ÜÇ ZARF ve HAYDİ, ABBAS, VAKİT TAMAM!.

Siyaset ve siyasilerin bariz özelliği, geçmiş dönemi kötülemek ya da eleştirmek. Peki, siyasiler, geçmiş dönemi neden eleştirir ya da kötüler?

Aslında, geçmişi eleştirmek ya da kötülemek, bir makam ve mevkiye gelmiş; ehliyetsiz – liyakatsiz – kifayetsiz muhteris ve beceriksiz tiplerin acizliğidir.

Çözümün parçası olamayanlar Sorunun bir parçası olduğunu da idrak edemeyecektir!

Eskilerin ifadesi ile elinden kör eşek yem yemeyen ya da Üç koyunu versen kaybedecek ve gütmekten aciz, beceriksiz ve zavallı tiplerin meslek edinmesi durumu!

Siyaset, vatandaşın hayatını kolaylaştırmak ve ekonomik olarak refah seviyesini artırmak adına yapılması gerekir!

Siyaset, siyasiler adına, bir ZENGİNLEŞME aracı olunca; Vatandaş görülemez olacaktır! Vatandaşın hayat pahalılığı serzenişleri ya da başkaca sesleri de, siyasiler tarafından işitilemez olmaktadır!

Vatandaşa karşı ya da vatandaştan gelecek şikayet ve serzenişlere karşı; KÖR – SAĞIR ve DİLSİZ kesilecekler!

Fakat günümüzde, Siyaset, sadece siyasilerin eş – dost ve akraba-ü taallukatını ekonomik olarak zenginleşme ve REFAH seviyelerini artırmak, ehliyetsiz – liyakatsiz – kifayetsiz muhteris oğlu – kızı – gelini – damadı ve yeğenlerini de, kamu kurumlarına istihdam etmek adına yapılmaktadır!

Siyaset, bu minvalde yapılınca, arıza çıktığı dönemlerde, doğal olarak geçmiş döneme dönülecek ve olmadık eleştiriler ya da kötülemeler havada uçuşacaktır.

Eskiden şu yoktu! Eskiden bunlar yapılmadı! Biz gelince BOLLUK ve REFAH geldi! Eskiden her şey çok kötüydü! Biz gelince her şey düzeldi gibi bla bla bla bla….

Bir ülkede, yönetenler sürekli geçmişi anlatıyorsa, orada çözüm üretmekten çok mazeret üretme dönemi ve retoriği başlamış demektir!

Bir de, DIJ GÜJLER meselesi var! UZAYA yol yapacaktık! Bu DIJ GÜJLER yok mu; Onlar engel oldular!

Hatta ülke olarak, bir elimiz yağ da bir elimiz de bal da yaşayacaktık! Bu DIJ GÜJŞER yok mu, Ekonomik saldırılara giriştikleri için olmadı, bir türlü de olmuyor!

Herkesin Malumu, SADRAZAM ve ÜÇ ZARF hikayesini bilmeyen ve duymayanımız yoktur!


Rivayete göre, bir sadrazam görevini devir edip ayrılırken, yerine gelecek olan sadrazamın masasının üzerine, üç kapalı zarf bırakır.

Yanına da küçük bir not iliştirir: Başın sıkışırsa birinci zarfı aç. Biraz daha sıkışırsan ikinciyi aç. Çok çaresiz kalırsan üçüncüyü aç.

Yeni sadrazam göreve başlar. İlk zamanlar işler iyi gider. Her şey güllük ve gülistanlıktır.

Fakat bir süre sonra memlekette işler bozulmaya başlar. Halkın şikâyeti artar, homurtular yükselir.
Sadrazam ne yapacağını düşünürken aklına masadaki zarflar gelir.

Birinci zarfı açar; İçinden çıkan notta şu yazmaktadır: Yapamayacak olsan bile, bol bol vaatte bulun ve senden öncekileri kötüle!


Sadrazam hemen işe koyulur. Her fırsatta geçmiş yönetimi eleştirmeye başlar.

Memleketi, bu hale onlar getirdi. Biz şimdi toparlamaya çalışıyoruz. Vaatler de peş peşe gelir. Halk bir süre daha, bu sözlerle oyalanır, uyutulur ve uyuşturulur. Fakat memlekette işler yine düzelmez.

Halk gidişattan memnun değildir.

Şikâyetler yeniden artınca sadrazam ikinci zarfı açar.

Zarfın içinden çıkan pusulada şu yazılıdır: Bu defa etrafındakileri kötüle. Sadrazam bu kez çevresindekileri hedef almaya başlar. Memleketteki aksaklıkların sebebini onların hatalarında arar.

Bir süre daha böyle idare edilir. Ama zaman geçtikçe işler daha da ağırlaşır.

Şikâyetler yine dinmeyince sadrazam üçüncü zarfı açar.


Üçüncü zarfın içinden çıkan notta ise sadece şu yazmaktadır: Kendinden sonra gelecek kişi için sen de üç zarf hazırla.


Yani ABBAS Yolcudur ve Bağlasanız da, DURMAZ ve DURAMAZ artık!


Adına, Abbas Hoca veya Abbas Molla denilen; Azerbaycan, İran, Hindistan, Arabistan, Mısır ve Kafkaslarda dolaşan gezginci bir halk şairi varmış.


Hoşsohbet ve çok bilgili bir kişilik. Her gittiği yerde yaptığı sohbetlerine doyum olmaz, onun sohbetlerinden insanlar ayrılmak istemezlermiş.

Abbas, sohbet bitip de; Eh artık yolcu yolunda gerek, deyip kalkmak isteyince, insanlar; sohbete devam edelim, biraz daha biraz daha, diye ısrar edince, gayet olgun ve kararlı bir şekilde; ISRAR ETMEYİN, KALAMAM, YOLCUDUR ABBAS, BAĞLASAN DURMAZ, DEYİP YOLUNA DEVAM EDERMİŞ. Abbas yolcu deyimi bu hikâyeden gelmektedir.

Abbas yolcu; İstesem de kalamam, gitmek zorundayım, manasında kullanılır. Halk arasında; Yolcudur Abbas, kimseye bakmaz, şeklinde de söylenir. Yola çıkmaya kararlı veya ölmek üzere olan, insan.

İNSAN ve KURUMLAR; YORULUR, YIPRANIR ve YAŞLANIR… HER GELEN GİDİCİDİR; DÜN GELEN BUGÜN YOKTUR ve BUGÜN OLAN da YARIN OLMAYACAKTIR.

Mesele, Zirvede iken bırakabilmek – bırakmasını ya da gitmesini bilmek gerekir; güzel anılar ile hatırlanabilmek adına!

HAYDİ, ABBAS, VAKİT TAMAM;
Akşam diyordun, işte oldu akşam!.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık, bu kalp ağrısı!.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun!
Ay’a haber sal, çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce!.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye!
Ve zamana!.
Katıp tozu dumana!
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
YAŞAMAK İSTİYORUM; GENÇLİĞİMİ YENİ BAŞTAN!..