ABD ve İSRAİL, İRAN’A Saldırıları ve Uluslararası YENİ bir DÜZEN!

Köşe yazılarımda, sürekli olarak, Dünya’da yaşanan EKONOMİK – SİYASİ – ASKERİ ve TEKMOLOJİK ya da SAVAŞ benzeri olaylar – olgu ve gelişmeler; dünya siyaseti ve uluslararası sistemi değişime zorlayacağını, kaleme almaya çalışıyorum.


ABD ve İsrail, İRAN’A başlatmış oldukları saldırı ya da SAVAŞ, uluslararası sistemde ki değişimin hızlanacağının göstergeleri gibi. Domino taşları gibi her şey alt üst olacaktır.

Dünya Siyaseti ya da Uluslararası Sisteme; YENİ bir DÖNEM – DÜZEN – DEVİR ve SİSTEM geliyor!

Dünya’da yaşanan son gelişmeler, hem dünya siyaseti, hem Uluslararası Sistem, hem ekonomi ve hem de devlet yöneticilerinin değişime zorlanacağı bir döneme işaret etmektedir.

Dünya Siyaseti ya da Uluslararası Sistemdeki değişim çerçevesinde, görevde bulunan bazı EKOL temsilcileri tasfiye olurken, YENİ EKOL temsilcileri görev alacaktır.

Bazı EKOL Temsilcileri OYUN DIŞI kalırken, YENİ OYUNCULAR ve YENİ EKOL Temsilcileri, oyuna girecektir.

ESKİ ve EKSİ tipler, eski düzenin hafızası konumundaki taşıyıyıcı EKOL Temsilcileri de, bir bir TASFİYE edilecektir.

EKSİ ve ESKİ düzenin hafızası ve taşıyıcılar ile yeni bir DÜZEN ve SİSTEM kurulamaz!

Dünya Sistematiği yıllardan beri böyledir! Halklar olarak göremesek ve algılayamasak da!

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli; 14 Mayıs 2023 tarihinde ki Cumhurbaşkanlığı seçimleri akabinde yapmış olduğu; Önümüzdeki günlerde çok şey değişecektir, her şey değişecektir; Öyle gözüküyor. İnşallah Türkiye değişmez, ifade ve vurguları muvacehesinde, Dünya Siyaseti ve Sisteminde, DEĞİŞİM vakti saati gelmiş demektir.

Peki, Dünya Siyaseti ya da Uluslararası Sistemdeki değişimler göstere göstere mi olmaktadır?

Birinci ve İkinci dünya Savaşları akabinde kurulan, Dünya sistematiğinde olduğu gibi.

YENİ bir uluslararası DÖNEM – DÜZEN – DEVİR ve SİSTEM KURULUYOR!

Dünya; bilmediklerimiz ve bildiklerimizden daha önemli; öngörülebilir ve öngörülemeyen nadir olaylar, dünyanın yeniden şekil almasına;, yeni bir düzen, devir, dönem, denge ve sistematiğin kurulmasına sebebiyet vermektedir!

Dünya Siyaseti ya da Uluslararası Sisteme yönelik; STRATEJİ ve PLANI olmayan toplumlar, PLANI olan, Küresel ve Emperyal Güçlerin hem OYUNCAĞI ve hem de KÖLESİ olmak durumunda kalacaktır.

Sistemden beslenen asalakların bekleştiği şekilde, devlet yönetim sistemi ve siyaset geleneği, siyasal parti ve iktidar olma süreci, yeni dönem ve yeni yönetim sistemi, malum siyasi parti içinden çıkması muhtemel bir parti veya LİDER, yani aynı ekol temsilcisi bir HALEF ile siyaset yolculuğuna devam etmeyecektir.

Siyasal İslamcıların tamamen tasfiye olacağı, Kuvay-i Milliye Ruhu ve Kurucu İrade temsilcilerinin devlet yönetimine hakim hakim olacağı yeni bir dönem geliyor.

Siyasi mantalite olarak bir devir kapanıyor ve yeni bir siyasi dönem başlıyor. Asalak ve çapsızlar, ehliyet ve liyakatleri olmadığı için beslendikleri sistemin devamını talep etmektedir.

Neymiş Efendim! Sözün tamamı ya da lafın fazlası, aptala söylenirmiş.

Peki, Küresel ve Uluslararası Yeni bir DÜZEN – DENGE – DEVİR ve SİSTEM kurulurken, eski alışkanlıkları olanlar ve eski düzenin oyuncuları, hafızası ve taşıyıcılar ya da kuklaları ne yapacaktır?

Ya Yeni bir DÜZEN – DENGE – DEVİR ve SİSTEMİN parçası olacak Ya da YOK olup gidecektir.

Tarihte olduğu gibi Değişime direnenler kaybedecektir. Değişimin önünde durulamaz. Değişime dirennenler TEK TEK AVLANACAKTIR!

Olay ve olgulara, alışkanlıkları değiştirmek suretiyle bakabilmeyi öğrenmek gerekir.

Hayatta her şey olabilir. Olmaz denilen şeylere hazır olmak gerekir. Hayat durağan değildir. Atom parçalanır ve algılar da parçalanır ve değişebilir.

Küresel – Uluslararası ve Yerel ölçekte, siyasi ALGILARIN yer ile yeksan olacağı YENİ bir DÖNEM – DÜZEN – DEVİR ve SİSTEM başlıyor.

Tarihte olduğu gibi Yeni gelen BİLGİYE ve DEVİRE direnenler, HELAK olur gider!

Hayat seçimler ve tercihler ve değişimler üzerine bina edilmiştir.

Atalarımızı, yeni bir BİLGİ – yeni bir DEĞİŞİM – yeni bir SİSTEM ve yeni bir DEVİR üzere bulmadık, diyenler, her dönemde, HELAK olur gider.

Birileri; Konumu – Gücü – Malı – Mülkü – Makamı – Mevkisi ve İktidarını kaybetmemek adına, direnecektir. Direndikçe de inatlaşacak ve tekrardan direnecektir. Tarihte olduğu gibi günü gelmiş ve kapıya dayanmış; yeni bir BİLGİ – yeni bir DEĞİŞİM – yeni bir SİSTEM – yeni bir DÜZEN ve yeni bir DÖNEME direnenler, her daim kaybeder. Tarihin TOZLU raflarında yerlerini alacaktır!

Münih Güvenlik Konferansı / 2026

Küresel – Emperyalist Güçler ve Büyük Devletler; Dünya Ekonomik Forumu, Bilderberg Toplantıları ve Münih Güvenlik Konferansları ile dünya düzeni ya da sistematiğini, her yıl belirli aralıklarla konuştukları ve küresel sorunları gündeme aldıklarını, hatırlatmak isterim.

Dünya Ekonomik Forumu, Bilderberg Toplantıları ve Münih Güvenlik Konferansları ile katılımcı ülkelere ve devlet yöneticilerine; EV ÖDEVLERİ verilmekte olduğunu da not edelim.

Münih Güvenlik Konferansı; 1963’ten beri, her yıl Şubat ayında, Almanya’nın Bavyera eyaletindeki Münih’te, uluslararası güvenlik politikaları üzerine, düzenlenmektedir.

Eski adıyla Münih Güvenlik Politikaları Konferansı olarak adlandırılan konferansın her yıl sloganı değişmektedir. 2026 yılı Münih Güvenlik Konferansı ana teması; Küresel düzen ya da dengenin “ yıkım altında ” olduğu vurgulanmaktadır.

Münih Güvenlik Konferansının 2025 yılındaki ana teması, Diyalog Yolu ile Barış ve Huzur, olduğunu hatırlatmak isterim.

Peki, Dünya Halkları ve özelliklede Ortadoğu bölgesine BARIŞ ve HUZUR gelecek midir?
Münih Güvenlik Konferansı, uluslararası güvenlik politikası karar alıcılarının görüş alışverişinde bulunmaları için en önemli ve bağımsız tartışma alanı FORUM hâline gelmiştir.

Her yıl, dünya çapında 70’den fazla ülkeden yaklaşık 800 üst düzey lider ve yönetici, mevcut ve gelecekteki küresel güvenlik sorunları üzerine yoğun bir tartışmaya katılmak üzere bir araya gelmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti DIŞ İŞLERİ Bakanı Sayın Hakan FİDAN, bu yıl düzenlenen Münih Güvenlik Konferansına, alınan bir istihbarat çerçevesinde, oldu bitti bir durum ve konuma düşmemek adına, katılmadığını da not edelim!

Münih Güvenlik Konferansı’na katılan Suriye Dışişleri Bakanı Hasan Esad Şeybani; ABD DIŞ İşleri Bakanı ve Suriye Özel Temsilcisi Barrrak başkanlığında, aynı masada ve yan yana, SDG temsilcileri ile yaptıkları toplantı sonrasında; SDG’yi düşman olarak değil, ortak olarak görüyoruz. Bu nedenle onların Suriye hükümetinin bir parçası olmalarına yardım etme konusunda oldukça istekliyiz, diyormuş!

Katılımcılar arasında devlet ve hükûmet başkanları, uluslararası kuruluşların liderleri, bakanlar, milletvekilleri, silahlı kuvvetlerin üst düzey temsilcileri, bilim insanları, sivil toplum üyeleri ve iş dünyası ve medyanın üst düzey temsilcileri yer almaktadır.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz; Transatlantik güveni birlikte tamir edelim ve canlandıralım, ifadelerini kullanmaktadır.

1963 yılından bu günlere düzenlenen Münih güvenlik konferanslarının ana motivasyonu; “transatlantik dünya” diye tanımlanan Batılı uluslararası topluluğun küresel ekonomik, siyasi ve güvenlik hakimiyetini kalıcı hale getirmek, Amerikalı ve Avrupalı ortaklar arasındaki ilişkileri güçlendirmek, bu bağlamda ortaya çıkabilecek risk ve zorluklara en üst düzeyde çözümler aramak oluşturmaktadır.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio; Dünya gözlerimizin önünde çok hızlı bir şekilde değişiyor. Jeopolitik çağdayız ve bu yüzden hepimiz, rollerimizi gözden geçirmeye ihtiyaç duyuyoruz. Sınırların olmadığı bir dünya bize büyük zarar verdi. Bunun insan doğasını da tarihi de göz ardı eden bir yaklaşım olduğunu. Kitlesel göçün “geleceği tehdit ettiğini, ABD ve Avrupa’nın bu hatayı birlikte yaptığını. Bunun yabancı düşmanlığı olmadığını. Aksi takdirde medeniyetimizin varlığı tehdit altına girecek. ABD ve Avrupa’nın “kaderlerinin birlikte örüldüğünü” ve bu süreçte birlikte olması gerektiğini. Restorasyon sürecini tek başımıza yapmaya hazırız ama Avrupa’yla birlikte yapmayı tercih ederiz. Zayıf müttefikler istemiyoruz. İşlemeyen bir statükoyu savunan müttefikler değil, onu düzeltmeye çalışan müttefikler istiyoruz. Avrupa’nın kendini savunabilir bir hale gelmeli ki kimse müşterek gücümüzü test etmeye kalkamasın. Batı’nın gerileme sürecini yöneten kibar görevliler olmayacağız, diyor.

NATO Genel Sekreteri Rutte; Avrupa, ABD’siz kendini savunabilir mi? Uluslararası kurumlar veya işbirliği örgütlerinin terk edilmesine gerek olmadığını fakat bu kurumların reforma ihtiyaç duyduğunu. Rusya ile süren barış görüşmelerine dair bir soruya; müzakerelerin “en temel konuları” tespit etmeyi başardığını fakat Rusya’nın barış konusunda ciddi olup olmadığını tespit edemediklerini. Çin ile ticaret müzakereleri ve ilişkileri hakkındaki bir soruya; Ulusal güvenliğimize zarar verecek hiçbir şeyi kabul etmeyeceğiz, diyor.

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi; ABD ile ilişkilerinin gidebileceği iki yol olduğunu; Bunlardan birinde ABD, Çin’i objektif bir şekilde anlar, böylece aynı hedefler için çalışır ve ortak çıkarlarımızı artırırız. Bu işbirliğini büyütür ve hem ülkelerimiz hem de dünya için en iyi sonucu verir. Diğerinde ise Çin’den uzaklaşmak, tedarik zincirinden Çin’i çıkarmaya çalışmak ve Çin’in yaptığı her şeye itiraz etmek var. Biz Çin olarak ilkini tercih ediyoruz ve sizin de aynı görüşü paylaştığınıza inanıyoruz. Ama her türlü riske hazırız. ABD’nin Tayvan konusunda Çin’in kırmızı çizgilerini test etmesinin iki ülkeyi çatışmaya itebileceğini. Japon halkı militarizmi canlandırmak isteyen aşırı sağcılar tarafından manipüle edilmelerine izin vermeyi bırakmalı. Barış isteyen tüm ülkeler Japonya’ya şu mesajı net bir şekilde vermeli: Bu yola geri girerseniz yalnızca kendinizi yok etmeye yaklaşırsınız, diyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen; Avrupa Birliği’ni içerden zayıflatmak isteyen güçler olduğunu. Dünyanın düşmanca rekabet ve güç ilişkileri çağına girdiğine, Avrupalı yaşam tarzının tehdit altında olduğunu. Avrupa’nın bağımsız olmaktan başka çaresi yok. Bağımsız Avrupa güçlü Avrupadır ve güçlü Avrupa daha güçlü bir transatlantik ilişkiyi mümkün kılar. Avrupa’nın daha fazla sorumluluk alması gerektiğini ve bunun “son dönemde gerçekleşen şok terapisine” kadar herkes tarafından idrak edilemediğini. Bazı çizgiler aşıldı ve buradan geri dönüş mümkün değil, diyor.

İngiltere Başbakanı Keir Starmer; Ülkedeki pek çok kişinin savaşı geçmişte kalan veya uzaklarda olan bir şey olarak gördüğünü. Ama bugün ayaklarımızın altındaki zemin çöküyor. Tarihte pek çok kere liderler üzerlerine son sürat yaklaşan felaketi görmek yerine başka bir yöne bakmayı tercih etmiştir. Bu sefer aynı hataya düşmemeliyiz. Avrupa’nın amacının savaş değil barış olduğunu. Buna rağmen geleceğe giden yolun güç ile inşa edilmesi gerektiğini ve savaşa hazır olmaya ihtiyaç duyduklarını. ABD’nin vazgeçilemeyecek bir müttefik olduğunu. ABD ile ilişkilerin her zamankinden daha da sıkı olduğunu ve hiçbir zayıflama işareti olmadığını, ifade etmektedir.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron; Ukrayna’da bir barış sağlansa bile Avrupa’nın, silah sanayisi çok güçlenmiş ve agresif bir Rusya ile yan yana olmaya devam edeceğini. Grönland krizi ise şimdilik aşılmış gözüküyor. Beyaz Saray’ın diğer önceliklerle dikkati dağılmış durumda. Daha güçlü bir Avrupa’nın, ABD dahil müttefikleri için de, daha iyi olacağını. Ama yine de henüz cevaplanmamış bir soru var: Avrupa – ABD ilişkileri tamir edilemez bir hasar aldı mı, diyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi; İran’a ABD ve İsrail’in müdahale etmesini savunan Rıza Pehlevi’nin Münih Güvenlik Konferansında konuşma yapmasını; Genellikle ciddi ve prestijli bir etkinlik olarak kabul edilen Münih Güvenlik Konferansının İran meselesi üzerinden bir ‘Münih Sirki’ne dönüşmesi üzücü. Stratejik olarak, amacını yitirmiş bir AB, bölgemizde tüm jeopolitik ağırlığını kaybetmiştir. Özellikle Almanya, bölgesel politikasını tamamen İsrail’e teslim etme konusunda öncülük ediyor. Avrupa’nın genel gidişatı, en hafif tabirle, VAHİM, diyor!


Peki, Avrupa – ABD ilişkileri gerçekten, tamir edilemez boyutta hasar aldı mı?

Peki, Transatlantik GÜVENİ, yeniden tesis edebilecekler mi? Zor olacağını da not edelim!

Peki, ABD ve AVRUPA arasında; küresel ekonomik, siyasi ve güvenlik hakimiyetini kalıcı hale getirebilecekler mi? Yoksa her koyun kendi bacağından mı asılacak? Herkes kendi derdine mi düşecektir?

Peki, ABD DIŞ İŞLERİ Bakanı; Avrupalı Liderlere hitaben; Kaderimiz sizinle iç içe geçti ve her zaman da geçecek. Ayrılmak istemiyoruz; eski bir dostluğu yeniden canlandırmak istiyoruz, derken, 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan sistemde olduğu gibi ” USLU ve SÖZ DİNLEYEN ” olmanız gerekiyor mu, diyor!

Peki, 2. Dünya Savaşı akabinde kurmuş oldukları ” Müesses Nizam ” neden çatırdamaktadır?

Peki, Transatlantik GÜVENİ, nasıl ve ne şekilde tamir edecekler? Ya da edebilirler mi?

Peki, ABD ne istiyor? AVRUPA ne istiyor? Bugüne kadar Transatlantik GÜVENİ tesis edenler bugün neden KAVGA ediyor ve kendi aralarında, Neden SAVAŞ konumuna geçiyor?

ULUSAL ÇIKARLAR olabilir mi? Küresel HEGEMONYA durumu olabilir mi? Ya da Emperyalist Sömürge ve Çıkarlardaki küçülmeler ve daralmalar olabilir mi?

Ya da PAYLAŞIM – BÖLÜŞÜM sorunları da diyebilir miyiz!

Peki, Küresel sistemde, daha GÜÇLÜ bir AVRUPA’NIN olmasını kim ya da kimler engellemektedir? NEDEN?

Peki, Avrupa Birliği, AVRUPA NATO’SUNU kurabilir mi? Kurulmasına izin verirler mi? Yoksa o treni kaçırdılar mı?

Bölgesel HEGEMONYAL Devletler ve HEGEMONYAL GÜÇLER zuhur edecektir!

Bazı devletler ve güçler adına, Küresel Hegemonyal durum ve varlıkları için tehlike çanları çalmaktadır!

Medeni olduklarını zan ve iddia edenler; YAKMAK – YIKMAK – İNSANLARI ve İNSANLIĞI ÖLDÜRMEK, YER ALTI ve YER ÜSTÜ tüm KAYNAKLARI SÖMÜRMEK ve YOK ETMEK üzerine kurulu olduğunu not edelim. Başkaca bildikleri bir şey yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Devletler Teşkilatı; Kadim Türk Devlet Aklı nezaretinde; tarihin – kültürün ve coğrafyanın yüklemiş olduğu sorumluluk gereği; İHYA ve İNŞA medeniyeti, İnsanı Yaşat ki Devlet Yaşasın ülküsü çerçevesinde, TURAN – KIZIL ELMA ve Nizam-ı Alem hedeflerine doğru, KÜRESEL ve BÖLGESEL bir GÜÇ olmak için salimen yol almaya devam edecektir.

Yeni bir DEVİR Başlıyor — 2 —

Sözün tamamı ya da lafın fazlası, aptala söylenirmiş.

Peki, Küresel Yeni bir DÜZEN ve DENGE kurulurken, eski alışkanlıkları olanlar ve eski düzenin oyuncuları ne yapacaktır?

Ya Yeni DÜZEN ve DENGENİN parçası olacak Ya da YOK olup gidecektir.

Değişime direnenler kaybedecektir. Değişimin önünde durulamaz.

Olay ve olgulara, alışkanlıkları değiştirmek suretiyle bakabilmeyi öğrenmek gerekir.

Peki, Siyasette ve siyasi kurguda aynı şekilde düşünmek – farklı bir bakış açısı geliştirmemek, ne gibi sonuçlara sebebiyet vermektedir?

Hayatta her şey olabilir. Olmaz denilen şeylere hazır olmak gerekir. Hayat durağan değildir. Atom parçalanır ve algılar da parçalanır ve değişebilir.

Küresel ve Yerel ölçekte, tüm eski siyasi ALGILARIN yer ile yeksan olacağı yeni bir siyasi dönem başlıyor.

Peki, Hayata, dünyaya, olay ve olgulara, farklı yaklaşımlar geliştirmek, bakış açısı ve alışkanlıkları değiştirmek suretiyle, neler neler elde edilebilir?

Hayatın statik olmadığı ve her an her şey olabileceği. Değişim – Dönüşüm ve Yeni bir Dönem!

Hayatın statik olduğu bakış açısı ve düşünce şekli, yaratılışa aykırı. Her şey; hem zıtlar ve hem de değişim üzerine bina edilmiştir.

Hayatın genel akışında, zıtlar ya da karşıt kutupların birbirleriyle etkileşimine sürekli olarak tanık oluruz.

Zıtlar ve karşıt kutuplar; kararlı, kararsız ya da güçlü veya zayıf hallerde olabilir.

Hayata dair hiçbir şey zıt ya da karşıt kutbu olmadan var olamayacağına göre!

Zıtlar ve karşıtların dengesi ve birlikteliğini idrak edemeyenler sadece zıtlar ve karşıtlar arasında ki SAVAŞA – MÜCADELEYE ve KAVGAYA odaklanır.

Zıtlar ve karşıtlar üzerinden kurulan Sistem ve DENGEYİ göremeyenler ile yeni bir YOL yürünemez.

Hz. Mevlana; Fikir ona derler ki, bir yol açsın, yol ona der­ler ki, bir gerçeğe ulaşsın, buyurmaktadır!

Peki, yeni bir yol ve yeni bir gerçeğe erişebilmek adına; farklı yaklaşımlar geliştirmeye, alışkanlıklar ve bakış açısını değiştirmeye ihtiyaç var mıdır?

İnsanoğlu yıllardır yaşamak ve yapmakta olduğu şeyleri bir anda terk edemiyor. İnsan için yeni bilgiyi ve yeni olguyu kabul etmek çok zor bir durumdur.

İnsan ve nefis için itibar ve saygınlık çok önemlidir. İtiraz – İsyan ya da karşıt mücadele, yeni gelen bilgiye değildir. İtiraz – İsyan ve mücadele; itibar, saygınlık, konum ve güçlerinin yok olmasına karşıdır.

Bugün siyasi literarüre girecek boyutta, değişime karşı direnme ve mücadeleyi, bu şekilde okumak gerekir.

Siyasi olarak bir devir ve dönem kapanacak ve yeni bir dönem – devir ve milat başlayacaktır!

Bir siyasi parti; gündem belirleme kavramı çerçevesinde; kamuoyunun önem ya da öncelik verdiği sorunlar ve konuları, kamuoyunun zihninde önemli ya da öncelikli konular haline gelmesini sağlamaktır.

Değişimine direnen yapılar; menfaat ve çıkarları, güç ve iktidarları uğruna, bir millet ve toplumun geleceğini tehlikeye atmakta hiçbir tereddüt ve kaygı taşımaz.

Yeni bir devir ve değişimi kabul etmeyen, değişime direnen ve değişime ayak uyduramayanları; yeni bilgi ve teknoloji ekosisteminden dışlayacaktır.

Her yeni gelen BİLGİYE ve DEVİRE direnenler HELAK olur gider!

Hayat seçimler ve tercihler ve değişimler üzerine bina edilmiştir.

Ya da Tabular üzerine. İnat eden ve Direnenler üzerine.

Atalarımızı, yeni BİLGİ – yeni DEĞİŞİM ve yeni bir DEVİR üzere bulmadık, diyenler, her dönemde, HELAK olur gider.

Aklı olmayan, gözleri kör, kulakları sağır, dilleri lal olmuş ve gönlü de mühürlü olan insan; yeni bir DEVİR ve yeni bir Bilgiyi kabul etmeyecektir.

Birileri; Konumu – Gücü – Malı – Mülkü – Makamı – Mevkisi ve İktidarını kaybetmemek adına, sadece direnecektir. Direndikçe de inatlaşacak ve tekrardan direnecektir. Tarihte olduğu gibi günü gelmiş yeni bir BİLGİ ve yeni bir DEVİRE direnenler her daim kaybeder.

Yeni bir Döneme hazır olanlar ile birlikte başarılır. Hazır olmayanlar yolda kalır. Geçmiş toplumlar da olduğu gibi.

Türk Devleti, Kadim Türk Devlet Aklı nezaretinde; Küresel YENİ bir DENGE ve DÜZEN çerçevesinde, TURAN – KIZIL ELMA ve Nizam-ı Alem hedeflerine matuf, YENİ bir DÖNEME evirilmek üzeredir.