya uzaklarda olan bir şey olarak gördüğünü. Ama bugün ayaklarımızın altındaki zemin çöküyor. Tarihte pek çok kere liderler üzerlerine son sürat yaklaşan felaketi görmek yerine başka bir yöne bakmayı tercih etmiştir. Bu sefer aynı hataya düşmemeliyiz. Avrupa’nın amacının savaş değil barış olduğunu. Buna rağmen geleceğe giden yolun güç ile inşa edilmesi gerektiğini ve savaşa hazır olmaya ihtiyaç duyduklarını. ABD’nin vazgeçilemeyecek bir müttefik olduğunu. ABD ile ilişkilerin her zamankinden daha da sıkı olduğunu ve hiçbir zayıflama işareti olmadığını, ifade etmektedir.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron; Ukrayna’da bir barış sağlansa bile Avrupa’nın, silah sanayisi çok güçlenmiş ve agresif bir Rusya ile yan yana olmaya devam edeceğini. Grönland krizi ise şimdilik aşılmış gözüküyor. Beyaz Saray’ın diğer önceliklerle dikkati dağılmış durumda. Daha güçlü bir Avrupa’nın, ABD dahil müttefikleri için de, daha iyi olacağını. Ama yine de henüz cevaplanmamış bir soru var: Avrupa – ABD ilişkileri tamir edilemez bir hasar aldı mı, diyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi; İran’a ABD ve İsrail’in müdahale etmesini savunan Rıza Pehlevi’nin Münih Güvenlik Konferansında konuşma yapmasını; Genellikle ciddi ve prestijli bir etkinlik olarak kabul edilen Münih Güvenlik Konferansının İran meselesi üzerinden bir ‘Münih Sirki’ne dönüşmesi üzücü. Stratejik olarak, amacını yitirmiş bir AB, bölgemizde tüm jeopolitik ağırlığını kaybetmiştir. Özellikle Almanya, bölgesel politikasını tamamen İsrail’e teslim etme konusunda öncülük ediyor. Avrupa’nın genel gidişatı, en hafif tabirle, VAHİM, diyor!


Peki, Avrupa – ABD ilişkileri gerçekten, tamir edilemez boyutta hasar aldı mı?

Peki, Transatlantik GÜVENİ, yeniden tesis edebilecekler mi? Zor olacağını da not edelim!

Peki, ABD ve AVRUPA arasında; küresel ekonomik, siyasi ve güvenlik hakimiyetini kalıcı hale getirebilecekler mi? Yoksa her koyun kendi bacağından mı asılacak? Herkes kendi derdine mi düşecektir?

Peki, ABD DIŞ İŞLERİ Bakanı; Avrupalı Liderlere hitaben; Kaderimiz sizinle iç içe geçti ve her zaman da geçecek. Ayrılmak istemiyoruz; eski bir dostluğu yeniden canlandırmak istiyoruz, derken, 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan sistemde olduğu gibi ” USLU ve SÖZ DİNLEYEN ” olmanız gerekiyor mu, diyor!

Peki, 2. Dünya Savaşı akabinde kurmuş oldukları ” Müesses Nizam ” neden çatırdamaktadır?

Peki, Transatlantik GÜVENİ, nasıl ve ne şekilde tamir edecekler? Ya da edebilirler mi?

Peki, ABD ne istiyor? AVRUPA ne istiyor? Bugüne kadar Transatlantik GÜVENİ tesis edenler bugün neden KAVGA ediyor ve kendi aralarında, Neden SAVAŞ konumuna geçiyor?

ULUSAL ÇIKARLAR olabilir mi? Küresel HEGEMONYA durumu olabilir mi? Ya da Emperyalist Sömürge ve Çıkarlardaki küçülmeler ve daralmalar olabilir mi?

Ya da PAYLAŞIM – BÖLÜŞÜM sorunları da diyebilir miyiz!

Peki, Küresel sistemde, daha GÜÇLÜ bir AVRUPA’NIN olmasını kim ya da kimler engellemektedir? NEDEN?

Peki, Avrupa Birliği, AVRUPA NATO’SUNU kurabilir mi? Kurulmasına izin verirler mi? Yoksa o treni kaçırdılar mı?

Bölgesel HEGEMONYAL Devletler ve HEGEMONYAL GÜÇLER zuhur edecektir!

Bazı devletler ve güçler adına, Küresel Hegemonyal durum ve varlıkları için tehlike çanları çalmaktadır!

Medeni olduklarını zan ve iddia edenler; YAKMAK – YIKMAK – İNSANLARI ve İNSANLIĞI ÖLDÜRMEK, YER ALTI ve YER ÜSTÜ tüm KAYNAKLARI SÖMÜRMEK ve YOK ETMEK üzerine kurulu olduğunu not edelim. Başkaca bildikleri bir şey yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Devletler Teşkilatı; Kadim Türk Devlet Aklı nezaretinde; tarihin – kültürün ve coğrafyanın yüklemiş olduğu sorumluluk gereği; İHYA ve İNŞA medeniyeti, İnsanı Yaşat ki Devlet Yaşasın ülküsü çerçevesinde, TURAN – KIZIL ELMA ve Nizam-ı Alem hedeflerine doğru, KÜRESEL ve BÖLGESEL bir GÜÇ olmak için salimen yol almaya devam edecektir.

Yeni bir DEVİR Başlıyor — 2 —

Sözün tamamı ya da lafın fazlası, aptala söylenirmiş.

Peki, Küresel Yeni bir DÜZEN ve DENGE kurulurken, eski alışkanlıkları olanlar ve eski düzenin oyuncuları ne yapacaktır?

Ya Yeni DÜZEN ve DENGENİN parçası olacak Ya da YOK olup gidecektir.

Değişime direnenler kaybedecektir. Değişimin önünde durulamaz.

Olay ve olgulara, alışkanlıkları değiştirmek suretiyle bakabilmeyi öğrenmek gerekir.

Peki, Siyasette ve siyasi kurguda aynı şekilde düşünmek – farklı bir bakış açısı geliştirmemek, ne gibi sonuçlara sebebiyet vermektedir?

Hayatta her şey olabilir. Olmaz denilen şeylere hazır olmak gerekir. Hayat durağan değildir. Atom parçalanır ve algılar da parçalanır ve değişebilir.

Küresel ve Yerel ölçekte, tüm eski siyasi ALGILARIN yer ile yeksan olacağı yeni bir siyasi dönem başlıyor.

Peki, Hayata, dünyaya, olay ve olgulara, farklı yaklaşımlar geliştirmek, bakış açısı ve alışkanlıkları değiştirmek suretiyle, neler neler elde edilebilir?

Hayatın statik olmadığı ve her an her şey olabileceği. Değişim – Dönüşüm ve Yeni bir Dönem!

Hayatın statik olduğu bakış açısı ve düşünce şekli, yaratılışa aykırı. Her şey; hem zıtlar ve hem de değişim üzerine bina edilmiştir.

Hayatın genel akışında, zıtlar ya da karşıt kutupların birbirleriyle etkileşimine sürekli olarak tanık oluruz.

Zıtlar ve karşıt kutuplar; kararlı, kararsız ya da güçlü veya zayıf hallerde olabilir.

Hayata dair hiçbir şey zıt ya da karşıt kutbu olmadan var olamayacağına göre!

Zıtlar ve karşıtların dengesi ve birlikteliğini idrak edemeyenler sadece zıtlar ve karşıtlar arasında ki SAVAŞA – MÜCADELEYE ve KAVGAYA odaklanır.

Zıtlar ve karşıtlar üzerinden kurulan Sistem ve DENGEYİ göremeyenler ile yeni bir YOL yürünemez.

Hz. Mevlana; Fikir ona derler ki, bir yol açsın, yol ona der­ler ki, bir gerçeğe ulaşsın, buyurmaktadır!

Peki, yeni bir yol ve yeni bir gerçeğe erişebilmek adına; farklı yaklaşımlar geliştirmeye, alışkanlıklar ve bakış açısını değiştirmeye ihtiyaç var mıdır?

İnsanoğlu yıllardır yaşamak ve yapmakta olduğu şeyleri bir anda terk edemiyor. İnsan için yeni bilgiyi ve yeni olguyu kabul etmek çok zor bir durumdur.

İnsan ve nefis için itibar ve saygınlık çok önemlidir. İtiraz – İsyan ya da karşıt mücadele, yeni gelen bilgiye değildir. İtiraz – İsyan ve mücadele; itibar, saygınlık, konum ve güçlerinin yok olmasına karşıdır.

Bugün siyasi literarüre girecek boyutta, değişime karşı direnme ve mücadeleyi, bu şekilde okumak gerekir.

Siyasi olarak bir devir ve dönem kapanacak ve yeni bir dönem – devir ve milat başlayacaktır!

Bir siyasi parti; gündem belirleme kavramı çerçevesinde; kamuoyunun önem ya da öncelik verdiği sorunlar ve konuları, kamuoyunun zihninde önemli ya da öncelikli konular haline gelmesini sağlamaktır.

Değişimine direnen yapılar; menfaat ve çıkarları, güç ve iktidarları uğruna, bir millet ve toplumun geleceğini tehlikeye atmakta hiçbir tereddüt ve kaygı taşımaz.

Yeni bir devir ve değişimi kabul etmeyen, değişime direnen ve değişime ayak uyduramayanları; yeni bilgi ve teknoloji ekosisteminden dışlayacaktır.

Her yeni gelen BİLGİYE ve DEVİRE direnenler HELAK olur gider!

Hayat seçimler ve tercihler ve değişimler üzerine bina edilmiştir.

Ya da Tabular üzerine. İnat eden ve Direnenler üzerine.

Atalarımızı, yeni BİLGİ – yeni DEĞİŞİM ve yeni bir DEVİR üzere bulmadık, diyenler, her dönemde, HELAK olur gider.

Aklı olmayan, gözleri kör, kulakları sağır, dilleri lal olmuş ve gönlü de mühürlü olan insan; yeni bir DEVİR ve yeni bir Bilgiyi kabul etmeyecektir.

Birileri; Konumu – Gücü – Malı – Mülkü – Makamı – Mevkisi ve İktidarını kaybetmemek adına, sadece direnecektir. Direndikçe de inatlaşacak ve tekrardan direnecektir. Tarihte olduğu gibi günü gelmiş yeni bir BİLGİ ve yeni bir DEVİRE direnenler her daim kaybeder.

Yeni bir Döneme hazır olanlar ile birlikte başarılır. Hazır olmayanlar yolda kalır. Geçmiş toplumlar da olduğu gibi.

Türk Devleti, Kadim Türk Devlet Aklı nezaretinde; Küresel YENİ bir DENGE ve DÜZEN çerçevesinde, TURAN – KIZIL ELMA ve Nizam-ı Alem hedeflerine matuf, YENİ bir DÖNEME evirilmek üzeredir.

Yeni bir DEVİR Başlıyor!

Dünya’da yaşanan son gelişmeler, hem dünya siyaseti ve hem de devlet yöneticilerinin değişime zorlanacağı bir döneme işaret etmektedir.

Dünya Siyasetinde Değişim çerçevesinde, görevde bulunan bazı EKOL temsilcileri tasfiye olurken, YENİ EKOL temsilcileri görev alacaktır.

Bazı EKOL Temsilcileri OYUN DIŞI kalırken, YENİ OYUNCULAR ve YENİ EKOL Temsilcileri oyuna girecektir.

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli; 14 Mayıs 2023 tarihinde ki Cumhurbaşkanlığı seçimleri akabinde yapmış olduğu; Önümüzdeki günlerde çok şey değişecektir, her şey değişecektir; Öyle gözüküyor. İnşallah Türkiye değişmez, ifade ve vurguları muvacehesinde, Dünya ve YEREL çerçevede, DEĞİŞİM vakti saati gelmiş demektir.

Dünya Siyaseti ve Gelecek adına; STRATEJİ ve PLANI olmayan toplumlar, PLANI olan, Ülke ve Küresel Güçlerin KÖLESİ olmak durumunda kalacaktır.

Türk Devleti, Kadim Türk Devlet Aklı nezaretinde; Küresel YENİ bir DENGE ve DÜZEN çerçevesinde, TURAN – KIZIL ELMA ve Nizam-ı Alem hedeflerine matuf, YENİ bir DÖNEME evirilmek üzeredir!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; beka ve milli birlik sorunlarına karşı, bölgemiz ve içerideki tüm küresel kumpasların çözüm kaynağı; milli birlik, milli bilinç ve milli mutabakat halinde olmaktır.

Anadolu kara parçasında yaşayan vatandaşlar, vatanın bölünmez bütünlüğü, milletin bağımsızlığı ve birliği, demokrasi kültürünü içselleştirme ve içerideki tüm farklılıklara karşı da hoşgörü göstermekle mükelleftir. Aksi halde sosyal barış ve huzur temin edilemez.

Devlet, başka bir şey. Devlet adamı başkaca bir şey. Siyaset ve siyasetçi başka bir şeydir. Siyasetçi, asla devlet değildir. Demokratik ülkelerde, siyaset adamı seçimle gelir ve daha sonraki seçimle gider.

Kadim Devlet Aklı denetiminde ki Türk Devletinde, 2053 ve 2071 Büyük Türkiye hedefleri doğrultusundaki, devletin stratejik politikaları, siyasetçi veya partilere göre, değiştirilemez.

Hem dünya insanlık tarihinden TÜRKLERİ çıkarırsanız tarih diye bir şey kalmaz diyeceksiniz. Hem de bu topraklarda vuku bulun her şey sıradan ve kendiliğinden meydana gelecek; öyle mi?

Devletin bekası ve milletin birliği; Devlet-i-ebed-müddet devam ilkesi çerçevesinde; Türk asrının başlatılabilmesi adına, başka bir akıl, başka bir strateji, başkaca bir taktik ve yönteme ihtiyaç duyulmuştur.

Sistemden beslenen asalakların bekleştiği şekilde, devlet yönetim sistemi ve siyaset geleneği, siyasal parti ve iktidar olma süreci, yeni dönem ve yeni yönetim sistemi, malum siyasi parti içinden çıkması muhtemel bir parti veya LİDER, yani aynı ekol temsilcisi bir HALEF ile siyaset yolculuğuna devam etmeyecektir.

Siyasal İslamcıların tamamen tasfiye olacağı, Kuvay-i Milliye Ruhu ve Kurucu İrade temsilcilerinin devlet yönetimine hakim hakim olacağı yeni bir dönem geliyor.

Siyasi mantalite olarak bir devir kapanıyor ve yeni bir siyasi dönem başlıyor. Asalak ve çapsızlar, ehliyet ve liyakatleri olmadığı için beslendikleri sistemin devamını talep etmektedir.

Tarihi Türk Devlet Kodları ve Kadim Türk Devlet geleneğinin kontrolündeki Türkiye’de, yeni siyaset ve yeni devlet yönetim modeli; Kuvay-i Milliye Ruhu ve Kurucu İrade gelenek ve kültürüne sahip parti ile Büyük ve Güçlü Türkiye hedef ve yolculuğuna başlayacaktır.

Hem dünle beraber gitti cancağazım, Ne kadar söz varsa düne ait, Şimdi yeni şeyler söylemek lazım, diyeceksiniz. Hem de bugüne dair, toplumun sorunlarına yönelik, söyleyecek tüm söz ve argümanlarınız tükenmiş olacak.

Sözün bittiği yerdeyiz. Söz ve iddiası olmayanlar siyaseten bitmiş demektir. Bugünün yerel ve küresel sorunlarına, vatandaşların taleplerine karşı, ülkenin geleceğine yönelik; çözüm önerileri, programı ve argümanı olanlar gelecektir. Demokrasinin güzelliği buradan kaynaklanmaktadır.

Daha önceki yazılarımda sürekli olarak vurgulamaya çalıştığım; DEMOKRASİ – SEÇİMLER ve PARLAMENTO korunmalı. Aksi halde yandı gülüm keten helva, demektir.

İBRAHİM’İ DİNLER; Dinler Arası Diyalog ve Dinler Bahçesi!.

Sonsuz Hikmet Sahibi Yüce Allah; Ali İmran Suresi 19. Ayeti Kerime de; Kuşkusuz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki hak tanımazlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler, bilmelidirler ki; Allah’ın hesabı çok çabuktur, buyurmaktadır.


İbrahim’i DİNLER & İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde; Hz. İbrahim, Yahudiler ve Arapların ortak atası olduğu, Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler arasında, barışın önemi, güya vurgulanmaktadır!


İbrahim’i DİNLER & İbrahim Anlaşmaları ( Abraham Accords ) 15 Eylül 2020 tarihinde, Washington’da, ABD Başkanı Donald Trump’un katılımı ile İsrail Başbakanı Bünyamin Netanyahu ve BAE Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayid el-Nahlan ve Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif el-Zayani arasında imzalanan bir anlaşma, olarak ifade edilmektedir.


İbrahim’i DİNLER & İbrahim Anlaşmaları ( Abraham Accords ) çerçevesinde yürütülen Normalleşme çalışmalarına, İslam Ülkeleri ve Türki Cumhuriyetlerden de katılımlar olmaktadır.


ABD ve Küresel Güçler, İsrail ve Arap – İslam ülkeleri arasında, İbrahim’i DİNLER & İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde NORMALLEŞME derken, hedefleri neler olabilir?


NORMALLEŞME derken; Tek Devlet – Tek Millet – Tek Dünya – Tek Bayrak – Tek Vatan çerçevesinde, Tek bir ”EVRENSEL DİN” olabilir mi?


İbrahim’i DİNLER & İbrahim Anlaşmaları ( Abraham Accords ) ve Dinler arası diyalog ile nihai hedef; Papa VI. Paul; 2000 yılı mesajında şöyle ifade edilmektedir: Birinci bin yılda Avrupa’yı Hristiyanlaştırdık, ikinci bin yılda Amerika ve Afrika’yı Hristiyanlaştırdık, üçüncü bin yılda da Asya’yı Hristiyanlaştırmalıyız, diyor!


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Hadid suresinin 28. ayetinde, bir önceki ayetin son cümlesi ile irtibatlı olarak, Hz. İsa’nın peygamberliğine ve Hz. İsa’ya inen İncil’e iman edenlerin mükafata kavuşacakları, önleri ve yollarını aydınlatan nura kavuşmaları ve Allah’ın affına mazhar olmaları için Kuran’ın öngördüğü takva zırhına bürünmeleri ve Allah’ın Resulü Hz. Muhammed’e (sav) iman etmeleri, şart koşulmuştur.


İbrahim’i DİNLER & İbrahim Anlaşmaları ( Abraham Accords ) ve Dinler Arası Diyalog kavramı; Farklı dinlere mensup insanların kendi inançlarını ve düşüncelerini diğerlerine zorla kabul ettirmek yoluna gitmeden, bazı meseleler üzerinde konuşabilmeyi ve tartışabilmeyi, ifade ediyorlarmış!


İbrahim’i DİNLER & İbrahim Anlaşmaları ( Abraham Accords ) ve Dinler Arası Diyalog kavramı; Eşitlik, hoşgörü, doğruluk, samimiyet, sevgi ve saygıya dayalı bir iyi niyet içinde, ortak olan olmayan bir meselede barış, hürriyet ve açıklık atmosferinde gerçekleşmesi düşünülen bu faaliyet, ötekini öğrenmek, bilmek, tanımak, dinlemek ve anlamak amacını taşır, şeklinde, ifade ediyorlarmış!


İbrahim’i DİNLER & İbrahim Anlaşmaları ( Abraham Accords ) ve Dinler Arası Diyalog kavramı; Müslüman tarafının en azından dünya barışına katkıda bulunma, savaşları önleme, nihilizme, ateizme, fakirliğe, cinsel sapıklığa, insanı çürüten bütün değer yargılarına karşı kilise ile beraber hareket etmek gerekir, şeklindeki saf ve temiz yaklaşım, şeklinde, ifade ediyorlarmış!


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Ali İmran suresi 64. ayeti kerimede; De ki, ey kitap ehli, sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, ona hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah’ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse deyin ki şahit olun biz Müslümanlarız, buyurmaktadır!


Bu ayeti kerimede; açıkça dini anlamda diyalog için tevhid inancını ön koşul olarak ileri sürmektedir. Allah’a şirk koşulmayacaktır. Bunun aksini iddia edenler samimi değildir.


Hz. İbrahim, ne Yahudi ve ne de Hristiyan idi. O, sadece HANİF bir MÜSLÜMAN idi, emri ve buyruğuna rağmen, başkaca bir DİN arayanlara ya da dinler arası diyalogçulara, neler demeli?


Hz. İbrahim, ne Yahudi ve ne de Hristiyan idi. O, sadece HANİF bir MÜSLÜMAN idi, emri ve buyruğuna rağmen, Yahudilik – Hristiyanlık ve İSLAM’I; Dinler Arası Diyalog, İbrahim’i DİNLER ve İbrahim Anlaşmaları algı operasyonları ile aynı potada birleştirme hareketlerine neler demeli?


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Ali İmran suresi 83. ayeti kerimede; Yoksa onlar Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde bulunan herkes isteyerek veya istemeyerek Allah’a boyun eğip teslim olmuş durumdadır ve hepsi O’na döndürülüp götürülmektedir, buyurmaktadır.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Ali İmran suresi 85. ayeti kerimede; Kim İslam’dan başka bir din ararsa, asla kendisinden kabul edilmez, buyrulmaktadır.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Nisa suresi 171. ayeti kerimede; Allah’a ve peygamberlere inanın, Allah üçtür demeyin, buyurmaktadır.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; İhlas suresi 1 ve 3. ayeti kerimede; De ki Allah birdir. Doğurmamış ve doğurulmamıştır, buyurmaktadır.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Maide suresi 72. ayeti kerimede; Allah Meryem oğlu Mesih (İsa) dır diyen gerçekten kafir olmuştur, buyurmaktadır.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Maide suresi 73. ayeti kerimede; And olsun ki, Allah üç ilahtan üçüncüsüdür diyenler kafir olmuşlardır, buyurmaktadır.


Bu ayetlerden anlaşılıyor ki; Din-i İlahi ve Dinler Arası Diyalog, İbrahim’i DİNLER ve İbrahim Anlaşmaları şemsiyesi altında teslis anlayışını onaylamak asla mümkün değildir!


Son dönemde, yan yana inşa edilen üç mabetler İnanç Parkı – Dinler Parkı ve Dinler Bahçesi ( İslam, Hristiyanlık ve Musevilik — kilise, sinagog ve cami bir arada bulunması ) adı verilen mabedin açılması, Din-i İlahi ve Dinler Arası Diyalog, İbrahim’i DİNLER ve İbrahim Anlaşmalarını yürütenlerin değirmenine su taşımaktadır.


İnanç Parkı – Dinler Parkı ve Dinler Bahçesi ne demekse? Allah katında din sadece İSLAM emrine rağmen, Dinler Arası Diyalog, İbrahim’i DİNLER ve İbrahim Anlaşmaları şemsiyesi altında; ( İslam, Hristiyanlık ve Musevilik ) kilise, sinagog ve cami bir arada olacak ve ibadet edilecekmiş!


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Ali İmran suresi 184. ayeti kerimede; Eğer onlar senin Peygamberliğini yalanladılarsa, senden önce açık deliller, hikmetli sayfalar ve aydınlatıcı kitap getiren Peygamberler de yalanlanmıştı, buyrulmaktadır.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Bakara suresi 79. ayeti kerimede; Artık o kimselerin vay haline ki, kendi elleriyle kitap yazarlar da, sonra biraz para almak için “bu Allah katındandır” derler. Artık vay o elleriyle yazdıkları yüzünden onlara, vay o kazandıkları vebal yüzünden onlara, buyrulmaktadır.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Tevbe suresi 30. ayeti kerimede; Yahudiler; Üzeyir Allah’ın oğludur, dediler. Hıristiyanlar da Mesîh (İsâ) Allah’ın oğludur, dediler. Bunlar, daha önceki inkârcıların söylediklerine benzer biçimde ağızlarından çıkan sözlerdir. Allah onları kahretsin! Gerçeklerden nasıl da yüz çeviriyorlar, buyurmaktadır.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Tevbe suresi 31. ayeti kerimede; Allah’ı bırakıp da din âlimlerini, rahiplerini, özellikle Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler. Oysa tek bir Tanrı’ya kulluk etmekle emir olunmuşlardı. O’ndan başka tanrı yoktur; O yüceler yücesidir, onların yakıştırdıkları eş ve ortaklardan bütünüyle uzaktır, buyurmaktadır.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Tevbe suresi 32. ayeti kerimede; İsterler ki Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürüversinler; ama inkârcılar hoşlanmasalar da Allah nurunu muhakkak tamamlamayı istiyor, buyurmaktadır.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Tevbe suresi 33. ayeti kerimede; Bütün dinlerin üzerindeki yerini alsın diye resulünü, doğru yol rehberi ve hak din ile gönderen O’dur; müşrikler hoşlanmasalar da, buyurmaktadır.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Bakara suresi 135. ayeti kerimede; Onlar, Yahudi veya Hristiyan olun ki doğru yolu bulasınız, dediler. Sen de şöyle de: Hayır! Biz, Hanif olan İbrahim’in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi, buyrulmaktadır.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Nisa suresi 139. ayeti kerimede; Onlar, Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir, buyurulmaktadır.


Bu ayette; Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmek, güçlü ve şerefli olabilmek için onların himayesine sığınmak, beraberliklerini tercih etmek. Müminlerin asıl güvenecekleri, dayanacakları, kader birliği yapacakları kimseler iman kardeşleridir.

Müminler, Allah’a güvendikleri, O’na sığındıkları, şerefi ve saygınlığı O’na kul olmakta aradıkları ve buldukları için güçlü ve şereflidirler. Buna rağmen onları bırakıp kâfirlerle beraber olmakta şeref ve güç arayanların imanlarında zaaf, kendilerinde münafıklıktan bir iz bulunduğu anlaşılmaktadır.

1 -) KÖŞE YAZIM; Papa’nın Türkiye Ziyareti ve İbrahim’i DİNLER & İbrahim Anlaşmaları!


https://ahmetunver.com.tr/2025/12/01/papanin-turkiye-ziyareti-ve-ibrahimi-dinler-ibrahim-anlasmalari/

2 -) KÖŞE YAZIM; İbrahim’i DİNLER & İbrahim Anlaşmaları ( Abraham Accords )


https://ahmetunver.com.tr/2025/06/01/ibrahim-anlasmalari-abraham-accords/

Küresel GÜÇLER; İNSANLIĞI TAMAMEN KONTROL Etmek İstiyor!

Dijital teknolojiler ve özellikle de YAPAY ZEKA uygulamalarının dünya insanlığına ücretsiz bir şekilde sunulmasını nasıl okumak gerekir?


Dijital Teknolojiler ve özellikle de YAPAY ZEKA uygulamalarına MİLYARLARCA DOLAR yatırım yapan küresel şirketler, ücretsiz bir şekilde, İnsanlığın kullanımına NEDEN sunmaktadır?


Dijital Teknolojiler ve özellikle de YAPAY ZEKA uygulamalarına YATIRIM yapan küresel şirketler, paraları neden har vurup harman savurmaktadır?


Peki, Geri dönüşü olmayan bir işe bu kadar para neden yatırılmaktadır?


Yoksa Dijital Teknolojiler ve özellikle de YAPAY ZEKA uygulamalarına YATIRIM yapan küresel şirketler, çok HAYIR SEVER oldukları için mi böyle bir işe girişmektedir?


Peki, NEDEN? Dijital Teknolojiler ve özellikle de YAPAY ZEKA uygulamalarına YATIRIM yapan küresel şirketler, dünya insanlığına bu uygulamaları ÜCRETSİZ bir şekilde kullanımına NEDEN sunmaktadır?


Yoksa kokusu daha sonra mı çıkacaktır? İnsanlık bu uygulamalara tamamen bağımlı hale geldikten ya da getirildikten sonra YÜKSEK bir FATURA mı kesilecektir?


İletişim teknolojisinin gelişmesi ile dünyada geçerli olan şey, data ve veri olmuştur. Data ve verinin üretilmesi, yönetilmesi ve kontrol edilmesi, toplum ve insanlık adına alınacak kararlar sürecine girmiş bulunuyoruz.

Tarihte; Tarım toplumunda, arazi ve tarlası çok olan daha değerli ve toplum tarafından sözü dinlenir ve değerli bir durumda bulunuyordu.

Sanayi devrimi ile birlikte, makineler ve bu makinelerin bulunduğu devasa fabrikalar değerli olmuştur! Bu toplumda, tabii ki sanayicinin sözü dinlenir ve sözleri geçerlidir.

Data ve veriyi elinde bulunduran güç, dünyanın ve insanlığın hâkimi, yöneteni, kontrol edeni ve hegemonya gücü haline gelecektir. İnsanlığı bekleyen en büyük tehlike burası gibi.

Teknoloji, uzak mesafeleri yakınlaştırırken, beyin ve bilincimizin damarlarını kısaltan, işleyişini bozan ve yönetmeyi kestirme yoldan halleden, bir döneme evirilmesin?

Teknoloji esiri olurken farkında olmadan dijital köleler haline mi geliyoruz? Sosyal medya üzerinden bir ALGI Operasyonu ile şehirler ve ülkeler karıştırılmaktadır. Neden Acaba?

Teknoloji üreten küresel şirketler, sözcüleri ve yaygınlaştırıcıları, insanlığı data veçhesinden sömürmeye niyet ettiklerinden kuşku yoktur.

Teknoloji üreten güç ve akıl, insanlığı, alışveriş ve ekran mahkûmu, telefon ve bilgisayar tuşlarının kullanıcısı, dijital kullanışlı kölelere dönüştürmeyi hedeflemektedir.

Peki, İnsanlığı modern teknolojik köleler haline getirmek isteyen ve yer kürenin tanrısı olmayı planlayan küresel güçlere, kim ya da kimler DUR diyecektir?

İnsani bir duygu olarak, korku ve panik karşısında, ümit etmek ve ümitli olmaktır. İman ehli, korku ile ümit arasında bulunur. Ümitsizlik ise imanı bir hastalıktır.

Havf, korku, reca ise ümit demektir. Kuranı Kerim ve Hadisi şeriflerde, korku ve ümit arasında bulunmaya teşvik ve tavsiye eden, hükümler vardır.

Korkunun içinde bocalamayı değil, her daim ümitli olmak tavsiye edilmektedir.

Yeryüzünde TANRICILIK oynayan küresel güçler, dünya insanlığını, sosyal medya ya da dijital teknoloji ile KÖLE bir duruma düşürebilmek adına, her yolu denemektedir.

Peki, Başarabilecekler mi? Yoksa tüm mesai ve harcadıkları milyar dolarları boşa mı gidecektir?

Havf, korku, gelecekle ilgilidir. İnsan, başına ya hoşlanmadığı bir şeyin gelmesinden, ya da arzu ettiği bir şeyi elde edememekten korkar.

Reca, Ümit, ileride meydana gelmesi arzu edilen bir şeye kalbin duyduğu ilgidir.

İnsana yakışan, Sonsuz Kudret, Rahmet ve Hikmet Sahibi Yüce Allah’a sığınmak, hayatının her bir anında, korku ve ümit halinde olmaktır.

Peki, kim veya kimler, dünya insanlığını korku ve paniğe sevk etmektedir? Yeryüzünde tanrıcılık oynamaya kalkışanların, sinsi plan ve kirli hesapları nelerdir?

Dijital takip sistemleri üzerinden her hareketi ve hatta her düşündüğü dahi bilinen ve kontrol edilebilen bir insanlık mı hedeflenmektedir?

Peki, iman ehli neler yapmaktadır? Dünyalık vehn peşinde midir? Dünyalık makam mevki para pul iktidar ve güç hırsı tüm manevi kanallarının kapanmasına mı vesile olmuştur?

Onlar; kulakları var, duymazlar. Gözleri var, görmezler! Kalpleri var, işitmezler, uyarı ve ikazları, neyi ve neleri ifade etmektedir?

Dünya insanlığı; Türk’ün insanı yaşat ki, devlet yaşasın felsefesi ve medeniyet değerlerine, muhtaç bir durumdadır.

Dünya insanlığının vicdanı konumunda ki; Türk Milletinin barış ve huzur adına; tarihi, kültürel, insani, coğrafi, sosyal, devlet aklı ve sorumlulukları vardır.

Türk; Adalet – Hakikat ve Mazlumların da hamiliği namına ve nizam-ı alem mefkûresi çerçevesinde, Seyfullah olduğuna göre.

Sonsuz Kudret ve Hikmet Sahibi yüce Allah; Enfal Suresi 60. ayeti kerimede; Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz ama Allah’ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda harcadığınız her şeyin karşılığı, zerrece haksızlığa uğratılmadan size tastamam ödenecektir, buyurmaktadır.

Allah; İman ehline; Düşmanın silahları ile ve hatta daha fazlası ile silahlanmasını emreder. Fakat düşmanın ahlaki ile ahlaklanmayı ise yasaklar. Düşman ya da Karşı taraf dünyalıklar uğruna; her şeyi yakar, yıkar ve tüm insanlığı da yok eder, buyurmaktadır.