Virüs ile Gelen Yeni Dünya Düzeni!.

Dünyada bir virüs ile sekiz milyar insan,  unvan, durum, makam, mevki, iktidar, güç, zenginlik   ve parasına bakmaksızın  eşit bir konuma gelmiştir!.  Virüs, insanın yaratıldığında olduğu gibi, zengin ve fakir ayırımı yapmamıştır!.  Virüs kimseyi ayırmamaktadır!. Virüs, insan denen varlığın kendisini de sorgulamasına sebebiyet vermektedir!.  Ben ne yapıyorum?! Nerede yanlış yapıyorum! Bu düzen böyle gitmez! Virüs,  İnsan denen varlığa, bu dünyaya sadece yemek, içmek, eğlenmek  ve olmayan insanlara da  gösteriş yapmak ve tepeden bakmak için gönderilmediğini de sorgulamasına sebebiyet vermektedir!.  İnsan denen varlık, öbür alemdeki derecesi için, Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah tarafından, dünyaya sadece imtihan için gönderildiğine göre!. Gerisi sadece oyun – oynaş ve eğlenceden ibarettir!.Tabii ki, idrak edene ve anlayana! Anlamayana yapabileceğimiz bir şey zaten yoktur!.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, önce Çin’de görülen ve daha sonra da dünyada yayılmaya başlayan, Mart ayı başında da ülkemizde zuhur eden vaka akabinde, çok ciddi tedbir ve önlemler almaya başlamıştır!. Alınan önlemler birilerinin keyfini kaçırmaktadır!. Devlet dediğimiz kurum, birkaç kişinin keyfine göre idare edilemeyeceğine göre!. Devlet dediğimiz kurum, topyekun milletin birliği, refahı, huzuru ve sürekliliği için kararlar alır!.  Devlet,  korona virüs savaşında almış olduğu tedbirlerle;  Sağlık sisteminin ayakta kalması, Kamu düzeninin devam etmesi, Sosyal izolasyonun sağlanması ve  Tedarik zincirinin aksamamasına önem vermektedir!. Devlet dediğimiz kurum için, devletin bekası ve  milletin birliği, huzuru ve refahı önceliktir!.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin virüs salgına karşı  almakta olduğu tedbir ve kararları, üçüncü bir dünya savaşı yaşıyoruz  şeklinde okumak gerekir!.  Devlet büyüklerimiz, virüsü, küresel bir tehdit, küresel bir salgın ve küresel bir savaş olarak ifade etmektedir!.  Acaba, neden?! Savaş durumunda  normal bir dönemde olduğu gibi tedbir ve kararlar mı  alınır?!  Tabii ki hayır!. Yoksa, savaş durumunda topyekun seferberlik mi ilan edilir?! Savaş, milli bilinç ve milli şuur ile hareket edilerek, topyekun  milletin birlikteliği ile  kazanılır!. Peki, savaş durumunda bir devlet ve millet nasıl davranır?! 

Yüz yıl önce, kurtuluş savaşında ki seferberlikte, top yekun yediden yetmişe çocuk, genç, ihtiyar, yaşlı ve kadın demeden her birey, vatan savunması ve kurtulması için savaş meydanına, cepheye koşmuştur!  Cepheye çağrılan ve gitmeyenler de vatan haini olarak tanımlandığına göre!. Bugün ise virüs salgınına karşı, acil durum haricinde, devlet evlerinizde kalın şeklinde bir seferberlik ilan etmektedir! 15 Temmuz hain karanlık ve işgal gecesi, sokağa, meydanlara çıkın diyen Devlet, bugün ise, salgının önüne geçebilmek ve sağlık sisteminin tamamen durmaması  için sokağa çıkmayın  ve sağlık için evde kalın,  evde hayat var, hayat eve sığar, diyor!. Devletin bu emri veya kararını sorgulamak veya  itiraz etmeyi  de nasıl bir akıl ile  ifade etmeliyiz?! Bilemiyorum!. Birisi, devlet ve millete, ihanet veya hainlik mi, demişti!.

Peki, Devlet dediğimiz kurum kabaca nedir?! Bir devlet haline gelmenin en müstesna özelliği, milletin  yaşaması ve  hayatın devam ettirilmesinin sağlandığı, her türlü işlerin görüldüğü ve  sorunların çözüldüğü bir teşkilata sahip olmaktır!. Devlet içinde yaşayan bireyleri daha mesut kılmak için belirli bir düzene ve aynı zamanda teşkilata ihtiyaç vardır!. Bu teşkilat yapısı, devletin yerli ve milli şuur, adalet, hakkaniyet ve egemenlik gibi konuların tamamlayıcısı, düzen ve disiplini sağlayan unsurdur!

Türkler ve Devlet diye bir soruya  verebileceğimiz cevap ise şöyledir!. Türklerin en bariz özelliklerinden biri, güçlü bir teşkilatçılık yeteneğine sahip olmalarıdır!. Yaşanılan coğrafya ve hayat tarzı Türkleri, hürriyet ve bağımsızlıklarına aşık olduğu için tarihsel süreçte, devletsiz kaldığı bir zaman diliminin olmadığı görülmektedir!. Türklerde devlet kurma düşüncesi her dönem kendisini göstermiş, yıkılan devletlerin yerine de yenileri kurulmuştur! Teşkilatlanmanın bir sonucu olarak örgütlenmeler gelişmiş ve devlet kavramı ortaya çıkmıştır!.  Türklerde insanlığın varoluş sürecinden itibaren bir devlet düşüncesi mevcuttur!.  Bugün,  virüse karşı  verilen savaşta, devlet, milletin birliği, refahı, huzuru ve sağlığı adına, yereldeki tüm yetki ve kararları da  valilere aktarmıştır!. Selçuklu  ve Osmanlı devlet sistemindeki sancak beyliği sisteminde  olduğu gibi!.

Türklerde devlet anlayışı da kabaca şu şekilde açıklayabiliriz!.  Destanlar, kitabeler ve dilden dile aktarılan milli anılarla şekillenmiş ve devlet kaynağının unsurları her dönemde vatan, istikbal, istiklal, hürriyet, bağımsızlık, millet ve egemenlik ilkelerine dayandırılmıştır!. Türkler yaşadıkları toprakları vatan olarak benimsemiş ve onu kutsal sayarak korumuşlardır! Devlet ayakta durduğu sürece milletin bağımsız olacağı düşüncesi ve  devleti her dönem vazgeçilmez bir kavrama dönüştürmüştür!. Millet ve Hükümdarın birbirlerine karşı sorumluluk ve görevleri vardır!. Millet, hükümdara bağlı olacak, hükümdar ise devleti yücelterek, milletin birliği, barış, huzur ve refah seviyesini artıracaktır! Bugün ise Hükümdar;  Cumhurbaşkanı, Devlet Başkanı ve Başkomutan şeklinde ifade edilmektedir!. Millet, devletin kurucu unsuru olduğundan, devletsiz millet olamayacağı gibi milletsiz devlet de olamaz! Türklerde, devlet ve millet iç içe geçmiş ayrılmaz iki kavramdır!

Korana virüs, dünyada yeni bir düzen ve sistematiğin kurulacağını, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal değişimlerin de olacağını  bizlere  işaret etmekte ve göstermektedir!. Sosuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır, buyurmaktadır!. Birinci dünya savaşı devam ederken, Sykes – Picot ve İkinci dünya savaşı devam ederken de, Yalta da, dünyamızı her parametresi ile parselleyen ve paylaşan egemen güçler! Bugün de bir virüs ile, virüs akabinde, ayakta kalan ulusal devletler ile yeni bir dünya düzeni ve sistematiği kuracaklardır!.  Dün, yeni dünya düzenini kurmak için yetmiş milyon insanı öldüren ve bir o kadarını da yaralı bırakanlar!. Bugün ise virüs ile iki – üç milyar insanı evlerine kilitlemiş ve hapsetmiştir!. Yani, ulusal devlet ve  milletlerin  virüse  karşı dayanıklılık testleri ile yeni kurulacak olan dünya düzeni ve sistematiğindeki masada olacaklar  tespit edilmekte ve belirlenmektedir!. 

Virüs ile bazı ulusal devletler darma dağın olmuştur!. Devlet düzeni kalmamış ve sosyal nizam kaybolmuştur!. Sosyal nizamı sağlamak  için başka ülkelerden askeri ve ekonomik yardım talep etmekteler!.  Neden?!. Ayakta kalan ve çok fazla hasarı olmayan ulusal devletler,  yeni dünya düzeni  masasında vakur bir şekilde oturacaktır!. Türk devleti, beş bin yıllık devlet geleneği, hafızası ve Kadim Türk Devlet Aklı ile birlikte,  virüs salgın ve savaşına karşı, devletin bekası ve milletin birliğine yönelik tehditlere, milli seferberlik ruhu ile almış olduğu  sert ve sıkı önlem, tedbir ve kararlar neticesinde, bir virüs ile yer ile yeksan olan devletler gibi olamayacağını,  hesapları ve planlarını okuduğunu, medeniyet, coğrafya, kültür aklı ve tarihten aldığı dersler ile, dik ve vakur bir şekilde ayakta kalacağını,  yardıma ihtiyaç duyan  ve talep eden  tüm devlet ve milletlere de, her türlü  insani yardımı yapabileceğini, emperyalist ve küresel güçlere deklare etmektedir!. Türk, Adalet dağıtan, Hakikat ehli ve mazlum milletlerin de hamisi demek olduğuna göre!. Türk Devleti, virüsten sonra kurulacak yeni dünya düzeninde, Kadim Türk Devlet Aklının  denetim ve yönetiminde, kendisini Türk ve İslam  kabul eden tüm  gönül coğrafyasındaki bölgelerin, dün olduğu gibi bugün  de,  hamisi ve ağabeyi konumunda olacaktır, diyorum!.

Share This:

Nuh’un Gemisi ( Bilgi Gemisi ) Kalkıyor!..

2019 yılı Aralık ayı itibari ile Çin’de görülen ve daha sonra da dünyanın her bir bölgesine hızla yayılmaya başlayan virüs, tüm insanlığı etkisi altına almaya, korkutmaya ve panikletmeye başlamıştır!.  Peki, İnsan denen varlık  neden veya niçin korkar?! Ya da insan denen varlık neden panikler?!  İnsan denen varlık, bulunduğu halden bir başka hal veya duruma geçme ihtimaline karşı, korku veya paniklemeye başlar! Yani bulunduğu konum ve durumdan bir başka durum ve konuma geçme korkusu! Aslında buna kaybetme korkusu da diyebiliriz!. Veya yeni bir durumun zuhur etmesi,  yeni bir bilginin ortaya çıkması ile birlikte, kaybedeceği makam, mevki, para, pul, güç veya iktidardan kaynaklı korku veya panikleme hali! Tıpkı bugün olduğu gibi!. Ne diyorsunuz?!

İnsan denen varlık,  her an tapınmakta olduğu,  dünyalık  makam, mevki, iktidar ve güç durumundan kaynaklı her daim Firavun, Nemrut  ve Ebu cehil durum ve konumuna  düşer!.  Hadi canım sende dediğinizi de duyar gibiyim!. Olur mu böyle bir şey canım!. İnsan denen aciz varlık, bazen bilinçli olarak, bazen de farkında olmadan, hata yapar ve hataya sevk edilir! Peki, iman ettiğini iddia eden bir Müslümana,  yeni bir peygamber de gelmeyeceğine göre, kim veya hangi güç, yanlış yolda olduğunu veya hata yaptığını hatırlatacak, ikaz edecek  veya uyaracaktır!. Tabii ki Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah!.  Sonsuz İlim ve Hikmet Sahibi  ve her şeyi yaratan, gözeten ve kuşatan Yüce Allah, tüm ilim ve bilimin kulları vasıtası ile  yine kullarının  istifadesine sunulması  yönünde keşfedilmesini de murat ettiğine göre!.  Bugün de yeni teknoloji,  bilim ve ilmin ışığındaki  yeni keşifler akabinde,  sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal yeni bir değişim ve dönüşümün eşiğinde olduğumuzu düşünüyorum!.

İnsanlığa, yeni bir bilgi ile Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah tarafından gönderilen peygamberler tarihine kabaca baktığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır!. İlk peygamber Hz. Adem’den son peygamber Hz. Muhammed’e (a.s.m.) gelinceye kadar arada birçok peygamber gelip geçmiştir!. Kuvvetli bir rivayete göre, peygamberlerin sayısı 124 bin, diğer bir rivayete göre ise 224 bin kadardır!. Sayıları yine de Allah indinde ve Allah bilir!.  Bunlardan sadece 25 tanesinin ismi Kuran’da geçmektedir!. Her peygamber, kendi kavmine, Sonsuz İlim ve Hikmet sahibi Yüce Allah’tan günün şartlarında yeni bir bilgi ile gelmiştir!. Zulüm ve azgınlıkta ileri giden zalimlere dur demek için!. Yeni bilgiyi dönemin güçleri  ya da ağniyası tarafından kabullenmek tabii ki çok zordur!. Tabii ki yeni gelen bilgi ile  iktidar ve güçlerinin yerle yeksan olması demektir!. Bu sebeple yeni gelen bilgiyi getiren peygambere karşı her daim bu güçler direnmiş ve direndikçe de azgınlıklarını artmıştır!. Böylece tarih sahnesinden silinip gitmiş ve helak olmuşlardır!.  

Kuranda ismi geçen peygamberlerden, Nuh (a.s) durumunu incelemeye çalışalım!. Her peygamber, geldiği kavimde bir meslek ve bilginin de aynı zamanda uzmanı ve  ustası konumunda bulunuyordu!. Kimi demirci, kimi marangoz ve kimi de ticaret erbabı gibi!. Hz. Nuh’un zengin ve varlıklı kavmi  ile uzun ve çetin bir imtihanı olmuştur!.  Kavmi onu sapkınlıkla suçlamış ve Hz. Allah, Nuh’a (as) dikilmiş ve yetişmiş olan ağaçları kesip gemi yapımında kullanmasını emretmiştir!. Belki de insanlık tarihinde, ilk defa bir gemi inşa edilecektir!. Gemi yapımı tamamlandığında Hz. Allah, ailesinden ve halkından  inananlar ile birlikte her canlıdan bir çifti gemiye almasını emretti!. Ve yolculuk başladı!. Kırk gün yağmur yağdı! Seller yeryüzünde taşmadık, aşmadık yer bırakmadı!. Hz. Nuh ve gemidekiler dışında yeryüzünde bulunanların hepsi tufanda boğulup helak oldu! Hz. Nuh’un gemisi, hiç durmadan altı ay su üzerinde dağlar gibi dalgalar arasında akarak dünyanın her tarafını dolaştı! Büyük bir tufandan sonra gemi Cudi Dağı’nın eteğine yanaştı!.

ABD’li yazar ve fütürist Alvin Toffler, tam 40 yıl kadar önce kaleme aldığı Üçüncü Dalga  kitabındaki öngörüleri ile bugün hala devam eden ve dünyamızı hızla değiştiren yeni dönemi anlamlı hale getiriyor!. Tofler; İnsanlığı değiştiren üç önemli dalga olduğunu ileri sürüyor!. Birinci Dalga, bin yıllık bir süreçte gelişen tarım devrimi!.  Üç yüz yıllık süreçte gelişen Endüstri Devrimi, yani İkinci Dalga!. Bugün de endüstri devriminin sona erdiği ve Üçüncü Dalga’nın içinde olduğumuzu belirtiyor! Toffler, bu dalganın ismini net olarak tanımlamasa da bilgi, teknoloji  veya dijital devrim olarak ifade ediyor!.

İkinci Dalga Endüstri çağında; çekirdek aile yapısı vardır!. Üretim, dağıtım, tüketim, eğitim, eğlence ve iletişim kitleseldir!. Örgütlenme yapısı standartlaşma, merkeziyetçilik, odaklanma ve eş zamanlılık üzerine kuruludur! Enerji kaynakları çeşit olarak az ve merkezidir!. Üretici ve tüketici ayrımı nettir!. Üretim, pazar için yapılır!. Çalışanlar, iş ve ev arasında gidip gelir; aile içi rolleri de buna göre şekillenir!. Üçüncü Dalga ile birlikte iş hayatımızın yanı sıra tüm hayatımız değişmektedir!. Aile yapıları çeşitlidir!. Üretim, dağıtım, tüketim, eğitim, eğlence ve iletişim bireyselleşmesidir!. Örgütlenme yapısında daha küçük ve bağımsız birimler vardır!. Zaman ve mekana bağlı olarak çalışmak gerekmiyor!. Enerji kaynakları çeşitli, bağımsız ve giderek daha yenilenebilir oluyor!. Üretici ile tüketici arasındaki ayrım kalkıyor!. Birinci Dalgadaki gibi üreten tüketici yeniden ortaya çıkıyor!. Çalışanların tamamı işe gitmek zorunda olmuyor!.. Evden çalışma dönemi başlıyor!. İlk çağlarda güçlü olan, endüstri çağında ise zengin olan kazanırdı!. Bugün, Teknoloji ve Dijital çağda ise, sadece BİLGİ  – TEKNOLOJİ  ve DİJİTAL  GEMİYE  binenler kazanacaktır!..

Share This:

Evde KAL! Sağlıklı KAL!..

2019 yılı Aralık ayında, Çin’de görülen ve daha sonra da tüm dünyayı etkisi altına alan virüs, ülkemizde, Mart ayından itibaren etkisini göstermeye başlamıştır!. Virüs şöyle çıkmışmış! Yok efendim böyle çıkmışmış!. Bir üst akıl dünyamızı virüs ile dizayn ediyormuş!. Sağlık olmadan ve hayatta kalmadan bunları konuşmanın kimseye hiçbir faydası olmayacaktır!. Virüse enfekte olan insan sayısı ve ölümler ülkemizde her gün artmaktadır!.Allah öncelikle hayatını yitiren vatandaşlarımıza rahmet eylesin!. Allah, virüse enfekte olan vatandaşlarımız, acilen sağlık, sıhhat ve afiyet vesin!. Amin!.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, virüsün yayılma aşamasında sosyal, kültürel ve ekonomik olarak çok ciddi tedbirler almaya başlamıştır!. Bu tedbirlerin başında da  belli bir yaş aralığındaki kitlenin veya işi olmayanın sokağa çıkma yasağı!.  Bizim gibi canı tez toplumlar nasıl böyle bir kurala uyabilecekse?!  Peki, hayat devam ederken bu iş nasıl olacaktır?! Tabii ki hayat devam ederken, hayatı tamamen durdurmak, kolay olmayacaktır!. Peki, devlet, böyle bir kararı neden ve niçin alıyor?! Virüsün çok hızlı bir şekilde daha çok kitleye enfekte olması ve sağlık sisteminin kaldıramayacağı bir  hasta yoğunluğu ile  karşı karşıya kalmaması ve sistemin  tamamen çökmesi engellenmeye çalışılmaktadır!.  Çünkü insan ihtiyaçları sınırsız ve bu ihtiyaçların da bir şekilde giderilmesi gerekiyor!. Sağlığımız yerinde ise sosyal, kültürel ve ekonomik ihtiyaçlar bir anlam ifade edecektir!. Aksi halde her şey boş ve anlamsız olacaktır!.

Bir günümüzü hayal edelim! Sabah kalktığımız andan itibaren bir koşuşturma ile başlıyor! Öncelikle işe yetişmeye ve çocuklarımızı okula yetiştirmeye çalışıyoruz! Birçok toplantıya yetişmeye ve her birini en küçük detayına kadar düşünebilmeye çalışıyoruz! Tabi ki koşuşturmalarımız bunlarla bitmiyor!. Peki,  bir günümüzün ne kadar zamanını, bir aralık durarak, bir şey yapmadan ve bir şeye, bir yere yetişmeye çalışmadan, sadece hayatı yavaşlatarak ve yavaş olarak, olduğumuz gibi yani sadece durarak ne kadar zaman geçiriyoruz? Tabii ki hiç!. Hızlı bir şekilde koşturmaca esnasında, saymakla da bitmeyecek, “feda” ettiklerimiz vardır!. Ve hayat işte bu feda edilen anları, ne yazık ki bizlere geri vermiyor!. Virüs bunun için bir fırsat olabilir, diyorum!. Ne buyurdunuz?!

Hayatta çalışıyor, yetişmek için çırpınıyor, hayatı çok hızlı yaşıyor ve yetişmek çabası olmadan nasıl zaman geçirebiliriz? Bu bakış açısı  bizi, denge noktasına getiriyor!. Hayatın yavaşladığını hissetmek, yetişemiyor hissine kapılmak ve bunun verdiği en önemli zarar, sürekli stres altında hissetmek durumunu da ortadan kaldıracaktır!. Neleri yetiştirmeye çalışıyoruz?! Neleri, ne kadar çabalarsanız çabalayın yetiştiremiyoruz?! Hayat ve özellikle de sağlığımız çok değerlidir! Hayatımızı biraz yavaşlatmak, hayat kalitemizi, yaşamdan aldığınız doyumu ve en önemlisi yaşıyor olma hissiyatınızı derinleştirecektir! Yavaş ve yavaşlamanın hoşluğu, dinginliği ve kalitesi çok önemlidir!.  Virüs, bize hayat ve sağlığın önemini, yanımızda bulunanların değerini  de yeniden bir kez daha düşünmemizi, idrak etmemizi ve bilmemizi sağlayacaktır!.

Talût ve Calût kıssası, Kur’ân-ı Kerim’de, Bakara suresi, 246. 247. 248. 249. 250. ve 251. ayetlerde anlatılmaktadır!. Kıssanın detaylarına girmek istemiyorum!. Talut  ordusuyla birlikte kavminden ayrıldıktan sonra, şüphesiz Allah, sizi bir ırmakla deneyecektir!. Kim, o, ırmaktan içerse benden değildir!. Kim, ondan tatmaz ise, o bendendir!. Ancak bir avuç avuçlayan müstesna, diyerek onların bir ırmakla, sabır imtihanına tabi tutulacaklarını bildirdi!  Çok sıcak bir havada, bir ovaya geldiklerinde su istediler!. O ırmağa gelince Talût, ondan bir avuç su içmelerini veya hiç içmemelerini emretti!. Emre uyarak hiç içmeyenler, o imtihanı kazandılar! Suya saldıranların ise hararetleri artıyor ve dudakları kararıyordu!. Sudan kana kana içenler ise Talût’tan ayrıldılar, nehri geçemediler, imtihanı kaybettiler ve helak oldular!. Talût’un peşine seksen bin insan düşmüştü!. Nehre varan bu seksen bin kişiden ne yazık ki emre uyan, üç yüz on üç kişi sahile çıkabilmiştir!   Calût’un çok kalabalık ordusuna karşı, bu üç yüz on üç fedakar ve feragat ehli insan mücadele etmiştir!. Onlar; Ey Rahibimiz!. Üzerimize sabır ver,  ayaklarımızı sabit kıl ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et,  dediler!. Talût’un bu kahraman erleri, Allah’ın izniyle onları bozguna uğrattılar ve Calût’un ordusunu perişan ettiler!. Calût’un ordusu dağıldı, kaçtı ve Talût’un ordusunda bulunan Davud, Calût’u öldürdü!.

Milan Kundera, İnsanlar hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırlar, der!. Eğer bir şeyleri unutmaya çalışmıyorsanız, yavaşlayın! Hayatın tadını çıkarmaya çalışın!.  Aslında istesek hepimiz biraz daha yavaşlayarak daha dolu ve daha zengin bir hayat yaşayabiliriz!. Her dakikamızı doldurmaya çalışmak yerine, daha akıllı tercihler yapabiliriz!. Teknolojiye teslim olmayıp ve bilgi bombardımanına karşı koyabiliriz!.  Gün içinde kendimize zaman ayırıp nefes almak ve düşüncelerimizle baş başa kalmak beden ve ruhumuza gerçekten iyi gelecektir! O kadar hızlı bir hayat yaşıyoruz ki, hepimizin sakinleşmeye ihtiyacı var!.

Devletin evde kal kampanyası ile hayatın hızından kaynaklı, vakit geçiremediğimiz sevdiklerimizle kaliteli vakit geçirebiliriz!. Devletin evde kal kampanyası ile, daha önce hayatın  hızından kaynaklı okuyamadığımız  raflarda bekleyen kitapları yeniden okuyabiliriz!. Devletin evde kal kampanyası ile, Allah’ın ilk emri oku olmasından kaynaklı, iman ehli, muhatap olduğu kitabı yeniden aşk ve şevkle okumaya başlamalıdır!. Devletin evde kal kampanyası ile,  İman ehli muhatap olduğu kitabı, bir başkasının anlatması ve yorumu  ile değil, kendisi yeniden okumaya, anlamaya, anlamlandırmaya, yorumlamaya, idrak etmeye  ve hayatına  da tatbik etmeye başlamalıdır!. Çünkü, kutsal kitabın muhatabı bir aracı vasıtası ile değil, akıl sahibi bireyin taa kendisidir!. Virüs etkisi ile hayatımızı biraz yavaşlatmaya ne dersiniz?! Trafikte ki hız ölüm demek olduğuna göre!. Belki de sağlıklı ve hayatta kalabilmek adına vücudumuzun böyle bir duruma acil ve ivedi bir şekilde ihtiyacı vardır! Ne diyorsunuz?!

Share This:

Zarar-ı amm’ı def için zarar-ı has ihtiyar olunur!.

Son günlerde, dünyada ve ülkemizde yaşanan bir  virüs sebebi ile devlet tarafından  alınan önlem ve tedbirler hakkında bazı aklı evveller ileri geri konuşmaya başladı!. Dedik ya aklı evvel!. Olayların arka planını okumaktan ve anlamaktan  aciz, sadece görünen ve  gördüğüne göre de karar veren, verdiği kararı da yine kendisi gibi aklı evvel çevrede etki meydana getirmeye  çalışan,  avam konumunda  kişiler!. Neymiş efendim! Virüs önce ekonomiyi vurabilirmiş!. Küçük ve orta kesim esnaf çökmeye başlamış! Kiradaki işletmeci piyasalar durduğu gün dükkanı kapatacak ve yanında çalışanları çıkartacakmış!. İşsiz işçi ne yapacakmış! Dükkan sahibi işsiz kalacakmış! O zaman işletmeci ne yapacakmış!  Dükkan sahibi dükkandan kirayı alamayınca, ne yapacakmış! Bu iş zincirleme gidermişmiş!  Daha neler neler!  Beyler; Kamu menfaati için yani devletin ve milletin topyekun zarar görmemesi adına, tabii ki bir kişinin, birkaç işletmenin, bir ilçe, bir şehir  veya  bir bölgenin zararı tercih edilecektir!.  Peki, ne yapalım, siz söyleyin?!

Dünya, 1. ve 2. dünya savaşları akabinde olduğu gibi  bugün de  sosyal, kültürel ve ekonomik bir değişimin eşiğinde, yeni bir düzen ve sistematik kurulmak üzeredir!. Türk Devleti  yeni  kurulma aşamasındaki değişim, düzen ve sistematiğin masasında olduğuna göre!.  Tüm plan ve hesaplarını da bu değişim ve sistematiğe de  uygun bir şekilde yaptığına göre!. Bugün için virüse yönelik devlet tarafından alınan kararlar akabinde üç beş kuruş zarar ettiğini veya edeceğini düşünen arkadaşlara, tavsiyemiz! 2002 yılından bu günlere kadar kat kat  kazandıklarınızdan bir kaçını satıverin!.  Devlet olmaz ise ne yapacaksın malı, mülkü ve kat kat evleri?!  Ne kaybedersiniz!  Devlet bugün için kamunun menfaati adına sosyal, kültürel ve ekonomik yönden çok ciddi kararlar almaktadır! Peki, ekonomik olarak, devletin  işverenler için almış olduğu  karar ve uygulamalara ne diyeceksiniz?! Bizlere düşen, devletin almış olduğu kararlara  elbette ki harfiyen uymaktır!. Asil millet, tarihin hiçbir döneminde devletine karşı isyan etmemiştir!.

Mecellede, kamu ve özel  zarar ile ilgili bazı kural ve kaideleri incelemeye çalışalım!. Zarar-ı âmm’ı def’ için zarar-ı has ihtiyar olunur!. Zarar-ı âm, genelle alâkalı, yani bir ülke, bir devlet, bir şehir, bir köy, bir kasaba, bir mahalle veya bir sokak halkını içine alan bir zarar!. Zarar-ı hâs ise, bir veya birkaç şahsa ait olan bir zarardır!. Toplum hayatında insanların hak ve özgürlüklerinin sınırlanması, bu maddeye göre gerçekleştirilir!. Her insanın konuşma, seyahat etme, fikir ve ifade hürriyeti, çalışma gibi bütün hak ve hürriyetleri toplumun geneline zarar vermemesi maksadı ile sınırlandırılabilir!. Bu sınırlama hak sahibine zarar verse de, diğer insanlara zarar vermemesi için böyle bir sınırlamaya gitmek mecburidir!.

Diğer bir madde, Zarar-ı eşed zarar-ı ehafla izale olunur, kuralıdır!. Ehveni’ş-şerreyn ihtiyar olunur,  kuralı da aynı manaya gelmektedir!. Yani iki şerden daha az zararlı olanı tercih edilir!. Cerrah hastanın ölmemesi için, kangren olmuş bacağını kesme hakkına sahiptir!. Def-i mefâsıd celb-i menâfîden evlâdır! Kötülüğü defetmek iyiliği yaymaktan evladır!. Bunun anlamı, günahtan sakınmak, sevap işlemekten evladır! Farzlar eda edilmek gerekirken, müstehab ile meşgul olunamaz! Zekât varken, sadaka vermek, mekruh işlenirken, sünneti eda ile uğraşmak kabul edilmemiştir!

Hz. Musa ve Hızır (as) yolculuğunda yaşananları, duymayan ve bilmeyenimiz yoktur!. Yolculuğun detaylarına girmeden, arka plandaki verilmesi gereken mesajı, anlamaya, anlamlandırmaya ve bugün için, ne gibi dersler ve ibretler  çıkarmamız gerektiğini de sorgulamaya çalışalım!. Hızır (as): Ya Musa! Allah bana bir ilim vermiştir, o sende yoktur. Sana da bir ilim vermiştir, o da bende yoktur,  dedi! Hz. Musa, Hızır’dan (as) bu ilmi telakki etme arzusunu bildirdi!. Zahiren akılla anlaşılması mümkün olmayan, kendisine acayip ve garaib görülen bazı hakikatlerin hikmetini,  Hızır’dan öğrenecekti!. Hz. Musa, O’na: Allah’ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim,  dedi. Hızır (as): Doğrusu sen, benimle beraberliğe sabredemezsin. İç yüzünü kavrayamadığın, bir bilgiye nasıl sabredersin, dedi.  Hz. Musa,  İnşallah, beni sabredenlerden bulacaksın. Senin emrine de karşı gelmem,  dedi. Hızır (as): Eğer bana uyacaksan, ben sana sırrımı açmadıkça, hiç bir şey hakkında bana sual sorma! Yani tartışma şöyle dursun; anlamak için bile sorma, dedi. Ve o meşhur yolculuğa çıktılar!. 

Yolculukta yaşananlar akabinde, Hz. Musa (as) çok soru sorması ve sorgulaması üzerine,  Hızır (as), Hz. Musa’ya;  İşte bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana, sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim, dedi! Gemi var ya, o, denizde çalışan yoksul kimselerindi. Onu kusurlu hâle getirmek istedim. Çünkü onların arkasında, her sağlam gemiyi gasp etmekte olan bir kral vardı. Erkek çocuğa gelince, onun ebeveyni mümin kimselerdi. Bunun için çocuğun onları azgınlık ve nankörlüğe boğmasından korktuk. Böylece istedik ki, Allah, onun yerine kendilerine, ondan daha temiz ve daha merhametlisini versin!  Duvara gelince, şehirde iki yetim çocuğun idi; altında da onlara ait bir hazine vardı; babaları ise, Salih bir kimse idi. Allah istedi ki, o iki çocuk güçlü çağlarına erişsinler ve Allah’tan bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ben bunu da kendiliğimden yapmadım. İşte, hakkında sabredemediğin şeylerin iç yüzü budur, dedi!

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Türk milleti ve bütün insanlık tehdit saçan küresel bir salgınla karşı karşıya olduğu, zor günlerin içinden geçiliyor! Türkiye, virüse karşı teyakkuza geçtiği ve peş peşe isabetli tedbirleri alarak zamanlama zafiyetine düşmemiştir!  Geçmişte daha müşkül anlarda bile yeise ve yılgınlığa kapılmayan Türk milletinin bu virüs kuşatmasını da yaracağına inanıyorum!. Bu süreçte karamsarlık aşılayanlara, kötümserlik yayanlara, provokasyonlara yeltenenlere, fırsatçılık, stokçuluk ve karaborsacılık yapanlara azami derecede dikkat ve uyanıklık mühim bir sorumluluktur!. Telaşa ve  korkuya lüzum yoktur!. Hayrın da şerrin de Allah’tan geldiğine inanan bir milletin virüse boyun eğmesi ve paniğe kapılması, akla ve tarihi gerçeklere tamamıyla aykırıdır!. Bilinmelidir ki, karşımızdaki zorluğu ele ele verip güç birliği yaparak, kucaklaşma ve kaynaşma haysiyetiyle Allah’ın izniyle atlatacağız, ifade ve vurgularının,  küresel sistemin, dünyamızı, bir virüs ile sosyal, kültürel ve ekonomik bir değişim eşiğinde, yeni dünya düzeni ve sistematiği yönündeki sinsi ve kirli plan, hesap ve adımlarına karşılık,  Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kadim Türk Devlet Aklı ile birlikte, Türk Devleti ebed müddet devam ilkesi,  Devletin bekası ve Milletin birliği adına, almış olduğu tüm karar, tedbir ve önlemler, bir kararlılık ve  bir duruş, yeni dönemin işaretlerinin, Devlet Aklı hesabı  ve planı ile hazırlanmakta  olduğunu  bizlere göstermektedir, şeklinde düşünüyorum!.

Allah’ım! Bana Değiştirebileceklerim için güç, Değiştiremeyeceklerim için sabır ve İkisini ayırt edebilmek için de AKIL, BASİRET, FERASET ve FEHİM ver! Amin!..

Share This:

Toplum 5,0 veya Süper Akıllı Toplum!..

Son günlerde, dünyamızda bir kaos  ve karmaşa yaşanmakta, bu kaos kontrol edilemez boyutlara varmaktadır!. Peki, gerçekten de durum böyle midir?!  Görünmez bir el kontrollü  karmaşa ve kaos teorisi mi uygulamaktadır?! Bilemiyorum!. İnsanlık tarihini kabaca incelediğimizde, her yeni  buluş, bilgi, iletişim ve teknolojik alandaki gelişmeler akabinde, toplumda yeni bir değişim ve evrenin de başlamasına sebebiyet vermiştir!. Bu evreler ise, Avcı veya toplayıcı toplum, Tarım toplumu, Sanayi veya endüstri toplumu, halen içinde bulunduğumuz, bilgi veya akıllı toplum ve geçiş aşamasında olduğumuz,  geçişi de çok sancılı olacağının belirtilerini de görmeye başladığımız, süper akıllı toplum veya toplum 5,0’ın eşiğindeyiz!.  Tolum 5,0 çok hızlı bir şekilde yaklaşıyor!. Yaklaşırken de tabii ki  hazır olmasak da öncü artçılara şahit oluyoruz!.  Her yeni gelen bilgiyi kabullenmek tabii ki çok zordur!.  Peygamberler ve  insanlık tarihini incelediğimizde, her yeni gelen peygamberin getirmiş olduğu yeni bilgi, statüko ve dönemin güçleri tarafından ret edilmiştir!. Peki neden?!.  Tabii ki;  yeni gelen her bilgi ile güç ve iktidarları yerle yeksan  edeceği için, olabilir mi?. 

Sosyal ve toplum bilimciler, içinde bulunduğumuz dönemi enigmatik çağ olarak ifade etmişlerdir!. Peki, nedir enigmatik çağ?! Enigmatik çağ; her 108 yılda değişimler olabilmesi için 36’şar yıllık 3 periyot saptanması ve  bu periyotlardan ilkinin de 1989 tarihinde başlamasıdır!.  Bu 36 yıl içinde doğru bildiğimiz her bilginin, yanlış olduğunu göreceğimiz enteresan bir dönemdir! 21. yüzyıl, karizmatik çağın bittiği, enigmatik çağın başladığı bir dönemdir! Karizma kelimesi;  inayet, mevhibe, Allah vergisi demektir!. Enigma; muamma, anlaşılmazlık ve  yanıltmaca, demektir!. Enigma, aynı zamanda sır ve sırlar çağı demektir!. Devlet de sır ve sırlar üzerine bina edildiğine göre!. Enigmatik sistemin enstrümanları, algı yönetimi ve subliminal mesajlardır! Algı yönetiminin en büyük enstrümanı da kelebek etkisidir!. Küçücük bir kıvılcımla başlar, büyür büyür ve algı veya kaos tüm dünyayı sarar; bugün olduğu gibi!.

Kaos ya da kargaşa teorisi bir matematik bilimidir! Kaosun sonrasında ortaya yeni bir düzen çıkar! Küresel güçler, bu sistemi saat gibi işletmeyi  bilir!. Dünya düzeninde ekonomik ve sosyolojik kelebek etkisi yaratmayı, kaos teorisini ateşleyerek, kaostan yeni düzenler doğurmayı kusursuz başarırlar! Kaos teorisini dünya düzleminde ateşlemenin  sebebi de, dünyayı rahat bir şekilde sömürmektir!.  Dünya süper akıllı bir topluma dönüşürken, özellikle bor, geleceğin enerjisini depolama ve taşıma malzemesi,  Toryum ise nükleer teknoloji yakıtı olarak tanımlanıyor!. Bu madenlerin de dünya üzerinde en yoğun bulunduğu bölge Türkiye olduğuna göre!  Türk devleti, bu yeni düzen ve toplum inşasında başat aktör olarak karşımıza çıkmaktadır!. Enerji de dünyanın en stratejik konularından bir tanesi olduğuna göre!.  Dünya stratejisini planlayan gelecek uzmanları, enerjiyi dünyanın tüm stratejik konuları arasında birincil belirleyici faktör olarak gösteriyor!. Peki, neden?!

Bugüne kadar; sosyal,  kültürel ve ekonomik değişimlere sebep olan dört adet Endüstri devrimi yaşanmıştır!.  Endüstri 1,0; Mekanizasyon;   (1780 – 1870).  1780’lerin ortasında,  su ve buhar gücüyle mekanik üretim tesislerinin tanıtılmasının ardından başlamaktadır!  Endüstri 2,0;  Kitle üretimi;  (1870 – 1970). Bu devrim ucuz çelik üretim yöntemi ile başlamıştır.!  Elektrik ve kimyasal teknikler ile yayılmıştır!  1882’de Edison ile fabrika ve şehirlerde elektriğin kullanılması ile devam etmiştir!.  Endüstri 3,0; Otomasyon; (1970 – 2010).  Dijital,  elektronik cihazlar ve bilişim!. İkinci Dünya Savaşından sonra üretimde dijital teknolojinin kullanılması ile programlanabilir makinelerin sonucu olarak ortaya çıkmıştır!. Endüstri 4,0; Akıllı fabrikalar; (2011 –  ?). Makine öğrenimi algoritmalarıyla donatılmış otomasyon sistemleri tarafından kontrol edilen siber – fiziksel sistemlerin kullanımı ile akıllı fabrikalar ortaya çıkmıştır! Endüstri 5,0 ve Toplum 5,0’da neymiş?!

Teknoloji geliştikçe ve her geçen gün hayatımızın her alanında teknolojinin hayatımızı ne kadar etkileyebileceğini sorguluyoruz!. Bildiğimiz tek bir gerçek var; değişmeyen tek şey, değişim ve teknoloji ile birlikte dönüşüyor ve değişiyoruz!. Teknolojinin gelişmesi ile toplumun geçirdiği evreler; Toplum 1,0; M.Ö başlayan ve 13.000’e kadar süren avcı ve toplayıcı toplum! Toplum 2,0; 18. yüzyıla kadar süren ve iş bölümüne dayalı tarım toplumu!. Toplum 3,0; 18. yüzyılın sonunda başlayıp 20. yüzyılın sonunda biten, sanayi devrimini yaşamış ve seri üretime geçmiş olan endüstri toplumu!. Toplum 4,0; 20. yüzyılın sonundan 21.yüzyılın sonuna dek devam eden ve bilgisayarın keşfiyle başlamış olan Akıllı veya bilgi toplumu!.

Dijital toplumların özelliği ‘dokunmatik’ oluşlarıdır! Kapitalist sistem, üretim ve tüketim olgusunu teknoloji üzerinden yürütmektedir! Dokunmatik toplum, ‘Hapishanenin Doğuşu’ çalışmasındaki yaklaşıma birebir benzeşmektedir! Bu yaklaşımda; hapishanede bulunan herkes kontrol edilmekte ve gözetlenmektedir!. Ancak gözetleyen ve kontrol eden, sistem gereği, kesinlikle görülmemektedir!. Kontrol mekanizması ile,  her türlü veri ve kişi kontrol edilmekte, ancak kimse bu kontrol sistemini bilmemekte ve görmemektedir!.  Aksi halde büyü ve plan bozulur!. Bugün için geniş çaplı, dünya gözüyle ufacık bir oyun oynanmaktadır! Topum ve bireyler, bu genişlik içinde oynanan oyundan haberdar olmamaktadır!.  Yani, kapitalizm, dünyayı yönetmekte ve kontrol etmektedir! Oynanan oyunda üretilen veriler yeni kültürü oluşturmakta ve bu kültür topluluğu ‘dokunmatik toplum’  olarak karşımıza çıkmaktadır!.

Toplum 5,0 ise; Nesnelerin interneti ve yapay zekâ gibi teknoloji kullanarak sosyal problemleri çözmeyi ve refah seviyesini yükseltmeyi öngören süper akıllı toplum! Toplum 5,0 ile yaşlanan dünya nüfusuna karşı çözümler geliştirmek, sanal dünya ile gerçek dünyanın beraber işler hale getirilmesi, nesnelerin internetinden toplumun çıkarları gözetilerek faydalanılması, çevre kirliliği ve doğal afetler için çözüm yolları üretip toplumu dijital dönüşümlere hazırlamak!. Her türlü nesnenin, insanın ve kavramın veri aracılığıyla birbirine bağlanacağı bir dönem olan Toplum 5,0 hızla yaklaşıyor!. Toplum 5,0’dan beklenen dijitalleşmeden sonuna kadar faydalanarak hayata rahatlık, kolaylık ve değer katan yenilikler sunmak!. Bu süreçte dikkat gerektiren konuların başında siber güvenlik ve adaptasyon geliyor!. Y kuşağının yüzde 83’ü akıllı telefonları ile uyuduğu gerçeği ve bu kültürün en dikkat çeken göstergelerindendir!

Günümüzde internet kullanımının indiği yaş, hızla artan akıllı telefon kullanıcı sayısı düşünüldüğünde, geleceğin daha da teknoloji temelli bir ortamda gerçekleşeceği bir gerçektir!. Dolayısı ile gelecek; görsel, dokunmatik ve kişisel temelli teknolojiler beklenmektedir! İmparatorlukların iletişim teknolojileri ile türediğini ve bu araçları kontrol edenlerin ayrıca dünyaya hükmedebileceğine göre, iletişim araçları ve teknoloji birbirinden kesinlikle ayrılamaz!.  Dijital dünya bir meta olarak pazarlanmakta;  Dijital yaşam,  gerçek olandan daha iyi yapar, söylemi bireyin içinde yaşadığı ortamı özetlemektedir!. Bu teknolojiye ya ayak uyduracağız, ya da bu sistem içinde yok olacağız!  Benimseyip benimsememek bireye ait olması gerekirken, bunun tersine “ya kullan, ya da bu diyardan git” söylemi dayatılmaktadır, şeklinde düşünüyorum!

Peki, bugün,  dünyada yaşadığımız bir virüs ile meydana gelen kaos, karmaşa ve  akabinde ki  yeni bir düzen ve toplum inşası yönündeki gelişmeler ve  ifadelere neler demeliyiz?! Neymiş efendim, altmış yaş üzerindekiler risk grubunda bulunuyormuş?! Neymiş efendim, yaşlı ve hasta olanlar çok tehlikeli ve kesinlikle de evden çıkmaması gerekirmiş?! Tüm bu ifadeler,  aklıma, altmış yaş üzeri tehlike sınırında bulunuyor derken, bir ülkenin veya  bir toplumun hafızası silinmek mi  istenmektedir?! Geçmişi ve hafızası olmayan bir toplum  mu inşa edilmek isteniyor?! Geriden gelen ve teknoloji uyumlu kitle ile hedeflenen  süper akıllı yeni topluma geçiş de  çok kolay bir şekilde mi tasarlanmaktadır!? Bilemiyorum!. Beş bin yıllık devlet geleneği ve devlet hafızası olan Türk Devleti, Kadim Türk Devlet Aklı ile birlikte, yeni dünya düzeni ve sistematiği çerçevesindeki yeni toplum inşasına yönelik tüm tedbir, önlem  ve planlarını devreye almaktadır, diye düşünüyorum!.  Hz Mevlana; Siz düşünceden ibaretsiniz, gerisi et ve kemiktir, ifade ve  vurgularının, yeni dünya düzeni ve yeni toplum inşası  zaviyesinden, her yeni gelen peygamberin de yeni  bir bilgi ile geldikleri çerçevesinde, bir kez daha tefekkür  ve tezekkür edebilmeyi  de tavsiye ederim!. 

Share This:

Davutoğlu ve Siyasette Mağduriyet Etkisi!..

Geçtiğimiz günlerde, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Konya’daki konutunda, basın mensuplarını ağırladı! Öncelikle bir Konyalı ve Konya sevdalısı olarak, Ahmet Davutoğlu ve ekibine çıkmış oldukları zor ve meşakkatli siyaset yolculuğunda başarılar dilerim! Siyaset çok zor bir iştir!. Siyasette  uzun soluklu olmak gerekir!. Peki, tabanda yeni bir siyasi parti için sosyal ve siyasal şartlar var mıdır?! Bilemiyorum!.  Kamuoyunun takdirlerine bırakıyorum!: Gelecek Partisi, ümit ederim, siyasetin tozlu raflarında kısa sürede yerini almaz!. Siyaset bazı insanlar  için, sadece yeni bir  makam,  yeni bir mevki,  yeni bir ihale, rant ve  çok para,  ego, kibir, halka tepeden bakma ve bunlara ilaveten de ulusal ve yerel ölçekte güç ve iktidar devşirmek demektir!. Siyasete giren  bazı insanlar mezkur maddi ve dünyalık şeyleri elde etmek ister!. Peki, siyaset bunlar için mi yapılır?!  Bilemiyorum!. Siyaset, devlet, millet ve ülke menfaatine yönelik  başkaca  ulvi değerler için yapılmalıdır, diye düşünüyorum!. 

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Konya’daki konutunda, basın mensupları ile sohbete öncelikle, akademik hayatı ve siyasete girme serencamı ile başladı! 1995 ve 1999 genel seçimlerinde, rahmetli Necmettin Erbakan tarafından siyasete davet edildiğini, akademik dünyada kalmayı ve öğrenci yetiştirmek istediğini ifade etmek sureti ile affını talep ettiğini ve siyasete girmediğini vurguladı! 2002 tarihinde, AK Partinin kuruluş sürecindeki tüm evrelerinde bulunduğunu fakat yine aktif olarak siyasete girmeyi hiçbir zaman düşünmediğini,  AK Parti Genel Başkanı  Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın  2002 seçimlerinde yasaklı olmasından kaynaklı, Abdullah Gül beyin Başbakan olması ile birlikte, Baş Müşavir olarak siyasette ki görevinin de  başlamış olduğunu sözlerine ekledi!. 27 Nisan e-muhtıra  ve 2007 yılındaki Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde aktif rol aldığını, yine bu seçimlerde  Cumhurbaşkanı Sayın  Recep Tayyip Erdoğan tarafından milletvekili olması yönünde tekliflerinin olduğunu,  yine uygun bir lisan ile, kitap yazmayı, akademide kalmayı ve öğrenci yetiştirmenin daha önemli ve kendisini de mutlu etiğini  ifade etmek sureti ile ret cevabı verdiğini,  yeniden sözlerine ekledi!.  2002 tarihinde başlayan, Başbakanlık Baş Müşavirlik, Büyük Elçilik  ve özel temsilcilik görev ve sorumluluklarının, 2009 yılında 60. Hükumette dışarıdan, Dış İşleri Bakanı olarak atandığını ve akabinde ki 2011 seçimlerinde de kadim şehir Konya’dan milletvekili seçilmek sureti ile TBMM’ye girdiklerini ifade ettiler!.  Daha sonraki süreçte, AK Parti Genel Başkanlığı ve  genel başkan olarak girdikleri 7 Haziran ve 1 Kasım  genel seçim sürecinde yaşadıklarını ve Başbakanlık makamını da, ülkenin sosyal, siyasal ve ekonomik bir kaos ve krize de sebebiyet vermemek adına, nasıl ve neden terk etmek zorunda kaldıklarını da  detayları ile tek tek anlattı!. 

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nu dinlerken,  hafızam sürekli olarak, siyasette mağdur edebiyatı ve mağduriyet  etkisi hakkında daha önceki yaşananlar  bir bir film şeridi gibi akıp  geçti!. Peki, nedir siyasette ki  mağduriyet etkisi?!  Siyasette mağduriyet etkisi, bir tepkiyi ifade etmektedir!  Bu tepkinin bazı hallerde amacı aşan boyutlarda olması ve adil rekabetin vereceği sonuçlardan uzaklaştırıcı etkiler yaratma olasılığı vardır!. Özellikle adalet duygusunu sarsan uygulamaların, sert ve ölçüsüz tepkilere neden olması da mümkündür!. Mağduriyet etkisi bir çeşit “Demokles’in kılıcı” işlevi görmesi ve özellikle  kamuoyunda ilgi ve  farkındalık düzeyini arttırması da söz konusudur!. Mağduriyet etkisinin siyasi rekabette ortaya çıkabilen bir olgu olduğunu ifade etmek yararlı olacaktır!.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, basın ile sohbette, AK Parti Genel Başkanlığı ve Başbakanlık makamından ayrılma süreci ile başlayan ve halen  bugün de devam etmekte olan özellikle şahsına yönelik itibarsızlaştırma saldırıları ve algı yönetiminin olduğunu, bu konudaki rahatsızlığı ve mağduriyetlerini  ifade etmiştir!.  Mağduriyet konusunun detaylarına girmek ve canınızın da sıkılmasını tabii ki  istemem!.  Mağduriyet konusundaki detayları basın ve sosyal medyadan takip edebilirsiniz! Peki,  siyasette mağduriyet iyi bir şey midir?! Yoksa kötü bir şey midir?!  Peki, siyasette mağduriyet dediğimiz şey,  devlet tarafından ve özellikle de planlı bir şekilde yapılıyor ve mağdur edilen siyasi aktörün önü,  yeni dünya düzeni ve sistematiği çerçevesinde,   yeni bir dönem ve bir başka yeni siyasi aktör ve  ekip için, devlet ve devletin derin koridorları tarafından açılıyor,  olabilir mi?! Seçmen kitlesi ve kamuoyu konsolide ediliyor olabilir mi?! Neden olmasın?! Yani, ne demek istiyorsun, dediğinizi de duyar gibiyim!. Daha önceki dönemlerde yaşanmış siyasette ki  planlı ve organize mağduriyet etkilerini hatırlamak yerinde olacaktır, diye düşünüyorum!. Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu sohbette, özelikle vurgu yaptığı; Gerçeklerin kısa sürede anlaşılması ve idrak edilmesini ümit ederim! Aksi halde,  devlet ve millet olarak, çok büyük sıkıntılar yaşanır, ifadelerini de,  mezkur minvalde,  takdirlerinize sunarım!.  

15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışma süreci ile birlikte, ülkemizde ki siyasetin yeniden bir yapılanma ve özellikle de Cumhurbaşkanlığı hükumet sistemi ile iki partili bir sistem ve ikili ittifak şeklinde bir sürece doğru evirildiğini de sürekli olarak yazılarımda vurgulamaya çalışıyorum! Cumhurbaşkanlığı hükumet sisteminin olmaz ise olmazı iki partili bir sistem ve ikili ittifaklardır!.  Bir üçüncü ittifakın devreye girmesi veya girecek olma ihtimali dahi, bizim gibi ülkelerde, siyasi, ekonomik ve sosyal olarak buhran, kriz ve kaos demektir!. Devlet ve millet olarak böyle  kaos ve krizlerden de  çok çektiğimize göre!.  Mağduriyet etkisi ile, Devlet Aklı tarafından sahaya sürülen siyasi aktörün birincil görev ve ödevi, daha önceki dönemden kalma,  dışarıdan ve içerideki işbirlikçiler mahareti ile, legal ve illegal kuvvet, erk, güç veya ekollerin  yeniden devreye girmesi ile bir üçüncü ittifakın oluşumu veya  kurulması engellenmekte midir!.  Neden olmasın?!  Siyaset, Kadim Türk Devlet Aklı tarafından, yeniden, yerli, milli ve bağımsız bir şekilde dizayn edilmekte midir!. Neden ve ne adına diye bir soru hemen aklımıza gelebilir!. Eski Türkiye’de,  kurulan siyasi partilerin kuruluş  aşamasında dış güçleri ve içerideki  işbirlikçilerini  görürdük!. Artık, Kadim Türk Devlet Aklı, siyasette böyle bir  yöntem, oluşum  ve etkilere asla izin vermeyecektir!.  Tabii ki bu süreçte her bir siyasi aktör, yeni dönem ve sistemin sağlam bir şekilde kurulabilmesi adına,  Devlet Aklı tarafından, kendilerine  tevdi edilen  birincil devlet görevini de  harfiyen yerine getirecektir!. Aksi halde sorun yaşanır!. Aksi halde  kaos düzene ve duruma el koyar!. Kaostan da bu ülkede kimlerin beslendiği malumdur!  Böyle  bir kaos asil  Türk  milletinin de hayrına olmayacağına göre!. Kadim Devlet Aklı, zor ve sıkıntılı dönemlerde  ortaya çıktığına göre!. Kadim Türk Devlet Aklı, Devletin Varlığı, Bekası ve Milletin  Birliği sıkıntıya girdiği dönemlerde buradayım, dediğine göre!. Peki, bugün, bölgemizde, ülkemizde ve dünyadaki tüm  gelişmeler ve yaşadıklarımızı,  yeni dünya düzeni ve sistematiği çerçevesinde, nasıl okumak ve değerlendirmek gerekir?!

Share This:

Türk Devleti ve Milletine İhanetin Bedeli Bellidir!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışmasından sonraki süreçte, devletin  bekası ve milletin birliği adına çok ciddi kararlar ve adımlar atmıştır!. Daha önceki süreçlerde, yerli, milli ve istikbalimiz adına böyle  adımları ve kararları almanız dahi imkansız bir durumdadır!. Almak isteseniz dahi,  ehlince de malum olduğu üzere, mutlaka bir engel ile karşı karşıya kalırdınız! Devletin kılcalına kadar sızmış olan işbirlikçilerin bir bir ayıklanması ile birlikte, devletin tüm kurum ve kuruluşları devletin bekası, milletin birliği,  istiklal ve  istikbal uğruna  top yekun seferberlik mantığı ile hareket etmektedir!. Coğrafyanın bir kader olduğunu ve Anadolu coğrafyasında yaşamanın da çok büyük zorluklarının bulunduğunu daha önceki yazılarımızda vurgulamıştık! 15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışmasından sonraki süreçte,  Devlet Aklı da böyle zamanlarda zuhur ettiğine göre, tarih, coğrafya, kültür, medeniyet ve kadim Türk Devlet Aklı, yüz yıl önce bir şekilde kendisinden zorla koparılan, gönül ve kültür bağlarının olduğu bölgeler ile yeniden bağlarını güçlendirmeye başlamıştır!. Tabii ki bu hareket birilerinin de uykularını kaçırmıştır!. Özellikle de küresel ve emperyalist güçlerin çıkarları uğruna,  tüm bu kültür ve gönül bağlarımız olan bölgelerdeki çok kullanışlı aparat ve işbirlikçilerinin!.

Libya Ulusal Mutabakat hükümeti ile, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, her iki ülke ve bölgenin barış, huzur ve bölgeden kaynaklı hakları adına,  MEB ve askeri anlaşmalar  yapması akabinde, Libya’daki darbeci General Hafter’den Türkiye’ye karşı küstah bir açıklama gelmişti!. Hafter, kadın – erkek, sivil – asker tüm Libyalılara vatanlarını ve onurlarını savunmak için Türkiye’ye karşı silahlanma çağrısı yapmıştır!. Türkiye’nin meydan okumasını kabul ediyoruz ve cihat ilan edip silahlanma çağrısı yapıyoruz!. Meselenin artık Trablus’un ‘İslamcı milislerden kurtarılması’ olmaktan çıktığını ve Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olan ‘Libya’nın kontrolünü geri almaya çalışan bir sömürgeciye karşı’ mücadeleye dönüştüğünü, söylemiş!.  Bak sen! Bu kadar yüreğin vardı  da, daha önce neredeydin?!

Şimdi böyle bir adama veya kullanışlı ahmağa sormak gerekir! Devrik Libya Devlet Başkanı, Kaddafi’nin yanında dururken, ülke halkı da huzur  ve barış içinde yaşar bir durumda iken,   ülken parça parça edilmeye, onur dediğin şey de ayaklar altına alınmaya çalışılırken, ülkenin tüm kaynakları da küresel ve emperyalist güçler tarafından yağma edilirken, canına, malına ve  namusuna da el uzatılırken,  sen neredeydin?!  Türk,  tarihin  hiçbir anında zulüm yapmadığına göre!. Türk, sömürgeci de olmadığına göre!. Türk tarihin her bir zaman diliminde mazlumların hamisi olduğuna göre!. Türk, Adalet dağıtan ve Hakikat ehli de olduğuna göre!. Sen kime ve nereye hizmet ediyorsun!. Senin hedefin ve derdin nedir,   diye adama sorarlar! Ederin nedir, senin?! Neyin karşılığında bu efelenmelerin?! Ücretini söyle bakalım?!

Peki, Suriye devlet Başkanı Esad’a ne demeli?! Al birini vur ötekini babından!  Suriye Devlet Başkanı Beşer Esad; Türkiye halkı bizim dostumuz ve komşumuz! Ortak bir geçmişe sahibiz ve onları düşman olarak görmüyoruz!. Bu nedenle, Türkiye ve Suriye’deki terör gruplarına karşı durmak, Erdoğan’ın Suriye’yi açıkça ve resmen işgal etmiş olması ile alakalı bakış açımızı değiştirmez!.  Türk – Suriyeli evlilikleri var, aileler var!. Suriye ve Türkiye’nin ortak çıkarları var!. Türkiye’de çok sayıda Suriye kökenli insan var! Suriye’de ise çok sayıda Türk kökenli insan var!. Karşılıklı kültür alışverişi tarihe dayanıyor!. Bu nedenle onlarla bizim aramızda ciddi anlaşmazlıkların olması mantıklı değil, diyormuş!.

Şimdi bu adama ne demek gerekir! Türkçede buna verilecek cevap bulamıyorum! Kırk yıl Türk Devletinin tüm kaynakları terör örgütlerine giderken ve ülkende terör örgütlerine kucak açacaksın! Aynı terör örgütleri tarafından vatan savunmasında  elli bin şehit vereceğiz!. Adam kendi halkına bomba yağdırıyor! Adam kendi halkına zulüm ediyor! Adam kendi halkına olmadık işkenceleri yapıyor! Adam kendi halkından beş milyona yakın insan can ve namus güvenliği adına Türkiye’ye sığınıyor! Bir o kadarı da sınırlarda bekliyor! Diğer ülkelere giden halkını saymıyorum! Utanmadan sıkılmadan diyor ki, bizim Türk halkı ile bir sorunumuz yok! Yahu, arkadaş sen aklını peynir ekmek ile mi yedin, diye sorarlar?!  Halkına neden sahip çıkmıyorsun?! Bir insan evini, barkını ve  ana yurdunu, neden ve hangi şartlarda terk etmek zorunda kalır?! Sen, terk etmesi için her şeyi yapacaksın! Ondan sonra da, utanmadan, sıkılmadan, arlanmadan ve pişkin bir şekilde,  benim Türk halkı ile bir sorunum yok, diyeceksin! Hadi oradan!  Başka kapıya!.

Libya’daki darbeci General Hafter ve Suriye Devlet Başkanı Esad’ın Türk Devletine yönelik açıklamaları,  1. Dünya savaşı döneminde, Osmanlı’ya ihanet eden Şerif Hüseyin denen adamı aklıma getirdi!. Peki, neler olmuştu, kabaca, izah etmeye çalışalım!. Birinci Dünya Savaşı, Anadolu coğrafyasının gördüğü en vahşi ve en kirli saldırılardan biri olup, istikbal uğrunda ki  en büyük mücadele ve vatan müdafaasının da başında gelmektedir!. Bu saldırıların oluşum temelinde itilaf devletlerinin emperyalist, sömürgeci ve yayılmacı politikaları yatarken, savaşın kaybedilmesine sebep olan en temel gerekçe de, Osmanlı’ya ait tebaanın vatanına ve devletine ihanet etmesi olarak gösterilir!. Bu ihanetlerin başında ve Osmanlı’nın Arap topraklarında yaşadığı sıkıntıların en temelinde ise  Şerif Hüseyin gelmektedir!. Birinci Dünya Savaşı’na giren zor durumdaki Osmanlıyı içten çökertmek isteyen İngilizler,  Şerif Hüseyin’in  isteği; “büyük Arap isyan” hayalini,  Lawrance’nin sağladığı finansman ile gerçekleştirmiştir!. Arap isyanı hayali için harekete geçen Şerif Hüseyin, yoldaşı Lawrance’dan aldığı altınlar ile bölgedeki halkı ayaklanmaya teşvik hareketi başlatmıştır! 1916 yılında kendini Hicaz kralı ilan eden Hüseyin, sonrasında ‘‘isyan’’ ve ‘‘Cihad’’ bildirisi yayınlayarak, ‘‘Türkler dinden çıktılar, Arapların Türklere karşı cihadı farzdır’’ diyordu!  Ne diyormuş?1 Hafter ve Esad’ın sözlerine ne kadar da benziyor!. Neden acaba?! Hüseyin, batılı, sömürgeci, zalim haçlıların İslam’a açtığı savaşta Müslümanları, Müslümanlara  kırdırmak ve vurdurmak için harekete geçmiştir!. Lawrance’in siyasi yardımları ile Hüseyin ailesi Arap coğrafyasına emir ve kral tayin edilerek, bölgede İngiliz kolonilerinin temelleri atılmış oldu!

İHANET ve Şerif Hüseyin!..

Peki, böyle bir ihanet, hem bu dünya da hem de diğer alem de cezasız kalacak mıdır?! Kişinin hanesine kar olarak yazılacak mıdır?! Tabii ki hayır!. 1. Dünya Savaşının ardından çöküş yaşayan Osmanlı İmparatorluğu, savaştan sonra Arap coğrafyasındaki gücünü kaybetmiş ve bu duruma da en büyük etken ise Şerif Hüseyin ve ailesi;  her ne kadar kendileri amaçlarına ulaşarak halifeliği ilan ettilerse de, ilerleyen zamanlar onlara beklediklerinden daha da acımasız davranmış ve ilahi adalet tecelli etmiştir! Tahtını 1924 yılında Suudi Arabistan’ın şimdiki hakimi olan Suud ailesine devretmek durumunda kalan Hüseyin’in hayatı sürgün içinde geçmiştir! Hüseyin ölüm döşeğinde sayıklarken; ‘‘ Osmanlı’ya kılıç çekmemeliydim ’’ dediği ve lanete uğrama endişesi içerisinde olduğu ifade edilir!  Kendisinden sonra tahta geçen çocukları ve torunlarının hiçbiri yataklarında ve normal bir şekilde can verememiştir! Anlayana! Anlamak isteyene! Her seçim de bir vazgeçiş olduğuna göre! İnsan olarak, özellikle de devlet ve millet adına,  neyi seçtiğimiz ve nerede durduğumuz çok manidar ve  çok mühimdir!.

Share This:

Milletler de, Ağaçlar gibi, Kökünden Beslenir!

Yüz yıl önce küresel ve emperyalist güçler,  ulusal çıkar ve emperyalist hedefleri doğrultusunda, Osmanlı İmparatorluğunun hakim olduğu yirmi dört milyon kilometrekarelik bölgeyi bölmüş, dağıtmış, parçalamış ve yerine de,  onlarca irili ufaklı  ve kontrol altında tutabilecekleri devletçiklerin kurulmasına sebebiyet vermiştir!.  Peki, neredeyse altı asır boyunca, barış ve huzur içinde yaşayan halkların durumuna ne olmuştur?! Bölge halklarının durumları eskisinden daha iyiye mi gitmiştir?! Yoksa daha da kötüleşmiş midir?!  Eskiyi arar bir duruma gelmişler midir?! Ya da halinden memnun mudur?! Tabii ki bu bölgelerde yaşayan her birey eski günleri özlem ve hasretle aramaktadır!  Asgari insani ihtiyaçlar olan, can, mal, nesil  ve namus güvenliği  yok olmuştur!. Peki neden diye bir soru hemen aklımıza gelebilir?!  Çünkü Türk, Adalet dağıtan ve Hakikat ehli demektir! Türk, aynı zamanda, mazlum halkların da  hamisi demektir!  Peki, bugün, bu bölgeler için aynı şeyleri söyleyebilir miyiz?! Tabii ki Hayır!

Vücutta bir uzvun kesilmesi ile birlikte ağrı durumu ortaya çıkabilir!. Kesilen uzuv hala yerindeymiş hissi, beraberinde yanma ve karıncalanma bulunmasına da Fantom hissi denir!.  Fantom ağrısı ise, kesilen uzuvdaki ağrılar olarak ifade edilir!. Fantom ağrısı hava değişiklikleri ve  uzuv kesildikten sonra kalan parça üstüne baskı, duygusal stres ve yorgunluk gibi nedenlerle tetiklenir!.  Ağrı operasyondan birkaç gün sonra başlar; bazı hastalarda zamanla azalma gösterip ortadan kalksa da bazen uzun yıllar boyunca devam edebilir!. Bu ağrın hastanın sakatlığı kabul etmemesine bağlı psikolojik kökenli bir ağrı olduğu düşünülse de yapılan araştırmalarla ağrının kaynağının tam olarak psikolojik nedenler olmadığı ortaya çıkmıştır! Beynin ağrıyla ilgili merkezlerinin bu ağrıyı ortaya çıkardığı düşünülmektedir!. Kolun ya da bacağın kesilmesinden önce ilgili uzuvda uzun süre ağrı çeken hastalarda fantom ağrısı daha yaygındır.

Ağaç Kökünden Beslenir!.

Eskiler, ağaç, kural gereği kökünden beslenir; ağacı dallarından besleyemezsiniz!. Sürekli dallarından beslenen ağacın dalları kalınlaşırken gövdesi zayıflar; zayıf olan gövde bir müddet sonra bu dalları çekemez ve gövdeden kopmaya başlar!. Milletler de ağaca benzer! Kökü ile irtibatını kestiğiniz zaman yok olmaya mahkumdur!. Peki, milletlerin kökü olarak kabul edebileceğimiz değerler nelerdir? Dil birliği, din birliği, vatan birliği, toprak birliği, coğrafya ve kader birliği, medeniyet, tarih ve milli kültürdür! Birlikte olmanın, millet olmanın ana unsuru  bu değerler, toplumun ortak değerleri olmasıdır!. Yani, Mezkûr değerler,  Millet denen ağacın kökleridir! Ağacın kökleri olarak kabul ettiğimiz bu değerleri yok edersek, toplumun yıllar boyunca ortaya çıkardığı milli tarih ve milli kültürü de yok etmiş oluruz! Ağacı elbette ki dallarından besleyemezsiniz; ağaç kökünden beslenir!. Milletlerin tarihini de yok sayamazsınız! Türk  tarihini de asla  yok sayamaz ve bu asil millete hiçbir zaman  unutturamazsınız!.

Ağaç Kökünden Beslenir!.

İnsan ya da toplumların düzeni, değer ve prensiplerin yıpranması, adalet ve benzeri kavramların işlerliğini yitirmesi ile  bozulur!. Bir yapıyı dayanıklı kılan nasıl onun temeli ise, bir toplumu ya da işletmeyi ayakta tutanda onların dayandığı değer ve prensiplerdir!. Nasıl ki bir ağaç kökleri sayesinde ayakta kalabiliyorsa, insan  ve toplumlar da bazı temel değerler üzerinde ancak ayakta kalabilir!. Ağaçların yıkılması  için köklerinin topraktan sökülmesi ve dışarı çıkarılması gerekir!. Toplum ve milletleri de ağaca benzetebiliriz!. Hangi yapı olursa olsun, dış etkenlerden kaynaklı olarak yıkılmasını istemiyorsak, temelini sağlam atmalı, attığımız temeli de sürekli olarak beslemek ve korumak gerekir!

Tarih bir milletin hafızası, bir devletin haysiyeti ve geçmişle gelecek arasında kurulmuş bir hakikat köprüsüdür! Tarih yoksa hatıra yoktur, kök yoktur, hedef yoktur ve kaynak kupkurudur!. Mazideki olayların anlamlı ve objektif yorumu tarihe şuurla bakışın ispatıdır!. Tarih bütündür, parça parça anlatılamaz ve anlamlandırılamaz!. Türk tarihinin her satırı, her sayfası henüz mührü sökülmemiş  birer hazinedir!.  Türk milleti tarihten çekip alındığında tarih diye bir şey de kalmayacaktır!. Beka, zamanlar üstü gerçek,  aslında tarihle ilgilidir!.

Millet nedir?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Tarih, Kültür, Medeniyet, Coğrafya ve Kadim Devlet Aklının yeniden devreye girmesi ile, yüz yıl önce zorla koparılan bölgelerle irtibat kurmaya ve gönül bağlarını da yeniden sağlama almaya başlamıştır!. Peki, içerideki bazı aklı evvel veya işbirlikçiler, koro halinde, şurada veya burada ne işimiz var diye bağırmasını nasıl okumalıyız?! Yüz yıl önce olduğu gibi bırakalım da, sınırlarımızda yeni kukla devletçikler mi kursunlar?! Dünya üzerinde, Türk Devleti ve Türk Milletinden başka hiçbir devlet ve millet yoktur ki, bir selam ile her bölgeye rahat bir şekilde gidebilsin! Gittiği her bölgeye de barış ve huzur getirsin!. Türk, hiçbir zaman emperyalist kaygı ve düşüncelerle bir yere gitmediğine göre!. Türk,  tarihin hiçbir anında mazlumlara, zulüm de yapmadığına göre!.  Küresel ve emperyalist güçler,  on bin kilometre ötelerden ulusal çıkarları, kan, zulüm  ve sömürü için buralara kadar geldiğine göre!. Aynı mantalite ile, yüz yıl önce, koparılan bölgelerdeki sorun, kan, zulüm, kaos  ve sıkıntılar bugüne kadar  bitmemiş ve hiçbir zaman da bitmeyecektir!. Dünya liderlerinin barış ve huzur adına bir derdi de olmadığına göre!. Dertleri sadece çıkarlarıdır!. Türk Devleti, yeni bir paradigma ile, yenidünya düzeni ve sistematiği paralelinde, tüm mazlum milletlerin  sorumluluğunu almalı ve tarihi bağlarını yeniden kurmalı, tüm bölge halklarına da barış ve huzuru getirmelidir!.  Bir asır boyunca Fantom ağrısı çeken tüm bölgeler ile bağlarını kurmalı ve pekiştirmelidir!. Aksi halde tüm bölgedeki  yüz yıllık  ağrı hiç bir zaman dinmeyecektir!. Dünyanın başkaca bir seçimi de kalmamıştır!.

Share This:

NATO ve BM Ne İşe Yarar?!.

Öncelikle, Suriye’de 27 Şubat akşamı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığı, Türk milletinin birliği ve Anadolu’daki binlerce yıllık bekamız uğruna, vatan için, namus için, devlet için, millet için, istiklal, istikbal, bağımsızlık ve hürriyet için vermiş olduğumuz şehitlere Allah’tan rahmet, aileleri ve sevdiklerine de sabrı cemil niyaz ederim!.  Yaralı olan askerlerimize de Allah’tan acil şifalar dilerim. Asil Türk Milletinin başı sağ olsun!. Vatan Sağ olsun!.  Devlet Sağ olsun!.  Türk Devletinin böyle hain saldırılar sonrası  ne yapması beklenmektedir?! Tabii ki, Devlet ve Millet bir ve beraber olacaktır!. Türk Devleti bekası uğruna, bölgedeki tüm hava savunma sistemlerine rağmen,  yerli, milli ve kendi üretmiş olduğu, alçak uçuşlu İHA ve SİHA’LARI  ile rejimim tüm askeri birliklerini yok etmektedir?! Yani, Türk Devleti, Suriye ve İdlib’te savaş literatürü ve teknolojisini yeniden yazmaktadır! Türk Devletini böyle hain bir saldırı ile köşeye sıkıştırmayı veya eksen kayması yaşayacağını hesaplayan tüm küresel ve emperyalist güçler,  Türk Devleti ebed müddet devam ülküsü uğrunda, Kadim Türk Devlet Aklının başkaca plan ve hesaplarının olduğunu, tarihte olduğu gibi yeniden görecek ve idrak edecektir! Yenidünya düzeni ve sistematiğinde eksen bugün için sadece Türk Devletidir!.

1990’ların başında Doğu Bloku ve Varşova Paktı’nın çöküşü ile Doğu Avrupa’da başlayan demokratikleşme akımı, Kasım 2010 tarihinden itibaren Arap Baharı hareketleri ile Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında etkili olmaya başlamıştır!. Arap Baharının asıl amacı, halklara demokrasiyi getirmek ve sivil hakları teşvik ettirmekmiş! Ne kadar da inandırıcı, değil mi?! Arap Baharı hareketlerinin  küresel ve emperyalist güçlerin arka planındaki hesaplarının, 22 ülkenin rejim,  iktidar ve haritalarının değişmesi gerektiğini de  böylelikle yutturmuş oluyorlar!. Arap Baharı, Tunus ve Mısır’daki rejimler devrilmiş ve yerine yeni iktidarlar gelmiştir!. Libya lideri Kaddafi devrilmiş,  ülkesi  tarumar edilmiş, halen parçalama ve yağmalama devam etmektedir!. Neden acaba?! Yenidünya düzeni ve sistematiği bugün için, İDLİB ve LİBYA üzerinden kurulacaktır! Türk Devleti ve Kadim Türk Devlet Aklının,  bu bölgelerde  neden olduğu veya bulunduğu,ne işimiz var diyen aklı evveller ve akıl daneler  tarafından ümit ederim anlaşılacaktır!.

Küresel ve emperyalist güçlerin, Arap Baharı planı Suriye’de tıkanmıştır!. Suriye’de 2010 ve 2011 yıllarında Arap Baharı ile büyük bir iç savaşın çıkmasına neden olmuştur!  Suriye’deki çeşitli etnik grupların varlığı ve dış güçlerin de desteği ile ülkedeki iç savaşın çözülemez bir kör düğüm olmasına yol açmıştır!  Neyi bölüşemiyorlar ki?! Veya hangi küresel plana hizmet etiklerini biliyorlar mıdır?! Hiç sanmıyorum!. Çatışmalar süresince ülkede küresel  ve bölgesel güçlerin etkin bir şekilde yer alması, Suriye iç savaşının ortaya çıkardığı sorunların çözülmesini tamamen zorlaştırmıştır!. On bin kilometre ötelerdeki devletlerin Suriye’de ne işi var ki?! Birleşmiş Milletlerin aldığı  kararlar, sadece kâğıt üzerinde kalmış ve  hiçbir şekilde uygulamaya sokulamamıştır!. Taraflar birbirlerine karşı askeri destek alarak saldırmış ve  bunun sonucunda da Türkiye bir göç dalgası meydana getirmiş ve bu göçler halen devam etmektedir!. Peki, İdlib saldırısı sonrasında, Avrupa’ya göç için,  sınır kapıları Türk Devleti tarafından neden açılmıştır?!  Kavimler göçü ile tarihte bazı devletlerin yıkıldığını da hatırlatmakta fayda vardır! Türk Devleti kim veya kilere ne gibi mesajlar  vermektedir!

NATO, Kuzey Atlantik Paktının kurulmasındaki amaç;  Barış ve güvenliği korumak, Kuzey Atlantik bölgesinde denge ve huzuru geliştirmektir!. Hangi barış ve güvenlik?! İttifak, uzun yıllar boyunca sağladığı savunma ve güvenlik teminatlarının yanı sıra, Türkiye, NATO’ya girmek için yoğun temaslarda bulunmuştur! Türkiye,  NATO ile ittifak arayışına 18 Şubat 1952 tarihinde Yunanistan ile birlikte ittifaka dâhil olmuştur!

NATO’nun 4. maddesi: Taraflardan herhangi biri, taraflardan birinin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğü zaman, tüm taraflar birlikte danışmalarda bulunacaklardır!  Hangi tarafın, toprak bütünlüğü,, siyasi bağımsızlığı ve güvenliği?! NATO’nun 5. maddesi de;  Taraflar, Kuzey Amerika’da veya Avrupa’da içlerinden bir veya daha çoğuna yöneltilecek silahlı bir saldırının hepsine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendirileceği ve eğer böyle bir saldın olursa BM Yasa’sının 51. Maddesinde tanınan bireysel ya da toplu öz savunma hakkını kullanarak, Kuzey Atlantik bölgesinde güvenliği sağlamak ve korumak için bireysel olarak ve diğerleri ile birlikte, silahlı kuvvet kullanımı da dahil olmak üzere gerekli görülen eylemlerde bulunarak saldırıya uğrayan taraf ya da taraflara yardımcı olacakları konusunda anlaşmışlardır!  Peki,  taraflardan birine yapılan dolaylı saldırılar, çıkarları uğruna içeriden yapılıyorsa, ne yapacaksınız?! Böylesi herhangi bir saldın ve bunun sonucu olarak alınan bütün önlemler derhal Güvenlik Konseyi’ne bildirilecektir. Bildirilince ne değişecektir! Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumak için gerekli önlemleri aldığı zaman, bu önlemlere son verilecektir,  diyor!.  Güvenlik Konseyi, ne zaman, uluslararası barış ve güvenliği sağlamak adına kararlar alabilmiştir?! Gören veya duyan var mıdır?!

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan; Türkiye, bugünü ve geleceği bakımından tarihi ve hayati bir mücadele içerisindedir!. Neticeleri en az 100 yıl önceki kadar büyük olacak bir mücadeleden, ülkemizin ve milletimizin menfaatlerini koruyarak zaferle çıkmak için gece gündüz demeden çalışmalarımızı sürdürüyoruz!. Tarih boyunca hep işgallere, zulümlere maruz kalmış bu coğrafyada, mücadeleden bir an geri kaçarsak, bir an birliğimize beraberliğimize sahip çıkmazsak çok daha büyük bedeller ödeyeceğimizin bilinciyle hareket ediyoruz!. Bu büyük mücadeleyi verirken, kanlarıyla bu toprakları bize vatan kılan tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet dilerim. Zulme karşı verdiğimiz hak mücadelesi sonuna kadar devam edecektir!. Şehitler tepesi boş değildir ve boş kalmayacaktır!.  Türkiye haklı mücadelesinden hiçbir zaman geri durmayacaktır!. Hiçbir şehidinin kanı yerde bırakmayacaktır!. Hiçbir ihaneti unutmayacaktır!. Milletimiz yanımızda olduğu sürece her zorluğun üstesinden gelecek, ülkemizi köşeye sıkıştıracağını zannedenlere tarihi bir ders vereceğiz, ifade ve vurgularının, bölgemiz ve sınırlarımızda, yüz yıl önce olduğu gibi bölme – parçalama ve  kukla devletçik kurma hesap ve sinsi  planları yapan, tüm  küresel ve emperyalist güçler ve işbirlikçilerine de Osmanlı tokadı zaviyesinden, istiklal ve istikbal uğrunda, Türk demenin ve kadim Türk Devlet Aklının,  tarihte ve bugün  ne demek olduğunu hatırlatma babından çok net bir duruş ve cevap olduğunu düşünüyorum!.   

Share This:

Devletlerin Yıkılış ve Çöküşü!…

Dünya yanıyorken, hegemon ve küresel güçler,  emperyalist planları çerçevesinde ki  yeni dünya düzeni ve sistematiği peşinde, dünyayı ve bölgemizi de  tarumar etme  sinsi hesaplarını da yaparken, içeride birbirimiz ile meşgul olmak, birbirimizin altını oymak,  bazı makam – mevki ve kurumlara da benim adamım  gelsin, bizden olan atansın, bizden olmayan ve sözümüzü de dinlemeyecek bireyler hakkında olmadık tezviratlar ile meşgul olmak kimin işine  yarayacaktır!. Herhalde aziz devlet ve asil milletin değil!. Bu nasıl bir mantıktır?! Bu durum ve düşünce sistemini, milli bilinç veya milli şuur  olarak nereye koyabiliriz?!  İnsani ve ahlaki zaviyeden nasıl izah etmeliyiz?!. Bilemiyorum!. Özellikle de yereldeki siyasi aktör ve yerel dinamikler,  tüm atamalarda, ehliyetsiz, liyakatsiz, çapsız ve  kifayetsiz muhteris,  kendilerine yakın ve sadece söz dinleyen  adamlarını bir yerlere getirebilmek ve atamasını yaptırabilmek için her yolu denemektedir?! Neden acaba?!.   İnsan denen varlık tabii ki hata ve nisyan ile maluldür! Fakat toplumun ve devletin varlığı ve bekasına yönelik olarak böyle hatalar bilinçli bir şekilde yapılıyor ise bunu adı elbette ki ihanettir! Devletin bekası ve toplum düzenini bozmaya yönelik bilinçli olarak yapılan ihanet ve hainliğin tüm toplumlardaki cezası ehlince de malumdur!

Hülagü, Bağdat işgalinden sonraki bir gün, şehrin dışına kurduğu karargâhında, o beldenin en büyük âlimi ile görüşmek istediğini bildirir!. Bu haber, âlimler arasında korku ve endişeye sebep olur!. Hülagü tarafından öldürülmek korkusuyla bu davete kimse icabet etmek istemez!. Bu haber, zamanın genç âlimlerinden Kadıhan’a ulaşır. Kadıhan, ufak tefek tıfıl bir gençtir ve daha sakalı bile çıkmamıştır!. Daveti kabul ettiğini söyleyerek, Hülagü ile görüşmeye gidebileceğini, bunun için kendisine bir deve, bir keçi ve bir de bir horoz verilmesini ister!. Hülagü’nün şerrinden korkan ulema sınıfı bu isteği hemen karşılar!.  Kadıhan, hayvanlarla birlikte çadıra varır!. Hayvanları çadırın dışında bırakarak içeriye girer ve kendini tanıtır!. Kendisiyle görüşmek üzere geldiğini söyler! Hülagü, genci tepeden tırnağa süzer ve beklediği tipte biri olmadığını görerek; bana göndermek için seni mi buldular!. Kadıhan gayet sakin bir şekilde; görüşmek için iri yarı, boylu boslu birini istiyorsan; bir deve getirdim!. Sakallı yaşlı birisi ile görüşmek istiyorsan;  bir keçi getirdim! Eğer gür sesli birisiyle görüşmek istiyorsan; horoz getirdim!. Üçünü de çadırın önüne bıraktım; Onlarla görüşebilirsin, der!.

Hülagü, karşısındakinin sıradan biri olmadığını anlar ve şöyle otur bakalım, diyerek kendisine yer gösterir ve ilk sorusunu sorar!.  Söyle bakalım, beni buraya getiren sebep nedir, diye sorar. Kadıhan gayet sakin bir şekilde;  Seni buraya bizim amellerimiz getirdi!. Allah’ın bize verdiği nimetlerin kıymetini bilemedik!. Esas gayemizi unutup; makam, mevki,  iktidar, güç ve mal mülk peşine düştük; zevk ve sefaya daldık!. Cenabı Hak da bize verdiği nimetleri almak üzere seni gönderdi, der.  Hülagü, ikinci sorusunu sorar!  Peki, beni buradan kim gönderebilir? Cevap çok manidardır!. O da bize bağlı! Benliğimize dönüp, ne kadar kısa zamanda toparlanıp, bize verilen nimetin kıymetini bilir, zevk ve sefadan, mal, mülk ve mevki peşine düşmekten, israftan, zulümden, birbirimizle uğraşmaktan vazgeçersek, işte o zaman sen buralarda duramazsın, der!.

İnsanlık tarihine kabaca baktığımızda, yüzlerce devletin kurulup battığını görebiliriz!. Peki, neden?! Bu kadar  devlet neden kurulmuş ve hangi hatasından dolayı batmıştır?!  Mademki, tarih, ibret ve ders alınmış olsa tekerrür etmeyeceğine göre!  İnsan denen ve akıl ile mücehhez varlık, akletmek ve düşünmekle mükellef ve sorumluluk sahibidir!.  Akletmeyen,  düşünmeyen ve belli makamlarda da sorumluluk sahibi olması gereken  insan denen varlık, toplum ve toplumun düzeni ve emniyetini de  sağlamak ile görevli devletin  başına, tabii ki sıkıntılar getirecek ve belalar açabilecektir!.  İnsan denen varlık sorumluluk sahibi olduğu; kendi haline ve başıboş da bırakılamayacağına göre!.  İnsan denen ve akıl ile mücehhez varlık, olay ve gelişmelerin siyak ve sibakını, yaptığı tüm işlerin neden ve niçin olduğu ve nasıl vuku bulduğunu idrak etmek zorundadır!  İnsan denen  aciz varlık, özünden ve benliğinden uzaklaşmakla,  zevk – sefa peşinde koşmak, mal – mülk biriktirmek,  iktidar ve güç savaşı vermek,  israf ve zulüm ile  uğraşmak ve birbiri ile meşgul olmak, birbirinin kuyusunu kazmakla; hem kendisi, hem toplumun ve hem de aidiyet hissettiği devletin sonunu hazırlayabilir!.  Bir kişiden hiçbir şey olmaz diyemeyiz!. Bir çiçekle bahar olmaz; fakat her bahar bir çiçekle başlar, unutmayalım!. Eba Müslim Horasani; Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular!. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar!. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı!. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu!. Herkes düşman safında birleşince de, yıkılmaları mukadder oldu, diyor

Share This: