ATEŞ, sadece ORMANLARI ve TARIM ARAZİLERİNİ değil, DÜNYA SİYASETİ – EKONOMİ ve İnsanların Geleceğe olan ÜMİTLERİ ve GÜVENİNİ de YAKMAKTADIR! Peki, Neler olmaktadır?

Peki, Küresel Güçler ya da LUCİFER soyundan gelenler, Yeryüzü Tanrılıkları adına, yeryüzünde BOZGUNCULUK Çıkarmaya ve insanlığı İFSAD etmeye mi çalışmaktadır?
Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Bakara Suresi 204 ve 205. ayetlerde; İnsanlardan bazıları vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider. Ve kalbinde olana Allah’ı şahit tutar. Halbuki o pek katı husumet sahibidir. İŞ başına geçtiğinde ya da HAKİMİYETİ ele geçirince, yeryüzünde fesat çıkarmaya ve ekinleri, zürriyetleri helâk etmeğe çalışır. Allah Teâlâ ise fesadı sevmez, buyurmaktadır!
Peki, kim ya da kimler, Yeryüzünde, hem FESAT çıkarmaya, hem de EKİNLERİ ve ZÜRRİYETİ İfsad – Helak etmeye ve bozmaya çalışmaktadır?
Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Bakara Suresi 204 ve 205. ayetlerde; Birileri, tuzak kurdu, Allah da onların tuzaklarını bozdu. Evet, Allah en iyi tuzak bozucudur, buyurmaktadır.
Dünyanın farklı bölgelerinden her gün neredeyse Orman ya da Tarım Arazi Yangın görüntüleri gelmektedir! Neden Acaba?
Alevler yükseliyor. Ormanlar yanıyor. Evler boşaltılıyor. İnsanlar tahliye ediliyor. Gökyüzü dumanla kaplanıyor. Peki, Neden? Neler olmaktadır? Arka planda, Yangınlar bahane edilmeksuretiyle, nasıl bir sinsi ve kirli hesap vardır?
Peki, Dünya da bu kadar yangın hem de aynı anda NEDEN ve NASIL çıkmaktadır?
Her yangının çıkış sebebi aynı değildir! İhmal veya Kasıt olabilir! Enerji hatları, insan faaliyetleri ve arazi kullanımı olabilir! Yine de NEDEN?
Her yerde aynı anda NEDEN ve NASIL bu boyutta Yangınlar çıkmakta ya da çıkarılmaktadır? Hepsi normal, sıradan ve spontane mi olmaktadır? Birileri Aklımız ile alay eder gibi!
Dünya Sağlık Örgütü, küresel ölçekte, orman yangınlarının sıklığı ve şiddetinin arttığına dikkat çekmektedir! Peki, ÇÖZÜM konusunda önerileri neler?
Söz Dönüp dolaşıp İKLİM KRİZİNE ya da İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE geliyor gibi!
Dünya Meteoroloji Örgütü, yangınların yalnızca ormanları değil; hava kalitesini, tarımı, ulaşımı, enerji sistemlerini ve ekonomileri etkilediğini de, vurgulamaktadır!
Peki, görünen sadece ÇEVRE meselesi midir?
Siyaset ve Ekonomi meselesi! Toplumsal ve Ulusal Güvenlik meselesi! Sağlık meselesi ve daha fazla gelecek meselesi karşımıza çıkmaktadır!
Peki, bugün geldiğimiz noktayı anlamak için yangın görüntülerine bakmak yeterli mi?
2026 yılı Ağustos ayı, küresel ölçekte, en sıcak aylar seviyesine geldiği! Küresel ortalama sıcaklık, sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,65 derece üzerine çıktığı! Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde, sıcak hava dalgaları, kuraklık ve büyük orman yangınları yaşandığı, ifade edilmektedir!
Peki, bir orman yandığında ya da bir yerde yangın çıktığında sadece ağaçlar ve tarım arazileri mi yanmaktadır?
Öncelikle ve özellikle İnsanlar etkilenmektedir! Ekonomi yanıyor! Tarım – Turizm – Ulaşım altyapısı – Elektrik hatları ve Konutlar zarar görmektedir!
Sigorta şirketlerinin yükü artıyor! Devletin afet harcamaları büyüyor! Ve bütün bunların sonunda, faturayı yine toplum – vatandaş ödemektedir!
Yangınların bir başka ekonomik sonucu, TARIM ve gıda güvenliği! KURAKLIK – SICAKLIK ve SU Sorunlarına ilaveten yangınlar toplumsal baskıyı artırmaktadır!
Dünyanın bir bölgesinde çıkan ORMAN ya da TARIM Arazi Yangınları; GIDA üretiminin düşmesine ve Fiyatların yükselmesine, Market ve Mutfağa EK Maliyet olarak yansımaları olmaktadır!
Market ve Mutfağa yansıyan her fiyat artışı, vatandaşın temel gıdaya erişimi ve sağlıklı beslenmesine, engel oluyor demektir!
Dünyanın bir bölgesinde çıkan ORMAN ya da TARIM Arazi yangınları, siyaset ve hükümetlerin sorgulanmasına da, sebebiyet vermektedir!
Devlet ve hükümetler, Yangınlara hazırlıklı mı? Erken uyarı sistemi çalıştı mı? İtfaiye kapasitesi yeterli mi? Orman yönetimi doğru yapıldı mı? Yerleşim alanları neden ormanların içine kadar genişledi? Devlet afetlere ne kadar bütçe ayırıyor?
Dünyada meydana gelen ORMAN ve TARIM Arazi yangınları, güvenlik kavramının da sorgulanmasına neden olmaktadır! Eskiden güvenlik, savaşlar, ordular ve sınırların emniyeti olarak algılanmaktadır!
Yangınlar, başkaca tehditleri, hükümet ve siyasilerin masasına getirmektedir! Kuralık – Su kıtlığı – Gıda güvenliği – Aşırı sıcaklar – Büyük yangınlar ve İklim kaynaklı göçler! Bu vb. sorunlar, ülkelerin siyasi – ekonomik ve ulusal güvenlik ve istikrarı etkilemektedir!
Bir bölgede su azalırsa, tarım zarar görebilir! Tarım zarar görürse, göçler başlayabilir! Göç artarsa, sosyal – ekonomik ve siyasi baskı oluşabilir! Bir ülkede, Sosyal ve Ekonomik sorun büyürse, sosyal ve siyasi istikrarsızlık ortaya çıkabilir.
Peki, Sosyal ve Ekonomi güvenliği olmayan ülkeler için İklim krizi, zaman içinde, bir Milli – Ulusal güvenlik krizine dönüşebilir mi?
Tüm bu gelişmeler çerçevesinde, dünya COP31 ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) zirvesine hazırlanmaktadır.

COP31 ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) 9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da yapılacak olması, Türkiye açısından diplomatik fırsatlar sunmaktadır.

Dünya, bu vb. zirvelerden, artık yeni bildirilerden çok daha fazlasını beklemektedir!
COP vb. zirvelerde, hedefler açıklıanıyor, Sözler veriliyor ve Raporlar hazırlanıyor! Fakat dünyanın her bir bölgesinde YANGINLAR artarak devam ediyor! Neden Acaba?
Peki, COP vb. zirvelerde alınan kararlar ve verilen sözlerin yüzde kaçı hayata geçmektedir?
COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; COP Başkanlığı olarak yaklaşımımız üç temel ilkeye dayanmaktadır: Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon yani UYGULAMA.
Diyalog ile güveni güçlendiren kapsayıcı bir platform kuracağız.
Uzlaşı ile ortak sorumluluk ve ortak sahiplenme duygusunu büyüteceğiz.
Aksiyon – UYGULAMA ile alınan kararların sahada güvenilir, ölçülebilir uygulamalara dönüşmesini sağlayacağız. Enerji güvenliği ile iklim hedeflerini birbirinin alternatifi olarak görmeyeceğiz,
COP31, UYGULAMA ve AKSİYON COP’U olacağını, sürekli oalrak vurgulamaktadır!
COP vb. zirveler ve İKLİM değişikliğinin temel gerçeği PARA ve FİNANS olmaktadır!
İklim ile mücadele çok büyük para – finans ve bütçe gerekmektedir! Enerji dönüşümü – Temiz enerji yatırımları – Elektrik şebekelerinin yenilenmesi – Tarımın iklim değişikliğine uyum sağlaması – Su yönetiminin yeniden düşünülmesi – Şehirlerin aşırı sıcaklara ve yangınlara hazırlanması gerekmektedir!
Tüm bunlar COP vb. zirvelere e katılan ülkelere EK MALİYET ve BÜTÇE demektir!
Peki, iklim krizi ya da değişikliğinin maliyetini kim ya da kimler ödemeli ya da karşılamalı?
Peki, düne kadar KARBON salınımında dünya liderliği olan Zengin ya da Gelişmiş ülkeler, Pamuk ellerini cebe neden atamıyor?
Peki, COP31 Zirvesinin Türkiye’de yapılacak olmasını, sadece bir organizasyon çerçevesinde mi okumak gerekir?
Türkiye, COP31 Zirvesinde; kendi tezlerini sunmalı! Yeşil dönüşümün finansmanını gündeme getirmeli! Akdeniz havzasının yangın ve kuraklık sorununu dünyaya taşımalı! Su güvenliğini gündeme getirmeli ve GIDA – Tarımın geleceği tartışılmalı!
Dünyada yeni bir ekonomik yarış ve savaş başlıyor! Elektrikli araçlar! Batarya teknolojileri!
Yenilenebilir enerji! Hidrojen! Enerji depolama! Karbon piyasaları ve Yeşil finans!
Peki, tüm bu konular, sadece çevre politikalarının konusu mu? Yoksa yeni ekonominin hem konuları ve hem de yeni sektörleri mi?
Dünya yanıyor! Dünyanın bir bölgesinde, ormanlar yanıyor! Bir başka bölgesinde tarım arazileri!
Başka bir yerde Ekonomik ve Sosyal yangınlar! Genel olarak, dünya insanlığının geleceğe olan umutları ve güveni yanmaktadır!
9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek COP31 ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) zirvesi; sadece diplomatlar ve devlet başkanlarının konuşma yaptığı bir toplantı olmamalı!
Siyasetçi – bilim insanları – ekonomistler – çiftçiler – sanayiciler – yerel yönetimler ve insanlığın geleceğinin konuşulduğu ve tartışıldığı bir platform olmalı!
9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek COP31 ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) zirvesinde asıl tartışılması gereken; Dünyayı ve İnsanlığı yangınlardan sonra mı kurtarmalı? Yoksa yangınlar çıkmadan ve büyümeden önce mi harekete geçmeli? Hangisi?