Türkleri Nasıl Durdurabiliriz?!

Dostlarla siyaset ve güncel konular hakkında sohbet ederken, bir piri fani veya bir AK Saçlı, daraldığımız an ve çıkılmaz olarak tanımlamaya başladığımız noktalarda, konuya Hızır gibi yetişiyor! Yine, dostlarla sohbet konumuz bugün yaşamakta olduğumuz, şehirdeki güç, denge, çıkar ve paylaşım gruplarının kısır siyasi çekişmeler, yereldeki bel altı ve ayak oyunlarının bolca olduğu konulara gelip dayanıyor! Yerel siyasette bu kadar kısır siyasi çekişmeler neden yaşanmaktadır? Yerelde yaşamakta olduğumuz siyasi çekişme ve kısır döngüyü simülasyon edip ulusala yaysak ülkemizde acaba neler olur? Bir düşünelim! Kafamızı iki elimizin arasına alıp bir kez daha düşünelim ve tefekkür edelim! Asil Türk milleti ve aziz Türk devleti yüz yıllarını böyle bireysel kısır siyasi çekişmeler yüzünden kaybetmedi mi? Daha ne zamana kadar böyle devam edecek?! Ne zaman akıllanacağız? Ne zaman düşüneceğiz? Küresel güçler ve küresel devletler, Akdeniz, Doğu Akdeniz, Kara deniz, Asya, Avrasya, Ortadoğu ve Afrika bölgesindeki paylaşımlar için yüzlerce savaş gemilerini bölgeye yığınak yaptığı, hesap ve büyük oyunlarının dozajını artırdığı bir dönemde! Biz neler yapıyoruz?

Dedik ya, dostlarla bugünlerdeki sohbet konuları genelde ülke gündemi, ekonomik sıkıntılar, döviz kurları, para, emtia fiyatları, karşılıksız çek ve senetler, ulusal ve özellikle de yereldeki siyaset olmaktadır! Aday adayları ve ilçe belediye başkanlıkları için kimlerin aday olarak açıklanacağı! Ne olacak bu ülkenin hali? Ne olacak bu milletin hali? Ne olacak Konya’mızın hali? Hangi aday adayı aday olarak hangi ilçemize açıklanacak? Beldeyi Muhayyere’de yaşadıklarımıza bir bakar mısınız? 31 Mart 2019 mahalli seçim tarihi açıklandığı tarihten itibaren aday adayları, pardon Piyonlar üzerinden, şehirdeki güç, çıkar, denge ve paylaşım grupları tarafından yürütülmekte olan bir Vezir çıkarma girişimleri, derin siyaset ve bel altı vuruşlarının da bol olduğu siyasi çekişmelere şahit olmaktayız? Peki neden? Sohbet konusu derinleştikçe ve çıkılmaz bir sokağa girmeye başladığımız an, AK Saçlı ihtiyar dost yine yetişti! Beyler! Asil Türk devleti ve milletini ancak içerideki kısır çekişmeler, taht ve güç kavgaları, kadın, para ve iktidar ile yıkabilirsiniz, dedi! Türk Devleti ve Türk Milletini başka türlü parçalayamaz ve başka türlü yıkamazsınız! Neden böyle diyorsun, nedir bunun gerekçesi ve neye dayandırıyorsun derseniz, sakin olun oturun şöyle, bir sade kahve söyleyin de, anlatayım, dedi!

Çin, bugün oldu gibi tarihte de güçlü bir imparatorluk olarak karşımızda durmaktadır! Fakat çok iri cüsseli büyük bir imparatorluk olan Çin, Türk akıncılarını durduramamıştır! Türk akınlarından hayatları neredeye kararmaya yüz tutmuştur! Ne yapalım ne edelim derken; Çözüm olarak, meşhur ve dünyanın yedi harikasından biri, uzaydan da göründüğü iddia edilen, Çin seddini inşa etmeye karar vermişler! Bilmem şu kadar bin kilometre uzunluğunda ve şu kadar metre genişliğinde, şu kadar metre yükseklikte ve şu kadar bin yılda tamamlandığı, şu kadar insanın çalıştığı ifade edilen, Çin seddinin yapımından sonra Türk akınlarını durdurabilmişler midir? Tabii ki hayır! Yine o dönemdeki bir piri fani, Çin hükümdarına der ki; Türk akınlarını bu şekilde durdurmanız, mümkün değildir, demiş! Peki, ne yapalım der, Çin imparatoru! Piri fani, Türkleri ancak kadınlar üzerinden oyalayabilir, ancak kendi kendileri ve birbirleri ile meşgul eder hale gelirseniz, belki başarılı olabilirsiniz, demiş! Saraya ve şehzadelere eş olarak seçilmiş Çinli özel ve güzel kızları gelin olarak vermeliyiz, demiş ve kaybolmuş! Sonuç ne mi olmuş! Çin imparatoru rahat etmiş, Türk akınları durmuş, Türk boylarının birlik, beraberlik ve dirikleri dağılmış, bir bir parçalanmıştır! Tabii ki yeni bir devlet kuruluna kadar!

Belde-i Muhayyere, huzur ve sükûn şehri Konya, Mevlana diyarında bugün yaşadıklarımıza neler demeli? Ak Saçlı ihtiyar dost, Çinli kadın konusunun devamında, Asil Türk milletinin arasında fitne ve fesat çıkarmak için para, güç, iktidar, makam, mevki, rant, ihale ve belediye başkanlıklarını da ilaveten not ederseniz, ne demek istediğimiz biraz daha net anlaşılacaktır, dedi! Dönemin sultanı tarafından özel olarak davet edilen ve sarayda konuk edilen, sarayı ve şehri de kuşatmış olan fitne ve fesatçılara karşı Hz Mevlana, “”Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” derken bugüne yönelik bizlere ve özellikle de tüm Konyalılara ne demek istemiş olabilir! İslam ve mümin olmanın temeli samimiyet ve ihlâs olmasına rağmen, münafıklık alameti olan ne göründüğü gibi, ne de olduğu gibi görünen insanlara ve Müslüman’ım diyenlere uyarı ve ikazlarda bulunaktadır! Var mıdır bugün yaşananlardan bir farkı! Tabii ki yoktur! Para için, kadın için, güç için, iktidar için, rant ve ihale için tüm insani, tüm İslami ve İmanı değerler ayaklar altına alınmakta ve yok hükmüne getirilmektedir! Beyler! Değer mi üç günlük dünya için tüm değerleri ve her şeyi ama her şeyi ayaklar altına almaya! Bir daha düşünün derim! Yine de siz bilirsiniz! Hem burada, hem de öbür tarafta cezası ve bedeli çok ağır olur! Dostane, bizden hatırlatması!

Yayınlayan

ahmetunver

Ahmet Ünver; İletişim Uzmanı; İletişim, Kurumsal İletişim, Halkla İlişkiler, Reklam, Marka, Marka Yönetimi, Marka İletişimi, Kurumsal İtibar, Kurumsal İtibar Yönetimi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.