HİCRET – MUHARREM Ayı ve Aşure!.

İslam alemi, Hz. Hüseyin efendimiz ve yetmiş arkadaşının şehit edilmesi akabinde, temel konularda, günümüze kadar, birlik, beraberlik ve barışı sağlayamamıştır! Peki, neden?


Peki, İslam alemi, neyi paylaşamıyor? Temel konularda neden ittifak edilemiyor? Şer güçlerin değirmenine su taşımaya neden devam ediliyor!

Peki, İslam dünyası neden bir araya gelemiyor? İslam dünyası ne zaman bir araya gelecektir?

Peki, İslam dünyası, ülkelerinin bağımsızlık ve vatandaşlarının huzuru adına, ellerini taşın altına, ne zaman koyacaktır? Ya da böyle bir dertleri var mıdır?

İslam aleminin her konudaki parçalanmışlığı küresel ve emperyalist güçlerin iştahını kabartıyor!

Hz. Mevlana, Düne ait ne varsa söylenmiş ya da söylenememiş, bıraktım hepsini orada Çünkü şimdi yeni şeyler söylemek lazım. Her gün bir yerden göçmek ne iyi, Her gün bir yere konmak ne güzel. Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş, Dünle beraber gitti cancağazım; Ne kadar söz ve fiil varsa düne ait; Şimdi YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK ve YENİ ŞEYLER YAPMAK LAZIM, buyurmaktadır!


İslam alemi, uzunca bir dönemdir, yeni şeyler söylemeyi ve üretmeyi bırakmıştır! Neden Acaba?

Yeni ŞEYLER Söyleyemeyen ve Yeni ŞEYLER ÜRETEMEYEN toplumlar, başka ülke ve toplumların kölesi ve sömürgesi olmak durumunda kalacaktır!

Allah’ın emrettiği mübarek gün ve geceler sadece anmak ve kutlamak için mi vardır?

Bugünler ve geceler, sadece oruç tutmak ve sadece ibadet etmek için mi vardır? Bugün ve gecelerden ne zaman ibretler çıkaracağız?

İslam âlemi ne zamana kadar dağınık ve parça parça bir durumda kalacaktır? Bir olabilmek ve BİR olanın şanı hürmetine, harekete geçmenin vakti, ne zaman gelecektir?

Hicret; sözlükte terk etmek, ayrılmak, ilgisini kesmek, anlamına gelir.


Hicretin başladığı tarih, Muharrem Ayının ilk günüdür.

Hicret; yanlış ve zulümden, iyiliğe, doğruluğa, Adalet ve hakikate göç etmek demektir.

Kavram olarak, Dini sebeplerle bir yerden diğer bir yere göç etme ve özellikle Hz. Peygamber efendimizin Mekke’den Medine’ye göç etmesi anlatılmaktadır!


Hadisi şeriflerde; Sizden kim bir kötülük görürse; onu eliyle değiştirsin! Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse diliyle değiştirsin! Ona da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin ( kötülüğü kabullenmesin, hoş görmesin ) ki bu da imanın en zayıf derecesidir, buyrulmaktadır.


Hicret; ADALETİN olmadığı ve ZULMÜN cari olduğu bir diyar veya devirde; İMAN Ehlinin ELİ ve DİLİ ile değiştiremediği, GÖNLÜ ile dahi BUĞZ edemediği durumlarda, İYİLİK – GÜZELLİK ve ADALETE, HİCRET ve GÖÇ etmesi demektir.


İnsan ömrünü, bir nevi hicret olarak okumak gerekir. Nereye bu gidiş uyarısı çerçevesinde! İNSAN, her an HAKİKATE – ADALETE ve GÜZELLİKLERE doğru yönelmek – göç etmek ve hicret etmek durumundadır. Aksi halde HÜSRANDADIR.

Aşure günü; Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; ON Peygamberine, On değişik ikram ve ihsanda bulunduğu için iman ehli zaviyesinden çok önemlidir!

Hz. Musa’ya (a.s.) aşure gününde bir mucize ihsan etmiş denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.

Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cudi Dağı’nın üzerine aşure gününde demirlemiştir.

Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından aşure günü kurtulmuştur.

Hz. Âdem’in (a.s.) tövbesi aşure günü kabul edilmiştir.

Hz. Yusuf (as) kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan aşure günü çıkarılmıştır.


Hz. İsa (as) o gün dünyaya gelmiş ve o gün Sema’ya yükseltilmiştir.

Hz. Davut (a.s) tövbesi o gün kabul edilmiştir.

Hz. İbrahim’in (a.s.) oğlu Hz. İsmail (as) doğmuştur.

Hz. Yakup (a.s.) oğlu Hz. Yusuf’un (as) hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.

Hz. Eyyüp (a.s.) hastalığından bugün şifaya kavuşmuştur.

Nuh Aleyhi selamın gemisi karaya çıktığı gün, gemideki uzun yolculuktan sonra geride kalan çeşitli tahılları bir araya getirip pişirdiği ve günümüzde de halen şükür manasındaki yemek veya tatlıya verilen isim aşuredir!


Aşure; bir araya gelmez ve olmaz denilen tahıllar, öyle bir karışır ve kaynaşır ki çok enfes bir tatlı oluşur!


Peki, İman ettiğini iddia eden fakat ayrılık ve düşmanlık için bahaneler arayan İslam dünyası ne zaman aşure gibi olacaktır?


Peki, Bir buçuk milyar İslam âlemi, Ne zaman ve Nasıl, aşure gibi olabilecektir?

Peki, Birbirleri ile Ne zaman ve Nasıl, hem hal olacak, karışacak ve kaynaşabilecektir?

Peki, Bireysel çıkar ve egolarından, Ne zaman ve Nasıl, sıyrılabilecektir?

Peki, Irk ve mezhep ayrılıklarından, Ne zaman ve Nasıl, vazgeçebilecektir?

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Aşure günü ( Muharrem ayının 10. günü ) özellikle oruç tutar ve ashabına da tutmalarını tavsiye ederdi. Yahudilere benzememek için bu orucu sadece Aşure gününde değil, bir gün öncesi ( 9. Muharrem ) veya bir gün sonrası ile ( 11. Muharrem ) birlikte tutmayı tavsiye etmiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kişinin Aşure gününde ailesine ve ev halkına her zamankinden daha bol ve cömert ikramlarda bulunmasını tavsiye etmiş, bunu yapanların o yıl boyunca rızık genişliği göreceğini müjdelemiştir.

Yayınlayan

ahmetunver

Ahmet Ünver; İletişim Uzmanı; İletişim, Kurumsal İletişim, Halkla İlişkiler, Reklam, Marka, Marka Yönetimi, Marka İletişimi, Kurumsal İtibar, Kurumsal İtibar Yönetimi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir