COP31 Zirvesi; 9 – 20 Kasım 2026 Tarihinde, Antalya’da düzenlenecek!

COP31; ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) 9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında, Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecektir.


Paris İklim Anlaşması; gelişmiş ekonomilerin, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele ve iklim etkilerine uyum sağlamaları için finansal destek sağlamasını yasal bir yükümlülük olarak şart koşmaktadır.

Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere 2020 yılından itibaren yıllık 100 milyar dolar iklim finansmanı sağlaması hedeflenmiştir.

2025 yılından sonra finansman desteği, 2025 – 2035 yılları arasında yıllık en az 300 milyar dolar seviyesine çıkarılması beklenmektedir.

2026 Nisan ayı itibarı ile gelişmiş ülkeler, 2035 yılına kadar gelişmekte olan ülkelere yıllık 1.3 trilyon dolar finansman sağlamasına yönelik yeni yol haritaları tartışılmaktadır.

Böyle bir kaynak, dünya insanlığının hayrına kullanılabilir mi? Evsizlere EV, Aç olanlara TEMEL GIDA, Su ve yeterli gıdaya erişemeyen kitlere neden kullanılmıyor?

  • COP21; Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 21. Taraflar Konferansı, 30 Kasım – 12 Aralık 2015 tarihleri arasında, Paris’te düzenlenmiştir.


COP21; Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 21. Taraflar Konferansı, iklim değişikliği ile küresel mücadelede tarihi bir dönüm noktası olarak, Paris İklim Anlaşması’nın kabul edilmesiyle sonuçlanmıştır.

Paris İklim Anlaşması: 195 taraf ülke tarafından kabul edilen ilk bağlayıcı küresel iklim anlaşmasıdır.


Ülkeler, ” Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkılar ” adı verilen planlar ile sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdünde bulunmuştur.

Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere iklimle mücadele ve uyum süreçleri için mali yardım sağlaması kararlaştırılmıştır.

Gelişmiş Ülkeler, Gelişmekte olan Ülkelere, İKLİM ile mücadele ve UYUM süreçlerinde, MALİ YARDIM sağlayacaktır!

Türkiye; Paris İklim Anlaşması’nı 22 Nisan 2016′ tarihinde imzalamış ve Ekim 2021 tarihinde, TBMM’de onaylayarak resmen taraf olmuştur.

  • COP31; ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) 9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında, Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecektir.


Türkiye, bu zirveye ilk kez ev sahipliği yapacak, konferansın başkanlığını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum yürütecektir.

COP31; ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ; Ana müzakereler ve etkinlikler Antalya EXPO alanında gerçekleştirilecektir. Liderler Zirvesi, İstanbul’da yapılması planlanmaktadır.

Türkiye resmi “Başkan” ve ev sahibi olarak operasyonel süreçleri yönetirken, Avustralya müzakere süreçlerine liderlik edecek “Müzakere Başkanı” ( Chris Bowen ) rolünü üstlenecektir.

COP31; Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansına; 190’dan fazla ülkeden devlet başkanları, uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları dahil olmak üzere yaklaşık 80.000 ziyaretçinin katılması beklenmektedir.

COP31; Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı; öncelikli konuları arasında temiz enerjiye geçişin hızlandırılması, iklim finansmanı, küresel uyum hedefleri ve yeni ulusal iklim planlarının değerlendirilmesi yer almaktadır.

Türkiye, bu zirve ile küresel iklim diplomasisinin merkezine yerleşmeyi ve gelişmiş ekonomi ile gelişmekte olan ülkeler arasında bir “köprü” görevi görmeyi hedeflemektedir.

Türkiye; GELİŞMİŞ EKONOMİLER ile GELİŞMEKTE olan ÜLKELER arasında ” KÖPRÜ ” olacaktır!

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; Kuraklığın küresel ölçekte yıllık maliyetinin 307 milyar dolar seviyesine ulaştığını, yaklaşık 4 milyar insanın yılın en az bir ayında su kıtlığı yaşadığını. Dünya genelinde, 2024 – 2025 yılları arasında 3,7 milyon kilometrekare ormanın yandığını. 1970’ten bu yana dünyanın sulak alanlarının yüzde 35’ini kaybettiğini, 1990’ların başından bu yana, büyük göllerinin yarısından fazlasının küçüldüğünü, ifade etmektedir!


COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; COP Başkanlığı olarak yaklaşımımız üç temel ilkeye dayanmaktadır: Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon yani UYGULAMA.

Diyalog ile güveni güçlendiren kapsayıcı bir platform kuracağız.
Uzlaşı ile ortak sorumluluk ve ortak sahiplenme duygusunu büyüteceğiz.
Aksiyon – UYGULAMA ile alınan kararların sahada güvenilir, ölçülebilir uygulamalara dönüşmesini sağlayacağız. Enerji güvenliği ile iklim hedeflerini birbirinin alternatifi olarak görmeyeceğiz, diyor!

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; COP31; ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. TARAFLAR Konferansı ) AKSİYON – UYGULAMA COP’u olacağını, Türkiye, söylemlerin yerini eylemlere bırakacağı, ülkelerin harekete geçmesini sağlayacak “uygulama COP’u hayata geçirmeyi hedefliyor, ifadelerini de, sürekli vurgulamaktadır!

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin ( UNFCCC ) 31. Taraflar Konferansı ( COP31 ) Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İklim diplomasisinin kalbi Antalya’da atacağını, ifade etmektedir.

DÜNYA YANIYOR nu? Yoksa YAKILIYOR mu?

ATEŞ, sadece ORMANLARI ve TARIM ARAZİLERİNİ değil, DÜNYA SİYASETİ – EKONOMİ ve İnsanların Geleceğe olan ÜMİTLERİ ve GÜVENİNİ de YAKMAKTADIR! Peki, Neler olmaktadır?


Peki, Küresel Güçler ya da LUCİFER soyundan gelenler, Yeryüzü Tanrılıkları adına, yeryüzünde BOZGUNCULUK Çıkarmaya ve insanlığı İFSAD etmeye mi çalışmaktadır?

Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Bakara Suresi 204 ve 205. ayetlerde; İnsanlardan bazıları vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider. Ve kalbinde olana Allah’ı şahit tutar. Halbuki o pek katı husumet sahibidir. İŞ başına geçtiğinde ya da HAKİMİYETİ ele geçirince, yeryüzünde fesat çıkarmaya ve ekinleri, zürriyetleri helâk etmeğe çalışır. Allah Teâlâ ise fesadı sevmez, buyurmaktadır!

Peki, Yeryüzü TANRILIKLARI adına kim ya da kimler, Yeryüzünde, hem FESAT çıkarmaya, hem de EKİNLERİ ve ZÜRRİYETİ, İfsat etmeye – Helak ve Bozmaya çalışmaktadır?

Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Bakara Suresi 204 ve 205. ayetlerde; Birileri, tuzak kurdu, Allah da onların tuzaklarını bozdu. Evet, Allah en iyi tuzak bozucudur, buyurmaktadır.

Dünyanın farklı bölgelerinden her gün neredeyse Orman ya da Tarım Arazi Yangın görüntüleri gelmektedir! Neden Acaba?

Alevler yükseliyor. Ormanlar yanıyor. Evler boşaltılıyor. İnsanlar tahliye ediliyor. Gökyüzü dumanla kaplanıyor. Peki, Neden? Neler olmaktadır? Arka planda, Yangınlar bahane edilmek suretiyle, nasıl bir sinsi ve kirli hesap vardır?

Peki, Dünya da bu kadar yangın hem de aynı anda NEDEN ve NASIL çıkmaktadır?

Her yangının çıkış sebebi aynı değildir! İhmal veya Kasıt olabilir! Enerji hatları, insan faaliyetleri ve arazi kullanımı olabilir! Yine de NEDEN?

Her yerde aynı anda NEDEN ve NASIL bu boyutta Yangınlar çıkmakta ya da çıkarılmaktadır? Hepsi normal, hepsi sıradan ve hepsi spontane mi olmaktadır? Birileri Aklımız ile alay eder gibi!

Dünya Sağlık Örgütü, küresel ölçekte, orman yangınlarının sıklığı ve şiddetinin arttığına dikkat çekmektedir! Peki, ÇÖZÜM konusunda önerileri neler?

Söz Dönüp dolaşıp İKLİM KRİZİNE ya da İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE geliyor gibi!

Dünya Meteoroloji Örgütü, yangınların yalnızca ormanları değil; hava kalitesini, tarımı, ulaşımı, enerji sistemlerini ve ekonomileri etkilediğini de, vurgulamaktadır!

Peki, görünen sadece ÇEVRE meselesi midir?

Siyaset ve Ekonomi meselesi! Toplumsal ve Ulusal Güvenlik meselesi! Sağlık meselesi ve daha fazla gelecek meselesi karşımıza çıkmaktadır!

Peki, bugün geldiğimiz noktayı anlamak için yangın görüntülerine bakmak yeterli mi?

2026 yılı Ağustos ayı, küresel ölçekte, en sıcak aylar seviyesine geldiği! Küresel ortalama sıcaklık, sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,65 derece üzerine çıktığı! Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde, sıcak hava dalgaları, kuraklık ve büyük orman yangınları yaşandığı, ifade edilmektedir!

Peki, bir orman yandığında ya da bir yerde yangın çıktığında sadece ağaçlar ve tarım arazileri mi yanmaktadır?

Öncelikle ve özellikle İnsanlar etkilenmektedir! Ekonomi yanıyor! Tarım – Turizm – Ulaşım altyapısı – Elektrik hatları ve Konutlar zarar görmektedir!

Sigorta şirketlerinin yükü artıyor! Devletin afet harcamaları büyüyor! Ve bütün bunların sonunda, faturayı yine toplum – vatandaş ödemektedir!

Yangınların bir başka ekonomik sonucu, TARIM ve gıda güvenliği! KURAKLIK – SICAKLIK ve SU Sorunlarına ilaveten yangınlar toplumsal baskıyı artırmaktadır!

Dünyanın bir bölgesinde çıkan ORMAN ya da TARIM Arazi Yangınları; GIDA üretiminin düşmesine ve Fiyatların yükselmesine, Market ve Mutfağa EK Maliyet olarak yansımaları olmaktadır!

Market ve Mutfağa yansıyan her fiyat artışı, vatandaşın temel gıdaya erişimi ve sağlıklı beslenmesine, engel oluyor demektir!

Dünyanın bir bölgesinde çıkan ORMAN ya da TARIM Arazi yangınları, siyaset ve hükümetlerin sorgulanmasına da, sebebiyet vermektedir!

Devlet ve hükümetler, Yangınlara hazırlıklı mı? Erken uyarı sistemi çalıştı mı? İtfaiye kapasitesi yeterli mi? Orman yönetimi doğru yapıldı mı? Yerleşim alanları neden ormanların içine kadar genişledi? Devlet afetlere ne kadar bütçe ayırıyor?

Dünyada meydana gelen ORMAN ve TARIM Arazi yangınları, güvenlik kavramının da sorgulanmasına neden olmaktadır! Eskiden güvenlik, savaşlar, ordular ve sınırların emniyeti olarak algılanmaktadır!

Yangınlar, başkaca tehditleri, hükümet ve siyasilerin masasına getirmektedir! Kuralık – Su kıtlığı – Gıda güvenliği – Aşırı sıcaklar – Büyük yangınlar ve İklim kaynaklı göçler! Bu vb. sorunlar, ülkelerin siyasi – ekonomik ve ulusal güvenlik ve istikrarı etkilemektedir!

Bir bölgede su azalırsa, tarım zarar görebilir! Tarım zarar görürse, göçler başlayabilir! Göç artarsa, sosyal – ekonomik ve siyasi baskı oluşabilir! Bir ülkede, Sosyal ve Ekonomik sorun büyürse, sosyal ve siyasi istikrarsızlık ortaya çıkabilir.

Peki, Sosyal ve Ekonomi güvenliği olmayan ülkeler için İklim krizi, zaman içinde, bir Milli – Ulusal güvenlik krizine dönüşebilir mi?

Tüm bu gelişmeler çerçevesinde, dünya, COP31 ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) zirvesine hazırlanmaktadır.


COP31 ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) 9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da yapılacak olması, Türkiye açısından diplomatik fırsatlar sunmaktadır.


Dünya, bu vb. zirvelerden, artık yeni bildirilerden çok daha fazlasını beklemektedir!

COP vb. zirvelerde, hedefler açıklıanıyor, Sözler veriliyor ve Raporlar hazırlanıyor! Fakat dünyanın her bir bölgesinde YANGINLAR artarak devam ediyor! Neden Acaba?

Peki, COP vb. zirvelerde alınan kararlar ve verilen sözlerin yüzde kaçı hayata geçmektedir?

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; COP Başkanlığı olarak yaklaşımımız üç temel ilkeye dayanmaktadır: Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon yani UYGULAMA.

Diyalog ile güveni güçlendiren kapsayıcı bir platform kuracağız.

Uzlaşı ile ortak sorumluluk ve ortak sahiplenme duygusunu büyüteceğiz.

Aksiyon – UYGULAMA ile alınan kararların sahada güvenilir, ölçülebilir uygulamalara dönüşmesini sağlayacağız. Enerji güvenliği ile iklim hedeflerini birbirinin alternatifi olarak görmeyeceğiz, diyor.

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; COP31, UYGULAMA ve AKSİYON COP’U olacağını, sürekli olarak vurgulamaktadır!

COP vb. zirveler ve İKLİM değişikliğinin temel gerçeği PARA ve FİNANS olmaktadır!

İklim ile mücadele çok büyük para – finans ve bütçe gerekmektedir! Enerji dönüşümü – Temiz enerji yatırımları – Elektrik şebekelerinin yenilenmesi – Tarımın iklim değişikliğine uyum sağlaması – Su yönetiminin yeniden düşünülmesi – Şehirlerin aşırı sıcaklara ve yangınlara hazırlanması gerekmektedir!

Tüm bunlar COP vb. zirvelere e katılan ülkelere EK MALİYET ve BÜTÇE demektir!

Peki, iklim krizi ya da değişikliğinin maliyetini kim ya da kimler ödemeli ya da karşılamalı?

Peki, düne kadar KARBON salınımında dünya liderliği olan Zengin ya da Gelişmiş ülkeler, Pamuk ellerini cebe neden atamıyor?

Peki, COP31 Zirvesinin Türkiye’de yapılacak olmasını, sadece bir organizasyon çerçevesinde mi okumak gerekir?

Türkiye, COP31 Zirvesinde; kendi tezlerini sunmalı! Yeşil dönüşümün finansmanını gündeme getirmeli! Akdeniz havzasının yangın ve kuraklık sorununu dünyaya taşımalı! Su güvenliğini gündeme getirmeli ve GIDA – Tarımın geleceği tartışılmalı!

Dünyada yeni bir ekonomik yarış ve savaş başlıyor! Elektrikli araçlar! Batarya teknolojileri!

Yenilenebilir enerji! Hidrojen! Enerji depolama! Karbon piyasaları ve Yeşil finans!

Peki, tüm bu konular, sadece çevre politikalarının konusu mu? Yoksa yeni ekonominin hem konuları ve hem de yeni sektörleri mi?

Dünya yanıyor! Dünyanın bir bölgesinde, ormanlar yanıyor! Bir başka bölgesinde tarım arazileri!

Başka bir yerde Ekonomik ve Sosyal yangınlar! Genel olarak, dünya insanlığının geleceğe olan umutları ve güveni yanmaktadır!

9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek COP31 ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) zirvesi; sadece diplomatlar ve devlet başkanlarının konuşma yaptığı bir toplantı olmamalı!

Siyasetçi – bilim insanları – ekonomistler – çiftçiler – sanayiciler – yerel yönetimler ve insanlığın geleceğinin konuşulduğu ve tartışıldığı bir platform olmalı!

9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek COP31 ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) zirvesinde asıl tartışılması gereken; Dünyayı ve İnsanlığı yangınlardan sonra mı kurtarmalı? Yoksa yangınlar çıkmadan ve büyümeden önce mi harekete geçmeli? Hangisi?

Paris İklim Anlaşması; COP21’den & COP31’e Hedefler!

Paris İklim Anlaşması; gelişmiş ekonomilerin, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele ve iklim etkilerine uyum sağlamaları için finansal destek sağlamasını yasal bir yükümlülük olarak şart koşmaktadır.


Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere 2020 yılından itibaren yıllık 100 milyar dolar iklim finansmanı sağlaması hedeflenmiştir.

2025 yılından sonra finansman desteği, 2025 – 2035 yılları arasında yıllık en az 300 milyar dolar seviyesine çıkarılması beklenmektedir.

2026 Nisan ayı itibarı ile gelişmiş ülkeler, 2035 yılına kadar gelişmekte olan ülkelere yıllık 1.3 trilyon dolar finansman sağlamasına yönelik yeni yol haritaları tartışılmaktadır.

Peki, NEDEN? Böyle bir kaynak, dünya insanlığının hayrına kullanılabilir mi? Evsizlere ve Aç olanlara, Su ve yeterli gıdaya erişemeyen kitlere neden kullanılmıyor?

Peki, Gelişmiş ülkeler, Gelişmekte olan ülkeleri ve vatandaşlarını da çok sevdiği için mi böyle bir bütçe tahsis etmektedir?

Ya da Gelişmiş ülkeler, Gelişmekte olan ülkeleri, gelişmiş ülkeler seviyesine gelmemesi için DİRSEK mi çıkarmaya çalışmaktadır?

COP21; 30 Kasım – 12 Aralık 2015 tarihleri arasında Paris’te düzenlenen 21. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı.


Bu zirve, iklim değişikliği ile küresel mücadelede tarihi bir dönüm noktası olarak, Paris İklim Anlaşması’nın kabul edilmesiyle sonuçlanmıştır.

Paris İklim Anlaşması: 195 taraf ülke tarafından kabul edilen ilk bağlayıcı küresel iklim anlaşmasıdır.

Küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi döneme kıyasla 2°C’nin altında tutmak ve mümkünse 1,5°C ile sınırlandırmak hedeflenmiştir.

Ülkeler, ” Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkılar” adı verilen planlar ile sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdünde bulunmuştur.

Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere iklimle mücadele ve uyum süreçleri için mali yardım sağlaması kararlaştırılmıştır.

Neymiş Efendim! Gelişmiş Ülkeler, Gelişmekte olan Ülkelere, İKLİM ile mücadele ve UYUM süreçlerinde, MALİ YARDIM sağlayacakmış! Peki, NEDEN?

Türkiye; Paris İklim Anlaşması’nı 22 Nisan 2016′ tarihinde imzalamış ve Ekim 2021 tarihinde de, TBMM’de onaylayarak resmen taraf olmuştur.

COP31; ( 31. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı ), 9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecektir.


Türkiye, bu zirveye ilk kez ev sahipliği yapacak, konferansın başkanlığını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum yürütecektir.

Ana müzakereler ve etkinlikler Antalya EXPO alanında gerçekleştirilecektir. Liderler Zirvesi, İstanbul’da yapılması planlanmaktadır.

Türkiye resmi “Başkan” ve ev sahibi olarak operasyonel süreçleri yönetirken, Avustralya müzakere süreçlerine liderlik edecek “Müzakere Başkanı” (Chris Bowen) rolünü üstlenecektir.

Zirveye 190’dan fazla ülkeden devlet başkanları, uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları dahil olmak üzere yaklaşık 80.000 ziyaretçinin katılması beklenmektedir.

COP31; öncelikli konuları arasında temiz enerjiye geçişin hızlandırılması, iklim finansmanı, küresel uyum hedefleri ve yeni ulusal iklim planlarının değerlendirilmesi yer almaktadır.

Türkiye, bu zirve ile küresel iklim diplomasisinin merkezine yerleşmeyi ve gelişmiş ekonomi ile gelişmekte olan ülkeler arasında bir “köprü” görevi görmeyi hedeflemektedir.

Neymiş Efendim! Türkiye; GELİŞMİŞ EKONOMİLER ile GELİŞMEKTE olan ÜLKELER arasında ” KÖPRÜ ” olacakmış! Peki, NEDEN?

Peki, Türkiye; Küresel, tüm operasyonların deneme tahtası olarak mı kullanılmaktadır?

COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; Kuraklığın küresel ölçekte yıllık maliyetinin 307 milyar dolar seviyesine ulaştığını, yaklaşık 4 milyar insanın yılın en az bir ayında su kıtlığı yaşadığını. Dünya genelinde, 2024 – 2025 yılları arasında 3,7 milyon kilometrekare ormanın yandığını. 1970’ten bu yana dünyanın sulak alanlarının yüzde 35’ini kaybettiğini, 1990’ların başından bu yana, büyük göllerinin yarısından fazlasının küçüldüğünü, vurguladı.


Bakan Kurum; COP Başkanlığı olarak yaklaşımımız üç temel ilkeye dayanmaktadır: Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon.


Diyalog ile güveni güçlendiren kapsayıcı bir platform kuracağız.


Uzlaşı ile ortak sorumluluk ve ortak sahiplenme duygusunu büyüteceğiz.

Aksiyon ile alınan kararların sahada güvenilir, ölçülebilir uygulamalara dönüşmesini sağlayacağız. Enerji güvenliği ile iklim hedeflerini birbirinin alternatifi olarak görmeyeceğiz, diyor!

Bakan Kurum; COP31, yalnızca yeni taahhütlerin konuşulduğu bir platform olarak değil; sözlerin uygulamaya dönüştüğü, güven üreten ve somut ilerleme sağlayan bir süreç olarak gördüklerini. COP31 başarısı, alınan kararların sahaya yansıması olmalı. Sürekli konuşarak kararlar alıyoruz, uygulama açığı fazla. Alınan kararlarla uygulama arasında bir uçurum var. Farkındalığı arttırarak tüm dünya ülke vatandaşlarının konuyu istemesini siyasilere zorunlu kılmak durumundayız. En büyük adımlardan bir tanesi, vatandaşlarımızın çoğunluğu bunu isterse siyasetçiler, yapmak durumunda kalır. COP31; ” Uygulama COP ” diyoruz. Uygulama COP’u olsun, geleceğin COP’u olsun ve bu kararlar artık radikal bir şekilde sahada uygulansın istiyoruz, diyor.


Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol; Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği etmesi, ülkemiz için son derece önemli bir fırsat olduğunu. İklim değişikliği dünyadaki olaylardan kaynaklı, uluslararası gündemde biraz aşağı doğru gidiyor. İklim değişikliği gündemini yukarı doğru çıkarmak, layık olduğu yere getirmek lazım. Türkiye gibi konunun önemini anlayan, güçlü bir ülkenin COP31 Zirvesine başkanlık etmesi, dünya için önemli bir şans olduğunu. COP31, Türkiye’nin dünyaya, Türk insanının insani reflekslerini göstermesi için bir fırsat olduğunu. Türk insanının kalbi mazlumlardan yanadır, diyor.


Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol; Sıfır Atık, COP toplantılarında ilk defa gündeme geldiğini. Türkiye bunu dünyaya kabul ettirirse, yıllık 1.5 gigatonluk emisyon azaltıma neden olabilir. 1.5 gigaton; Japonya ve Almanya’nın bütün emisyonlarına eşit. Antalya’da bütün ülkelerin Sıfır Atık konusunda, hedef mutabakatına varalım. Türkiye, bunu yaparsa yıllar boyunca her toplantıda konuşulacaktır, diyor.

Fatih Birol; TIME dergisi, 2026 – ‘Dünyanın En Etkili 100 Kişisi’ listesinde, tek Türk isim olarak yer almaktadır!


Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, TIME – 2026 listesinin ‘Liderler’ kategorisinde yer almaktadır!


COP31 Eylem Gündeminin enerji sektörüyle ilgili öne çıkan 5 başlık;


Birinci öncelik; temiz enerji dönüşümü. Bugün dünya genelinde yaklaşık 730 milyon insan elektriğe ulaşamıyor. Bu acı tabloya göre, enerji dönüşümü, bir sağlık ve adalet meselesidir. Bu gidişatı değiştirmek için Uluslararası Enerji Ajansı ile yenilenebilir enerji, gıda, soğutma ve ısıtma, dijitalleşme alanlarında güçlü iş birliği geliştirecektir.


İkinci öncelik; Sıfır Atık ve metan azaltımı. Küresel ölçekte her yıl 70 milyon ton metan emisyonu atık sektöründen kaynaklanmaktadır. Metan emisyonları azaltabilirsek, sıcaklık artışını yavaşlatmamız mümkün olabilir. Bu hedefe olan inancımızı arttırmak için Sıfır Atık yaklaşımını, COP31 gündeminin temel sütunlarından biri haline getireceğiz. Katı atık depolama alanlarından kaynaklanan emisyonların azaltılmasına, gıda israfının önlenmesine ve döngüsel ekonominin güçlenmesine yardımcı olacaktır.


Üçüncü öncelik; iklime dirençli şehirler. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak, 11 ilimizde inşa ettiğimiz 500 bini aşkın konutta iklim dirençli, sıfır atık uyumlu yapılar inşa etmeyi başarmış bir ülkeyiz. Bu tecrübe ışığında, COP31 sürecinde binalarda enerji verimliliği, sıfır enerjili binalar, kentsel enerji çözümleri, dirençli altyapı ve iklime dayanıklı yerleşim modelleri üzeri önemli yine bu konular yer tutacak.


Dördüncü öncelik; iklim eylemi uygulama mekanizması. Küresel hedefler ile planlar arasında derin bir uygulama boşluğu var. Biz bunu kapatmak zorunda.


Beşinci öncelik; enerji alanında yeşil sanayileşme. Sanayi sektörü büyük ölçüde fosil yakıtlara bağımlı. Ağır sanayi sektörleri, küresel emisyonların yaklaşık yüzde 40’ını oluşturmaktadır. Sanayinin uzun vadeli net sıfır hedefleri ile uyumlu hale gelmesi, bir zorunluluk.


COP31 Hedefleri;


Egemenlik haklarına saygı: Çok taraflı olan güven korunacak. Sürdürülebilir bir diyalog ortamı tesis edilecek. Ülkelerin egemenlik haklarına ve ulusal koşullarına saygı duyulacak. Saygı temelinde, sorunlar ve fırsatların açık bir diyalog içinde ele alınabilmesi öncelikli hassasiyet olacak.


UEA ile stratejik ortaklık: COP 31 başkanlığı, UEA ile stratejik ortak konumunda ve bu stratejik ortaklık duruşuyla işbirliği bir adım daha ileri taşımak gerekiyor. COP31 eylem gündeminde enerji arzı güvenliği ve talebini önceleyen temalara özellikle yer verilecek. Arz tarafında odak nokta, temiz enerji geçişini hızlandırmaktır. Talep tarafında ise yeşil sanayileşmeye, döngüsel ekonomi, sıfır atık ve iklime dirençli şehirlere odaklanmak.


Elektrifikasyonun yaygınlaşması: Eylem gündemi, temiz enerji geçişi ana başlığı altında yenilenebilir enerji, yeni elektrik sistemi mimarisi, elektrifikasyonun yaygınlaştırılması, enerji verimliliği gibi alanlarda doğrudan sahada sonuç üretmeye odaklanılacaktır.


Sıfır Atık: Sıfır Atık Hareketi sadece atıkların dönüşmesinden ibaret değildir. Emisyon azaltımı konusunda çok önemli bir role sahiptir. UEA, atık dönüşümünün iklim değişikliğine etkisi üzerine bir çalışma başlattı ve neticelerine göre COP31’in eylem gündemi içerisinde yer alacaktır.


Kamu – Özel sektör arasında daha güçlü diyalog: Yeşil sanayileşme yönüyle, yeni teknolojilerin ölçeklenmesi, kamu özel sektör arasında daha güçlü bir politika ve yatırım diyaloğunun kurulması büyük önem taşımaktadır. Yenilebilir enerji entegrasyonu, kritik minerallerin yönetimi, bu dönüşümün temel yapı taşlarını oluşturmaktadır.


İklime dirençli şehirler: Şehirleri enerji dönüşümünün en görünür sonuçları olarak değerlendiriyor ve Türkiye açısından, şehirler aynı zamanda güçlü bir uygulama alanı olmaktadır.


Finansman: Doğru projelere, doğru finansmanı en hızlı şekilde ulaştırabilmek adına uygulama mekanizması hayata geçirilecektir.