Allah’ım!. Ümmetin Suskunluğunu Sana Şikayet Ediyorum!..

Filistin işgaline karşı iki ayrı intifadanın öncülüğünü yapan ve vücudu felçli olmasına rağmen, Allah yolunda mücadeleden, direnişten geri kalmayan, Hamasın manevi lideri Şeyh Ahmet Yasin Siyonistlerin düzenledikleri bir suikast neticesi 22 Mart 2004 tarihinde şehit edildi!. Allah rahmet eylesin!.

Filistin davasının yılmaz savunucularından Şeyh Ahmet Yasin’in ümmete hitaben yazmış olduğu mektubu;

Allah’ım! Ümmetin suskunluğunu Sana şikâyet ediyorum!

Ben ki kocamış bir yaşlıyım. Kurumuş iki elim, ne kalem tutuyor ne de silah!..

Sesimle yeri inletecek güçte bir hatip de değilim!..

Ben ki saçları ağarmış, ömrünün son demlerinde, türlü hastalıkların yıktığı ve üzerinde zamanın belalarının estiği biriyim!..

Tek isteğim benim gibi, Müslümanların zaaf ve aczinden müteessir olanların yazmasıdır!..

Siz ey Müslümanlar! Suskun ve aciz, helak olmuş ölüler!..

Hâlâ kalpleriniz sızlamıyor mu, başımıza gelen bu acı felaketler karşısında?..

Bir halk yok mu? Hiç mi kimse yok, Allah için ve ümmetin namusu için kızacak?..

Şerefli direnişçilerken, bizleri katil teröristler olarak ilan edenlere karşı duracak!..

Bu ümmet utanmaz mı, şerefi çiğnenirken? ..

Siyonist katilleri ve uluslararası işbirlikçilerini görmezden gelirken!..

Omuzlarımıza el verecek ve göz yaşlarımızı silecek bir bakış!..

Bu ümmetin kurumları, sivil güçleri, partileri, teşkilatları ve bariz şahsiyetleri, Allah için kızmaz mı!? Tümü birden sokaklara dökülüp, bizim için dua etmeye;

Gücümüzü Topla!..

Ey Rabbimiz! Gücümüzü topla, zaafımızı gider ve mümin kullarına yardım et! diye çağıramaz mı!?..

Buna da mı gücünüz yetmiyor!?..

Yakında bizim büyük ölümlerimizi duyacaksınız, o zaman alınlarımızda şu yazılacak:

Bizler direndik! İleri atıldık ve kaçmadık!..

Ve bizimle birlikte çocuklarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız ve gençlerimiz ölecek!..

Onları, bu suspus ve bön ümmete yakıt yapacağız!..

Bizden, teslim olmamızı ve beyaz bayrak dikmemizi beklemeyin!..

Çünkü biz, bunu yapsak da öleceğimizi biliyoruz. Bırakın savaşçı onuruyla ölelim!.

Dilerseniz bizimle olun, elinizden geldiğince, öcümüzü sizden her biri boynuna taksın!..

Dilerseniz bize acıyarak ölümümüzü izleyin! ..

Temennimiz, Allah’ın, emaneti savsaklayan herkesten kısas almasıdır!..

Umarız bizim aleyhimize olmazsınız! Allah aşkına, bari aleyhimize olmayın!..

Ey ümmetin liderleri, ey ümmetin halkları!..

Allah’ım! Sana şikayette bulunuyorum Sana şikâyette bulunuyorum!..

Sana şikayette bulunuyorum!…

Gücümün azlığını, imkânımın yetersizliğini ve insanlara karşı zaafımı sana şikayet ediyorum!…

Sen mustazafların Rabbisin, Sen bizim Rabbimizsin, Bizi kime Bize cehennem olacak uzaklara mı? Veya düşmana mı?..

Allah’ım! Akıtılan kanlar, dokunulan ırzlar, çiğnenen hürmetler, yetim bırakılan çocuklar, oğlunu yitirmiş anneler, dul kalmış kadınlar, yıkılmış evler ve ifsat edilmiş ekinler aşkına sana şikâyette bulunuyorum…

Sana şikâyette bulunuyorum! Gücümüz dağıldı ve birliğimiz bozuldu!. Yollarımız ayrıldı! Halkımızın zaafını ve ümmetimizin bize yardım edip, düşmanı yenmedeki aczini Sana şikâyet ediyoruz!..

Anlayana!.. Gönlü mühürlü olana, Kör ve Sağıra işittiremezsin!..

Share This:

Covid-19 Sonrası Siyasi Değişim!..

Covid-19 sonrası  dünyada;  sosyal,  kültürel  ekonomik ve siyasi değişimlerin olacağını  yazılarımızda her daim vurgulamaya çalışıyoruz!. Peki, ifade edilen değişim nasıl olacaktır?!. Birinci ve ikinci dünya savaşı akabinde gelen değişimleri hatırlatmak isterim!. Bu savaşlarda ne kadar insanı kaybettiğimizi ve tarumar olan şehirleri de bir kenara not edelim!. Daha gerilere gidecek olursak, Rönesans ve Fransız İhtilali ile gelen yıkım ve değişimleri de unutmamak gerekir!. Değişim,  normal ve  şartlar gereği mi,  yoksa savaşlardan mı sonra mı gelmelidir?!.

İnsanoğlu  yaşadığı ve dünya  da dönmeye devam ettikçe, değişim kaçınılmazdır!. Durağan her şey kirlenir!. Değişmeyen tek şey değişimdir!  Peki, değişim nasıl olacaktır?! Değişime kim veya kimler, liderlik veya öncülük edecektir?!. Değişim akabinde gelen yeni durum, dünya insanlığının hayrına mı olacaktır?! Ya da yeni bir dijital  kölelik düzeni mi kurulacaktır?! Yoksa değişimi tetikleyen küresel güçler, tarihte olduğu gibi her daim karlı mı çıkacaktır! Sorulması  ve cevap bulunması gereken soruların bunlar olduğunu düşünüyorum!.

Covid-19 sonrası dünyada yaşanacak olan; sosyal, kültürel ve ekonomik değişimleri işin ehli uzman ve stratejistlere bırakalım!. Bu konudaki yorum ve gelişmeler hakkında izahatta bunacaklardır!. Bir iletişimci ve gazeteci olarak, dünyanın parlayan yıldız ve marka ülkesi, küresel güç olma yolunda ilerleyen  Türkiye’de ki  siyasi değişimin erken bir  genel seçim ile  kazasız ve belasız bir şekilde nasıl olması gerektiği ya da değişimin parametrelerini okumaya, anlamaya, yorumlamaya ve kaleme almaya çalışıyoruz!.

Cov,d-19 ile, hükümetlerin almış olduğu  sosyal ve ekonomik kararlar, insanları zor durumda bırakmaktadır! Tabii ki böyle bir gelişme de kitlelerin bir kıvılcım ile sokaklara dökülmesine sebebiyet vermektedir! Ya da şöyle soralım!. Kitleleri,  kim veya kimler sokaklara dökmektedir?! Hedefleri nedir?! Kitlelerin  sokak hareket  kalkışması, hükümetleri nasıl ve  ne  kadar zor durumda bırakmaktadır?! Hükümetler daha ağır müeyyide  almak zorunda kalabilir mi?! Aldıkları takdirde neler yaşanabilir?! Alınmadığı durumlarda  neler olacaktır?! Böyle bir gelişme ülke ve vatandaşın çıkarına mı olacaktır?! Ya da bu işleri tertip eden küresel ve emperyalist güçlerin mi?!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, pandemi vakalarının ülkemizde, Nisan ayında zirve yapması ve  Bilim  Kurulunun tavsiye ve önerileri çerçevesinde, Ramazan ayının son günleri ve Ramazan  Bayramı ile birlikte,  17 günlük tam kapanma kararını açıklamıştır!.

Tam kapanma kararının açıklanması akabinde, küçük esnaf ve özellikle de ücretsiz izne gönderilen ya da işinden ayrılan kitlelerin durumu da sorgulanmaya başlamıştır!. Ülkemizde her bir vatandaşın sabit gelirinin olmadığını da unutmayalım!. Büyük bir kitlenin sadece günlük yaşamakta olduğunu da hatırlatmadan geçmeyelim!.

Ülkemizde, günlük kazanan ve günlük yaşayan büyük bir kitle bulunmaktadır!. Tam kapanma ile, günlük kazandığı ile kimseye muhtaç olmadan hayatını idame ettiren, kimseye de bir zararı olmayan, yeri geldiğinde günlük kazandığı ekmeğini bölüşen, paylaşan ve infak eden küçük esnaf ne yapacaktır?! Şehrimizdeki  Esnaf Odalarına, kayıtlı atmış bin civarında küçük esnaf ve dört kişilik ailesi  ile  totalde 240 bin insanımızın olduğunu da  hatırlatmak isterim!.

Peki, tam kapanma kararının açıklaması ile, bazı sektör ve  işletmelerin açık kalması, vatandaşlar arasında, Devletin  Adalet ve Eşitlik ilkesi ile çelişmekte midir?! Böyle bir karar da vatandaş kime küsecektir?!  Devletine mi, yoksa kararların arkasında ki siyasi irade hükumete mi?!.

Peki, bürokratik oligarşiden kurtulalım derken, merkez ve taşrada, geçiş, ara ve  koalisyon dönemlerinden daha kötü bir şekilde vatandaşın işlerini, yasa ve kanunlar çerçevesinde yapmamak için elinden geleni yapan ve hatta vatandaşa eziyet eden devlet memuru,  siyasi iktidar ve hükumete iyilik mi yapmaktadır!. Siyasi irade ve hükumete yakın belediyelerdeki vatandaşa yapılan eziyet ve bugün git yarın gel durumlarını kaleme almak dahi istemem!.

Tam kapanma kararının açıklanması akabinde, açık olan  işletme çalışanlarının görev kağıdı alması gerektiği fakat  E-Devlet sisteminin tamamen çökmesi ya da sisteme  erişimin olmamasını ne şekilde ve nasıl izah etmeliyiz?! Peki, hem büyük devlet ve küresel güç olacağız derken, seksen dört milyonun aynı anda erişebileceği bir sunucu ve internet  altyapısı neden kurulmaz?!.  

Peki, tam kapanma kararının açıklanması sonrası, sahada yaşanan bazı gelişmelere neler demeli?! Birileri sanki siyasi iktidar ve hükümete zımnen tuzak kurmuşa benziyor! Ya da bilinçli olarak yapılan bir operasyon gibi! Yoksa Devlet Aklı kontrolünde,  erken bir genel seçimle birlikte yeni dönemin iktidarı olması muhtemel siyasi partiye, kitleler konsolide mi edilmektedir?!. Bilemiyorum!.

Peki, işinde ve aşında ki vatandaşın takip etmesi mümkün olmayan, son günlerde meydana gelen  baş döndürücü haberler, gelişmeler, olaylar ve açıklamalara neler demeli ve nasıl okumalıyız?! Bir el ya da güç, sanki siyasi değişim sürecinin daha hızlı bir şekilde yürümesi ve gerçekleşmesini  talep eder gibi!.  Ne diyorsunuz?!

Yazımızın başına tekrar dönelim, Covid-19 sonrası, dünyada ki, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi değişimlerin olacağını vurgulamıştık!. Peki, ülkemizde ki siyasi değişim nasıl olacaktır?! Devlet Aklı denetiminde gerçekleşen mezkur tüm haberler,  gelişmeler, olaylar ve olgular,  değişim için  sadece  erken ya da gününde yapılacak  genel seçim  ile, şartları olgunlaştırılmış,  2023 Büyük ve Güçlü Türkiye’si  için Kurucu İrade ve Kuvay-i Milliye ruhu kadroların  hazırlanmakta olduğunun işaret fişekleri, şeklinde düşünüyorum!.

Share This:

Beyler!. Haydi!. Pamuk Eller Cebe!..

Covid-19 sonrası yeni normal hayat,  insan doğasına vahşi bir şekilde saldıran ve saldırılar sonrasında da bozulan fıtratın neden olduğu riskleri minimize etme stratejisidir!  Yeni normal hayat, riskler dünyasında insanoğluna nefes alabilmesi için yeni bir alan açma çabasıdır!. Peki,  nasıl olacaktır?!.

İnsanlık tarihi farklı zaman dilimlerinde toplumları etkileyen büyük kırılmalara şahitlik etmiştir! Bu tarihsel kırılma süreçleri büyük dalgalar yaratarak toplumlar arayışlara yönelmiştir!. Bu arayışların getirdiği yenilikler, farklı biçimlerde bütün toplumları etkileyerek, değişim ve dönüşüm tecrübeleri yaşatmıştır!.

Tarihte yaşanılan büyük kırılma ve dönüşümler incelendiğinde, bir bütün olarak insanlığın yaşadığı büyük bunalım ve krizler sonrası olduğu gerçeği görülecektir!.

Yaşadığımız zaman dilimi, büyük fırsat  ve büyük riskleri  de içinde barındırmaktadır!. Söz konusu riskler,  hızlı ve etkili bir şekilde yayılarak bütün dünyayı etkisi altına alabilen salgın hastalıktır!.

Peki, böyle bir dönemde neler yapmalıyız?! Elimiz ve kolumuz bağlı beklemeli ve  küresel şeytani planlara teslim mi olmalıyız?!  Yoksa imanın gereği, Nuh’un gemisine binebilmek için hazır  olmak gerekir mi? Hazır olmayanlar gemiye alınmadığını da hatırlatmadan geçmeyelim!.

COVID-19 sonrası ile ilgili üç temel öngörünün öne çıktığı söylenebilir! Birincisi, salgının sadece sağlık sistemini değil, yaşamın bütün boyutlarını etkileyeceği, öngörüsü! İkincisi, salgın sonrasında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı, iddiası!  Üçüncüsü,  yeni normalle yaşamaya devam edileceği, değerlendirmesidir!.  Her risk hazır olanlar için  bir fırsatı da barındırdığına göre!. Tüm mesele budur!.

Sağlık hizmetleri bireysel açıdan bakıldığında bir ihtiyaçtır!. Bütün bireyler yaşamını düzenli bir şekilde sürdürebilmek için sağlıklı olmayı arzu eder!. Sağlıklı olmayı gerçekleştirmek için de sağlık alanında kendini yetiştirmiş uzmanların sunduğu hizmetleri kullanır!

Covid-19 pandemisi, üretim süreçlerini etkileyerek bazı sektörlerin devre dışı kalmasına, tarım ve gıda gibi bazı sektörlerin öneminin artmasına ve yeni sektörlerin de ortaya çıkmasına yol açmıştır! Evde iş yapma oranı ve biçimlerinin artması, alışverişlerin online evden yapılmaya başlanması gibi dijital temelli gelişmeler ve yeni üretim sektörleri, toplumsal yaşamdaki etkileşim ortamları ve görünme biçimlerini ciddi anlamda farklılaştırmaktadır!  

Eğitim alanındaki uzaktan öğretim, teknoloji temelli yaygın bir döneme geçildi! Peki, uygulamalar değerlendirildiğinde uzaktan öğretim örgün öğretimin yerini alabildi mi? Uzaktan öğretim, örgün öğretimin yerini almadığı fakat  eksik kalan hususların olduğunu göstermiştir!. Yeni normal ile birlikte zamanla bu eksiklikler telafi edilecektir!   Covid-19 ortadan kalktığında yeni bir denge oluşacak ve uzaktan öğretim, eğitim kurumu bileşenlerinden biri hâline gelecektir!.  

Covid -19 sonrası yeni normal toplumsal hayat ve dengenin kurulmasında,  pandemi sürecinde geliştirilen; paylaşma ve yardımlaşma, dayanışma ve iş birliği imkânları, fedakârlık yapabilme ve empatik düşünce gücünü koruma gibi faktörler etkili olacaktır! Gün,  İnsan olduğumuzu ve birlikte yaşamak gerekliliğini yeniden  hatırlama vaktidir!.

Dünya toplumlarının pandemi sonrası yeni normale alışabilmesi bireysel, psikolojik, ekonomik ve sosyolojik anlamda çok kolay olmayacaktır! Küresel güçler, Türkiye’de kaos çıkarma ya da sivil itaatsizlik peşindedir! Söz dinleyen ve denetlenebilen bir  durum adına!.

Türk milletinin tarihten  gelen insani ve medeniyet özellikleri; paylaşma, yardımlaşma ve fedakarlık bu süreçte daha fazla önem kazanmaktadır!. İşyerleri kapanan küçük esnaf, ücretsiz izne gönderilen, işinden ayrılan  ve kısa çalışma döneminde gelir kaybına uğrayan kitleler, yeni normal hayata kolay bir şekilde adapte olabilmesi, sosyal ve toplumsal huzurun bozulmaması, küresel kirli ve sinsi  planın parçası ve destekçisi de olmamak adına, bir şeyler yapmanın  ya da elimizi taşın altına koymanın tam vaktidir!. Peki, bugün değil de ne zaman?!.  

Tuzu kuru, bir eli yağda ve bir eli balda ki, beyler ve bayanlar,  artık pamuk eller cebe!. Kenarda, köşede ve bankalarda  sermaye  yığan kişiler ve özellikle de kamu kurumlarından birkaç yerden maaş alan, devletin en tepesindeki memuru, milletvekili, ballı maaş alan hakim, savcı ve akademisyenler, özellikle de çifte emekli maaşı alanlar, ellerini ceplerine ne zaman atacaktır!. Bir aylık maaşınızı paylaşın, infak edin bir şey kaybetmezsiniz!  

Hem iman ettik diyeceğiz, hem cennet talep edeceğiz ve  hem de komşumuz aç yatmaya devam edecek, öyle mi?! Peki, gelmekte olan psikolojik, bireysel, sosyal, ekonomik  ve akabinde ki siyasal  kaos ve krizin  toptan altında  kalma ihtimalimiz nedir?!  Siyasi değişimler genellikle ekonomik buhran ve istikrarsızlıklar sonrası geldiğini de unutmayalım!. Sermayesi sadece siyaset olanlara sesleniyorum!.

Share This:

Bulut Teknoloji & Veri Savaşları!.

Günümüzde, devlet, kurum ve bireylerin sahip olduğu varlıkların başında veri gelir! Devlet, kurum ve bireyler sahip oldukları veriyi derler, değiştirir, değer elde eder, satar, bir ürün veya hizmet haline getirebilir veya paylaşabilir!

Veri güvenliği, verilerin yetkisiz erişime karşı korunması olarak tanımlanır! Veri güvenliğinde, kişisel veya kurumsal verileri korurken, gizliliği sağlamak ve bütünlüğü doğrulamaktır! Veriler, sunucu, veri tabanı, ağ, kişisel bilgisayarlar ve en önemlisi kurum çalışanlarının aklında bulunur!

Veri nerede olursa olsun, devlet, birey ve kurumlar, verinin gizliliği, bütünlüğü ve erişilebilirliğini korumak zorundadır! Veriler yazılı, sesli, görüntülü veya çizim gibi herhangi bir formatta saklanabilir ve yetkili kişiler bu verileri talep ettiklerinde kullanılabilir durumda olmalıdır!

Gerek çalışma ortamı ve gerekse normal hayatımızda, video ve fotoğraf gibi birçok veriyi telefon, tablet ve bilgisayarda depolarız! Ancak yeri geliyor kullanılan cihazların kapasiteleri yetmiyor ve böyle bir durumda bulut teknolojisi yetişiyor!

Bulut teknolojisi, dosya ve verileri online bir platformda depolama hizmetidir!. Bu sistemler genellikle herhangi bir kurulum gerektirmez! Dropbox, Yandex Disk, Google Drive, Mega gibi bulut hizmetlerinden birine üye olarak,  verilen disk alanı kadar dosya yüklenebilir! Bu dosyalar gelişmiş veri tabanlarında muhafaza edileceği için herhangi bir şekilde kaybolmayacak ve erişime açılmadığı sürece üçüncü şahıslar tarafından görüntülenemeyecektir!

Bulut teknolojisi, web tabanlı uygulamalar ile işlemsel olarak kolaylık sunan online depolama hizmetidir!  İnternet üzerinde barındırılan tüm uygulama, program ve veriler sanal bir makine üzerinde yani bulutta depolanması ile birlikte internete bağlı olunan cihazda her yerden bu bilgilere, programlara ve verilere kolaylıkla ulaşım sağlanabilen hizmetin tümüne bulut teknolojisi adı verilmektedir! 

Veri ve dosya depolama, bugün teknolojiye erişimi olan devlet, kurum ve bireyler için temel bir gereksinim!  Dosyaların bilgisayar, telefon, tablet gibi cihazlarda bulunmaları cihazların yavaş çalışmasına ve boş alanlarının tükenmesine, bilgisayarda yaşanan arızalar, dosyaların kaybolmasına da sebep olabiliyor!

Bulut sistemleri, yalnızca dosya depolamaya yaramaz! Bunun yanında birçok farklı işlevleri de vardır! Bulut hesabına yüklenilen bir dosyanın başkaları tarafından erişilebilir olmasını istiyorsak, dosya için link oluşturabiliriz! Linki gönderdiğiniz kişiler dosyayı buradan cihazlarına indirebilir!

Bulut sistemlerinin tamamında ön izleme seçeneği olmaktadır! PDF, Word, Excel dosyaları sistemden okunabilir, ses ve video dosyaları düzenlenebilir! Bazı bulut sistemleri, altyapıları üzerinden sanal masaüstü hizmeti de sunmaktadır! Bu sistemleri bir masaüstü gibi düzenlemek ve kullanmak mümkündür! Bu imkân sayesinde bilgisayarda alan işgal edilmesi tamamen önlenebilmektedir!

Devletlerin silahlı kuvvetlerine, siber birliklerin de dâhil olması, verinin ve internet sistemlerinin önem kazandığını gösteriyor! Artık savaşlar sanal âleme kaymış durumdadır! Bir siber saldırı sonucu, devlet ve millet adına, hayati bilgiler, büyük sonuçlara yol açabilir!

Peki, bulut teknolojisine ya da bulut sistemine kim veya kimler hakim olacaktır?! Günümüzün en büyük sorunu veriyi kim veya kimler yönetecektir?! Veri hayatımızın bir parçası olduğuna göre! Devlet, kurum ve bireyler için veri olmaz ise olmazlar arasındadır! Dünyada, bizim göremediğimiz, arka planda,  bulut teknoloji  ya da veriye erişim  savaşları halen devam etmektedir!.

Share This:

Kripto Para Borsası!..

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası; 30 Nisan 2021 tarihinde yürürlüğe girecek olan, Ödemelerde Kripto Varlıkların Kullanılmamasına Dair Yönetmelik, Resmi Gazetede yayımlanması akabinde, ülkemizde faaliyette bulunduğu iddia edilen iki yüz adet kripto para şirketlerinden bazıları bir bir dökülmeye başladı! Neden acaba?!. Yasal çerçevede iş yapmak demek ki zorlarına gidecek! Doğa boşluğu da kabul etmeyeceğine göre!.

Merkez Bankasının yayınlamış olduğu yönetmeliğe göre, kripto varlıklar, ödemelerde doğrudan veya dolaylı şekilde kullanılamayacak! Kripto varlıkların ödemelerde doğrudan veya dolaylı şekilde kullanılmasına yönelik hizmet sunulamayacak!.

Kripto para ve bitcoin borsasına para yatıran ya da oyuncu olarak mağdur olduğunu iddia eden kişiler, savcılıklara dolandırıldıkları noktasından, başvuru dilekçeleri arka arkaya gelmeye başladı!  Kripto para borsasında ki dönen rakamlar, reel sektöre aktarılmış olsa ülkemizin ekonomik olarak nasıl bir kalkınma hamlesi yakalayacağını ve işsizlik sorununun da çözüleceğini düşünmek gerekir!  Şehrimizde kripto para piyasasında yatırımcı ya da oyuncu olarak yüz bin civarında kişi olduğu iddia edilmektedir! Savcılığa dolandırıldıkları için birkaç kişi haricinde bir başvuru da olmamıştır!.

Peki, kripto nedir?! Kripto para ya da kripto para borsası nedir, izah etmeye çalışalım!.Kriptoloji, bir tür özel şifreleme bilimidir! Verilerin ( yazı, rakam veya herhangi bir mesajın ) özel bir sistem sayesinde şifrelenmesi, güvenli bir ortam aracılığıyla alıcıya gönderilmesi ve bu şifreleme sisteminin çözülerek verilerin ortaya çıkması olarak özetleyebiliriz!.

Kripto paralar, şifrelenmiş, dijital bilgi olarak var olan bir tür para biçimidir!. Herhangi bir bankadan bağımsız olarak çalışan bir kripto para birimi, varlıklar arasında sermaye yaratmayı ve aktarmayı düzenlemek için gelişmiş bir matematik kullanır!

Kripto para birimi, bir değişim ortamı olarak veya bir kayıt tutma yöntemi olarak çalışmak üzere tasarlanmış dijital formda bir simgedir! Ağındaki işlemleri güvence altına almak, doğrulamak ve yeni jetonların yarattığı kontrole sahip olmak için kripto-grafik algoritmalar kullanır!

2009 yılında ilk defa açık kaynak yazılım olarak piyasaya sürülen Bitcoin, merkezi olmayan ve en popüler kripto para birimidir! Bitcoin piyasaya sürülmesinden bu güne kadar,  6.000’den fazla alt coin oluşturulduğu da ifade edilmektedir!

Bitcoin, elektronik olarak oluşturulan, merkezi olmayan kripto para birimidir! Merkez Bankaları tarafından çıkarılan para birimlerinden farklı olarak, merkezi bir finansal kurum ya da yöneticiye bağlı değildir! İşlemleri güvenceye almak,  birimlerin oluşturulmasını kontrol etmek ve çeşitli varlıkların transferini doğrulamak için kripto şifreleme teknolojisi üzerinde çalışır!

Kripto varlık; Dağıtık defter teknolojisi veya benzer bir teknoloji kullanılarak sanal olarak oluşturulup, dijital ağlar üzerinden dağıtımı yapılan, ancak itibari para, kaydi para, elektronik para, ödeme aracı, menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracı olarak nitelendirilmeyen gayri maddi varlıklar olarak tanımlayabiliriz!

Kripto varlık; Bir düzenleme ve denetim mekanizmasına tabi olmaması, merkezi bir muhatabın bulunmaması, piyasa değerlerinin aşırı oynaklık göstermesi, anonim yapıları dolayısıyla yasadışı faaliyetlerde kullanılabilmesi, cüzdanların çalınabilmesi veya sahiplerinin bilgileri dışında usulsüz kullanılabilmesi, işlemlerin geri dönülemez nitelikte olması gibi nedenlerle risk barındırdığı!

Kripto varlık; Ödemelerde kullanılmamasının, işlemin tarafları açısından telafisi mümkün olmayan mağduriyetler yaratma ihtimali bulunduğu ve bu alanda mevcutta kullanılan yöntem ve araçlara karşı güven zafiyeti meydana getirebilecek unsurlar içerdiği!

Kripto varlık; Merkezi olmayan kripto para birimi, tüm kripto para birim sistemi tarafından, sistem oluşturulduğunda tanımlanan ve herkes tarafından bilinen bir oranda toplu olarak üretilir!.

Uzmanlar, kripto para borsasının toplam piyasa değerinin 3-5 trilyon dolar olduğu  tahmin etmektedir!.

Kripto paranın altı özelliği;  Merkeziyetsizlik!. İşlem ve sahip kayıtları! Yeni arz oluşturma kuralları! Sahipliğinin kripto-grafik tekniklerle sadece sahibince ispat edilebilmesi! Paranın sadece sahibinin emriyle el değiştirebilmesi! Aynı anda aynı kripto para için birden fazla işlem yapılırsa sadece birinin yerine getirilmesi!

Amerika Birleşik Devletlerinde; Kripto para borsaları Mali Suçlar Uygulama Ağı FINCEN’den lisans almak, kara para aklama ve terörizm finansmanı ile ilgili kuralları uygulamak, kayıtları düzgün tutmak ve ilgili birimlere ibraz etmek zorundadır! Uluslararası kripto para transferlerini yapanlar ve karşı taraftaki alıcılar konusunda bilgi verme şartı da bulunmaktadır!

Dünyada ABD başta olmak üzere, Avrupa Birliği, Almanya, Estonya, İngiltere, Kanada, Singapur, Avustralya, Japonya, Güney Kore, Çin ve Hindistan’da kripto para piyasası ve borsası ile ilgili kısmi yasal düzenlemeler bulunmaktadır! Uygulamalar ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir!.

Share This:

Devletin Yasal İşleyişi ve Yönetmelikler!.

Devlet dediğimiz kurumda tüm işleyiş; Anayasa, yasa, tüzük ve yönetmelikler çerçevesinde yürür! Devlet değimiz kurumda; Anayasa, yasa, tüzük ve yönetmeliklere aykırı bir işlem yapılamaz! Böyle bir durumda, hukuk devletinin gereği,  buna vesile olan  kişi  ve kurumlar kendisini adaletin karşısında bulacaktır!.

Devlete bağlı tüm kurum ve kuruluşlar, Anayasa ve yasaların uygulanması çerçevesinde, yönetmelikler yayınlamak zorundadır! Aksi halde, taşrada yasayı uygulayamazsınız!. Böyle bir durumda vatandaş çok zor durumda kalır!. Vatandaşın işleri yürümez, aksar ve arızalar çıkar!. Tabii ki böyle bir gelişme akabinde vatandaş devletine güveni zedelenecek ve küsecektir!.

Devletin işleyişi ve vatandaşların da işlerinin seri ve kolay bir şekilde yürütülmesi zaviyesinden; Anayasa, yasa, tüzük ve yönetmelik nedir, kabaca izah etmeye çalışalım!. Bu zincirden birinde arıza çıktığı zaman, vatandaşları işlerin seri olarak görülmesi zaviyesinden, işler düzgün yürümeyecektir!. Dolaylı olarak devlet sanki vatandaşına zulüm ediyormuş şeklinde algılanacaktır! Devletin hiçbir  kurum ve kuruluşundaki memurun böyle bir yetkisi ve  haddi olamaz!. Vatandaşın devletine karşı güveni sekteye uğratacak girişimlere asla izin verilmemelidir!.

Anayasa; Ülke üzerindeki egemenlik haklarının kullanım yetkisinin içeriğinde belirtildiği şekliyle devlete verildiğini belirleyen toplumsal sözleşmedir! Diğer bütün hukuki kurallardan ve yapılardan üstündür! Hiçbir kanun ve yapı anayasaya aykırı olamaz! Toplumsal bir sözleşme niteliği taşır! Devlet faaliyetleri ve oluşum biçimini düzenleyen yasa metnidir!.

Anayasa; Toplumların ülke üzerindeki egemenlik haklarının, bireylerin temel haklarının hangi koşullar altında devlet tarafından kullanılabileceğini belirleyen temel yasalardır! Devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirler!

Anayasa; Hukuk sisteminin iskeletini oluşturması yanında, bütün bir devlet teşkilatının temel kuruluşunu sağlar! Bu şekliyle de ekonomi, eğitim, siyaset, çalışma vb. gibi konular  anayasa ile düzenlenmiş olur!

Kanun; Yasama organı tarafından kanun ya da yasa ismiyle yapılan hukuk kurallarıdır! Anayasa ve TBMM İç Tüzüğü ile belirlenen usul çerçevesinde yapılır! Anayasa’nın Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisindedir! Bu yetki devredilemez  hükmü çerçevesinde, TBMM kanun çıkarma konusundaki tek yetkili organdır!

Kanunların en önemli özellikleri, ilgilendirdikleri kişiler açısından genel, zaman açısından ise sürekli olmalarıdır! Genellik, kanunların belirli kişi veya kişilere ilişkin olmamasıdır! Genellikten kasıt, belli bir devlet memuruyla değil, devlet memurluğu ve vatandaşlık sıfatını taşıyan kişilerin hepsiyle ilgili olmasıdır!

Kanunlar belli bir an için değil, yürürlükte oldukları sürece uygulanabilir olmasına süreklilik denilmektedir! Belli bir tarihte yapılmış olan kanun, kanunda yürürlükten kalkma tarihi belirtilmediği ve başka bir yasa ile kaldırılmadığı veya değiştirilmediği sürece, uygulanabilme özelliğine sahiptir!

Tüzük;  Bir kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan düzenlemelerdir! Kanunlar gibi Cumhurbaşkanı tarafından imzalanarak Resmi Gazete’de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe girer!.Anayasa’daki ifade ile kanunlara aykırı olmamalıdır!. 

Yönetmelik;  Devlet devasa bir örgüttür ve bu örgüt kendi içinde  vatandaşlar ile bire bir muhatap olan pek çok organ, kurum ve kuruluşu barındırır!. Kurum ve kuruluşlar, yürüttükleri faaliyetler çerçevesinde, yasa ve tüzüklerin uygulanabilmesi için yasalarda açıkça yer almayan hususlarda düzenlemenin yapılmasına ihtiyaç duyar! İhtiyaç duyulan daha ayrıntılı ve teknik düzenlemeler, Anayasa’nın verdiği yetkiyle, bakanlık ve kamu tüzel kişilikleri tarafından, kamu kurumlarındaki tüm işleyiş ve  uygulamalar,  yönetmelik adı verilen metinler ile gerçekleştirilir!

Mezkur açıklamalar çerçevesinde; Yönetmeliklerin taşrada uygulanmasının anayasa, yasa, sonradan eklenen yasa maddeleri, tüzük, resmi gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve Anayasa mahkemesinin konu ile ilgili mahkeme kararları zaviyesinden, eksik bilgi ve uygulamaların olduğuna şahit olmaktayız!.

Özellikle de Fiili Hizmet Zammı uygulamasının, vatandaşların haksızlığa uğraması ve vatandaşın da devletine olan güveni cihetinden, anayasa, yasa, tüzük, yeni çıkan kararnameler, anayasa mahkeme kararları zaviyesinden yönetmeliklerin taşrada ki kamu personeli tarafından okunması, yorumlanması ve sahada ki eksik uygulamaları, tüm ilgili ve yetkililerin takdirlerinize sunarım!..

Share This:

Türk Birleşik Devletler Örgütü…

Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi), Türk dili konuşan ülkeler arasında kapsamlı işbirliğini teşvik etmek amacı ile uluslararası bir örgüt olarak 2009 yılında kurulmuştur! Türk Konseyinin kurucu üyeleri; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkiye’dir! Ekim 2019 tarihinde Bakü’de gerçekleştirilen 7. Zirvede;  Özbekistan, Konsey’e tam üye sıfatıyla katılmıştır!. Macaristan ise Eylül 2018 tarihinde,  Kırgızistan’ın Cholpon-Ata şehrinde düzenlenen Türk Konseyi 6. Zirvesinde, gözlemci statüsü kazanmıştır!.

Türk Konseyi, esas ismiyle Türk Keneşi, hükümetler arası bir örgüttür!. Türk Keneşinin kapsamı ve amacı kesin olarak belli olmakla birlikte yapısı itibariyle sınırlı ve bölgesel bir örgüt olma eğilimindedir!. Bünyesinde kendisi ile ilişkili kuruluşları bulunduran Türk Keneşi adeta bir çatı örgüt özelliği de göstermektedir!.

Türk Keneşi, eğitim, ticaret, kültür, dil, ekonomi, turizm, dış politika gibi birçok konu hakkında projeler ve faaliyetler üretmekte ve uygulamaktadır. Bu faaliyetler ile ilişkilerin kuvvetlenmesi ve Avrasya’da bölgesel, sürekli bir iş birliği amaçlanmaktadır!.

Türk Konseyi, Türk Dili Konuşan Ülkeler arasındaki işbirliği mekanizmalarının en üstünde yer alan çatı kuruluş olarak kabul edilmektedir. Türk Konseyi’nin bu çerçevede ilişkili kurumları şu şekildedir!

  • TÜRKSOY (Uluslararası Türk Kültür Teşkilatı): 1993 yılında kurulmuştur. Merkezi Ankara’dadır. Taraflar arasında bilim, eğitim, kültür ve sanat alanlarında işbirliğinin geliştirilmesini, Türk dünyasının ortak değerlerinin uluslararası seviyede tanıtılarak kitlelere yayılmasını, Türk Dili Konuşan Ülkeler arasındaki kültürel bağların derinleştirilmesini amaçlamaktadır.
  • TÜRKPA (Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi): 2008 yılında imzalanan İstanbul Anlaşması’yla kurulmuştur. Merkezi Bakü’dedir. Türk Dili Konuşan Ülkelerin Parlamentoları arasındaki işbirliğini derinleştirmek amacıyla faaliyet göstermektedir.
  • Türk İş Konseyi: Kurucu belgesi 2011 yılında imzalanmıştır. Dört ülkenin özel sektör kuruluşlarını birleştirerek, ekonomik işbirliğinin ileriye götürülmesi yolunda Türk Konseyi tarafından yürütülen çalışmalarda önemli rol oynaması beklenmektedir. Türk Konseyi Üye Ülkelerinin Oda Başkanları, Türk İş Konseyi çatısı altında yılda bir kere bir araya gelmektedir.
  • Türk Akademisi: Kurulduğu 2010 yılından 2012 yılına kadar Kazakistan Cumhuriyeti’nin ulusal bir kurumu olarak faaliyet göstermiştir. Türk Akademisi’nin, Türk Konseyi çerçevesinde faaliyet gösterecek uluslararası bir yapıya kavuşturulması, hazırlanan kurucu anlaşma 2012 Bişkek Zirvesi’nde imzalanmıştır. Astana’da yerleşik olan Türk Akademisi, Türk dili, edebiyatı, kültür, tarih ve etnoğrafyası alanında gerçekleştirilen bilimsel araştırmaların eşgüdümü ve desteklenmesini amaçlamaktadır.
  • Türk Kültür ve Miras Vakfı: Kurucu belgesi, 2012 tarihli Bişkek Zirvesi’nde imzalanmış ve merkezi Bakü’dedir! Türk kültürü ve mirasının gerçekleştirilmekte olan faaliyet, proje ve programların desteklenmesi ve finansman katkısı sağlanması yoluyla korunması ve bu alanda gerekli çalışmaların yapılması amaçlanmaktadır.
  • Türk Konseyi Ortak Ticaret ve Sanayi Odası: Kurucu belgesi Türk İş Konseyi üye kuruluşlarının başkanlarının katılımıyla Astana Ekonomik Forumu kapsamında 17 Mayıs 2019 tarihinde imzalanmıştır. Ortak Ticaret ve Sanayi Odasının sekretarya hizmetlerini İstanbul’da TOBB vermektedir.

Türk Konseyi, 31 Mart 2021 tarihinde Türkistan merkezli yapılan çevrimiçi toplantıda Türk Konseyi isminin, Türk Birleşik Devletleri Örgütü olarak adlandırılması kararlaştırılmıştır!  12 Kasım 2021 tarihinde  İstanbul’da yapılacak resmi zirvede bu söylemlerin ete kemiğe büründürülmesi ve Türk Devletler Birliğinin de müşahhas hâle getirilmesi öngörülüyor!.

Teşkilatın Türk Dili Konuşan Ülkelerden Türk Devletler Konseyi Teşkilatı ya da Birliğe dönüşmesi çok büyük önem taşıyor!. Yeni bir Türk Medeniyet sayfası açılmaktadır!. Bölge ülkelerin bağımsızlıklarının üzerinden otuz yıl geçtiği ve Türk Konseyi’nin de kuruluşundan bu günlere on yıl olduğu düşünülürse, gelinen nokta tarihi bir başarıdır!

Son dönemde, Konseye dünyanın farklı ülkelerinden ciddi bir ilgi olduğu ve şuan 15 civarında ülke resmi olarak Türk Konseyi ile temasa geçmek istemektedir!. Konsey için “ Dünya diplomasisinde parlayan bir yıldız ” ifadesi  kullanılıyor!. Bu durum aslında Türk Dünyasının imkan ve kabiliyetinin bölgesini aşan şekilde ağırlığını hissettirdiğini de göstermektedir!.

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli; 1992 yılında başlayan, Türkçe Konuşan Devletler Devlet Başkanları Zirveleri sonucunda belirginleşen siyasi iradeyle çok sayıda ortak kuruluş inşa edilmiş,  ilişkiler ve işbirlikleri de geliştirilmiştir!. Zirveler Süreci ile başlayan ilişkiler, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin kuruluşuna kadar kökleşerek devam etmiştir!. Kafkasların ip gibi gerildiği bir dönemde, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin Türk konseyi olarak isimlendirilmesi ve İstanbul’da tarihi bir mekanda yer tahsisi yapılması bizleri bahtiyar etmiştir! Türk dünyasının tarihi ve kültürel birikimlerinden en geniş şekilde yararlanmak suretiyle Türk dili konuşan ülkeler arasındaki çok taraflı işbirliğinin genişletilmesini esas alan Türk Konseyi bize göre muazzam bir gelişmedir, ifade ve vurgularının,  Türk Keneşi ve   Türk Konseyi olarak başlayan sürecin, Türk Birleşik Devletler Örgütüne dönüşmesi ile birlikte, bölgenin huzur ve barış, kalkınma ve istikrarı adına çok manidar olduğunu düşünüyorum!. 

Share This:

Koltuk Krizi ve Türk Devlet Aklı!.

Gazete  veya internet medyasında gördüğümüz ve okuduğunuz  bir haberin gerçek veya  propaganda amaçlı mı olduğunu nasıl anlayabiliriz?!  Gerçek olmadığı ve propaganda hedefli olduğunu ele veren ipuçları nelerdir? Normal, sıradan, işinde ve aşında olan bir vatandaş, devleti ve milletine karşı hataya düşmemek adına,  böyle haberleri  nasıl okumalı ve yorumlanmalıdır?!

Geçtiğimiz günlerde; Avrupa Birliği Konseyi Başkanı Charles Michel ile AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen’in,  Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile yaptıkları görüşmedeki oturma düzeni, Batı medyasında koltuk skandalı eleştirileri ve Türkiye’ye yönelik ayrımcılık temelli suçlamalar yapılmasına neden olmuştur! Neden acaba?!

AB protokol birimleri arasındaki koordinasyonsuzluk; Michel ve Leyen arasındaki güç çekişmesinden kaynaklanmıştır!. AB içindeki birimler arası GÜÇ ve bireyler arasında ki EGO savaşı, diyebiliriz!. Peki, Türk Devleti ile ne ilgisi vardır?!. Ya da Türk Devleti üzerinden kim ve kimlere ne gibi mesaj vermeyi planlamaktadır?!

Yeni dünya düzeni ve sistemine matuf tüm devletler, Ankara kriterleri çerçevesinde, Türk Devleti ile görüşmek için sıraya girecek ve tek tek gelecekler!.  İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Dünyanın ikiye bölünmesi ve Soğuk Savaş döneminin başlaması için Yalta’da savaşın galipleri tarafından Sovyetler birliğinin dağılma sürecine kadar devam eden yeni dünya sisteminin çerçevesi çizilmiştir!

Bugün, Corona sonrasındaki yeni dünya düzeni ve sistematiğinin tüm anlaşma ve çerçevesi de Kadim Türk Devlet Aklı denetiminde ki Ankara’da çizilmekte olduğunu vurgulayalım! Birileri bu durumdan rahatsız olduğu için eften konular üzerinden arıza ve sorun çıkarmaya çalışmaktadır! Tüm mesele budur! Başkaca bir seçim ve tercihleri kalmamıştır! Gelecekler ve Biat edecekler!. Koltuk bahane ve kılıftır! Acaba koltuk üzerinden kendi kamu oylarına ne gibi mesaj vermektedir?!

AB Komisyonu, Michel ve Leyen’in protokol açısından eşit olduğunu vurgulamasına rağmen, resmiyet hiç de öyle değildir! AB  protokolüne göre  iki isim eşit değil!. Avrupa Parlamentosu Başkanı protokol gereği birinci, AB Konseyi Başkanı ikinci, AB Dönem Başkanı ülkenin lideri üçüncü, AB Komisyonu Başkanı ise dördüncü sırada gelmektedir! Türkiye, Konsey Başkanı’na Cumhurbaşkanı, Komisyon Başkanı’na da  Başbakan protokolü uygulamıştır!.

İtalya Başbakanı Mario Draghi; Koltuk krizi üzerine, Türkiye Devleti  Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan’dan diktatör diye bahsetmesine, Ankara  çok sert tepki göstermiştir!. İtalya’nın Ankara Büyük elçisi Dış işleri Bakanlığı’na çağrılarak, Draghi’nin sözleri protesto edilmiştir! 

Dış İşleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu; Atanmış İtalya Başbakanı Draghi’nin kabul edilemez, popülist söylemini ve seçimle göreve gelmiş Sayın Cumhurbaşkanımız hakkındaki çirkin ve hadsiz ifadelerini kuvvetle kınıyor, kendisine iade ediyoruz, dedi.  

Avrupa medyası ve siyasetçiler, ön yargılarını açığa vurmakta gecikmedi! Görüntüler üzerinden, Türk protokolü kriz çıkardı!. Kadın başkanı Erdoğan’ın yanına oturtmadı, dediler!. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesiyle kadın haklarının gündemde olduğu bir süreçte bunun yaşandığı!  Washington Post, Kadına sandalye verilmedi, başlığını kullanmıştır!

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli; AB, iki temsilcisinin Cumhurbaşkanlığı Külliyesini ziyaretleri esnasında, Konsey Başkanının tekli koltukta, Komisyon Başkanının da kanepede oturması, günlerce Avrupa basınında tartışılmış, ön yargılı kesimler tarafından ülkemiz haksızca eleştirilmiştir!. AB Konseyi Başkanı’na Cumhurbaşkanı, Komisyon Başkanı’na da Başbakan protokolü uygulandığı bilinmektedir!. Bu koltuk meselesinden nem kapan ve estirilen yalan rüzgarına kanan İtalya’nın acemi ve çaylak Başbakanı, Sayın Cumhurbaşkanı’na diktatör iftirası atmıştır!. Diktatör arayan kendi geçmişine bakmalıdır!.  Çok şükür bizden Duçe çıkmadı, Führer çıkmadı, Firavun çıkmadı, Franko çıkmadı, Salazar çıkmadı, ülkemizde de Nazi kalıntıları ve kara gömlekliler görülmedi, ifade ve vurgularının, Kadim Türk Devlet Aklı denetiminde ki Türk Devletinin,  Corona sonrası kurulma aşamasında ki Yeni Dünya düzenine ve sistematiğine matuf, Ankara vizyonu ve Ankara kriterleri çerçevesinde;  istiklal, istikbal ve BEKA yolculuğuna, salimen devam edecektir!

Share This:

Alman Bilim & Politika Vakfı ve Türkiye!.

Türkiye’de;  Devletin ülkesi ve milleti ile bütünlük ve  bölünmezliğine, laik hukuk sistemine karşı nerede bir hareket ve başkaldırı varsa, bu işlerin arkasında,   mutlaka bir ya da birkaç Alman Sivil Toplum Örgütünün ( NGO – Non Govermemental Organisation ) bulunduğunu unutmamalıyız!.

Küresel güçler ve büyük devletler, ulusal  çıkarları çerçevesinde, siyasi erk ve toplumu,  etki ve tesir altına almaya çalıştıkları  ülkelerde,  denge  ve denetleme açısından, Sivil Toplum Örgütleri   üzerinden  ”sivil toplum örümcek ağı” örer!. Ağa takılanın kurtulma imkanı olamaz!.

Küreselleşme sürecinde, uluslararası sermayenin serbest dolaşımının önünde en büyük engel oluşturan ulus devletlerin zayıflatılması ve mümkünse yıkılması doğrultusunda; ABD, Almanya, İngiltere gibi ülkeler ve AB, NGO’lara, yani hükümet dışı sivil toplum örümcek ağlarına, çıkarları çerçevesinde, belli başlı görev ve sorumluluklar yüklemiştir!

1962 yılında kurulan Alman Bilim ve Politika Vakfı ( SWP  ) en etkili düşünce kuruluşlarından biri olarak kabul ediliyor! Vakıf, son yıllarda Türkiye ile ilgili çok sayıda araştırmaya imza atıyor!  Neden acaba?!. Çok seviyor demek ki?!  200 çalışanıyla, Alman Hükümeti ve Federal Meclis’e danışmanlık veriyor!  SWP bünyesinde, Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi (CATS) faaliyet gösteriyor ve SWP finansmanı da kamu kaynaklarından sağladığını da hatırlatmadan geçmeyelim!   

Geçtiğimiz günlerde, Alman Bilim ve Politika Vakfı bir Türkiye raporu yayınlıyor ve raporda aklı sıra,  şu sorulara cevap arıyor! Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi Türkiye’yi nasıl bir ülkeye dönüştürdü? Erdoğan ne umdu, ne buldu? Felce uğratılan kurumlar ve demokrasi onarılır mı, gibi sorularına kendisi çalmak ve kendisi de oynamak sureti ile cevaplar aramıştır!. Peki, neden?!. Dertleri  nedir?! Hedefleri nedir?!

Raporu yazan veya yazdıran güçler, karşılarında söz dinleyen veya emir alan, parmak sallanan bir Türk Devleti olmadığı için kudurmaktalar!.  İsterlerse her gün ve her saat bir rapor yayımlayabilirler! Bölgemizde Türk Devleti olmadan hiçbir hareket yapamayacaklarını idrak edenler, elbette ki dolambaçlı yollara başvuracaktır!.  Eskiye özlem böyle bir şey!.  Artık, Ankara Vizyonu ve Ankara kriterleri geçerlidir!. Beğenseler ve beğenmeseler de!. Çatlasalar ve  patlasalar da!. Buradan dönüş yoktur!.

Raporda; Yürütme, meclis bütçe gibi konularda kalan yetkilerine bile müdahale ettiğine, yasamanın zayıfladığı, muhalefet milletvekilleri üzerinde de baskıların arttığı vurgulanıyor!. Eski sistemde erklerden birini kuşatmak sureti ile devletin tamamen kilitlendiği ve sistemin de çalışamaz duruma getirildiği  günleri unutmadık!.  

Raporda; Giderek artan siyasallaşmanın yargıya büyük zarar verdiği, yargı mensuplarının bağımsız karar almaktan korkar hale geldikleri ve Türkiye’deki yeni sistemle bürokrasinin de büyük ölçüde felce uğradığı,  aktarılıyor! Yargı sizin ülkede bağımsız, bizim gibi ülkelerde ise bağımlı öyle mi?! Birazcık dürüstlük ve samimiyet!.

Raporda; Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ve yeni sistemle birlikte atılan adımlar sonucunda bürokrasi küçülmedi, aksine, oluşturulan yeni birimler, kamu çalışanları sayısındaki artışla daha da büyüdü, diyor! Yeni sistemde Türk Devleti  anında karar alabiliyor ve uygulamaya da geçiyor!. Bunlar mı üzüyor sizleri?! Üzülmeye devam!.

Raporda; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminden sorumlu tutulan Gülen yapılanmasına mensup ya da mensup olduğu varsayılan kişileri tasfiye etmesi, bunların yerine liyakatten uzak görevlendirmeler yapılıyor, diyor!  Adamları endişeye sevk eden konuya bakar mısınız?! Ne yapacaktık!. Devlet; darbe destekçileri ile yol yürümeye devam mı edecek? Yoksa size mi soracaktık, kiminle yol yürüyeceğimize ve çalışacağına?!

Raporda; Türkiye’de yeni sistemle birlikte yürütme gücünün tek bir kişide toplandığı ve kurumlar üzerindeki kontrolünün de “muazzam” olduğu!. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) son yıllarda edindiği operasyonel yetkiler ve dokunulmazlık zırhı ile ağırlığının arttığına işaret ediliyor! MİT’in oynadığı merkezi rol, terörle mücadele ve bürokrasinin gözetlenmesi ile sınırlı değil, diyor!. MİT’in operasyonları sizleri bu kadar neden rahatsız ediyor?! Artık MİT’in  içeriye giremediğiniz ve kapı  dışında kaldığınız için olabilir mi?! Peki, Alman istihbaratının bölgemizde yaptıklarına neler demeli?!.  

Raporda; MHP’nin Türk siyasetinde değişen rolü ve devlet kurumlarında artan ağırlığı, Bahçeli’nin darbe girişimi sonrası Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine verdiği destekle, MHP’nin meclisteki temsil oranına kıyasla çok daha büyük bir siyasi nüfuz alanına sahip olduğuna! Bu dönemde MHP’lilerin yanı sıra, Batı karşıtı ulusalcılar ve ayrıca tarikatlara yakın isimlerin de bürokraside boşalan kadroları doldurduklarına işaret ediliyor!.

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli;  Berlin merkezli Bilim ve Politika Vakfının hazırladığı Türkiye raporunda;  Alman Sol Partisinin Türkiye ve MHP husumetinden sonra, bu ülkedeki bir vakfın da partimizi, yeni hükumet sistemini ve Cumhur İttifakını karalama yarışı husumetle karılmış bir senaryoya delalettir!. Tarikatlara mensup aşırı muhafazakarlarla MHP üyeleri yeni boşalan bürokratik mevkileri işgal ediyormuş!. Özellikle polis ve istihbarat kadroları MHP’ye açılmış! Ayrıca yeni hükumet sistemi çürümeye yol açmış!. Alman Vakfının bildiği ne varsa, belirlediği neler bulunuyorsa, Türkiye Cumhuriyeti Devletine bildirmez ve hükümetimize ulaştırmazsa,  dünyanın en müfteri ve en melanet vakfı olacağını buradan ilan ediyorum, vurgularının  artık ülkemizde,  Sivil Toplum Örümcek Ağları ( NGO )  üzerinden devletin birliği ve milletin selameti zaviyesinden, sokak hareketleri ya da başkaca operasyon planlayan tüm kirli ve sinsi odaklara,  Türk Devlet Aklı çerçevesinde,  bir  Osmanlı tokadı olduğunu düşünüyorum!.

Share This:

İletişim Mesleği ve Meslek Torbacıları!..

İletişim mesleğini icra eden, özellikle  gazete ve kitle iletişim araçları üzerinden  kamuoyu ile iletişim kuranlar; bir kelime,  bir kavram  ve bir cümlenin; ANLAMI,  İÇERİK ANALİZİ, İÇERİK ÇÖZÜMLEMESİ, METAFOR  ve MECAZ  ANLAMINDAN bihaber olduğu   durumlarda  elbette ki  İLETİŞİM KAZALARI ile  sonuçlanacaktır!. Tabii ki kaza olunca, kazanın tabiatı gereği, ölüler ve yaralılar da mutlaka olacaktır!.

Eskiler, insan insanın zehrini alır, derler!. İnsanın aslı ve  özü muhabbettir, iletişimdir!. Peki, İnsanda ki zehri nasıl alacağız?! Ya da İletişim ile sözlü gelenekte olduğu gibi ZEHİRİ alınmayan insan, neler yapabilir? İletişim insandaki zehri alma ve izale etme sanatı!.

İletişim; Aklına  geleni geldiği şekilde  söz söyleme veya  yazma  sanatı  değildir!. İletişim;  Diğer mesleklerde olduğu gibi ( Doktor  veya  Mühendislik ) eğitimi  alınması  ve formasyonun da öğrenilmesi gereken  bir  meslektir!. Her ne kadar  yıllardır MESLEK tanımı  yapılmamış ve MESLEK YASASI  çıkmamış olsa da!.

Ülkemizde, yetmiş adet İletişim Fakültesi ve her yıl on bine yakın  MESLEKSİZ İletişim Fakülte mezunu olmasına rağmen, İletişim Fakültesi mezunlarının saygınlığı ve mesleğin de itibarı zaviyesinden, MESLEK YASASININ çıkması için Mesleki Yeterlilik Kurumu, eski bir İletişim Fakültesi Dekanı olarak, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve sektör temsilcilerini,  konu ile ilgili olarak hassasiyet göstermeleri, mesleğin  itibarı  ve saygınlığı zaviyesinden göreve çağırıyorum!.

İletişimde cümle ve kelimenin kendisi kadar, öncesi ve sonrası da çok mühimdir!. Eskilerin ifadesi ile siyak ve sibakına bakmak gerekir!. Siyak sözlükte, sürmek, sevk etmek, salmak anlamlara gelmektedir! Siyak ıstılahı olarak, sözün gelişi, ifade tarzı, üslup, tarz, anlatım biçimi gibi manalarda kullanılır! Siyak kavramıyla sözün maksadı ve gayesi arasında sıkı bir ilişki vardır!. Siyak, üslubundan ve söylendiği ortamdan hareketle sözün maksadını ve gayesini anlamaya çalışmak demektir!

Sibak  sözlükte, yarışta, savaşta, ilimde, Müslüman olmada, kısaca hemen her alanda ilk, öncü ve birinci olmak,  anlamına gelir!. Sibak ıstılahı olarak, bir şeyin geçmişi, öncesi, üst tarafı, başlangıcı, dil açısından bir ifadenin öncesi, yukarısı manalarında kullanıldığı gibi sözün baş tarafı ile olan bağlantısı, sözün evlinden, öncesinden gelen mana, evveliyat, karşılığı olarak kullanılır!.

Siyak ve Sibak kavramı genel olarak, bir söz veya ifadenin,  öncesi ve sonrasına bakarak, sözün hangi anlamda kullanıldığı, yanlış anlaşılma ve yorumlara, yani iletişim kazalarına sebebiyet vermemek adına, doğru  ve açık bir şekilde anlamak ve algılamak manasına gelir!

Kalp Ameliyatı olmak için doktora gittiniz ve yanlışlıkla operatör doktor, hastanın  ATAR  DAMARINI  kesmiş!. Sonuç; ÖLÜM!  ON Katlı bir Bina İNŞA etmek için İNŞAAT Mühendisi  ve MİMAR ile anlaştınız!. Fakat ON KATLI BİNA inşaatı  için sehven KOLON  yapmayı unutmuşlar!. Sonuç; Bina ÇÖKMÜŞ!..

İletişim de böyledir!. Yanlış anlaşıldım!. Böyle demek istemedim!. Şunu veya şunları şöyle şöyle demek istedim, olmaz!.. Sonuç; Bir İletişim KAZASI olmuş!. Ölen ve yaralananlar vardır!. Durum, hastane ve mahkemeye intikal etmiştir!. İLETİŞİM  Mesleği, herkesin yapabileceği ve birileri tarafından da GÖZ ARDI edilemeyecek kadar mühim bir MESLEKTİR!..

İletişim kazasının olduğu,  KAOS ve  KAOTİK  durum ve ortamlarda,  aynı yolun yolcusu ve aynı zihniyetin temsilcileri; KAMUOYUNDAN gelen TEPKİ üzerine, dün olduğu gibi bugün de,  anında  dönecektir!. Aslında mezkur tipler cibilliyetini sergilemektedir!. Ben ondan veya onlardan değilim şeklinde; boy boy RESİM ve  PAYLAŞIMLARA ŞAHİT olabilirsiniz!. DURUŞ, OMURGA ve KARAKTER;  ÇIKAR, MENFAAT ve sadece  İBAN  hareketine bağlıdır!.

Her meslek grubu, mesleki kimlik altında başkaca işler çeviren, aklı, fikri ve zihniyeti dinozorlaşmış ve özellikle de sektörde ki TAKLACI ve TORBACILARI, mesleğin itibarı ve mesleğe yeni girecek genç kuşaklar adına, meslekten temizlemek zorundadır! Mesleği icra edenler; mesleki kimliğin verdiği güç ile  torbacılık yöntemi ile parasal olarak obezleşen  değil, mesleğin itibarı ve geleceği adına mesleğe GÜÇ ve İTİBAR katması gerekir!. Aksi halde mesleğin çöküşü ve bitişi, özellikle de  itibarı ve geleceği  hakkında, sektör temsilcilerinin  söz söylemeye ve  şikayet etmeye hakkı olamaz!.

İnsan denen ACİZ varlık; Dünyalık MAKAM, MEVKİ, PARA, PUL ve KADIN için hem kendisi ve hem de mesleki olarak  YAMULABİLİR!. Sonsuz Kudret sahibi Yüce Allah;  Ali İmran suresi 8. ayetinde;  Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi  yamultma, eğdirme ve saptırma, bize tarafından bir rahmet bağışla!. Hiç kuşku yok, lütfü bol olan yalnız sensin, şeklinde buyurmaktadır!..

Allah kimseyi, yanlışı savunacak kadar CAHİL ve doğruyu inkar edecek kadar da NANKÖR  etmesin!.  Amin!. Amin!. Amin!.

Share This: