Türkiye Ekonomisi YOL Ayrımında!

Türkiye ekonomisi; uzun yıllardır, yüksek faiz –  sıcak para politikası ile ülkeye döviz getirerek, karşılığında üretimsizliği göze almış ve yüksek bir bedel ödemiştir! Peki, neden? Şimdi sormak gerekir! Böyle bir ekonomik sistemde, kim ya da kimler semirtilmekte veya büyütülmektedir? Vatandaş, neden zarara uğratılmaktadır? Rant veya üçkâğıt ekonomisinden üç beş kişi kazanırken,  ülke ve halk ekonomik olarak her daim mağdur duruma düşmektedir! Neden acaba?

Türkiye ekonomisi; rant veya üçkâğıt ekonomisinden kaynaklı, yıllardan beri cari açık vermektedir! Bu yüzden faiz yüksek, döviz kuru düşüktür! Bu model ile birlikte yüksek faizle yabancı yatırımcılar ülkeye çekilir,  döviz kuru olumsuz etkilenir! Bu ülkede gecelik faizlerin % 7.500’lere çıktığı günleri unutmayalım! Peki, bu faizler ile kimler zengin edilmiştir? Ülkenin kaynakları kimlere aktarılmıştır?

Cari açık, bir ülkenin ithal ettiği malların ihraç ettiği mallardan fazla olma durumudur! Bir ülkenin ithal ettiği mallara ve hizmetlere ödediği miktar, ihraç ettiği mallar ve hizmetlere ödediği miktarı aşıyor ise cari açık oluşur!

Cari açık; uluslararası mal ticareti, hizmetler hesabı ve transferler hesabından oluşur! Bu üç durumda, ülkeye giren döviz, ülkeden çıkan dövizden fazla ise cari açık vardır!

Bir ülkenin cari açığına bakarak o ülkenin gelişmişlik düzeyi ile ilgili yorum yapılabilir! Cari açığın büyüklüğü ve ülkenin gelişmişlik seviyesi arasında ters orantı vardır!

Cari açık ne kadar büyükse, ülke o kadar az gelişmiştir! Bunun tam tersi olarak cari açık çok az ya da hiç olmaması ülkenin gelişmişlik seviyesinin yüksek olduğunun göstergesidir!

TÜİK rakamlarına göre, 2002 yılından 2020 yılına kadar dış ticaret açığı 1 trilyon 119 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir! Üretmeden tükettiğimizden kaynaklı bu kadar cari açık verilmektedir! Üretim, üretim, üretim ve sonra tüketmeliyiz!

Türkiye’de cari açığın oluşmasında, İthal edilen petrol, doğal gaz ve enerji üretimi büyük paya sahiptir! Türkiye kendi enerjisini kendi kaynakları ile üretebilirse, cari açık kalıcı şekilde düşecektir! Şimdi anladık mı;  Akdeniz, Libya, Suriye ve Karadeniz’deki küresel kavgayı?

Yüksek faiz – düşük kur, kalkınma ve cari açık sorunlarına çözüm olmadığı gibi özel sektörün yatırıma yönelmemesinin en büyük engeli olmaktadır!  Parası olan, rant ve üçkâğıt ekonomisinden daha çok kazanırken, neden yatırım yapsınlar?

Geldiğimiz noktada; Türkiye,  kendi kaynak ve imkânları ile üretim – istihdam – ihracat ve büyümeyi artıracak bir kararlılık içinde yoluna devam etmek zorunluluğu, hükümet mi yoksa DEVLET politikası haline mi gelmiştir? Bana göre bir DEVLET politikasıdır! Üretmeden, faaliyet dışı alanlardan gelir ile bir yere varamazsınız! Sadece bugünü kurtardığınızı zannedersiniz!

Hükümet mi yoksa DEVLET mi,   Yatırım, Üretim, İstihdam ve İhracat ile bütünleşen, büyüme ve kalkınma eksenli kendine özgü Türk Ekonomik Kalkınma Modeli ya da Parasının Değerini Düşük Tutan Ülkelere Karşı Yerli Üretimi Koruma Modeline geçmiştir! Elbette ki Kadim Türk Devlet Aklı denetiminde ki Türk Devleti! 

Türkiye ekonomisi;  al-sat, montaj sanayinden uzaklaşarak ve katma değeri yüksek üretim ve yatırıma hızla yönelmelidir! Yerli ve milli sanayi hamlesi kapsamında, savunma sanayi dışındaki alanlara ivedilikle teşvik ve yatırım yapmak durumundadır!

Türk Devletleri Teşkilatının kurulması akabinde, ekonomide ki böyle bir girişim ya da hamlenin öylesine sıradan olmadığını da ifade etmek isterim! Arkasında Kadim Türk Devlet Aklı olduğunu hatırlatmadan geçmeyeceğim!

Mademki yeniden bir TÜRK asrı başlayacaktır! Mademki insanlığın vicdanı Türk Milletidir! Mademki Türk Devletleri Teşkilatının AKIL ve Merkez üssü Ankara’dır! Başkasının ekonomik sistem ve politikaları ile yeniden tarihi medeniyet yürüyüşünüzü yapamazsınız! Kendi medeniyet kodlarımıza uygun bir ekonomik modele geçmek zorundasınız! Gelecek nesillerin refahı, ülkenin kalkınması ve Türk Devletlerinin de birliği ve gelişmesi adına, zahmet ve sıkıntıya birilerinin katlanması gerekmektedir!  

Hem zahmet olmadan rahmet olmaz, diyeceksiniz, hem de zahmet ve sıkıntıya katlanmak istemeyeceğiz! Rahatlık tuzağı ve tüketim çılgınlığından kurtulamayacağız, öyle mi? Tabii ki bu adımlarla,  üç – beş günde sonuç alınamayacaktır! 2002 yılında iktidara gelen hükümet, geçmiş dönemde hükümet tarafından alınmış ekonomik politikalar ile 2010 yılına kadar gelindiğini de hatırlatmak isterim!

Yeni dönemde,  Kuvay-i Milliye Ruhu – Kurucu İrade temsilcileri ile ülke ve millet; üretim, gelişme, kalkınma ve refaha erişebilecektir! Bolluk ve refah dolu yeni bir dönem başlayacaktır! Kuvay-i Milliye Ruhu – Kurucu İrade temsilcilerine yönelik ülkede ki tüm algılar bir bir değişecektir! Kazasız ve belasız bir erken ya da baskın seçim ve devir teslim akabinde,  tabii ki!

Yayınlayan

ahmetunver

Ahmet Ünver; İletişim Uzmanı; İletişim, Kurumsal İletişim, Halkla İlişkiler, Reklam, Marka, Marka Yönetimi, Marka İletişimi, Kurumsal İtibar, Kurumsal İtibar Yönetimi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.