ŞERRİN İçindeki HAYRI Aramak  -2-

İnsan hayatı ve öncelikle iman ehli bir müminin ömrü,  özellikle de çevresindeki gelişmeler ve olaylar hakkında,  hak ve batıl, doğru ve yanlış arasındaki seçimler, tercihler, imtihan ve bu seçimler sonucundaki yaşadıkları ile çerçevelidir! İnsan ve iman ehli mümin zevk, sefa ve   sadece dünya hayatını yaşaması için  mi yaratılmıştır?! Tabii ki Hayır!  Yaratılış, yaşadıklarımız ve imtihan, yani tercihlerimiz ve seçimlerimiz!  Mümin için imtihan ve sıkıntılar olmadan,  dünya hayatının bir anlamı da olmayacaktır!   Bir insanın seçimleri, özellikle de doğru kararlar alabilmesi için okuması, araştırması ve akletmesi de emredilmiştir! İnsan olmak, İman etmek, Mümin olmak, seçimler yapmak ve imtihan!  Aksi halde Sonsuz Yaratıcı insanı, esfeli safilin derekesine de düşer buyurmaktadır! İman ehli mümine muhatap olarak gelen son kitap Kuran-ı Kerim neden Furkan olarak isimlendirilmiştir? Furkan kelime ve kavram olarak;  İmanı küfürden, ihlâsı riyadan, tevhidi şirkten, hakkı batıldan, doğruyu eğriden, hayrı şerden, iyiyi kötüden, helâlı haramdan, temizi habisten ayıran ve gerçekleri açıklayan demektir.  İman ehli bir mümin bu özelliklere nasıl erişebilir?  Furkan ayrıca, iman ehli mümine Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah tarafından verilen, hak ile batılı ve iyi ile kötüyü birbirinden ayırt etme yeteneği olarak da ifade edilmiştir. Kuran ve ilâhî kitapların tamamı furkandır, hakkı batıldan ayırır ve sadece gerçekleri açıklar. İnsanın Furkan yeteneğine sahip olabilmesi, öncelikle iman ehli bir mümin, muttaki bir kul, her anında ve zamanında akletmesi, tefekkür, tezekkür ve tefehhüm sahibi olması da gerekir. Sonsuz Kudret Sahibi Allah;  Ey müminler! Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, Allah sizi Furkan sahibi yapar, size iyi ile kötüyü ayırt edici bir akletme yetisi ve anlayış verir, bu gerçeğin ta kendisidir, buyurmaktadır.

Bir padişah ve veziri arasında geçen, bizlere de hayatımızın her anında imanı noktada örnek olmasını düşündüğüm, hayrın içindeki şerri ve şerrin içindeki hayrı arayıp bulabilmek ve görebilmek,  basiret ve feraset sahibi olabilmek adına bir hadiseyi ve bir hikayeyi paylaşmak istiyorum. Bir vezir her hadise ve olay karşısında, “Her şeyde vardır bir hayır vardır”  der, bu inanışın insan hayatı için çok önemli bir ilke olduğuna inanırmış. Bir gün padişahın kolunda dayanılmaz bir ağrı başlamış, tedavisi için her şey yapılmış, ülkenin bütün doktorları getirilmiş, her ilaç denenmiş ama ağrı bir türlü geçmemiş. Kolun kesilmesinden başka çare kalmamıştır. Doktorlar, hastalığın ve ağrının bütün vücudu sarmaması için kolun kesilmesine karar vermişler. Padişahın kolu kesilmiş, vezir bütün bu olup bitenler karşısında “Her şeyde vardır bir hayır” diyormuş. Padişah vezirine: Ey vezir kolum kesildi, sen hâlâ “Her şeyde bir hayır var” diyorsun. Hayır, bunun neresinde! Vezir yine teslimiyetle, “Padişahım bunda da bir hayır var, “diyerek cevap vermiş. Padişah vezirinin pişkinliğine artık dayanamamış. Büyük bir öfke ile vezirin zindana atılmasını emretmiş. Yıllar geçmiş, günlerden bir gün padişah âdeti olduğu üzere ava çıkmış. Çevresiyle birlikte yamyamlar tarafından yakalanmış. Yamyamlar büyükçe bir kazanı, yaktıkları ateş üzerine koymuşlar. Kazanda pişirilme sırası padişaha gelmiş. Padişahın kolunun bir hastalık sonucu kesildiğini öğrenen yamyamlar hastalıklı et yememek için onu serbest bırakmışlar. Padişah saraya dönerken birden zindana attırdığı vezirini hatırlamış. Veziri: “Bunda da bir hayır var“ dememiş miydi? İşte kurtulmuştu. Hayır, gerçekleşmişti, kolu kesilmemiş olsaydı, yamyamlar onu bırakır mıydı? Yaptığına bin pişman olmuş, doğruca zindana gitmiş, vezirinden özür dilemiş. Haksızlık ettiğini söylemiş, ondan helâllik istemiş. Vezir: Padişahım üzülmeyin, her şeyde bir hayır vardır. Benim zindana atılmamda da bir hayır var, siz beni zindana atmasaydınız ben de sizinle avda olacaktım. Yamyamların midesine girecektim; “Her şeyde bir hayır var efendimiz “ demiş.

İnsan, iman, mümin, imtihan, sabır, hayır ve şer,  düşünmek, akletmek ve a isabetli kararlar vermek noktasında hatırımıza gelen ayetlere kabaca bir bakalım. Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Bu ayeti kerime Rabbimizin bizi imtihan ettiğini, belalara sabır ve nimetlere şükür yapıp yapmadığımızı denediğini bildiriyor.  (Bakara-216)  Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar.  Bu ayette imtihan amacının müminin imanını kuvvetlendirmek, kâfirin ise azabını arttırmak olduğu bildiriliyor. (Ali İmran -141) Yoksa siz; Allah, içinizden cihat edenleri,  İmtihan etmeden ve yine sabredenleri de İmtihan etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?  (Ali İmran -142) And olsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah ’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar, yapmaya değer ve azmi gerektiren işlerdendir, buyurmaktadır.  (Ali imran -186)

 

Yayınlayan

ahmetunver

Ahmet Ünver; İletişim Uzmanı; İletişim, Kurumsal İletişim, Halkla İlişkiler, Reklam, Marka, Marka Yönetimi, Marka İletişimi, Kurumsal İtibar, Kurumsal İtibar Yönetimi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.