Devletlerin Yıkılış ve Çöküşü!…

Dünya yanıyorken, hegemon ve küresel güçler,  emperyalist planları çerçevesinde ki  yeni dünya düzeni ve sistematiği peşinde, dünyayı ve bölgemizi de  tarumar etme  sinsi hesaplarını da yaparken, içeride birbirimiz ile meşgul olmak, birbirimizin altını oymak,  bazı makam – mevki ve kurumlara da benim adamım  gelsin, bizden olan atansın, bizden olmayan ve sözümüzü de dinlemeyecek bireyler hakkında olmadık tezviratlar ile meşgul olmak kimin işine  yarayacaktır!. Herhalde aziz devlet ve asil milletin değil!. Bu nasıl bir mantıktır?! Bu durum ve düşünce sistemini, milli bilinç veya milli şuur  olarak nereye koyabiliriz?!  İnsani ve ahlaki zaviyeden nasıl izah etmeliyiz?!. Bilemiyorum!. Özellikle de yereldeki siyasi aktör ve yerel dinamikler,  tüm atamalarda, ehliyetsiz, liyakatsiz, çapsız ve  kifayetsiz muhteris,  kendilerine yakın ve sadece söz dinleyen  adamlarını bir yerlere getirebilmek ve atamasını yaptırabilmek için her yolu denemektedir?! Neden acaba?!.   İnsan denen varlık tabii ki hata ve nisyan ile maluldür! Fakat toplumun ve devletin varlığı ve bekasına yönelik olarak böyle hatalar bilinçli bir şekilde yapılıyor ise bunu adı elbette ki ihanettir! Devletin bekası ve toplum düzenini bozmaya yönelik bilinçli olarak yapılan ihanet ve hainliğin tüm toplumlardaki cezası ehlince de malumdur!

Hülagü, Bağdat işgalinden sonraki bir gün, şehrin dışına kurduğu karargâhında, o beldenin en büyük âlimi ile görüşmek istediğini bildirir!. Bu haber, âlimler arasında korku ve endişeye sebep olur!. Hülagü tarafından öldürülmek korkusuyla bu davete kimse icabet etmek istemez!. Bu haber, zamanın genç âlimlerinden Kadıhan’a ulaşır. Kadıhan, ufak tefek tıfıl bir gençtir ve daha sakalı bile çıkmamıştır!. Daveti kabul ettiğini söyleyerek, Hülagü ile görüşmeye gidebileceğini, bunun için kendisine bir deve, bir keçi ve bir de bir horoz verilmesini ister!. Hülagü’nün şerrinden korkan ulema sınıfı bu isteği hemen karşılar!.  Kadıhan, hayvanlarla birlikte çadıra varır!. Hayvanları çadırın dışında bırakarak içeriye girer ve kendini tanıtır!. Kendisiyle görüşmek üzere geldiğini söyler! Hülagü, genci tepeden tırnağa süzer ve beklediği tipte biri olmadığını görerek; bana göndermek için seni mi buldular!. Kadıhan gayet sakin bir şekilde; görüşmek için iri yarı, boylu boslu birini istiyorsan; bir deve getirdim!. Sakallı yaşlı birisi ile görüşmek istiyorsan;  bir keçi getirdim! Eğer gür sesli birisiyle görüşmek istiyorsan; horoz getirdim!. Üçünü de çadırın önüne bıraktım; Onlarla görüşebilirsin, der!.

Hülagü, karşısındakinin sıradan biri olmadığını anlar ve şöyle otur bakalım, diyerek kendisine yer gösterir ve ilk sorusunu sorar!.  Söyle bakalım, beni buraya getiren sebep nedir, diye sorar. Kadıhan gayet sakin bir şekilde;  Seni buraya bizim amellerimiz getirdi!. Allah’ın bize verdiği nimetlerin kıymetini bilemedik!. Esas gayemizi unutup; makam, mevki,  iktidar, güç ve mal mülk peşine düştük; zevk ve sefaya daldık!. Cenabı Hak da bize verdiği nimetleri almak üzere seni gönderdi, der.  Hülagü, ikinci sorusunu sorar!  Peki, beni buradan kim gönderebilir? Cevap çok manidardır!. O da bize bağlı! Benliğimize dönüp, ne kadar kısa zamanda toparlanıp, bize verilen nimetin kıymetini bilir, zevk ve sefadan, mal, mülk ve mevki peşine düşmekten, israftan, zulümden, birbirimizle uğraşmaktan vazgeçersek, işte o zaman sen buralarda duramazsın, der!.

İnsanlık tarihine kabaca baktığımızda, yüzlerce devletin kurulup battığını görebiliriz!. Peki, neden?! Bu kadar  devlet neden kurulmuş ve hangi hatasından dolayı batmıştır?!  Mademki, tarih, ibret ve ders alınmış olsa tekerrür etmeyeceğine göre!  İnsan denen ve akıl ile mücehhez varlık, akletmek ve düşünmekle mükellef ve sorumluluk sahibidir!.  Akletmeyen,  düşünmeyen ve belli makamlarda da sorumluluk sahibi olması gereken  insan denen varlık, toplum ve toplumun düzeni ve emniyetini de  sağlamak ile görevli devletin  başına, tabii ki sıkıntılar getirecek ve belalar açabilecektir!.  İnsan denen varlık sorumluluk sahibi olduğu; kendi haline ve başıboş da bırakılamayacağına göre!.  İnsan denen ve akıl ile mücehhez varlık, olay ve gelişmelerin siyak ve sibakını, yaptığı tüm işlerin neden ve niçin olduğu ve nasıl vuku bulduğunu idrak etmek zorundadır!  İnsan denen  aciz varlık, özünden ve benliğinden uzaklaşmakla,  zevk – sefa peşinde koşmak, mal – mülk biriktirmek,  iktidar ve güç savaşı vermek,  israf ve zulüm ile  uğraşmak ve birbiri ile meşgul olmak, birbirinin kuyusunu kazmakla; hem kendisi, hem toplumun ve hem de aidiyet hissettiği devletin sonunu hazırlayabilir!.  Bir kişiden hiçbir şey olmaz diyemeyiz!. Bir çiçekle bahar olmaz; fakat her bahar bir çiçekle başlar, unutmayalım!. Eba Müslim Horasani; Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular!. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar!. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı!. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu!. Herkes düşman safında birleşince de, yıkılmaları mukadder oldu, diyor

Share This:

Yayınlayan

ahmetunver

Ahmet Ünver; İletişim Uzmanı; İletişim, Kurumsal İletişim, Halkla İlişkiler, Reklam, Marka, Marka Yönetimi, Marka İletişimi, Kurumsal İtibar, Kurumsal İtibar Yönetimi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir