Eğitim Sistemi Üzerine!

Eğitim; bir millet ve devlet için olmazsa olmazlardandır. Eğitim konusuna önem vermeyen bir millet, orta ve uzun vadede, başka milletlerin esiri olmak zorunda kalacaktır. Buradaki esaret sadece silahlı veya yönetim manasında olmadığını da ifade etmek isterim.

Teknoloji ve bilim alanında geri kalan bir devlet ve millet, gelişmiş ve bilim noktasında zirveye ulaşmış bir devlet ve milletin esiri olmak zorundadır!

Teknoloji üretmeyen bir milletin sanayisi nasıl gelişebilecektir? Teknolojiye yatırım yapmayan bir millet neyi ve neleri, nasıl üretebilecektir?

Türk devlet tarihine baktığımızda, tüm dünyaya model olmuş bir eğitim ve eğitimci sistemi, bunun sonucunda da örnek bir toplum, gelişme ve devlet yönetim sistemi ile karşı karşıya kalıyoruz.

Peki, iki bin yıllık Türk devlet tarihinde eğitim ve eğitimci konusuna bu kadar önem veren, bilim adamları ile dünyaya nam salmış Türk milletinin bakiyesi, yüz yıllık Cumhuriyet, eğitim ve bilim, teknoloji araştırma ve geliştirme noktasında nerelerde olduğuna bir bakalım! Yerlerde sürünüyoruz desem birileri mutlaka alınacak ve bizlere de kızacaktır!

Bilim sadece başka milletler için mi vardır? Bilim bizim insanımıza yabancı mıdır? Son yıllarda neden bir Türk bilim adamının ismini duyamaz olduk?

Peki, Eğitim ve Öğretim nedir kabaca incelemeye çalışalım, eğitim ve öğretimi sürekli olarak birbirleri ile karıştıran bir millet olduğumuza göre!

Eğitim, Bireyin toplum yaşamında yer edinmek için edinilen bilgi, beceri ve anlayışlara denir.

Eğitim, İnsan davranışlarında bilgi, beceri, anlayış, ilgi, tavır, karakter ve önemli sayılan kişilik nitelikleri yönünden belli değişmeler sağlamak amacıyla yürütülen düzenli bir etkileşimdir.

Öğretim; eğitimin okullarda planlı programlı yapılan kısmıdır. Öğretim, belirlenmiş olan müfredatı öğrenmek ve bu aşamadan sonra da uzmanlık kazanmak anlamında kullanılır. Anaokulu ya da ilkokuldan başlayan öğretim süresi üniversiteye kadar devam eder ve bu aşamadan sonra da kişiler istedikleri öğretimi alarak hayata atılıp öğrendikleri bu öğretimleri işlerinde kullanırlar.

Eğitim, bireye yaşamış olduğu toplumda kişilik ve şahsiyet kazandırırken, öğretim ise kişinin yaşam boyu çalışacağı bir iş veya meslek edinme aşamasının uzmanlaşmaya kadar varma süreci olarak da ifade edebiliriz.

3797 sayılı yasaya göre kurulmuş olan Millî Eğitim Bakanlığı ne iş yapar? Milli Eğitim bakanlığının görev alanı ve sınırları nedir? Devlet ve millet hayrına nasıl bir birey ve vatandaş yetiştirmek için çalışmalar yürütür?

Milli Eğitim Bakanlığının görev ve yetkilerini; Türk milletinin millî, ahlakî, manevî, tarihi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, devletini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan bireylerin yetişmesi için çalışmalar yürüten bir kurumdur. Tüm bunlara ilaveten, İnsan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti olmasını, izlemek ve denetim altında bulundurmak, şeklindeki ifade edebiliriz.

Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş bireyler ve vatandaşlar yetiştirmek!

Bakanlığa bağlı her kademedeki öğretim kurumlarının öğretmen ve öğrencilerine ait tüm eğitim ve öğretim hizmetlerini plânlamak, programlamak, Bilim ve teknoloji sadece Avrupalı, Amerikalı ve İman ehli olmayan kişiler tarafından araştırılmak, bulunmak, keşfedilmek ve insanlığın da hizmetine sunulmaktadır!

Son yüz yılda bilim alanında bir icat geliştiren ve bir keşif yapan İslam dünyasından bir bireyi gösterebilir misiniz? Tabii ki hayır!

Okullarımızda Türk milletinin evlatları, bu topraklar, bu millet ve bu devlet için hiçbir ideali ve hedefi olmayan akademisyen, eğitimci ve öğretmenler elinde beyinleri ve ruhları köreltilmekte ve karartılmaktadır!

Peki, üniversitelerde araştırma ve geliştirmeye önem vermesi gereken akademik dünyada yaşananlara neler demeli? Akademisyen dediklerimiz, devletin parası ile, akademik gezi veya konferans adı altında, orası senin burası benim dünya turundalar!

Akademik dünya, kendi aleminde, aşağıdan gelen öğrencilerin ne kadar yetersiz olduğundan dem vururken! Akademik dünya aşağıdan gelen fakat beğenmediği öğrencileri, yetiştiren çapsız ve hedefsiz öğretmenleri de, kendilerinin yetiştirdiklerini unutmaktadır! Aynaya bir bakmak gerekir, değil mi? Sistem karşılıklı olarak birbirini beslemektedir! Sistem birbirini yok saymak ve yok etmek üzerine bina edilmiş gibi!

Türk milletini ve geleceği emanet edeceğimiz gençliği, neden uyuttuklarını ve uyuşturduklarını bir kez daha düşünmeliyiz!

Türk Devleti ve Türk Milleti her alanda, iki bin yıllık tarihi Devlet; Kadim medeniyet ve kültür KODLARINA dönmelidir! Başkaca bir çaremiz, seçimimiz ve çıkışımız yoktur!

Eğitimcinin Eğitimi ve Uluslararası Projeden Uygulamaya Eğitim Sempozyumu!

Yeni bir Eğitim dönemi başlarken; eğitimcilerin de eğitilmesi gerektiği her platformda konuşulmaktadır!

Üniversite çerçevesinde akademisyenlerin ve akademiye öğrenci gönderen öğretmenlerin de; kendilerini hem bilimsel ve hem de insani noktada geliştirmeleri ya da eğitilmeleri gerektiği! Karşılıklı birbirlerini besleyen, orta öğretim ve akademik dünyanın birbirlerinin yok sayamayacağı!

Akademik dünyadaki kaliteli ve iyi yetişmiş akademisyenlerin yetiştirmiş olduğu öğretmenler, akademiye yetiştirip göndereceği öğrencilerin de kaliteli olacağı bir realitedir!

Konya Valilik nezaretinde, Konya Büyük Şehir Belediyesinin katkıları, Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi işbirliğinde, III. Uluslararası Projeden Uygulamaya Eğitim Sempozyumu (UPUES 2023) gerçekleştirildi!

Uluslararası Projeden Uygulamaya Eğitim Sempozyumunun üçüncüsünü tertip eden Konya Milli Eğitim İl Müdürü ve personelini, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi rektörü ve personeli, sempozyumun görünmeyen tüm kahramanlarına teşekkür ederim!

Uluslararası Projeden Uygulamaya Eğitim Sempozyumda; Erasmus, eTwinning, TÜBİTAK, TEKNOFEST, eğitim içerikli üniversite öğrenci projeleri, kalkınma ajansları ile kamu kurum ve kuruluşlarının desteklediği eğitimle ilgili projeler, öğretimde iyi örnekler, eğitimde iyi örnekler ve projelerle ilgili araştırmaların tema olarak kabul edildiği!

554 katılımcı tarafından 225 bildiri müracaatı yapılan sempozyum, 178 bildiri sunulmaya hak kazandığı! Yüz yüze ve çevrim içi toplam 39 oturum gerçekleştirilen UPUES 2023’ün sunum ve tam metin dili, Türkçe ve İngilizce olarak belirlenmiştir!

Konya İl Milli Eğitim Müdürü Murat Yiğit; İyi bir eğitimcinin en önemli özelliğinin sürekli öğrenmesi, öğretmesi, çağını tanıması ve yaşadığı çağa dair söz söyleyecek nesiller yetiştirmesi! Bu yıl üçüncüsü düzenlenen UPUES, bu açıdan çok önemli bilgi ve tecrübe paylaşım platformu olarak eğitimcilerimize sunulmuş özel bir alan olmuştur, dedi

Sempozyum düzenleme kurulu başkanı, Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mürsel Biçer; Necmettin Erbakan Üniversitesinin başarı çıtasının uluslararası alanda yükseliş gösterdiğini ve bu başarıda kurumlar arası iş birliğinin büyük önem taşıdığını, ifade etti.

Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu; Bir başkent daima başkenttir, Konya’nın bu kimliğinden hareketle, her geçen gün marka değerini artıran bir şehir olduğunu! Dünyadaki genç üniversiteler arasında yapılan başarı sıralamasında, Necmettin Erbakan Üniversitesinin önemli dereceler elde ettiğini, vurguladı.

Konya Valisi Vahdettin Özkan; Uluslararası toplumun birikiminden faydalanmanın önemi ve eğitimin evrensel olduğu! Evrensel olan, hem usulde hem esasta nerede ne güzellik varsa, bütün bunları almak, toparlamak, sistematik olarak bunu eğitim sistemimizin içine giydirmek çok önemli! Eğitim, tüm sektörlerin gelişmesinde etkili bir role sahip olduğu! Devletimizin bu noktada çok önemli proje ve faaliyetleri hayata geçirdiği! Eğitimin marifet işi, bütün sektörlerin, aslında insanların gelişmesinin ana mecrası, anahtarı; bunun uzmanlarının, öncülerinin öğretmenler ve akademisyenler olduğu! Dünya bilim tarihi, dünya bilim havuzu, bunun geliştirilmesi yönünde gerçekten Anadolu’nun ayrı bir yeri, önemi olduğu! Hem hikmeti hem hükümet etmeyi kendisinde barındıran Konya’mızda bu ilmi meseleler, bilim konusu, eğitimle ilgili hem kurumsal ve kapasitenin artırılması, katkı verenlerin oluşu şehrimizin geleneğinde olduğu! Bunlar elbette ki bizim için çok önemli bir istinaf noktası, bir iftihar kaynağıdır! Bunun istinaf noktası olurken aynı zamanda günümüzde biz ne yapıyoruz, neredeyiz, geçmişte ve yatay olarak diğer ülkelerle, diğer alanlarla, diğer sektörlerle sürekli bu kalitenin olması da aynı zamanda bu çalışmaları teşvik ve tahrik edici bir unsur olduğunu! Bu sempozyumda, değişik alanlarda, değişik sektörlerde, değişik projelerden eğitim ile ilgili, eğitimin teorisi, uygulamaları ile ilgili bütün bu çalışmaları birleştirerek daha da ileri götürmek, daha iyi bir mecra oluşturmanın yolunu, yöntemini hep beraber araştırıyor ve bu arayış içerisindeyiz! Eğitim ile ilgili fiziki altyapının, eğitim teknolojilerinin iyileştirilmesi, eğitime hizmet sunan öğretmenlerin insan kaynakları noktasındaki çalışmaları, iyileştirme faaliyetlerinin stratejik hedef olarak Bakanımızın riyasetinde belirlenmiş olması; en önemlisi gerçekten eğitime yönelik, ilme yönelik bu motivasyonun sürekli diri tutulması! Bunu sağlayacak olanlar da ağırlıklı olarak siz öğretmenler; Anneler, babalar toplumun bütününün de olması kıymetli. Merak duygusu, ilme ve bu eğitime yönelik iştiyak duygusunun sürekli tahrik edilmesi! Sürdürülebilir bir düzlemde kurumsal ve bireysel olarak hedeflerinin belirlenmesi! Bu hedeflere gidecek iş merdivenlerinin oluşturulması; bunun iyi izlenmesi ve iyi değerlendirilmesi! Bu anlamda özellikle bilgi teknolojilerinin hem işin esasında hem yönteminde çok iyi uygulanması ehemmiyet arz eder, şekkinde ifade ve vurgularda bulunması; Kadim Türk Devlet Aklı ve Selçuklu Devleti ve Medeniyeti; Kadim Başkent Konya ve çağlara ışık tutan Türk medeniyet tarihi, eğitimi ve kültürü, zaviyesinden çok manidar olduğunu düşünüyorum!

Güvenlik; Ekonomi ve Ulusal güvenlik!

Güvenlik, insanın doğumundan itibaren geçirdiği, bireysel ve toplumsal evrede kullanılan bir terimdir!. Büyük ölçüde bir yaşamsal zorunluluk olarak değerlendirilmektedir!

Güvenlik ihtiyacı; İnsanoğlu için fiziksel ihtiyaçların hemen akabinde gelmektedir!

Güvenlik ile ilgili, birey ve devletler için tam güvenlik, hiçbir tehdit veya tehlikenin olmaması durumuna işaret etse de pratikte böyle bir şey mümkün değildir!

Tehdit ve tehlikelerle dolu, bireysel ve ulusal çıkarların çatıştığı bir dünyada, tam güvenlikten bahsetmek hayalci bir yaklaşımdır!

Uluslararası ilişkiler disiplini içinde önemli bir yere sahip olan ulusal güç, güvenlik anlayışının temeli sayılmaktadır!

Geleneksel güvenlik anlayışına göre, ulusal güç ve ulusal güvenlik iç içe geçmiş, birbirinden ayrı düşünülemeyen kavramlardır!

Ulusal güvenlik; devletlerin varlık ve bekasına yönelik tehditlerden uzak kalma olarak tanımlanmaktadır!

Ulusal güvenlik, bir devlet için yarar sağlayan dâhili ve harici her unsur, devlet açısından iyi, güvenliğini de tehlike altına sokacak her türlü unsur ise kötü ve tehdit olarak nitelendirilmektedir!

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kaderi; beş bin yıllık devlet geleneği ve Anadolu’nun fethi ile birlikte, kuruluşundan bu günlere kadar, bulunduğu coğrafya tarafından çizilmiştir! Coğrafya, bir kader olduğuna göre!

Türkiye; Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan, boğazlara ve denizlere hâkim, çevresinde birçok medeniyeti barındıran, stratejik önemi yüksek fakat zor bir coğrafyanın getirdiği tehditler ve güçlükleri her daim yaşamış ve halen de yaşamaktadır!

Günümüzde, iç ve dış tehditlerin birlikte yükselişe geçtiği ve yeni tehdit algısının zuhur ettiği bir süreci tekrar yaşamaktayız! Dünyada yeniden bir düzen ve yeni bir denge kurulmakta olduğuna göre!

Türk Devleti; Büyük ve Güçlü Türkiye ülküsü, Nizamı Alem, Turan ve Kızıl Elma hedeflerine emin adımlarla yürümeye devam edecektir!

Türk Devleti ve Türk Milletinin iç ve dış tehditlerin birbirine geçtiği, yeni bir ulusal güvenlik stratejisinin uygulamaya geçilmesi gerektiği, Kadim Türk Devlet Aklı denetiminde, ortaya konmuştur!

Devlet, Milleti ile yeniden, tarihte olduğu gibi et ve tırnak olmalı, barışmalı ve kucaklaşmalı, dahili ve harici tüm tehditler bir bir devlet ve sosyal sistemden ayıklanmalıdır!

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin karar alıcı konumu ve devlet mekanizması, ulusal güvenlik ve ulusal güvenlik örgütlenmesi, yeniden hem inşa ve hem de ihya edilmelidir!

Türk Devlet Aklı, Varlık ve bekası adına, neleri tehdit gördüğü ve bu tehditler ile mücadele konusunda alınacak önlemler, yeniden planlamalıdır!

Balon Fiyatlar ve Ekonomi Güvenliği!

Güvenlik, dijital bir dünyada ve insanların da sanal olduğu bir ortamda, her şeyi emniyet altına alabilmektir!

Peki, güvenlik sadece jeo-politik ve jeo- stratejik, askeri ya da sınırları korumaktan ibaret midir?

Ulusal güvenlik; Ekonomik, askeri, politik, sosyal ve teknolojik unsurların tamamını kapsamaktadır!
Geleneksel güvenlik anlayışına göre ulusal güvenlik; bir devletin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığını korumak olarak tanımlanmaktadır!

Devletler her türlü tehdide karşı, toprak bütünlüğü ve ulusal güvenliğini korumak için strateji ve taktik geliştirmek zorundadır!

Ulusal güvenlik, bir devlet ve millet için olmaz ise olmazlar arasındadır! Aksi halde, devlet ve millet varlığını sürdüremez!

Güvenliğin askeri yönü, ulusal güvenliğin tek unsuru olmamakla, önemli bir bileşenidir!

Güvenliğin askeri yönünün yanı sıra, diplomasi yönü ile toplum ve çevre, enerji ve doğal kaynaklar, ekonomi ve siber yönleri de bulunmaktadır!

Ekonomik güvenlik; Bir ülkenin refahı ve ekonomik sisteminin işleyişini tehlikeye atabilecek potansiyele sahip, ekonomisine yönelmiş tehditlerle ilgilidir!

Ekonomik araçlar, ülkelerin ekonomik ve dış politikalarını etkilemede kullanılma imkânları artmıştır!

Ekonomik güvensizlik ise diğer devletlerin ekonomik araçlar üzerinden etkisine açık durumda bulunmaktır!

Ekonomik güvenliğe ilişkin tehditler, dış güçlerin diğer ülke ekonomisi ve ekonomik egemenlik gücünü zafiyete uğratmak ve aynı zamanda kendi dış politika veya ekonomik amaçlarına ulaşmak amacıyla, ekonomik yöntemler kullanılmak suretiyle oluşturdukları tehditleri içermektedir!

Peki, ülkemizde; on yıllardır savaş olan ülkelerde göremediğimiz döviz kuru artışı ve temel gıda ürünlerdeki akla ziyan fiyat artışları ve enflasyona neler demeli?

Küresel finans sisteminin içerideki uzantıları, vatandaşları birbirine düşürebilmek için bazı sektörlerde, balon fiyatlar üzerinden nereye hizmet etmektedir?

Özellikle temel gıda maddeleri ve konut sektöründeki fiyat artışlarını, nasıl izah etmeliyiz?

Ekonomi güvenliği, bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için ulusal güvenliğin olmaz ise olmazıdır!

Devlet AKLI; Devlet olmanın gereği, balon fiyat artışları ve küresel finans sisteminin içerideki uşaklarına gereken cevabı, hem devletin bekası ve hem de sosyal ve toplumsal barış adına vermelidir!

Aksi halde, sosyal ve ekonomik kaos kapımızdadır! Aksi halde, birliğimizi muhafaza edemeyiz! Aksi halde, Orta Asya, yolu görünür!

Yeryüzü Tanrılıkları adına, İnsanlığa; KORKU ve PANİK Salıyorlar!

İnsani bir duygu olarak, korku ve panik karşısında, ümit etmek ve ümitli olmaktır! İman ehli, korku ile ümit arasında bulunur! Ümitsizlik ise imanı bir hastalıktır!

Havf, korku, reca ise ümit demektir! Kuranı Kerim ve Hadisi şeriflerde, korku ve ümit arasında bulunmaya teşvik ve tavsiye eden, hükümler vardır!

Korkunun içinde bocalamayı değil, her daim ümitli olmak tavsiye edilmektedir!

Yeryüzünde TANRICILIK oynayanlar, dünya insanlığını, KÖLE bir duruma düşürebilmek adına; yangın, sel, deprem ve başkaca şeyler üzerinden KORKU salmak suretiyle her yolu denemektedir!

Peki, Başarabilecekler mi? Yoksa tüm mesai ve harcadıkları milyar dolarları boşa mı gidecektir? Bu kadar mesailerini ve harcadıkları milyar dolarları, insanlığın hayrına sarf etmiş olsalardı, daha farklı bir dünya da yaşıyor olabilirdik!

Havf, korku, gelecekle ilgilidir! İnsan, başına ya hoşlanmadığı bir şeyin gelmesinden, ya da arzu ettiği bir şeyi elde edememekten korkar!

Reca, Ümit, ileride meydana gelmesi arzu edilen bir şeye kalbin duyduğu ilgidir!

Peygamber Efendimiz (s.a.s); Müminler, Allah’ın azabının miktarını bilselerdi, hiç biri Cennet`i ümit etmezdi! Kâfirler de Allah’ın rahmetinin ne kadar geniş ve çok olduğunu bilselerdi hiç biri Allah’ın rahmetinden ümit kesmez, buyurmaktadır!

İnsana yakışan, her daim, Sonsuz Kudret, Rahmet ve Hikmet Sahibi Yüce Allah’a sığınmalı, hayatının her bir anında da korku ve ümit halinde olmalıdır!

Peki, kim veya kimler, dünya insanlığını korku ve paniğe sevk etmektedir? Yeryüzünde tanrıcılık oynamaya kalkışanların, sinsi plan ve kirli hesapları nelerdir?

Peki, Yeni dönemde, insanlığı, nasıl bir dünya düzeni beklemektedir?

Dijital takip sistemleri üzerinden her hareketi ve hatta her düşündüğü dahi bilinebilen ve kontrol edilebilen bir insanlık mı hedeflenmektedir?

Peki, böyle bir durum ya da geleceğe doğru, iman ehli neler yapmaktadır? Dünyalık vehn peşinde midir? Dünyalık makam mevki para pul iktidar ve güç hırsı tüm manevi kanallarının kapanmasına mı vesile olmuştur?

Onlar; kulakları var, duymazlar! Gözleri var, görmezler! Kalpleri var, işitmezler, uyarı ve ikazları, bunu mu ifade etmektedir?

Türk Devleti ve Kadim Türk Devlet Aklı, insanlık adına, tüm küresel güçler ve lucifer çocuklarının sinsi ve kirli planlara karşılık bir hesabı var mıdır? Ya da olmalı mıdır?

Dünya insanlığının vicdanı konumundaki, Türk Milleti, elbette ki karşı planları olacaktır!

Dünya insanlığı; Türk’ün insanı yaşat ki, devlet yaşasın felsefesi ve medeniyet değerlerine, muhtaç bir durumdadır!

Dünya insanlığının vicdanı konumunda ki; Türk Milletinin barış ve huzur adına; tarihi, kültürel, insani, coğrafi, sosyal, devlet aklı ve sorumlulukları vardır!

Türk; Adalet – Hakikat ve Mazlumların da hamiliği namına, Seyfullah olduğuna göre!

ELA! Uyan ve Uyanık ol! Kendine gel! Küresel sistem ve Lucifer çocuklarının yeryüzü Tanrılıkları adına, insanlığı sürüklemekte olduğu cendereden, Sonsuz Kudretin Nusret’i ile dün olduğu gibi bugün de, ancak sen kurtarabilirsin!

Sonsuz Hikmet Sahibi yüce Allah; Enfal Suresi 60. ayeti kerimede; Allah’ın ve sizin düşmanlarınızı ve onların gerisinde olup sizin bilmediğiniz, ama Allah’ın bildiklerini korkutup caydırmak üzere, onlara karşı elinizden geldiği kadar güç ve savaş atları hazırlayın. Allah yolunda harcadığınız her şeyin karşılığı, zerrece haksızlığa uğratılmadan size tastamam ödenecektir, buyurmaktadır!

Allah; İman ehline; Düşmanın silahları ile ve hatta daha fazlası ile silahlanmasını emreder! Fakat düşmanın ahlaki ile ahlaklanmayı ise yasaklar! Karşı taraf dünyalıklar uğruna her şeyi yakar, yıkar ve tüm insanlığı da yok eder!

Ağustos Ayı ve Türkler!

Anadolu coğrafyasının her bir metrekaresi asil Türk milletinin kanları ile sulanmıştır! Tarihi, şan ve şöhretle dolu, asil Türk milletinin mazisinde, Ağustos ayının ayrı bir yeri ve önemi bulunmaktadır. Zaferler dendiği zaman Türk milletinin tarihinde Ağustos ayı aklımıza gelmektedir!

26 Ağustos 2023; 1071 Malazgirt zaferi ve Anadolu’nun kapılarının ardına kadar Türklere açıldığı tarihin, 952. yılı olarak kutlanmaktadır!

Asil Türk milletinin Ağustos ayındaki zaferleri; 26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi, 11 Ağustos 1473 Otlukbeli Zaferi, 23 Ağustos 1514 Çaldıran Zaferi, 24 Ağustos 1516 Mercidabık Zaferi, 29 Ağustos 1521 Belgrad’ın Fethi, 29 Ağustos 1526 Mohaç Zaferi, 1 Ağustos 1571 Kıbrıs’ın Fethi, 5 Ağustos 1919 Erzurum Kongresi, , 23 Ağustos 1921 Sakarya Meydan Savaşının başlaması, 26 – 30 Ağustos 1922 Büyük Taarruz gibi.

Asil Türk milletinin Ağustos ayındaki zaferleri, kabaca incelemeye çalışalım.

26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi; Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan ile Bizans İmparatoru IV. Romen Diyojen arasında gerçekleşen bir savaştır. Alp Aslan’ın zaferi ile sonuçlanan Malazgirt Muharebesi, Asil Türk Milletine Anadolu’nun kapılarında kesin zafer sağlayan son savaş olarak bilinir. Malazgirt Muharebesi, şüphesiz Anadolu’nun kapılarını Türk Milletine açmakla kalmamış, aynı zamanda dünya siyasi tarihinin mecrasını da Türk Milleti lehine değiştirmiştir. Hristiyan Batı dünyası Anadolu’nun Türklerin eline geçmesini hiçbir zaman hazmedememiş ve hemen her vesile ile intikam almak istemiştir. İnsanlık ve Hristiyanlık tarihinin yüz karası Haçlı Seferleri bunun için başlatılmıştır. Batı Hristiyan dünyası korkunç hülyasını gerçekleştirmek için 26 Ağustos 1071’den başlayarak, 26 Ağustos 1922 yılına kadar tam dokuz asır Türk milleti ve Türk devletine karşı kılıç ve silah çekmiştir.

23 Ağustos 1514 Çaldıran Zaferi; Osmanlı padişahı I. Selim ile Safevi hükümdarı Şah I. İsmail arasında 23 Ağustos 1514’te, günümüzde İran sınırları içinde olan Maku şehri yakınında yer alan Çaldıran Ovasında yapılan savaş Muharebe Osmanlı Ordusunun kesin zaferiyle sonuçlanmıştır.

24 Ağustos 1516 Merci dabık Zaferi; Yavuz Sultan Selim, 5 Haziran 1516’da Mısır seferine çıktı. 27 Temmuz günü Osmanlı Ordusu Mısır sınırına dayanmıştı. Mısır Sultanlığı’na bağlı Antep ve Besni kaleleri birer gün arayla teslim oldular. Ancak asıl savaş 24 Ağustos 1516’da Merci dabık’da oldu. Mısır Ordusu Osmanlıların ezici top ateşi karşısında fazla dayanamadı. Kazanılan Merci dabık zaferi sonunda Suriye’nin kapıları Osmanlılara açılmış oldu.

29 Ağustos 1526 Mohaç Zaferi; Osmanlı İmparatorluğu ve Macaristan Krallığı orduları arasında meydana gelen ve Macaristan’ın büyük bölümünün Osmanlı hakimiyetine girmesiyle sonuçlanan savaştır. Osmanlı Ordusu, Macar Ordusunu hezimete uğratmıştır. Savaş iki saat kadar sürmüştür. Dünyada en kısa sürede en ağır yenilgiyle sonuçlanan savaştır.

23 Ağustos 1921 Sakarya Meydan Muharebesi; Yunan ordusu, hazırlıklarını tamamladıktan sonra 23 Ağustos 1921 günü Sakarya Irmağının gerisinde bulunan Türk ordusu mevzilerine saldırıya geçtiler. Yunan saldırıları kıtalarımız tarafından ağır kayıplar verdirilerek durduruldu. Buna rağmen takviyeli Yunan kuvvetleri önemli mevzilerimizi ele geçirerek Polatlı’ya kadar yaklaştılar. Bunun üzerine Başkomutan Mustafa Kemal yeni bir savaş taktiği ile “ Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla sulanmadıkça, terk olunmaz ” diyerek vatanın her karış toprağı için asil Türk milletine savaşmayı emrediyordu. Bu emri alan her birlik ve her asker, vatan toprağını sonuna kadar savunmaya başladı.

26 – 30 Ağustos 1922 Büyük Taarruz; Kütahya’ya bağlı Dumlupınar yakınında 30 Ağustos 1922’de Türk ve Yunan orduları arasında meydana gelen savaştır. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından yönetildiği için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak anılır. İstiklal Savaşının kesin bir Türk zaferiyle sonuçlanmasını sağlayan bu çarpışmanın yıl dönümü ülkemizde ulusal bir bayram olarak kutlanmaktadır. Kurtuluş Savaş’ının son evresi 26 Ağustos 1922’de Afyon Kara hisar – Kocatepe’de başlayan Büyük Taarruz ile açılmış ve 9 Eylül 1922’de Türk Ordu’sunun İzmir’e girmesiyle sonuçlanmıştır.

1071 Malazgirt zaferi; Asil Türk milletine Anadolu’nun kapılarının açıldığı, Türk milletinin tarih sahnesine, yeniden Ben de varım dediği ve Anadolu’yu Yurt edindiği, Yeniden Diriliş ve Uyanışın işaretleri ve emarelerini görmekteyiz!

Daha önceki yazılarımızda sürekli olarak vurgulamaya çalıştığım, KADİM TÜRK Devlet Aklı nezaretinde ki; Türk Devleti ve Türk Milleti, iki bin yıllık devlet ve kadim medeniyet kodlarına dönmektedir!

Küresel güçler ve işbirlikçiler zaviyesinden bam telinin kopmakta olduğu yer tam da burasıdır!

Son günlerde yaşamakta olduğumuz enflasyon, döviz kuru artışları ve temel gıda maddelerinde ki fiyat artışlarını; hangi ekonomik kural ve iktisadi literatüre sığdırabiliriz?

Türk uyanır ve dirilirse, neler olacağını tarihten gelen örnekleri ile küresel güçler ve işbirlikçiler çok iyi bilmektedir! Tüm mesele bu kutlu uyanışı ve dirilişi durdurmak, ertelemek veya yüz yıllardır olduğu gibi Türk devleti ve Türk milletini, denetim ve kontrolleri altına almaya çalışmaktır!

Türk Milleti ve Türk Devletinin Kadim Türk Devlet Aklı kontrolünde ki; kutlu yürüyüşü, 2053 ve 2071 vizyon ve hedeflerini, küresel güçler ve işbirlikçiler, Durduramayacaklar!

Hz. Mevlana; Aç gözlülüğü, tamahkârlığı ve hırsı yüzünden, her önüne gelenin tokadını yiyene Türk demezler! Türk ona derler ki; onun korkusundan dolayı hiç bir eşkıya, bir kasabadan haraç kesmeye kalkışamasın, buyurmaktadır!

DEVLET; Derin Devlet ve Devlet Aklı!

Siyasi sohbet ve derin kulislerin konusu, her daim, derin devlet ve devlet aklı kavramlarına gelir ve orada kalır!

Her ne kadar DEVLET AKLI ifadelerimiz birilerini rahatsız etse de! Hani nerede senin Devlet Aklı ifadelerine de muhatap oluyoruz! Kaleme almaya ve zihinlere nakşetmeye devam edeceğiz!

Derin Devlet ve Devlet Aklı kavramlarının başkaca şeyler olduğunu ve karıştırılmaması gerektiğini, önceki yazılarımda ifade etmiştik! Peki, Derin Devlet nedir? Devlet Aklı nedir?

Derin Devlet, devlet içerisinde aktörleri, klikleri ve etkinlikleri dönemsel olarak değişen, tek parça olmayan, çeşitli kanatları olan ve çoğu kez istihbarat, iş adamı, mafya, siyasetçi ve bürokratların bir araya gelerek oluşturduğu devlet içindeki güç odaklarıdır!

Mezkur güç odakları dönemsel olarak belli küresel ve emperyalist güçlere yakın olmaktadır! Bu ekiplerin güçleri ve yapılar içinde öne çıkan kişiler dönemsel olarak da değişmektedir!

Peki, Devletin içindeki milli bilinç, milli ruh, yerli ve milli bağımsız politikalar üreten milli bir kanat var mıdır? Ya da olması gerekir mi?

Milli damarı, vatandaş olarak tanıyabilir miyiz? Ya da, Aktörleri kim veya kimlerdir? Devlet Aklı, Derin Devletin çok ötesinde, Milli Stratejik bir Üst Akıldır!

Devlet Aklı; hedefi ve ülküsü; Türk Devleti ebed müddet devam ilkesi ile hareket edilmesi! Devletin varlığı, bekası ve Milletin birliğidir!

Devlet Aklı, iki bin üç yüz yıllık bir devlet geleneği ve hafızası olan Türk Devletinde, devlet kademesinde, beklentisi olmayan ve varlığını bu hedef çerçevesinde sürdüren, AK Sakallılar olarak tarif edebileceğimiz, Milli stratejik bir üst zekadır!

Devlet Aklı için asıl ve kutsal olan Devlet ve Devletin varlığı ve bekasıdır! Varlık ve beka uğruna, vatandaşlar, büyük stratejiye göre, sosyal ve ekonomik olarak sıkıntı çekeceklerse çeker!

Bugün yaşamakta olduğumuz sosyal ve ekonomik kriz ve sıkıntılarda olduğu gibi!

Yoksa, selde sürüklenen çöp gibi küresel sistem ve lucifer çocuklarının sinsi plan ve kirli hesaplarının oyuncağı mı olunacaktır?

Ya da, İnsanı yaşat ki Devlet yaşasın ülküsünde ki bir medeniyetin evlatları, Adalet – Hakkaniyet ve Mazlumların da hamiliğine, dün olduğu gibi bugün de, devam edecek midir?

Yoksa küresel sistem ve lucifer çocuklarına yem olmaları ya da KÖLE olsun diye önlerine mi atılacaktır? Hangisi?

Her seçim ve tercih bir vazgeçiş olduğuma göre! Neleri seçtiğimiz ve nelerden de vazgeçtiğimiz, hem bu dünya ve hem de diğer alem için çok önemlidir?

Devlet Aklında duygusallığa kesinlikle yer yoktur! Aksi halde bu coğrafyada var olamazsınız!

Coğrafya, kader olduğuna göre! Devlet Aklı, doğal olarak, tarihin ve kültürün yüklemiş olduğu sorumluluk gereği; gönül coğrafyası ve medeniyet aklı ile birlikte hareket etmektedir!

Kamuda, Tasarruf Tedbirleri mi Demiştiniz!


Cumhurbaşkanlığı ve Hazine – Maliye Bakanlığı tarafından Kamu Kurumlarındaki, Tasarruf Tedbirleri çerçevesinde yayımlanan kararnamelere istinaden köşe yazısı kaleme almıştım!

Yazılarıma istinaden gelen tebrik ve takdir ifadelerine, öncelikle ve özellikle teşekkür ederim!

Yazılarımda, kamu kurumlarında ki savurganlık ve özellikle de şişkin kadrolara matuf ifadelerimize serzeniş dolu yorumlar aldığımızı da, ifade etmeliyim!

  • Özellikle üniversitelerde derslere girmeyen ya da fakülteye dahi gelmeyen akademisyenlere yönelik yazıma istinaden; isimleri bizde mahfuz olmak kaydıyla, üniversitelerin fakülte dekanları ve bölüm başkanı dost ve hocalarımızın yaşamış oldukları ve bize aktardıklarını, sadece kaleme aldığımı, vurgulamak isterim!
  • Masa başı ve asparagas bir yazı olmadığını hatırlatmak isterim!

Devleti ve milletini düşünen ve devletin vermiş olduğunu yine devlet ve milletin gençlerine aktarmak için harcayan akademisyenleri her daim takdir ve tebrik ederiz!

Bazıları için ise akademisyenlik, bulunduğu sosyal çevrede, sadece hava atmak ve caka satmaktan ibaret olduğunu da, ifade etmeliyim!

Devlet ve Millet adına hiçbir şey üretmediklerini ve aldıkları maaş karşılığında derslere dahi girmediklerini, özellikle de öğrencilere, bilimsel ve akademik alanda mentörlük yapmadıklarını ve ilgilenmediklerini, vurgulamak isterim!

Kamu kurumlarındaki savurganlık ve Tasarruf Tedbirleri çerçevesindeki yazılarıma istinaden, uzun yıllar kamuda üst düzey idarecilik görevlerinde bulunmuş, duyarlı bir vatandaş, bir dost ve ağabeyin göndermiş olduğu yazıyı takdirlerinize sunarım!

A Parti veya B Parti fark etmez! Aynı partiden veya başka partiden olmaları fark etmez! 2002 yılından günümüze, yaşanmış tecrübeler ışığı ve çerçevesinde, yeni seçilmiş olan bir belediye başkanı; bir önceki başkan yardımcıları, daire başkanları ve şube müdürlerini görevden alıp, yeni atamalar yapmaktadır! Yeni seçilmiş olan belediye başkanı doğal olarak kendi ekibi ile çalışmak istemesini kimse yadırgamaz!

  • Fakat aynı partiden olan birlikte yol yürümüş ve aynı davayı temsil ettiklerini iddia eden kişiler, işinin de ehli ve liyakatli bireyleri neden değiştirmeyi ya da bir kenara itmeyi tercih etmektedir?
  • Aynı durum, Bakanlıklar, genel müdürlükler ve tüm kamu kurumları ve KİT’ler de, vuku bulduğunda, karşımıza çıkan tabloyu bir düşünelim!

Kenara atılmış ya da itilmiş, yeni bir dönem için aktif kadro bekleyen binlerce kişi devletin ve milletin sırtından, hiçbir iş yapmadan ballı MAAŞ almaya devam etmektedir! Kimse de, bu durumdan rahatsızlık duymamaktadır! Neden acaba?

Yahu arkadaş, mademki, yeni gelen idare sizinle çalışmak istemiyor ve emekliliğiniz de gelmiş ise neden devleti ve milleti zorda bırakıyorsunuz? Sonra da helal ve haramlardan dem vuruyoruz!

Bu kişilere aktif bir görev verilmeyecekse, emeklilik işlemleri için zorlanmalı ya da Ehliyetli ve Liyakatli olanlar başka kurumlarda değerlendirilmelidir!

Tasarruftan dem vuruyoruz! Al sana tasarruf kardeşim! Kamu kurumları, belediyeler ve özellikle de üniversitelerde mezkur konunun binler hatta yüzbinler ile ifade edilebilecek örnekleri vardır!

  • Hesap uzmanı olmaya gerek yoktur! İki kere ikiyi toplayacak kadar aklı ve matematiği olan herkes bu işi çözer! Tabii ki ÇÖZMEK ve ÇÖZÜM Üretmek istersek!

Diğer kurumlara ait yakın bir örnek, 40 yıllık arkadaşıma; hiçbir soruşturma yapmadan ve ceza almadan, 12 Ay sivil savunmada atıl vaziyette maaş ödenmişti! Keyfi emir veren dönemin valisi!

Emri veren vali gittikten sonra, yeni gelen vali arkadaşımı eski kadrosuna işe başlatmıştı! Şimdi bu vali ve böyle işlemlere imza atanlar, bunun hesabını nasıl verebilecektir? Ya da seksen beş milyon ile nasıl helalleşebilecektir!

Ülkemizde, 30 Büyükşehir belediyesi, 51 İl belediyesi, 519 Büyükşehir Merkez İlçe Belediyesi, 403 Taşra ilçe belediyesi ve 319 Belde belediyesi olmak üzere, toplamda 1392 belediye bulunmaktadır!

Mahalli seçimlere doğru yol alırken, Parti farkı gözetmeden, iktidardaki partinin adayı, 1392 belediye başkanlıklarını kazandığını ve her bir belediye başkanının da 10 kadroyu kenara aldığını ve bunların yerine de, kendisine yakın 10 kişiyi ( sadece şehrimizde bu rakam 100’ün üzerindedir ) yeniden belediye de, istihdam ettiğini, düşünelim ve kabaca bir hesap yapalım!

  • 1392 belediye ve 10 kişi dediğimizde, 13.920 kişilik bir kadro açığa düşmektedir! 13.920 belediye personelinin tamamının da; başkan yardımcıları, daire başkanları şube müdürleri ve memurlar olmak üzere, en düşük devlet memuru maaşı ödendiğini kabul edelim!
  • 13.920 personel * bir aylık en düşük memur ücreti 22.000 bin TL ödenen maaş ve bir yıl olarak hesapladığımızda, karşımıza, DÖRT MİLYAR TL gibi bir rakam çıkmaktadır! Üç yıl, beş yıl, 10 yıl olur ise ve kişi sayısını da, ikiye üçe beşe katladığımızda ki toplamı, varın siz hesap edin!

Kamu kurumlarında Tasarruf tedbirleri mi demiştiniz? Kimin umurunda ki? Beyler maaşını aksatmadan almaktadır! Vatandaş ise bu maaşları ödeyebilmek için doğrudan ve dolaylı vergilerin altında ezilmektedir!

Peki, Duyan var mı?! Sesimizi duyan var mı?! Ya da ezilmekte olan vatandaşın sesini duyan yada duyacak olan var mı? Hiç sanmıyorum! Bana dokunmayan yılan binlerce yıl yaşasın kafasında devam! Peki, o YILAN yarın toptan herkesi yemeye kalkar ise!

Dünyayı ve İnsanlığı; YAKIP – YIKACAKLAR!

Dünya insanlığı; Pandemi ile başlayan süreç, yağmur, sel, deprem, orman yangınları, buğday silolarının patlaması veya patlatılması, buğday tarlalarının yanması veya yakılması ve daha sayamadığımız bir çok olay ve olgu ile birileri tarafından imtihan edilmektedir!

Peki, bu imtihanı kim ya da kimler, ne veya neler adına yapmaktadır? Hedef nedir?

  • Dünya, yeryüzü Tanrılıklarının tescil edilmesi adına, Küresel Finans Temsilcileri ve Lucifer çocukları tarafından, neredeyse baştan başa yakılacaktır!
  • Ya da RESET mi atacaklar?! Yoksa Yeryüzü TANRILIK adına; Yeni bir başlangıç yapabilmeleri için ne gerekiyorsa!
  • YEDİ YIL bir KITLIK planları ile İNSANLIK nereye evirilmek istenmektedir?!
  • Dün, düzen ve sistemlerinin devamlılığı adına, doğan her çocuğu öldürenlerin temsilcileri, teknolojinin geldiği zirvede, neler yapacaklarının sınırı belli değildir!

Peki, böyle bir durumda, yeryüzünde, Allah’ın halifesi konumunda olan İMAN ehli, Rahmanın kulları neler yapmalı veya neler yapmaktadır?

Dünyalık makam – mevki – para – pul – nisa, iktidar ve güç için ayak oyunları ile birbirlerini yemekle mi meşgul olmaktalar?

Ya da Kamu kurumlarına ehliyetsiz ve liyakatsiz oğlunu – kızını yerleştirmek ve ihale kapmak yarışında mıdır?!

  • LUCİFER çocukları; Yanan ya da yakılan ormanlar, Yanan ya da yakılan buğday tarlaları, ve patlayan ya da patlatılan BUĞDAY SILOLARI üzerinden gelmektedir!
  • Küresel Finans Sistemi ve LUCİFER çocuklarını, anlamadan ve idrak etmeden, YANAN ve YAKILAN HER ŞEYİ, Tek dünya düzeni ve yeni küresel finans sistemini çözümleyemeyiz!
  • Bizim gibi ülkelerdeki akla ziyan ve ekonomi literatüre aykırı ENFLASYON CANAVARINA ne demeli?!
  • Savaş olan ülkelerde böyle bir duruma şahit olmuyoruz? Peki, neden?
  • Küresel Finans Sistemi ve LUCİFER çocukları; Yeryüzü TANRILIKLARI adına, her şeyi yakıp yıkacak!
  • HER ŞEYİ ve HER YERİ YAKACAKLAR!
  • Peki, Rahmanın HAS KULLARI neler yapmaktadır?!
  • Sonsuz Kudret, ikili bir sistem kurmuş ve rahmanın has kullarını imtihan için onların sıratı müstakım üzerine, LUCİFER ve çocuklarına, izin vermiştir!

Sonsuz Hikmet Sahibi Yüce Allah; meleklere şöyle demişti: Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın. (Sad- 38)

Sonsuz Hikmet Sahibi Yüce Allah; Sana emrettiğim halde, seni secdeden alıkoyan nedir?” dedi, “Beni ateşten onu çamurdan yarattın, ben ondan üstünüm” cevabını verdi. (Araf – 12)

Sonsuz Hikmet Sahibi Yüce Allah; İblis: Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın, dedi. Allah: Defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Din gününe kadar lanetim senin üzerinedir, dedi. (Sad – 75, 78)

Sonsuz Hikmet Sahibi Yüce Allah; Ona, İn oradan, orada büyüklenmek sana düşmez, defol, sen alçağın tekisin, dedi. (Araf – 13)

Sonsuz Hikmet Sahibi Yüce Allah; Öyleyse defol oradan, sen artık kovulmuş birisin. Doğrusu hesap gününe kadar lanet sanadır, dedi. (Hicr – 34,35)

  • İman ehli, yan – gel yatmak suretiyle, bu imtihanı kazanamaz!
  • LUCİFER ve Çocukları, izinli oldukları şey üzerinde, harıl harıl çalışmaktadır!
  • Sadece kuru bir iman ve yan gel yatmak suretiyle de; Bedir ve diğer gazvelerde olduğu gibi RAHMANIN YARDIMINI bekleyeceksin, öyle mi?!

Sonsuz Hikmet Sahibi Yüce Allah; Ankebut Suresi 2 ve 3. ayeti kerimede; İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar? And olsun ki biz, onlardan öncekileri de sınamıştık. Allah, elbette doğru olanları ortaya çıkaracaktır; keza O, yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır, buyurmaktadır!

Gerçek mümin ve Müslüman olmanın anlamını ve şartlarını ana çizgileriyle ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Buna göre insanların sorumluluklarını yerine getirmiş sayılmaları, gerçek manada Müslüman olmaları için yalnızca “inandık” diyerek sözlü bir ikrarında bulunmaları yeterli değildir.

  • İman; Allah’ın insanları inançları uğrunda bazı güçlüklerle imtihan ettiğinde ortaya çıkmaktadır!
    Günümüz Müslümanları cenneti burada talep ettiklerinden dolayı, Sonsuz Kudret tarafından küçük bir imtihan zorlarına gitmektedir!

  • Buna göre iyilikle kötülük, iyilerle kötüler, müminlerle münkirler arasındaki çatışma insanlık tarihinin sadece bir döneminde yaşanıp bitmiş bir olgu değildir! Aksine bu sünnetullah, yani Allah’ın sürüp giden şaşmaz bir yasasıdır!

Müslümanlar, ilk zamanlarda olduğu gibi tarihin sonraki dönemlerinde de sıkıntılar yaşamış ve yaşamaya da devam etmektedir!

İnançları ve kutsal değerlerini, yok etme hareketleriyle karşılaşmış ve halen de karşılaşmaya devam etmektedir!

Destinasyon Pazarlaması, ÖYKÜ ve Dedikoduyu Yönetmek!

Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah, Rum suresi 42. ayeti kerimede; Resulüm: De ki; Yeryüzünde gezip dolaşın da, öncekilerin akıbeti nice oldu bir bakın. Onların çoğu şirke sapmış kimselerdi, buyurmaktadır!

Sonsuz Hikmet Sahibi Yüce Allah, Ankebut suresi 20. ayeti kerimede; Resulüm: De ki; Yeryüzünde gezip dolaşın ve Allah’ın ilk yaratılışı nasıl başlatıp devam ettirdiğini görün. Allah, daha sonra ikinci hayatı da işte böyle gerçekleştirecektir; Allah her şeye kadirdir, buyurmaktadır!

Bu ayetlerde; Hem dünyadaki yaratma, hem de dünya hayatının sona ermesinin ardından ikinci hayat için diriltme söz konusu edilmiş; ilk yaratma, ikinci yaratmanın mümkün olduğuna delil olarak, gösterilmiştir!

Destinasyon pazarlaması; Kentlerin ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan gelişimi, turizm açısından bir cazibe merkezi olması yolunda, büyük bir önem kazanmasına neden olmuştur.

Destinasyon markalaşması, bir ürünün markalaşması gibi o ürünü tanımlayan ve diğer ürünlerden farklılaştıran bir isim, logo, slogan, işaret ya da bunların bir birleşimidir.

Destinasyon, turizm sektörünün önemli bileşenlerinden biridir. Varış yeri, gidilecek yer anlamını taşımaktadır.

  • Destinasyon pazarlaması ve markalamasının amacı, destinasyona gelen ya da gelmesi istenen turist ya da ziyaretçilerde, destinasyon arasında bir duygusal bağın kurulmasını sağlamaktır!
  • Destinasyon ve ziyaretçi arasında duygusal bir bağı da, GERÇEK bir HİKAYE ve ÖYKÜ ile ancak kurabilirsiniz! Aksi halde Doğa boşluğu kabul etmeyeceğine göre! Halk arasındaki tevatür ve dedikodunun altında kalırsınız!

Philip Kotler; Rekabet, sadece ürünler ve firmalar arasında gerçekleşmez. Ülkeler ve şehirler de birbirleriyle rekabet eder. Küreselleşmeyle birlikte her şehir, her belde giderek birbirine benzedikçe “yerelleşme” çok daha önem kazanıyor!

Marka kent ya da maka belde olmak için yörede yaşayanların kendi özgün değerlerine sahip çıkmaları gerekir, diyor!

  • Turizm alanında başarılı olabilmek için kentlerin sadece doğal güzellikleri ve tarihi ören yerleri değil, kendilerine özgü bir öykü ve hikâyelerinin de, olması gerekir.
  • Turizm pazarlamasının ilk adımı tarihi yörelerin hikâyelerini – öykülerini keşfedip bunları gün yüzüne çıkarmaktır.

Markalar reklamlarında, rakiplerinden ne kadar üstün olduklarını anlatır. Sattıkları ürün ve hizmetler hakkında mantıksal gerekçeler sundukları takdirde insanların tercihlerini etkileyeceklerini zannederler. İnsanlar, mantıklarından daha çok duygularıyla karar verir.

  • Marka iletişiminde insanların duygularına hitap etmenin en etkili yolu, markanın hikaye dilini kullanmasıdır. Öykü iyi anlatabilirse, marka olağanüstü bir etki yaratır.

Ann Handley; Marka yönetiminde başarı, gerçek hikâyelerin doğru kanallar üzerinden anlatılmasına bağlıdır. Marka iletişiminin en etkili yollarından biri gerçek bir öykü anlatmaktır.

Luke Sullivan; her markanın, İnsanların yaşadıkları çelişkileri, çatışmaları keşfetmesi, Sonrasında kendisini bu “çatışmanın” çözüm formülü olarak konumlandırması ve bu çözüm formülünü öykü diliyle anlatması gerekir, diyor!

  • Her öykünün temelinde bir çatışma, sonunda da bu çatışmanın çözülmesiyle tüketicinin ulaştığı bir denge durumu vardır. İnsanlar, markalara bu dengeyi kurabilmek için para öder.
  • Her marka, insanın karşılaştığı bir engeli aşmasına, onun hayatını kolaylaştırmasına, iyi beslenmesine, sağlıklı olmasına, güzelleştirmesine, güçlü olmasına, katkı yaptığı ölçüde fark edilir ve satın alınır.

Anette Simmons, siyasette de, ticarette de, özel ilişkilerimizde de, en iyi öyküyü anlatan kazanır, diyor!

  • Öykünüzü ya da hikayenizi kendiniz yazmıyor ve anlatamıyorsanız, doğa boşluğu kabul etmeyeceğine göre, dedikodu ortalığı kaplayacaktır! Dedikodu üzerinden seç beğen al, kendi öykü ve hikaye türlerinizi!
  • Kamunun görevi, tevatür yoluyla halk arasında yıllardan beridir gelmekte olan dedikodunun üzerine, akıl ve bilime uygun, akademik çerçevede; yeni bir hikaye ve yeni bir öykü yazılması ve bunu kamuoyuna kabul ettirilmesine bağlıdır!
  • Aksi halde tevatür üzerinden gelen hikaye, destan olmaya devam eder! Yalan yanlış ve eksik, kulaktan kulağa, dillerden dillere dolaşır durur! Kamunun görevi, yalan yanlış bilgilerle, tarihi yerler ile ilgili dedikoduya mahal vermemektir!

Sonsuz Hikmet Sahibi Yüce Allah; Kehf Suresi 25 ve 26.ayeti kerimede; Onlar mağaralarında üç yüzyıl kaldılar, buna dokuz yıl da ilâve ettiler. De ki: Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi O’na aittir. O öyle bir duyar, öyle bir görür ki! Onların Allah’tan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez, buyurmaktadır!