Küresel GÜÇLER; İNSANLIĞI TAMAMEN KONTROL Etmek İstiyor!

Dijital teknolojiler ve özellikle de YAPAY ZEKA uygulamalarının dünya insanlığına ücretsiz bir şekilde sunulmasını nasıl okumak gerekir?


Dijital Teknolojiler ve özellikle de YAPAY ZEKA uygulamalarına MİLYARLARCA DOLAR yatırım yapan küresel şirketler, ücretsiz bir şekilde, İnsanlığın kullanımına NEDEN sunmaktadır?


Dijital Teknolojiler ve özellikle de YAPAY ZEKA uygulamalarına YATIRIM yapan küresel şirketler, paraları neden har vurup harman savurmaktadır?


Peki, Geri dönüşü olmayan bir işe bu kadar para neden yatırılmaktadır?


Yoksa Dijital Teknolojiler ve özellikle de YAPAY ZEKA uygulamalarına YATIRIM yapan küresel şirketler, çok HAYIR SEVER oldukları için mi böyle bir işe girişmektedir?


Peki, NEDEN? Dijital Teknolojiler ve özellikle de YAPAY ZEKA uygulamalarına YATIRIM yapan küresel şirketler, dünya insanlığına bu uygulamaları ÜCRETSİZ bir şekilde kullanımına NEDEN sunmaktadır?


Yoksa kokusu daha sonra mı çıkacaktır? İnsanlık bu uygulamalara tamamen bağımlı hale geldikten ya da getirildikten sonra YÜKSEK bir FATURA mı kesilecektir?


İletişim teknolojisinin gelişmesi ile dünyada geçerli olan şey, data ve veri olmuştur. Data ve verinin üretilmesi, yönetilmesi ve kontrol edilmesi, toplum ve insanlık adına alınacak kararlar sürecine girmiş bulunuyoruz.

Tarihte; Tarım toplumunda, arazi ve tarlası çok olan daha değerli ve toplum tarafından sözü dinlenir ve değerli bir durumda bulunuyordu.

Sanayi devrimi ile birlikte, makineler ve bu makinelerin bulunduğu devasa fabrikalar değerli olmuştur! Bu toplumda, tabii ki sanayicinin sözü dinlenir ve sözleri geçerlidir.

Data ve veriyi elinde bulunduran güç, dünyanın ve insanlığın hâkimi, yöneteni, kontrol edeni ve hegemonya gücü haline gelecektir. İnsanlığı bekleyen en büyük tehlike burası gibi.

Teknoloji, uzak mesafeleri yakınlaştırırken, beyin ve bilincimizin damarlarını kısaltan, işleyişini bozan ve yönetmeyi kestirme yoldan halleden, bir döneme evirilmesin?

Teknoloji esiri olurken farkında olmadan dijital köleler haline mi geliyoruz? Sosyal medya üzerinden bir ALGI Operasyonu ile şehirler ve ülkeler karıştırılmaktadır. Neden Acaba?

Teknoloji üreten küresel şirketler, sözcüleri ve yaygınlaştırıcıları, insanlığı data veçhesinden sömürmeye niyet ettiklerinden kuşku yoktur.

Teknoloji üreten güç ve akıl, insanlığı, alışveriş ve ekran mahkûmu, telefon ve bilgisayar tuşlarının kullanıcısı, dijital kullanışlı kölelere dönüştürmeyi hedeflemektedir.

Peki, İnsanlığı modern teknolojik köleler haline getirmek isteyen ve yer kürenin tanrısı olmayı planlayan küresel güçlere, kim ya da kimler DUR diyecektir?

İnsani bir duygu olarak, korku ve panik karşısında, ümit etmek ve ümitli olmaktır. İman ehli, korku ile ümit arasında bulunur. Ümitsizlik ise imanı bir hastalıktır.

Havf, korku, reca ise ümit demektir. Kuranı Kerim ve Hadisi şeriflerde, korku ve ümit arasında bulunmaya teşvik ve tavsiye eden, hükümler vardır.

Korkunun içinde bocalamayı değil, her daim ümitli olmak tavsiye edilmektedir.

Yeryüzünde TANRICILIK oynayan küresel güçler, dünya insanlığını, sosyal medya ya da dijital teknoloji ile KÖLE bir duruma düşürebilmek adına, her yolu denemektedir.

Peki, Başarabilecekler mi? Yoksa tüm mesai ve harcadıkları milyar dolarları boşa mı gidecektir?

Havf, korku, gelecekle ilgilidir. İnsan, başına ya hoşlanmadığı bir şeyin gelmesinden, ya da arzu ettiği bir şeyi elde edememekten korkar.

Reca, Ümit, ileride meydana gelmesi arzu edilen bir şeye kalbin duyduğu ilgidir.

İnsana yakışan, Sonsuz Kudret, Rahmet ve Hikmet Sahibi Yüce Allah’a sığınmak, hayatının her bir anında, korku ve ümit halinde olmaktır.

Peki, kim veya kimler, dünya insanlığını korku ve paniğe sevk etmektedir? Yeryüzünde tanrıcılık oynamaya kalkışanların, sinsi plan ve kirli hesapları nelerdir?

Dijital takip sistemleri üzerinden her hareketi ve hatta her düşündüğü dahi bilinen ve kontrol edilebilen bir insanlık mı hedeflenmektedir?

Peki, iman ehli neler yapmaktadır? Dünyalık vehn peşinde midir? Dünyalık makam mevki para pul iktidar ve güç hırsı tüm manevi kanallarının kapanmasına mı vesile olmuştur?

Onlar; kulakları var, duymazlar. Gözleri var, görmezler! Kalpleri var, işitmezler, uyarı ve ikazları, neyi ve neleri ifade etmektedir?

Dünya insanlığı; Türk’ün insanı yaşat ki, devlet yaşasın felsefesi ve medeniyet değerlerine, muhtaç bir durumdadır.

Dünya insanlığının vicdanı konumunda ki; Türk Milletinin barış ve huzur adına; tarihi, kültürel, insani, coğrafi, sosyal, devlet aklı ve sorumlulukları vardır.

Türk; Adalet – Hakikat ve Mazlumların da hamiliği namına ve nizam-ı alem mefkûresi çerçevesinde, Seyfullah olduğuna göre.

Sonsuz Kudret ve Hikmet Sahibi yüce Allah; Enfal Suresi 60. ayeti kerimede; Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz ama Allah’ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda harcadığınız her şeyin karşılığı, zerrece haksızlığa uğratılmadan size tastamam ödenecektir, buyurmaktadır.

Allah; İman ehline; Düşmanın silahları ile ve hatta daha fazlası ile silahlanmasını emreder. Fakat düşmanın ahlaki ile ahlaklanmayı ise yasaklar. Düşman ya da Karşı taraf dünyalıklar uğruna; her şeyi yakar, yıkar ve tüm insanlığı da yok eder, buyurmaktadır.

QS – Dünya’nın EN İYİ Üniversiteler Sıralaması – 2026 Sonuçları

QS – World University Rankings – 2026 sonuçları; dünya genelinde, 5.500’den fazla üniversite değerlendirilmektedir.

QS – World University Rankings – 2026 sonuçlarına göre, ilk 1.000 sıralamasına, dünya genelinde, 47 yeni üniversite girmiştir.

QS – World University Rankings kriterlerine göre, seksen farklı konuda öne çıkanlar; Mezun istihdamı, Fakülte Başına Atıf, Uluslararası Öğrenciler, Uluslararası Fakülte, İşletme Yüksek Lisans, Global MBA ve Konuma göre sıralaması.

QS – World University Rankings – 2026 sonuçlarında; İnovasyon, araştırma gücü ve sürdürülebilirlik kriterleri belirleyici olmuştur.

Dünyanın en saygın yükseköğretim kurumları, QS – Dünya Üniversiteleri Sıralaması – 2026 sonuçlarında; Akademik itibar, işveren görüşleri, sürdürülebilirlik ve uluslararası iş birlikleri vb. unsurlar öne çıkmaktadır.


QS – World University Rankings – 2026 sonuçlarına göre; Dünyanın en iyi 20 üniversitesi:

1 -) MASSACHUSETTS INSTİTUTE OF TECHNOLOGY (MIT) – Cambridge ( ABD )

MIT, 1861’de kurulan bir teknoloji devi. Mühendislik ve bilimde öncü, Nobel ödüllü mezunlarıyla ünlü. İnovasyon merkezli eğitimiyle girişimciler yetiştiriyor, Silikon Vadisi’nin temel taşlarından biri. Araştırma bütçesi milyar dolarları bulan kurum, geleceğin teknolojilerini belirliyor.

2 -) IMPERİAL COLLEGE LONDON – Londra ( İngiltere )

1907’de kurulan Imperial, bilim, tıp ve mühendislikte uzman. Kraliyet bağlantıları güçlü, uluslararası öğrenci oranı yüksek. Sürdürülebilirlik çalışmalarıyla fark yaratıyor. Küresel sorunlara çözüm odaklı yaklaşımıyla prestij kazanıyor.

3 -) STANFORD UNİVERSİTY – STANFORD ( ABD )

1885’te kurulan Stanford, Silikon Vadisi’nin merkezinde yer alıyor. Girişimcilik ve yenilikçilikte lider; Google, HP gibi devlerin doğduğu yer. Multidisipliner yapısıyla tanınan üniversite, Nobel ödüllü akademisyenleriyle bilim dünyasını değiştiriyor. Kampüsü yaratıcılığı teşvik ediyor.

4 -) UNİVERSİTY OF OXFORD – OXFORD ( İngiltere )

Ortaçağ kökenli Oxford, dünyanın en eski üniversitelerinden. Felsefe, edebiyat ve siyasette üstün; 120’den fazla Nobel mezunu var. Kolej sistemiyle bireysel eğitim sunuyor, liderler yetiştiriyor. Araştırma gücü küresel politikaları etkiliyor.

5 -) HARVARD UNİVERSİTY – Cambridge ( ABD )

1636’da kurulan Harvard, Ivy League’in öncüsü. Hukuk, tıp ve işletmede efsane; 160 Nobel ödüllü mezunuyla rekor sahibi. Küresel ağıyla fırsatlar sunuyor, disiplinlerarası yaklaşımla dünya sorunlarını çözüyor. Elit eğitimiyle biliniyor.

6 -) UNİVERSİTY OF CAMBRİDGE – Cambridge ( İngiltere )

1209’da kurulan Cambridge, bilim ve beşeri bilimlerde öncü. Newton ve Darwin’in okulu; 121 Nobel ödülüyle parlıyor. Araştırma odaklı yapısıyla inovasyon merkezi, uluslararası iş birlikleriyle geleceğin bilimini şekillendiriyor.

7 -) ETH ZURİCH Zürih ( İsviçre )

1855’te kurulan ETH, Avrupa’nın mühendislik ve doğa bilimleri lideri. Einstein’ın mezun olduğu kurum, sürdürülebilirlikte öncü. Yüksek uluslararası öğretim üyesi oranıyla küresel yetenekleri çekiyor, teknolojik yeniliklerle dünyayı dönüştürüyor.

8 -) UNİVERSİTY OF CALİFORNİA – Berkeley ( ABD )

1868’de kurulan Berkeley, kamu üniversiteleri arasında en iyisi. Serbest düşünce ve aktivizm kültürüyle tanınıyor, Nobel ödüllü çalışmalarıyla bilimde çığır açıyor. Çeşitliliğe önem veren eğitimi sosyal adaleti destekliyor.

9 -) UCL – UNİVERSİTY COLLEGE LONDON – Londra ( İngiltere )

1826’da kurulan UCL, İngiltere’nin ilk laik üniversitesi. Tıp ve sosyal bilimlerde güçlü; Bentham’ın mumyasını barındırmasıyla ilginç bir tarihe sahip. Uluslararası çeşitliliğiyle küresel bakış açısı sunuyor, araştırma etkisi yüksek.

10 -) NATİONAL UNİVERSİTY OF SİNGAPORE – NUS ( Singapur )

1905’te kurulan NUS, Asya’nın lideri. İşletme ve mühendislikte güçlü, yüksek teknoloji kampüsüyle inovasyon merkezi. Uluslararası ağıyla Asya-Pasifik köprüsü, sürdürülebilir kalkınma projeleriyle geleceğe hazırlanıyor.

11 -) THE UNİVERSİTY OF HONG KONG ( Hong Kong )

1911’de kurulan HKU, Asya’nın İngilizce eğitim öncüsü. Tıp ve hukukta üstün, Çin’in batıya açılan penceresi. Uluslararası öğrenci oranıyla kültürel zenginlik sunuyor, araştırma gücüyle bölgesel sorunlara çözüm üretiyor.

12 -) UNİVERSİTY OF NEW SOUTH WALES Sidney ( Avustralya )

1949’da kurulan UNSW, mühendislik ve yenilenebilir enerjide öncü. Güneş enerjisi çalışmalarıyla tanınıyor, girişimcilik programlarıyla startup’lar yetiştiriyor. Sürdürülebilirlik odaklı eğitimiyle çevre sorunlarına çözüm getiriyor.

13 -) UNİVERSİTY OF CHİCAGO – Chicago ( ABD )

1890’da kurulan Chicago, ekonomi ve fizikte Nobel merkezi. Serbest piyasa teorileriyle ünlü, disiplinlerarası yapısıyla sosyal bilimleri dönüştürüyor. Araştırma yoğunluğu küresel politikaları etkiliyor.

14 -) PEKİNG UNİVERSİTY Pekin ( Çin )

1898’de kurulan PKU, Çin’in Harvard’ı sayılıyor. Beşeri bilimler ve uluslararası ilişkilerde güçlü, parti liderlerini yetiştiriyor. Hızlı yükselişiyle Asya’nın bilim üssü, küresel iş birlikleriyle dikkat çekiyor.

15 -) UNİVERSİTY OF PENNSYLVANİA – Philadelphia ( ABD )

1740’ta kurulan Penn, Wharton İşletme Okulu ile ünlü. Tıp ve girişimcilikte lider, Ivy League üyesi. Multidisipliner eğitimiyle yeniliği teşvik ediyor, sürdürülebilirlik projeleriyle fark yaratıyor.

16 -) CORNELL UNİVERSİTY – Ithaca ( ABD )

1865’te kurulan Cornell, tarım ve veterinerlikte uzman. Ivy League’in en çeşitli üyesi, otel yönetimiyle biliniyor. Araştırma çiftlikleriyle uygulamalı eğitim sunuyor, küresel gıda sorunlarına çözüm üretiyor.

17 -) TSİNGHUA UNİVERSİTY – Pekin ( Çin )

1911’de kurulan Tsinghua, Çin’in mühendislik ve teknoloji lideri. Xi Jinping’in mezun olduğu kurum, yapay zeka çalışmalarında öncü. Uluslararası iş birlikleriyle Asya’nın teknoloji devi oluyor.

18 -) UNİVERSİTY OF MELBOURNE – Melbourne ( Avustralya )

1853’te kurulan Melbourne, Avustralya’nın en köklüsü. Tıp ve hukukta güçlü, kültürel çeşitliliğiyle tanınıyor. Araştırma odaklı yapısıyla iklim değişikliği gibi küresel sorunlara odaklanıyor.

19 -) THE UNİVERSİTY OF MELBOURNE – Melbourne ( Avustralya )

Melbourne, sanat ve beşeri bilimlerde de üstün, Nobel ödüllü mezunlarıyla öne çıkıyor. Sürdürülebilirlik çalışmalarıyla çevre bilincini yükseltiyor.

20 -)UNİVERSİTY OF SYDNEY Sidney ( Avustralya )

1850’de kurulan Sydney, mimari ve tıp fakülteleriyle ünlü. Gotik kampüsüyle dikkat çekiyor, uluslararası öğrenci oranı yüksek. Araştırma gücüyle Pasifik’in lideri, yenilikçi projelerle fark yaratıyor.

QS – World University Rankings – 2026 sonuçlarına göre, Türkiye’den 26 üniversite dünya listesine girmiştir.

QS – World University Rankings – 2026 sonuçlarına göre, Türkiye’den sıralamaya giren Üniversite yönetimleri ve tüm akademisyenleri tebrik eder, başarılarının devamını dilerim.

QS – World University Rankings – 2026 sonuçlarına göre, Türkiye’den ilk 1000 sıralamaya giren Yüksek Öğretim Kurumları;

  • Orta Doğu Teknik Üniversitesi 269. sıra; Türkiye’nin en iyisi, ilk 300’de yer alıyor.
  • İstanbul Teknik Üniversitesi 298. sıra; Mühendislik ve teknolojide güçlü, ilk 300’e girdi.
  • Koç Üniversitesi: 323. sıra; Özel üniversiteler arasında lider, hızla yükseliyor.
  • Boğaziçi Üniversitesi: 371. sıra; İngilizce eğitim ve araştırma kalitesiyle köklü bir kurum.
  • Sabancı Üniversitesi: 404. sıra; Yenilikçi modeli ve disiplinler arası yaklaşımı ile öne çıkıyor.
  • Bilkent Üniversitesi: 415. sıra;– Araştırma odaklı yapısı ile ilk 500’e girenlerden.
  • Hacettepe Üniversitesi : 571. sırada, İstanbul Üniversitesi: 628. sırada, Ankara Üniversitesi: 697. sırada, Yıldız Teknik Üniversitesi: 736. sırada ve Gazi Üniversitesi.

Üniversiteler; ülkenin ihtiyaç duyduğu insan gücünü yetiştiren, kaynak ve kadrosuyla, bilim ve teknoloji üreten, araştırma ve geliştirmeyi teşvik eden, toplumsal gelişmelere öncülük yapan ve bilimsel yöntemlerle her meseleye çözüm arayan kurumlardır.

Üniversiteler; devlet ve millet adına, araştırma ve geliştirme, bilimsel faaliyetler ve teknoloji üretimi, uygulama ve kalkınma demektir.

Üniversiteler; bulundukları ülke, şehir ve bölgenin, sosyal ve ekonomik kalkınmasına katkı sağlamak adına, araştırma – geliştirme ve bilimsel faaliyetlerin yürütüldüğü, kurumlardır.

Üniversite ve Akademinin üç temel işlevi; araştırma, öğretim ve üretilen bilginin toplumla paylaşılması olarak, ifade edebiliriz.

Peki, son yıllarda, Üniversiteler ve Akademi de; ARAŞTIRMA ve Üniversiteler de üretilen herhangi bir bilginin TOPLUM ve ÜLKE ile paylaşıldığına şahit olan var mıdır?

Peki, Araştırma ve Geliştirme, Bilimsel faaliyetler ve Teknoloji üretmesi gereken kurumlar olarak bildiğimiz üniversitelerde, devlet ve millet adına neler üretilmektedir?

Peki, QS – Dünya Üniversite Sıralaması – 2026 kriterlerine göre, Türkiye ve özellikle de Konya’daki Üniversiteler; İnovasyon, araştırma – geliştirme – bilimsel faaliyetler ve sürdürülebilirlik kriterlerinde ne durumdadır?

Peki, QS – Dünya Üniversite Sıralaması – 2026 kriterlerine göre, Türkiye ve özellikle de Konya’daki Üniversiteler; Dünyanın en saygın yükseköğretim kurumları kriterlerinden; Akademik itibar, işveren görüşleri, sürdürülebilirlik ve uluslararası iş birlikleri vb. konularda ne durumdadır?

Peki, QS – Dünya Üniversite Sıralaması – 2026 kriterlerine göre, Türkiye ve özellikle de Konya’daki Üniversiteler; marka ve okul itibarı, mezun istihdamı, fakülte başına atıf, İşletme Yüksek Lisans, Global MBA, fakülte öğrenci oranı, uluslararası fakülte, uluslararası öğrenci gösterge ve puan sıralaması vb. konularda ne durumdadır?

Peki, QS – Dünya Üniversite Sıralaması – 2026 kriterlerine göre, Türkiye ve özellikle de Konya’daki Üniversiteler; Akademik, işletme, okul ve marka itibarı nedir? Akademik itibar diye bir şey olur mu? Mezun istihdamı ne demektir? Üniversite ve Marka İtibarı ne demektir? Fakülte başına atıf ne demek oluyor? Araştırma – Geliştirme – Bilimsel Faaliyetler ve Teknoloji Üretmek ne demektir?

Araştırma – Geliştirme – Bilimsel Faaliyetler ve Teknoloji üretmeyen ülkeler, üreten ülkelerin KÖLESİ – UŞAĞI olmak durumunda kalacaktır!

Peki, Üniversiteler ve Akademi; Araştırma – Geliştirme – Bilimsel Faaliyetler ve Teknoloji üretmeyecek ise YÜKSEK LİSE konumundan kurtulabilir mi?

Türkiye ve özellikle de Konya’daki Üniversite yönetimleri ve akademisyenlerin, YÜKSEK LİSE konumunda, bulunmaktan dolayı bir şikayetleri var mıdır?

Ya da Türkiye ve özellikle de Konya’daki Üniversite yönetimleri ve akademisyenler, FİL DİŞİ kulelerde, hem dedikodu ve hem de BİLİM yerine FİLİM üretmeye devam etsinler mi?

Peki, Türkiye ve özellikle de Konya’daki Üniversite yönetimleri ve akademisyenlerin, YÜKSEK LİSE konumu ve KONFOR Alanından kaynaklı, birilerinin ehliyetsiz – liyakatsiz ve kifayetsiz muhteris; oğlu – kızı – gelini – damadı ve yeğenlerine, iş alanı oluşturmak ve istihdam etmek adına, bu kadar ÜNİVERSİTE açılmasına gerek var mıdır?

Uluslararası Sitem de; Tukidides Tuzağı!.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 2013 yılı Kasım ayında, Birleşik Krallık eski Başbakanı Gordon Brown, İtalya eski Başbakanı Mario Monti ve bir grup Batılı milyarderin bulunduğu bir kafilenin Beijing’i ziyareti sırasında; Tukidides tuzağından kaçınmak için hep birlikte çalışmalıyız, diyor.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 2015 yılında, ABD gezisi sırasında Seattle’da yaptığı bir konuşmasında; Dünya da Tukidides Tuzağı diye bir şey yok. Fakat büyük devletler birbiri ardına yanlış stratejik hesaplar yüzünden, hatalar yapıp, kendilerini bu gibi tuzaklara düşürürler, diyor.

Peki, Bayram değil Seyran değil, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Tukidides Tuzağı ifadelerini neden kullanmıştır?

Peki, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Tukidides Tuzağı ifadelerini öylesine mi kullanmıştır?

Peki, Uluslararası sistem çerçevesinde, var olan bir Hegemıon Güç ile Yükselen bir Güç arasında, Tukidides Tuzağı var mıdır?

Peki, Tukidides Tuzağı, bir Dünya Savaşına yol açar mı?

Uluslararası sistemde; Yükselen Güç Çin, sistem içerisinde artan ekonomik, siyasi ve askeri güç bileşenlerinin kültürel güç bileşenleri ile desteklenmesi, hegemon güç olan ABD karşısında rakip ülke olma yönündeki iddiaları güçlendirmektedir.

Çin, sistem içerisinde daha ciddi bir rakip haline gelmesinde ABD’nin gücünde yaşanan değişim önemli bir rol oynamaktadır.

ABD ile Çin arasında yaşanan rekabetin nedeni, güç kapasitelerinde yaşanan değişimden kaynaklanmaktadır.

Peki, ABD ve ÇİN arasında, güç kapasitesinde ki değişimden kaynaklanan rekabet, Tukidides Tuzağına yol açabilir mi?

Ya da Çin her dönemde olduğu, SICAK bir SAVAŞA girmeden, hem YÜKSELEN ve hem de YUMUŞAK GÜÇ çerçevesinde, DİPLOMASİ ve EKONOMİK Yaptırımlar sergilemek suretiyle, Tukidides Tuzağına mahal vermemeye mi çalışmaktadır?

ABD’nin Venezuela’da, HARD POWER bir operasyona girişmesi akabinde, ÇİN, ABD Dolarının ticarette kullanımı ve ABD’li küresel şirketlere yönelik, ekonomik yaptırımlar ve hammadde ihracatında kısıtlamalara gitmiştir.

Çin, yenidünya düzeni arayışını; ilkeler, normlar ve kurumlar aracılığıyla inşa ederek küresel aktör olma yolunda ilerleyen bir ülke olduğu ifade edilmektedir.

Çin, yükselişinin sistem içerisinde yarattığı güvenlik ikilemi mevcut gücün tehdit algısını artırırken, sistem içerisindeki mevcut düzenin değişimini tetiklemektedir.

ABD’nin uluslararası sistemde, HEGEMON olmanın verdiği şımarıklık ile Sert Güce ( Hard Power ) dayanan diplomasi uygulamalarına karşılık, Çin, Yükselen ve Yumuşak Güç ( Soft Power ) çerçevesinde, rıza oluşturmak için bölgesel / küresel, ekonomik ve kültürel politikalara ağırlık vermeye başlaması, Kuşak ve Bir Yol Projesi çerçevesinde kazan – kazan iş birliği ve barışçıl politika üzerine yoğunlaşması, ABD hegemonyasına karşı, barışçıl yükseliş argümanını öne çıkartmaktadır.

Uluslararası sistemde; ABD, hem HEGEMON ve hem de HARD POWER, merkezli ortaya koyduğu Washington Konsensüsü karşısında, Çin, YÜKSELEN ve SOFT POWER, Pekin Konsensüsünü ileri sürmektedir.

Çin, sistem içerisinde kabul görmek ve yükselen güçler karşısında konumunu her geçen gün artırmak adına “değer” prensibi çerçevesinde bir dış politika yürütmektedir.

Peki, uluslararası sistemde, Yükselen bir GÜÇ ile Hakim – Hegemonyal Güç arasında, Tukidides Tuzağı var mıdır? Tukidides Tuzağı nedir?

Tukidides Tuzağı; dünya hegemonya sistem teorisine göre, yükselmekte olan bir gücün egemen olan diğer bir gücü, onun yerine geçmekle tehdit etmesinden dolayı oluşan yapısal gerilimdir.

Dünya tarihinde, son beş yüzyıl boyunca, toplam on altı kez yükselmekte olan bir güç, egemen gücü yerinden etme durumunda kalmıştır.

Dönemin en güçlü iki şehir devleti; Atina ve Sparta arasında yıllarca süren Peloponez Savaşı, tarihin en önemli savaşlarından biri olduğu ifade edilmektedir.

Peleponez Savaşlarının asıl sebebi, Atina’nın yükselen gücünün bölgede en etkin güç olan Sparta’da yarattığı korku olduğu.

Tukidides Tuzağı; diplomasi, işbirliği ve karşılıklı anlayış, çatışmayı ya da savaşı önlemeye yardımcı olabilir.


Tukidides Tuzağı; Yükselmekte olan güç sendromu birdenbire yükselen gücün, artmakta olan öz bilinci, çıkarlarını savunma güdüsü, saygı ve tanınma hakkını talep etmesi demektir.

Egemen güç sendromu ise bunun yansıması olarak kendini kanıtlamış olan gücün, “çöküş” imaları karşısında duyduğu yükselen korku ve güvensizlik hissini tanımlamaktadır.

Yükselen gücün hakim güç üzerinde yarattığı korkunun savaşı kaçınılmaz hale getirmesidir.

Peki, günümüzde, Yükselen bir GÜÇ ile Hakim – Hegemonyal Güç arasında, Tukidides Tuzağı ya da bir DÜNYA SAVAŞI çıkar mı?

Tukidides Tuzağının temel unsurları;

Yükselen bir güç: hızlı ekonomik, askeri veya politik büyüme yaşayan bir devlet.

Mevcut hâkim güç: uluslararası sistemde baskın konumda olan ve statükoyu korumak isteyen bir devlet.

Korku ve güvensizlik: yükselen gücün niyetleri ve gelecekteki eylemleri hakkındaki belirsizlik, hâkim güçte korku ve güvensizlik yaratır.

Yanlış hesaplamalar: her iki taraf da diğerinin niyetlerini ve kapasitesini yanlış değerlendirebilir, bu da tehlikeli kararlara yol açabilir.

Tırmanma: küçük anlaşmazlıklar ve provokasyonlar, kontrolsüz bir şekilde tırmanarak büyük bir çatışmaya dönüşebilir.

Uluslararası Sistem de; Sert – Yumuşak ve Akıllı GÜÇ Operasyonları.

Uluslararası HUKUK ve KURAL tanımadan, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun eşi ile birlikte konutundan alınması, ülkenin yer altı ve yer üstü tüm kaynakları, küresel ve emperyalist güçler tarafından işletilecek olması, Uluslar arası sistemde, GÜÇ ve özellikle de SERT GÜÇ kavramını gündeme getirmiştir.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi; ABD Başkanı Trump tarafından açıklanan, Gazze İhtilafını Sona Erdirmek için Kapsamlı Planı desteklemeyi kararlaştırmıştır!

ABD Başkanı Trump tarafından açıklanan Gazze Barış Kurulu; Gazze’de güvenliğin sağlanmasından ve yeniden imarından sorumlu olacak!

ABD Başkanı Trump, İran’da devam eden gösteriler, özellikle İran Petrolünü, kim ya da kimlerin işletmesi gerektiği ve ticari konulardaki emri vaki taleplerini, Abraham Anlaşmalarını imzalaması gerektiği konularındaki BASKIYI hatırlatmak isterim.

Peki, Grönland adasında yaşananlara neler demeli? ABD Başkanı Trump, KIRK Haramiler gibi Grönland’ı bana verin diyor!

Peki, dünya genelinde, Hegemon VAR olan bir GÜÇ ile YÜKSELEN bir GÜÇ ve bölgesel güçlerin derdi nedir? İNSANLIK ve VİCDAN olabilir mi? Ya da Ulusal ÇIKARLAR olabilir mi?

Peki, bu kadar, YIKIM – YOK etmek ve milyonlarca insan ÖLÜME Neden terk edilmektedir?

  • Uluslar arası sistem, GÜÇ üzerine bina edilmiştir; Sert – Yumuşak ve Akıllı GÜÇ olmak üzere.

Uluslararası sistem de; Hegemon var olan bir GÜÇ ile Yükselen bir GÜÇ arasında; SERT – YUMUŞAK ve AKILLI GÜÇ operasyonlarına şahit olmaktayız!

Son günlerde, Venezuela ve İran’da yaşananlarda olduğu gibi.

SERT GÜÇ – HARD POWER, KIRK HARAMİLER gibi askeri ve silahlı her türlü operasyonlarına şahit olmaktayız.

Yükselen GÜÇ, kazan – kazan ilkesi çerçevesinde, hem YUMUŞAK GÜÇ – SOFT POWER ve hem de SMART – AKILLI GÜÇ uygulamalarına şahit olmaktayız.

Uluslararası sistemde, Hegemon var olan bir GÜÇ ile Yükselen bir GÜÇ, ulusal ÇIKARLARI çerçevesinden sadece YÖNTEM farklılığı bulunmaktadır! Her yiğidin bir Yoğurt yiyişi olduğu gibi!

Dış politikada, ülkeler için var olmak, ulusal ve ekonomi güvenliği, itibar ve prestij, tüm bunların geneli olarak da ulusal çıkara sahip olabilmek için gereken şey, kabaca güçtür.

  • Güç; kapasite, etki, amaç ve amaca ulaşmada ki bir araçtır. Güç caydırıcılık veya bağ oluşturma gibi amaçlar doğrultusunda kullanılabilir.

Kullanım şekli ne olursa olsun amaç; karşı ülke yönetimi ve halkının davranışlarında istenilen yönde değişiklik yapmaktır. Askeri güç kullanmak ve ekonomik yaptırımlarda bulunmak gibi.

Dış politikada etkin olarak kullanılan gücü, kullanım şekline göre; yumuşak güç – soft power, sert güç – hard power ve akıllı güç – smart power, olarak sınıflandırabiliriz.

  • Yumuşak Güç – Soft Power; Günümüz uluslararası ilişkiler literatüründe, sıkça kullanılan kavram haline gelmiştir.

Yumuşak güç, bir ülkenin dünya siyasetinde istediği sonuçlara ve onun değerlerine hayran olan, onu örnek alan ve refah seviyesine, fırsatlarına özenen ülkelerin kendisini izlemesi ile ulaşmasıdır.

Yumuşak gücün en önemli unsurlarından biri kamu diplomasisidir. Bir devletin başka bir ulus halkı ve aydınlarını, ulusun politikalarını, kendi avantajına döndürmek amacı ile etkilemeye çalışmasıdır.

Bu noktada ülkemizde ki küresel işbirlikçi ve ekol temsilcisi bazı basın medya organları ve STK’ları da dikkatlerinize sunarım.

  • Sert Güç – Hard Power; Soğuk Savaş döneminde yaygın olarak görülen, bir ülkenin ulusal gücü denilince akla gelen, ekonomik ve askeri kapasitesidir.

Ülke güvenliğinin temel dayanağı, Ekonomi Güvenliği ve Silahlı Kuvvetler oluşturmaktadır.

Peki, Ekonomik saldırıları nereye koyabiliriz?

Askeri ve ekonomik güç unsurlarının hedef alınan ülkeyi zorla ikna etme ve caydırma gibi amaçlar ile, sert gücün kullanılması anlamına gelmektedir.

  • Akıllı Güç – Smart Power; Sert Güç ve Yumuşak Güç kavramlarının dış politikada birlikte kullanılması anlamına gelmektedir.

Akıllı Güç – Smart Power kavramı; ABD gücünün korunması ve hegemonyasının sürdürülebilmesi amacı ile araştırma yapan, Harvard Üniversitesi’nden Prof. Joseph Nye tarafından kullanılmıştır!

Stratejik hedef; ABD’nin küresel imparatorluğu ve hegemonya için alınması gereken önlem ve izlenmesi gereken stratejilerin tespit edilmesidir.

Akıllı güç, ne sert güç ve ne de yumuşak güçtür. Akıllı güç, sert ve yumuşak güçlerin birlikte maharetli bir şekilde, yani yeri geldiğinde sert güç ve yeri geldiğinde de yumuşak güç kullanılmasını içermektedir.

  • Devletler yumuşak güç uygulamasında; Dış Yardım, Kültürel ve Kamu Diplomasisi gibi yöntemlere başvurur. Dış Yardım, bir ülke veya uluslararası kuruluşun, bir başka ülkeye hibe veya tavizli kredi şeklinde aktardığı kaynaklar, olarak tanımlanabilir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Savunma Sanayi Başkanlığı bünyesinde; ALTAY Tankı – MİLGEM – TCG ANADOLU – KAAN – AKINCI İHA – HÜRKÜŞ – HİSAR Projeleri ve BAYKAR Teknoloji ile İHA savunma sanayi ve son olarak da KIZIL ELMA projeleri ile bölgesel ve uluslararası sistemde, YÜKSELEN bir GÜÇ olduğunu, bir kenara not edelim.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihin – kültürün – medeniyetin ve coğrafyanın yüklemiş olduğu sorumluluk gereği; TİKA, KIZILAY, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı, AFAD ve YTB ( Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ) vb. kurum ve kuruluşlar ile uluslararası camiada, hem akıllı güç ve hem de yumuşak güç, uluslararası diplomasi faaliyetlerini, İNSANI YAŞAT ki DEVLET YAŞASIN, medeniyet ülküsü çerçevesinde, yürütmektedir.

Konya VALİLİK Binası ve Merkez KÜTÜPHANE Açılıyor!

Neredeyse iki yıldır, Türkiye’de SEKSEN BİR Vilayet, her vilayetin bir Valisi ve Valilik Hükümet Konağı olduğunu, ifade eden yazılar kaleme almaktayım.

  • Peki, Türkiye’de, Seksen bir Vilayet olmasına rağmen, Valilik Hükümet Konağı olmayan İl, var mıdır?
  • Peki, Türkiye’de OTUZ BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ olmasına rağmen, Büyük Şehir Belediyesi MERKEZ Hizmet Binası olmayan Büyük Şehir var mıdır?

Konya Valilik Hükümet Konağının bir yıl kadar önce, ihalesi yapılmak suretiyle, TADİLAT işleri başlamış, daha sonra TADİLAT, Tarihi binanın RESTORASYONU olarak değiştirilmiş ve süreç uzamıştır.

Bakanlık, Konya Büyük Şehir Belediyesi ve Konya Valilik makamı ile yapılan protokol çerçevesinde, Tarihi Konya Valilik Hükümet Konağının KENT MÜZESİ olması için YEREL yönetimlere devir edildiği, Eski Sanayi ve Karatay Sanayi bölgesinde, yirmi bin metrekarelik bir alana, Valilik Hükümet Konağı ve Valilik hizmet birimlerinin de, yerel yönetimler tarafından yapılacağı şeklinde, yerel yönetimlerin yapmış olduğu açıklamalar çerçevesinde, bir yazı kaleme almıştım!


Tarihi Konya Valilik Hükümet Konağının YEREL YÖNETİMLERE Resmen devir edildiği, Yerel yönetimler tarafından VALİLİK Hükümet Konağı yapılması için bir Arsanın tahsis edileceği fakat BİNANIN Yerel yönetimler tarafından ( MALİ imkanlar çerçevesinde ) yapılamayacağı ve Konya Valiliğinin de kendi Mali imkanları ile VALİLİK HİZMET BİNASINI yapacağının protokole bağlandığı, şeklinde bir yazı daha kaleme almıştım!

  • 21 Ocak 2026 tarihinde, Konya Büyük Şehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay; yapmış olduğu basın toplantısında; Konya’daki büyük mirası hakkıyla korumak, yaşatmak ve gelecek kuşaklara güçlü bir şekilde aktarmak için büyük bir gayretle çalıştıklarını; Popüler olmayı değil, kalıcı olmayı, gençlerle geçmişimiz arasında güçlü bağlar kurmayı, yaptığımız çalışmaları tüm dünyaya anlatmayı amaçladığımız için Tarihi Konya Valilik Hükümet Konağının tadilat ve restorasyon sürecinin tamamlanması akabinde, MERKEZ KÜTÜPHANE ve SERGİ SARAYI olarak hizmet vereceğini, ifade etmiştir.

( Tarihi Konya Valilik Hükümet Konağı; MERKEZ KÜTÜPHANE ve SERGİ SARAYI oluyor )


Daha önceki köşe yazılarım ve sosyal medya paylaşımlarım da; Konya Valilik Makamının bir yıldan fazladır, İstanbul yolu üzerinde, AFAD Konya İL Müdürlüğü binasındaki bir katı kullanmakta olduğunu, kaleme almıştım.


Yerel Yönetimler tarafından, Darü’l-Mülk Selçuklu Sultanları ve Haneden Sergi Sarayının VALİLİK MAKAMI, Özel Kalem, Basın birimi ve Vali Yardımcılarından bir tanesinin kullanımı için PROJESİNİN onaylandığı ve TEFRİŞ işlerinin de başlandığı ve bir yıl içinde tamamlanacağını, kaleme almıştım.


Vali Yardımcıları ve Konya Valilik Hizmet birimlerindeki tüm çalışanlar; Eski Sanayi ve Karatay Sanayi bölgesinde yeni yapılacak Konya Valilik Hükümet Konağı tamamlanıncaya kadar; depreme dayanıklılık raporu olmayan, İller Bankası eski binasında çalışmalarına devam edeceğini de, kaleme almıştım.

  • 21 Ocak 2026 tarihinde, Konya Büyük Şehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay; yapmış olduğu basın toplantısında; Darü’l-Mülk Sergi Sarayındaki tadilat işlemleri akabinde, Konya VALİLİK HÜKÜMET KONAĞI olarak hizmet vereceğini, ifade etmiştir.
( Darü’l-Mülk Sergi Sarayı; Konya VALİLİK HÜKÜMET KONAĞI oluyor )

1 -) 13 Nisan 2025 Tarihli KÖŞE YAZIM; Konya Valilik Hükümet ( YENİ ) Konağı, İNŞAATI, bir Başka BAHARA Kalmış!


https://ahmetunver.com.tr/2025/04/13/konya-valilik-hukumet-konagi-bir-baska-bahara-kalmis/

2 -) 10 Haziran 2025 Tarihli KÖŞE YAZIM; Darü’l-Mülk; Selçuklu Sultanları – Hanedan Sergi Sarayı, NEREYE Taşınıyor?


https://ahmetunver.com.tr/2025/06/10/darul-mulk-selcuklu-sultanlari-hanedan-sergi-sarayi-nereye-tasiniyor/

Kalpgah – Kenar Kuşak ve Deniz Hakimiyeti Teorileri!.

Dünya geneli ve Ukrayna – Suriye ve İran özelinde yaşananları, küresel ve emperyalist güçlerin stratejist ya da yazarları tarafından ileri sürülen ve devlet politikası konumuna gelen, Kalpgah (Heartland) – Kenar Kuşak (Rimland) ve Deniz Hakimiyeti Teorileri çerçevesinde okumak gerekir.

  • İngiliz coğrafyacı Mackinder; 1902 ve 1904 yıllarında, Kalpgah Teorisini ( Heartland ) öne sürmüştür.

Kalpgah Teorisi ( Heartland ); Kim Doğu Avrupa’ya hükmederse Kalpgah’a hakim olur. Kim Kalpgah’a hakim olursa dünya adasına hükmeder. Kim dünya adasına hükmederse dünyaya hakim olur.

Mackinder; Kalpgah ile ( Heartland ) dünya adasından birbirine bağlı olan Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarını, ifade etmektedir.

Mackinder; Kalpgah’ı ( Heartland ); kuşatan iki hilal bulunduğunu! İç Hilal; Avrupa, Ortadoğu, Hindistan ve Çin’den oluştuğunu. Dış Hilal; İngiltere, Güney – Kuzey Amerika, Afrika, Avustralya, Okyanusya ve Japonya’dan oluştuğunu ileri sürmektedir.

  • 1944 Yılında, Amerikalı Spykman; Kenar Kuşak ( Rimland ) Teorisini ortaya atmıştır.

Amerikalı Spykman; Kenar Kuşak ( Rimland ) Teorisine göre, İngiliz Mackinder Kalpgah ( Heartland ) teorisi yanlıştır.

Amerikalı Spykman; Kenar Kuşak Teorisi; Eğer güç siyaseti için bir slogan gerekiyorsa; Kim Kenar Kuşağa hükmederse Avrasya’ya hakim olur. Kim Avrasya’ya hakim olursa dünyanın kaderini kontrol eder, şeklinde olmalı, diyor.

Amerikalı Spykman Kenar Kuşak Teorisine göre; Kalpgah ( Heartland ); Kuzey Buz Denizinden, güneye Karpat Dağlarına, Balkanlara, Anadolu, İran ve Afganistan’dan Altay Dağları’na kadar uzanan büyük alanı kaplamaktadır.

Amerikalı Spykman Kenar Kuşak Teorisine göre; tek güç hakimiyetini önlemek için ABD’nin Avrupa’da ciddi bir faaliyet göstermesi gerektiğini savunmaktadır.

Amerikalı Spykman Kenar Kuşak Teorisine göre; ABD, Avrupa’da daha etkin olmak adına, her türlü uluslararası kuruluşlara destek vermesi ve bu bölgelerin politik düzenleri de kontrol altında tutulmalı, diyor.

ABD, Dünya Savaşının bitiminde, Avrupa’da daha etkin olabilmek adına, Spykman; Kenar Kuşak ( Rimland ) stratejini uygulamıştır.

  • Alfred Thayer Mahan ( 1840 – 1914 ), ABD’nin 20. yüzyıl deniz stratejisinin kurucusu; İngiltere, Almanya ve Japonya deniz güçlerinin gelişiminin de büyük ölçüde etkileyicisi, olduğu ifade edilmektedir.

İngiltere’nin dünyaya hükmettiği bir dönemde, Amiral Mahan, ülkesi ABD’nin dünya gücü olması için deniz hakimiyeti teorisi, denizlere hakim olan bir devlet tüm dünyaya hakim olur, teorisi ve stratejini ortaya atmıştır.

Amiral Mahan deniz hakimiyeti teorisi; deniz gücünün unsurlarını altı olarak belirlemiştir.

Bu unsurlar; coğrafi konum, fiziki yapı, toprakların genişliği, nüfus sayısı, milli karakter, hükümetin karakteri ve politikasıdır.

Bu unsurlardan en önemli olanının ise milli karakter olduğunu; Bir ülkenin coğrafi konumu her ne kadar deniz gücü için avantajlı olsa da, üzerinde yaşayan insanlar denizci bir karaktere sahip değilse deniz gücü harekete geçirilemez ve kullanılamaz.

  • Deniz Ticaret Odası’nın Denizcilik Sektör Raporu verilerine göre; küresel ticaretin yüzde 88’i deniz yolu üzerinden sağlanmaktadır.

Deniz yolu taşımacılığının diğer taşıma türlerine göre avantajları fazla olduğu. Demiryolu taşımacılığına oranla 3.5 kat, havayolu taşımacılığına oranla 20 kat, karayolu taşımacılığına oranla 7 kat daha UCUZ olduğu ifade edilmektedir.

Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde; Süveyş Kanalı, Cebelitarık, Seylan, Singapur, Babül-mendep Boğazı, Seylan Kanalı, Tayvan Kanalı, Kore Kanalı, Hürmüz Boğazı, gibi kritik noktaları kontrol altında tutarak denizcilik gücüne ve enerji kaynakları başta olmak üzere dünya ticaretine hâkim olma çalışmalarının giderek arttığı görülmektedir.

Denizyolu taşımacılığı zaviyesinden bazı KANAL ve GEÇİŞLER ne kadar önemli olduğu. KANAL ve GEÇİŞLERE, kim ya da kimlerin hakim olacağı savaşı verilmektedir.

Barbaros Hayrettin Paşa’ya atfedilen “ Denizlere Hâkim Olan Cihana Hâkim Olur ” sözü, Amerikan Alfred Thayer Mahan veya İngiliz Walter Raleigh tarafından söylemiş olduğu iddiaları ortaya atılmaktadır. Neden Acaba?

Amerikan Alfred Thayer Mahan veya İngiliz Walter Raleigh tarafından benzer ifadeler söylenmiş olsa da, tüm tarihi ve denizcilik araştırmalarında; bu ifadeleri, tarihte ilk olarak söyleyen, Barbaros Hayrettin Paşa olduğu ifade edilmektedir.

27 Kasım 2019 tarihinde, Libya’nın Ulusal Mutabakat Hükûmeti ile Türkiye arasında imzalanan, Denizcilik Anlaşması veya Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması ( MEB – Münhasır Ekonomik Bölge ) Mavi Vatan ve Deniz Hakimiyeti Teorileri çerçevesinde okumak gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; denizlerdeki askerî gücünü artırmak ve savunma sanayisinde tam bağımsızlık hedefini güçlendirmek adına; Mavi Vatan ve Deniz Hakimiyeti Teorileri çerçevesinde; Milli Uçak Gemisi ( MUGEM ), Milli Denizaltı ( MİLDEN ), Hava Savunma Harbi Muhribi ( TF-2000 ), Reis Sınıfı Denizaltılar, Hisar Sınıfı Açık Deniz Karakol Gemileri, İstif Sınıfı Fırkateynler, AMFİBİ – Yeni Tip Çıkarma Gemileri, Milli Hücumbot ( TTH ), Yeni Tip Mayın Arama Gemileri, Kıyı Römorkörleri ve Okul Gemisi projeleri farklı tersanelerde inşa edilmeye devam etmektedir.

GAZALİ; Eyyühel Veled – Ey Oğul; Gençlere Tavsiyeler!

Gazali’nin önde gelen talebelerinden biri, yıllarca hizmetine devam etmiş ve ilimleri en ince noktasına kadar öğrenmiş, ruhi ve ahlaki faziletlerini geliştirerek kendisini olgunlaştırmıştır.

  • Hz. Peygamber (s.a.v.) efendimizin; Allah’ım! Faydasız ilimlerden sana sığınırım, duası mucibince, Gazali’nin Talebesi, kendi kendini sorgulamaya başlar.

Şimdiye kadar çeşitli ilimler okudum ve gençliğim bunları öğrenmek ile geçirdim. Bu bilgilerden hangileri, ahirette bana faydalı olacağını bilmem lâzım ki, lüzumsuz olanları terk edeyim.

Gazali’nin Talebesinin bu düşünceleri kafasını meşgul eder ve sonunda bu konuyu üstadı imam Gazali’ye, danışmaya, tavsiye ve hayır dua istemeye yönelir.

GAZALİ, hem önde gelen talebesine ve hem de gençlere hitaben ” Eyyühel Veled – Ey Oğul; GENÇLERE TAVSİYELER” isimli bir risale kaleme alır.

  • GAZALİ’NİN Eyyühel Veled – Ey Oğul risalesinden bazı tavsiyeleri.

EY OĞUL!
Hz. Peygamber Efendimizin (s.a.v) ümmetine yaptığı nasihatlerden: Allah’ü Teâlâ’n kulundan yüz çevirmesinin alâmeti; onun kendisini ilgilendirmeyen boş şeylerle meşgul olmasıdır. Bir insanın ömrünün bir saati, yaratılma gayesi olan Hakk’ın rızasının dışında geçerse, o kimse bu saati için uzun süre hasret ve pişmanlık çekecektir, buyurmaktadır.

EY OĞUL!
Dilediğin kadar yaşa, yine de öleceksin. Dilediğin kişiyi sev, yine de ondan ayrılacaksın. Dilediğin kadar çalış, amel et, muhakkak onun karşılığını bulacaksın.

Dünyan için orada duracağın kadar çalış! Ahiretin için orada kalacağın kadar çalış! Allah için o’na ihtiyacın olduğu kadar çalış! Cehennem için ona dayanabileceğin kadar çalış!

Kırk yaşını geçtiği hâlde, iyilikleri kötülüklerine galip gelmeyen kimse, cehenneme hazırlansın. İlim ehline nasihat olarak bu yeter!

Aziz ve sevgili evlâdım! Allah’u Teâlâ ömrünü ibadet ve itaat üzerinde uzun etsin ve seni sevdiklerinin ayırmasın.

EY OĞUL!
İlimsiz amel olamayacağı gibi amelsiz ilim de, deliliktir. Bugün seni günahlardan uzaklaştırıp itaat ve ibadete sevk edemeyen ilim, yarın da cehennem ateşinden uzaklaştıramaz.

Bugün ilminle amel edip geçen günlerde yapamadığın hayırları yapmazsan, yarın kıyamet günü; Ey Allah’ım! Bizi tekrar dünyaya geri döndür de Salih ameller işleyelim, diyenlerden olursun. Fakat orada sana: Ey ahmak, sen zaten oradan geliyorsun, denilir.

EY OĞUL!
Nice geceler okuduğun ilimleri tekrar etmek, kitaplarını mütalaa etmek için uykusuz kaldın, uykuyu kendine haram ettin.

Seni buna sevk edenin ne olduğunu bilmiyorum. Şayet bundan maksadın dünyalık kazanmak, onun metaından bir şeyler koparmak, makam ve mevkilerinden elde etmek, emsallerin ve akranların arasında üstünlük taslamak ise vay haline! Yazık sana!

Eğer bununla maksadın, Hz. Peygamber (s.a.v) efendimizin getirdiği dini yaşamak ve yaşatmak, ahlâkını düzeltmek, kötülüğü emreden nefsini yenmek ise müjdeler olsun sana!

EY OĞUL!
Nasihat kolaydır; zor olan onu kabullenip yapmaktır. Çünkü nasihat, nefsin kötü zevklerine uyarak onlardan tat alanlar için acıdır. Zira yasak edilen haram işler, onların kalpleri için sevimli olmuştur.

Bu durum, özellikle nefis üstünlüğü ve dünyalık elde etmek için çabalayan ilim talebelerinde sık görülür.

EY OĞUL!
Allah’tan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle kork. Ona kulluk görevini gereği gibi yap. Haram kıldığı şeylerden mümkün olduğu nispette kaçın. Allah’ın saadete uzanan yolundan ayrılma.

Hayatını düzene sokan emirlerini sakın ihmal etme ki¸ yaşayışın sıhhat bulsun ve gözlerin aydın olsun.

EY OĞUL!
Aklının hemen kabul etmeyeceği şeyi söyleme. Lüzumsuz lâftan ve çok gülmekten¸ şaka ve alaya almaktan¸ din kardeşinle tartışmaktan sakın. Böyle yapmak saygı ve değeri götürür¸ kin ve düşmanlık kapılarını açar.

EY OĞUL!
Ağırbaşlı¸ terbiyeli¸ saygılı ve nezaketli olmaya çok dikkat et ve itina göster. Ancak böyle yaparken gurura kapılma. Halka tepeden bakma. Sonra senden bu sıfatla söz edilir.

EY OĞUL!
Bütün işlerinde orta yolu tut. Çünkü işlerin en hayırlısı orta yoldur. Az konuş. Karşılaştığın her Müslümana selâm ver. Yürüyüşüne dikkat et.

EY OĞUL!
Uğradığın bir toplantıda yer alanların üzerine dikilip durma. Sokak ve caddeleri meclis gibi kullanma. Dükkânları sohbet yeri olarak seçme.

Fikrî tartışmada kendini haklı çıkarmak için inat gösterme. Edep ve terbiyesini yitirmiş patavatsız kimselerle tartışma. Bir hüküm verirken, şahsî görüşümdür, diye konuş.

EY OĞUL!
Fayda sağlayacak fırsatları kaçırma. Muhtaç olduğun şeylere iyice sahip çık. Görülmesini acele ettiğin işlerinde dikkatini başka taraflara dağıtma. İçinde bulunduğun toplumun âdet ve geleneklerine saygılı ol.

Ahirette seni rüsvay edecek çirkin âdet ve geleneklerden sakın. Bir şeyin neticesini iyice düşünüp hesaba katmadan yapmakta acele etme.

EY OĞUL!
Hastanın halini hatırını sormak görgü kuralıdır. Hastayı ziyaret ettiğin zaman odasına habersiz girme. İçeri girerken selâm ver ve hastanın sağ yanına oturup elini okşa.

EY OĞUL!
Mümin kardeşini sevindir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Bir kimse dünyada bir mümin kardeşini sevindirirse, Cenab-ı Hak kıyamet gününde onun kalbini ferahlatır.

Mümin kardeşinin ihtiyacını gör. Eğer kardeşin senden küçük ise ona edep ve terbiyeyi öğret. Okut ve tahsil yapmasını temin et. Tatlı sözlerle öğüt ver ve fena hallere düşmesine mâni ol.

EY OĞUL!
Bir kimseyle yol arkadaşlığı yaparken onun ayarındca yürü, hızlı yürüme. Öteye beriye sapma. Yol arkadaşını bırakıp da bir tarafa savuşma. Bir işle meşgul olup da bekletme.

Arkadaşlık hakkını ve onun alışkanlıklarını gözet ki, senden hoşnut olsun. Ondan ayrılacağın vakit helâlleşip veda et ve elini sık.

EY OĞUL!
Ahiret kardeşine, tazimde kusur etme. Senden bir haceti varsa, çabuk yerine getir. Çünkü, ana – baba bir kardeşten, Ahiret kardeşin daha hayırlıdır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Birbirleriyle Allah için ahiret kardeşi olanlara, Hz. Allah, ahirette bir derece ihsan eder ki, hiçbir amel ile o manevî dereceye erişilemez. Eğer ahiret kardeşin uzakta ise ara sıra ziyaret et, ihmal etme.

EY OĞUL!
Anne – baban sana darılırsa, sen onlara karşı gelme. Bir köle efendisine nasıl hürmet ve itaat ederse, sen de anne – baban bir iş buyururlarsa o işi çabucak yap ki, sana beddua etmesinler. Eğer sana darılırlarsa onlara karşı kafa tutma. Ellerini öpüp hiddetlerini teskin et.

EY OĞUL!
Fazla konuşma. Sonra bulunduğun toplulukta taşınması güç bir yük olursun. Seninle beraber oturana karşı alicenap davran. Yanına oturmak isteyene güzel, nazik, hareket et. Başkasının gözüne dikkatle bakıp durma. Fazla lügat parçalayıp yaldızlı söz söyleme. Çünkü bu sözlerin dış görünüşü belki güzel sayılabilir fakat gerçekte güzel değildir.

EY OĞUL!
Akrabandan, dostlarından veya memleketin ileri gelenlerinden biri vefat ederse cenazesine katıl. Cenaze sahibine, evlat ve akrabasına orada hazır bulunanlara selâm ver. Vefat eden fakir ise cenaze masraflarına yardım et. Cenazeyi yaya olarak takip etmek sünnettir. Mazeretin yoksa mezara kadar yaya git.

Cenazeye katılamıyorsan ailesine mektup yazarak baş sağlığı bildir. Cenazede bulunmak ve cenaze namazını kılmak çok büyük sevaptır.

BAYKAR – KIZILELMA; Havacılık SAVAŞ Doktrini Değişiyor!

Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun Amerikan özel Kuvvetleri tarafından hiç bir mukavemet olmadan eşi ile birlikte konutundan alınması; bir ülkenin savunma sanayi, ülkedeki stratejik yerlerin korunması ve özellikle de yerli HAVA SAVUNMA SANAYİ konusundaki stratejik yatırımların ne kadar önemli olduğunu gözler önüne sermektedir.

Bir ülkenin stratejik noktalarının güvenliği ve savunması çok önemlidir. Elektrik, Su, İnternet, İletişim, Telefon vb. hatların bir anlık kesilmesi ile bir ülke dış müdahaleye açık bir duruma gelebilir.

Elektrik, İnternet, İletişim ve Telefon hatları yerli ve milli, devletin kontrolünde ya da güvenilir şirketlerde olmalı.

Uluslararası HAK – HUKUK ve KURAL tanımadan, ORMAN ve MAFYA Kuralları çerçevesinde, Güçlü olanın Zayıfı ezdiği ve Yok ettiği şekilde; Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun eşi ile birlikte konutundan alınması, ülkenin yer altı ve yer üstü tüm zenginlikleri, küresel ve emperyalist güçler tarafından işletilecek ya da çökülecek olması, tasvip ve kabul edilecek bir durum – bir olay ve bir olgu değildir.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun eşi ile birlikte, Amerikan özel Kuvvetleri tarafından hiç bir mukavemet olmadan konutundan alınması; Türkiye’nin yerli ve milli savunma sanayi; İHA – SİHA – TİHA yatırımları ve son olarak da, havadan havaya füze sistemini hayata geçirmesi; bir ülke ve DEVLET Başkanının hem savunması ve korunması, hem ülkenin uluslararası camiadaki itibarı ve hem de bağımsızlık zaviyesinden önemini gözler önüne sermektedir.

  • Türkiye; Savunma Sanayi Başkanlığı bünyesinde; ALTAY Tankı – MİLGEM – TCG ANADOLU – KAAN – AKINCI İHA – HÜRKÜŞ – HİSAR Projeleri ve BAYKAR Teknoloji ile İHA savunma sanayiinde dünyada çığır açmakta olduğunu not edelim.
  • Geçtiğimiz günlerde; BAYKAR; İHA – SİHA – TİHA stratejik yatırımları derken ve şimdi de insansız Savaş Uçağı, KIZIL ELMA ile karşımıza çıktığına şahit olduk.

BAYKAR Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar; Havacılık tarihinde yeni bir devrin kapılarını açtık. Dünyada ilk defa, bir insansız savaş uçağı, havadan havaya füzesini radar güdümüyle ateşleyerek bir hava hedefini tam isabetle vurdu, diyor!

Tarihin kırılma anları; Bir çağın kapanıp yeni bir çağın başladığı anlar vardır. Türkiye, insansız havacılık tarihinde yeni bir çağı başlatmıştır.

Bu toprakların insanı uzun yıllar boyunca bir cümle ile terbiye edilmeye çalışıldı; Yapamazsınız! Üretemezsiniz! Biz daha UCUZA verelim; ÜRETMEYİN!

Savunma sanayinde; Bir grup genç mühendis, tüm engellenen duvarları sabır ve azimle, çalışmayla ve inançla tek tek aşmaya başlamıştır.

Atılan tüm adımlar, Hem Savunma sanayi ve hem de Bağımsızlık mücadelesinde eşikleri bir bir aşmaktadır!

Birilerinin “olmaz” dediklerini, olabilir ve olur kılınması! Azmin, inancın, sabrın ve çok çalışmanın neticesi.

Türkiye, Bayraktar KIZILELMA ile havacılık savaş doktrinini değiştirecek bir ilke imza atmıştır.
Emeği geçenleri ve projenin görünmeyen tüm kahramanlarını tebrik ederim.

Bağımsızlığın bedeli, çalışmak – çalışmak – çalışmak – çok çalışmak ve üretmek, günümüz dünyasında, BİLİM ve TEKNOLOJİ geliştirmek ve üretebilmektir.

Araştırma – Geliştirme – Bilim ve Teknoloji üretmeyen toplumlar, araştırma – geliştirme – bilim ve teknoloji üreten ülkelerin esiri ve kölesi olmak durumunda kalacaktır.

  • Türk Silahlı Kuvvetleri, Bayraktar KIZILELMA ile yalnızca bir test değil; dünya havacılık ve SAVAŞ tarihine geçmiştir.

Yeni nesil havacılık muharebesinin kapıları Türkiye tarafından aralanmıştır.

Sinop açıklarında gerçekleştirilen testte, milli insansız savaş uçağı, ASELSAN imzalı MURAD AESA radarının işaretlediği hedefi, TÜBİTAK SAGE tarafından geliştirilen GÖKDOĞAN füzesiyle tam isabetle vurmuştur.

Bayraktar KIZILELMA, havacılık tarihinde görüş ötesi hava-hava füzesi kullanarak jet motorlu bir hava hedefini vuran ilk insansız savaş uçağı olmuştur.

İnsansız bir savaş uçağının jet motorlu bir hedefi hava-hava füzesiyle vurduğu ilk başarılı test olarak tarihe geçmiştir.

Dünya genelindeki insansız savaş uçağı projelerinin büyük çoğunluğu, ağırlıklı olarak hava-yer görevleri için tasarlanmaktadır.

Dünyada insansız platform hava-hava atış kabiliyetine ulaşamamışken, Bayraktar KIZILELMA bu atışla hava-hava muharebe yeteneğini kanıtlayan dünyadaki ilk ve tek platform olarak havacılık tarihinde yeni bir çağ başlatmıştır.

Testle birlikte milli insansız savaş uçağı Bayraktar KIZILELMA havadan havaya taarruz yeteneği doğrulanmıştır.

Türk havacılık tarihinde ilk kez milli bir uçaktan, milli hava-hava füzesi, milli bir radar tarafından güdümleyerek hava hedefine karşı ateşlenmiştir.

Hava-hava görev zincirinin tüm halkaları tamamen milli imkânlarla icra edilmiştir.

Mevcut savaş uçaklarına kıyasla çok daha düşük radar izine sahip olan Bayraktar KIZILELMA, üzerindeki gelişmiş sensörler düşman uçaklarını onlar kendisini fark etmeden çok uzak mesafeden tespit edebilmektedir.

Görülmeden gören, vurulmadan vuran, bu yeni konsept sayesinde Bayraktar KIZILELMA, hava muharebelerinde üstünlük sağlayacak bir platform olacaktır.

Venezuela’nın Çöküşü – ÇÖKÜLMESİ; Hülagü ve Kadıhan Hikayesi!

Venezuela Devlet Başkanı Maduro‘nun Amerikan özel Kuvvetler tarafından hiç bir mukavemet olmadan konutundan alınması, ABD sokaklarında gezdirilmesi, tarihte, Moğol hükümdarı Hülagü’nün Abbasi devletini kuşatması, Abbasi Halifesini, Keçeye Sarıp Moğol Atlarına Ezdirmesi, daha sonra da, Hulagü ile Kadıhan arasında geçen ibretlik konuşmasını hatırlattı.

Uluslararası HAK – HUKUK ve KURAL tanımadan, ORMAN ve MAFYA Kuralları çerçevesinde, Güçlü olanın Zayıfı ezdiği ve Yok ettiği şekilde bir şekilde; Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun konutundan alınması, ülkenin yer altı ve yer üstü tüm kaynakları, küresel ve emperyalist güçler tarafından işletilecek ya da çökülecek olması, tasvip ve kabul edilecek bir durum – bir olay ve bir olgu değildir.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro‘nun Amerikan özel Kuvvetler tarafından hiç bir mukavemet olmadan konutundan alınması, ABD sokaklarında bir SHOW malzemesi gibi gezdirilmesini, tasvip etmek – onaylamak ve kabul etmek mümkün değildir. Bir ülke ve ülkenin seçilmiş bir Devlet Başkanına, yapılan böyle bir muamele kabul edilemez!

Bir ülkede; Yolsuzluk, Yoksulluk, Adaletsizlik, Hukuksuzluk, Ehliyetsizlik, Liyakatsizlik ve Nepotizm almış başına gitmekte ise vatandaşın büyük bir çoğunluğu bu durumdan rahatsız ve ülke genelinde yüzde ÜÇ – BEŞ memnun ve LÜKS – ŞATAFAT içinde yaşamakta olan kesime karşı, kin ve intikam hisleri beslemeye başlayacaktır.

Hukuk ve Adaletin olmadığı, ehliyetsiz – liyakatsiz ve kifayetsiz muhteris tiplerin her alanda iş bulduğu, kamu kaynaklarından sadece bu tiplerin faydalandığı, işe alındığı ve üst makamlara getirilmekte olduğu bir ülke ya da toplum da; Devletine ve Yönetime karşı, KÜSKÜN – KIRGIN – KIZGIN – GERGİN ve gelecekten ENDİŞELİ – KAYGILI ve UMUTSUZ bir Kitle oluşmaya başlayacaktır.

Böyle bir durumda, ülke genelinde, Toplumsal Kalkınma, Sosyal Barış ve Huzur tesis edilemez.

Böyle bir durumda, vatandaşın ülkesine olan AİDİYET hissi kaybolur ve MANDA Yönetimine dahi razı olmaya başlar. Başımızdaki, GİTSİN de KİM GELİRSE GELSİN durumu zuhur edecektir.

  • Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun eşi ile birlikte, Amerikan özel Kuvvetler tarafından hiç bir mukavemet olmadan konutundan alınması, ABD sokaklarında bir show gibi gezdirilmesi, Venezuela halkının memnun ve lüks içinde yaşayan kitle haricinde, vatandaşın büyük bir kısmı tepki dahi vermemektedir! Neden Acaba?

Hulagu, Moğol İmparatorluğunun kurucusu Cengiz Han’ın torunu, İlhanlı Devletinin kurucusu Mengü Kağan’ın kardeşidir. Hulagu 1258 tarihinde Bağdat’a girerek Abbasi Halifesi Mutasım’ı keçeye sarıp Moğol atlarının ayakları altında ezdirerek öldürtür.

Hülagu; Şehirde katliamlara başlar ve şehri yağmalar. Kadın, yaşlı, çocuk ve hamile demeden bazı kaynaklara göre iki yüz bin, bazılarına göre de dört yüz bin insanı katleder.

Bir ülkenin, bir devletin, bir milletin ve toprakların neden böyle bir istila, katliam ve sonuç ile karşı karşıya kaldığını idrak edebilmek için zalim komutan Hulagu ile Kadı Han arasında geçen konuşma, ders ve ibretler alabilmek zaviyesinden, çok manidar.

Hülagü, Bağdat işgalinden sonraki bir gün, şehrin dışına kurduğu karargâhında, o beldenin en büyük âlimi ile görüşmek istediğini bildirir. Bu haber, âlimler arasında korku ve endişeye sebep olur.

Hülagü tarafından öldürülmek korkusuyla bu davete kimse icabet etmek istemez.

Bu haber, zamanın genç âlimlerinden Kadıhan’a ulaşır. Kadıhan, ufak tefek tıfıl bir gençtir ve sakalı bile çıkmamıştır. Daveti kabul ettiğini söyleyerek, Hülagü ile görüşmeye gidebileceğini, bunun için kendisine bir deve, bir keçi ve bir de bir horoz verilmesini ister.

Hülagü’nün şerrinden korkan ulema sınıfı bu isteği hemen karşılar. Kadıhan, hayvanlarla birlikte çadıra varır. Hayvanları çadırın dışında bırakarak içeriye girer ve kendini tanıtır. Kendisiyle görüşmek üzere geldiğini söyler.

Hülagü, genci tepeden tırnağa süzer ve beklediği tipte biri olmadığını görerek; bana göndermek için seni mi buldular.

Kadıhan gayet sakin bir şekilde; görüşmek için iri yarı, boylu boslu birini istiyorsan; bir deve getirdim. Sakallı yaşlı birisi ile görüşmek istiyorsan; bir keçi getirdim. Eğer gür sesli birisiyle görüşmek istiyorsan; horoz getirdim. Üçünü de çadırın önüne bıraktım; Onlarla görüşebilirsin, diyor.

Hülagü, karşısındakinin sıradan biri olmadığını anlar ve şöyle otur bakalım, diyerek kendisine yer gösterir ve ilk sorusunu sorar.

  • Hülagü, Kadıhan’a; Söyle bakalım, beni buraya getiren sebep nedir, diye sorar.

Kadıhan gayet sakin bir şekilde; Seni buraya bizim amellerimiz getirdi. Allah’ın bize verdiği nimetlerin kıymetini bilemedik. Esas gayemizi unutup; makam, mevki, iktidar, güç ve mal mülk peşine düştük; zevk ve sefaya daldık. Cenabı Hak da bize verdiği nimetleri almak üzere seni gönderdi, diyor.

  • Hülagü, ikinci sorusunu sorar. Peki, beni buradan kim gönderebilir?

O da bize bağlı. Benliğimize dönüp, ne kadar kısa zamanda toparlanıp, bize verilen nimetin kıymetini bilir, zevk ve sefadan, mal, mülk ve mevki peşine düşmekten, israftan, zulümden, birbirimizle uğraşmaktan vazgeçersek, işte o zaman sen buralarda duramazsın, diyor.

Peki, bugün yaşamakta olduğumuz; Benliğimize neden dönemediğimizi. Ne kadar kısa zamanda, neden toparlanamadığımızı. Allah’ın bizlere verdiği nimetlerin kıymetini neden bilemediğimizi. Zevk ve sefadan, mal, mülk ve mevki peşine düşmekten, iktidar ve güç savaşından, israftan, zulümden, birbirimizle uğraşmaktan neden vazgeçemediğimi, hem akletmek ve hem de sorgulamak gerektiğini düşünüyorum.

Günümüz insanı ve özellikle de Müslümanların VEHN hali ve durumu, her şeyi ve tüm İnsani DEĞERLERİ tüketmektedir.

İnsanlık tarihine kabaca baktığımızda, yüzlerce devletin kurulup battığını görebiliriz.

Mademki, tarih, ibret ve ders alınmış olsa tekerrür etmeyeceğine göre. İnsan denen ve akıl ile mücehhez varlık, akletmek ve düşünmekle mükellef ve sorumluluk sahibidir.

Akletmeyen, düşünmeyen ve belli makamlarda sorumluluk sahibi olması gereken insan denilen varlık, toplum ve toplumun düzeni ve emniyetini sağlamak ile görevliler, devletin başına, tabii ki sıkıntılar getirecek ve belalar açabilecektir.

İnsan denilen varlık sorumluluk sahibi olduğu; kendi haline ve başıboş da bırakılamayacağına göre.


İnsan denen ve akıl ile mücehhez varlık, olay ve gelişmelerin siyak ve sibakını, yaptığı tüm işlerin neden ve niçin olduğu ve nasıl vuku bulduğunu idrak etmek zorundadır.

İnsan denilen varlık, özünden ve benliğinden uzaklaşmakla, zevk – sefa peşinde koşmak, mal – mülk biriktirmek, iktidar ve güç savaşı vermek, israf ve zulüm ile uğraşmak ve birbiri ile meşgul olmak, birbirinin kuyusunu kazmakla; hem kendisi, hem toplumun ve hem de aidiyet hissetmediği devletin sonunu hazırlayabilir.

Dolandırıcılık ve Nitelikli Dolandırıcılık!.

Dolandırıcılık ve Nitelikli dolandırıcılık; yasa ve yönetmeliklerde; Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan, kişi ya da kurum şeklinde ifade edilmektedir.

Oltalama Dolandırıcılık; Kişilere yanıltıcı e-posta, SMS veya sosyal medya mesajları yolu ile sahte bir web sitesine yönlendirilmeleri ve burada kart bilgileri ile kimi zaman ek doğrulama şifrelerini girmelerinin sağlanmasını amaçlayan bir dolandırıcılık yöntemi.

Telefon Dolandırıcılığı; genelde, bir kişinin sıradan ya da siteler üzerinden belirli veri tabanlarına ulaşmak suretiyle, vatandaşın telefon numaralarına ulaştıktan sonra, bu telefon numaralarını çeşitli bahanelerle aramalarıyla başlayan bir dolandırıcılık yöntemi.

Dolandırıcı numaralar, bir vatandaşı, günde ELLİ defa aradığı olmaktadır. Yaşlı ve yanında kimsesi olmayan bir vatandaşı düşünelim! Bir yakını ya da uzakta ki oğlu – kızı telefon ediyor zan ederek böyle bir telefona cevap verdiğini de farz edelim! Yandı gülüm keten helva demektir!

Peki, bu kişi ya da firmalar, kolay bir şekilde nasıl telefon hattı alabilmektedir? Bir vatandaş, cep telefonu hattı ya da sabit hat almak için imzalamadığı evrak kalmıyor!

Son dönemde en yaygın dolandırıcılık şekli; hediye puan veya para kazandınız, özel hastane de muayene olmuşsunuz, para iadesi var, merkez bankasına hesaplarınızdaki paraları aktarmak suretiyle garanti altına alıyoruz vb. şekillerde dolandırıldığını ifade eden eş ve dostlara şahit olmaya başladık.

Beni de şu numaradan aradılar, açmadım. Beni de aradılar ve şu kadar dolandırıldım şeklinde, şikayetler ve sızlanmalar günden güne artmaktadır! DEVLET bir ÇÖZÜM yolu aramalı, diye düşünüyorum. Vatandaş bu kadar sahipsiz olmamalı!

Peki, neler oluyor? Vatandaşı bu durumdan kim ya da kimler koruyacak? Devlet nerede?

Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi, bu konularda vatandaşın mağduriyetini gidermek adına bir adım atmalı! Bankaların Dijital sisteminde, güvenlik zafiyeti olabilir mi? Bankalar bu konuda suçu vatandaşa yüklemek suretiyle sorumluluktan kurtulabilir mi?

Peki, bir vatandaş, emekli maaşı aldığı banka ya da bir esnaf çalışmakta olduğu banka şubesinden KREDİ çekmek istediği zaman, kırk dereden su getiren banka görevlisi, kişinin boş ya da dalgın bir anında, dolandırıcılara sesli ya da tuşlamak suretiyle ONAY verdiği bir kaç dakika içinde, bankada ki hesabı nasıl boşaltılabilir?

KMH hesabı nasıl bir anda BEŞ YÜZ BİN TL veya BİR MİLYON TL limit artışı yapılabilir ve bu paralar hesabından bir kaç dakika içinde, parça parça şeklinde nasıl bir başka hesaba aktarılabilir?

KREDİ KARTI limiti beş on dakika içinde nasıl BEŞ YÜZ BİN TL veya BİR MİLYON TL limit artışı yapılmak suretiyle harcama nasıl yapılabilir? Bu işler bu kadar kolay olmamalı!

Bir yerlerde dijital güvenlik zafiyeti ya da başkaca bir sorun var gibi. Bankaların güvenlik sistemi anında devreye girmeli ve vatandaşa erişim sağlaması gerekir. İşlemlerden bilgisinin olup olmadığı ya da bir dolandırıcı ile muhatap olduğu konusunda uyarılması gerekir.

Vatandaşı dolandırmak bu kadar kolay olmamalı. Bankaların Dijital sistem daha güvenli hale getirilmeli. Yüz tanıma veya başka bir onay sistemi gibi. Bankalar burada suçlu ya da sorumlu değilim diyebilir mi?

BANKA; Vatandaş – Müşterisi veya Mudisine, havale ya da para çekilmesi için dijital sesli ya da tuşlu ONAY vermişsiniz demek suretiyle, sorumluluktan kurtulabilir mi? Emekli maaşı ile geçinen bir kişi böyle bir telefon dolandırıcılığı ile neredeyse BİR MİLYON TL dolandırıldığını farz edelim. Dolandırılan emekli vatandaş ne yapacaktır?

Hukuk camiasından bir dost ile bu konuda sohbet ederken; Dolandırıcı kişi ya da firmalar, çok profesyonel olduğunu. 18 yaşında bir genç üzerine açılan banka hesabı üzerinden bu işlemler yapılmakta olduğunu. Gençlere her işlem karşılığı bir ücret ya da komisyon şeklinde anlaşma sağlandığı. Vatandaş bir sonuç alamayacağı kaygısı ya da mahalle baskısından hukuki yollara başvurmadığı için bu gençler ceza almaktan kurtulmakta, olduğunu vurgulamaktadır.

Dolandırılan ve sesli ya da bir tuş ile onay vermek suretiyle banka hesabından milyonları bir başka hesaba bir kaç dakika içinde aktarılan vatandaş, hukuki süreci başlattığında, para hesabına aktarılan genç, gerçek bir kişi olduğu için ya PARAYI iade etmek yoluna gideceği ya da her bir işlem için 2 ile 5 yıl arasında hapis cezasını göze almak zorunda kalacağı, Türk Ceza Kanunu 157 ve 158. maddesi çerçevesinde ifade edilmektedir.

2026 yılından önce YÜZ BİN TL olan açıklaması gerekli olan havale limiti, DOKSAN BİN TL gibi bir rakam üzerinden işlem yapıldığı için BİR MİLYON TL dolandırılan vatandaş, 11 defa hesabından para aktarılmış olduğu için dolandıran ya da hesaba para aktarılan kişi, her bir işlem için 2 ile 5 yıl arasında CEZA almak zorunda kalacaktır.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu 157. maddesi, Dolandırıcılık Suçu ve Cezasını şu şekilde ifade etmektedir.

Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası verilir.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu 158. maddesi, Nitelikli Dolandırıcılık Suçu ve Cezasını şu şekilde ifade etmektedir.

a -) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,

b -) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle,

c -) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle,

d -) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle,

e -) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,

f -) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,

g -) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,

h -) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında,

i -) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,

j -) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,

k -) Sigorta bedelini almak maksadıyla,

l -) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Kişinin, kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle, İşlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezasına hüküm olunur.