Türkiye Yüzyılı: İletişimin Yüzyılı; 2. İletişim Şûrası!.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından ” Türkiye Yüzyılı: İletişimin Yüzyılı ” teması ile 28 – 29 Temmuz 2026 tarihlerinde, 2. İletişim Şûrası, Ankara’da gerçekleştirilecek.


Türkiye Yüzyılı: İletişimin Yüzyılı 2. İletişim Şûrasının ikinci gününde, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Konferans Salonunda panel oturumları düzenlenecek.

Öncelikle İletişim Şurasına emeği geçen ve oturumlara katılanlara teşekkür ederim.

Türkiye Yüzyılı vizyonu doğrultusunda düzenlenecek 2. İletişim Şûrasında, Türkiye İletişim Modelinin uygulanabilir bir çerçevesinin ortaya konulması hedeflenmektedir.

Program kapsamında; kamu kurumları, özel sektör, sivil toplum kuruluşları, medya ve akademi dünyasından temsilciler bir araya gelerek iletişim politikalarının mevcut durumunu değerlendirecek, geleceğe yönelik strateji ve önerileri ele alacak.

2. İletişim Şûrasında, iletişim alanındaki ihtiyaç ve eksikliklerin tespit edilmesi, mevcut güçlü yönlerin daha da geliştirilmesine yönelik önerilerin değerlendirilmesi ve farklı paydaşların ortak akıl temelinde görüş alışverişinde bulunması hedeflenmektedir.

Peki, İLETİŞİM temalı panel ve oturumları düzenleyenler ve buradaki konuşmacılar, İLETİŞİM FAKÜLTESİ mezunları mıdır?

Ya da İLETİŞİM Temalı panel ve oturumlar, İLETİŞİM Fakültesi mezunlarının sorunlarına ne gibi bir katkı ya da faydası olmaktadır?

İletişimin konuşulduğu otrumlarda, İletişimcilerin olmadığınıa şahit olmaktayız!

Peki, İletişimcilerin olmadığı, İletişim temalı konuşmaların olduğu panel ve oturumlardan İLETİŞİM Sektör ve Meslek adına, nasıl bir sonuç ve başarı bekleyebiliriz?

Peki, yeni uygulama veya teknolojik gelişmelerin konuşulduğu KALP DAMAR CERRAHİ ile ilgili bir panel veya toplantıya, Kalp Damar Uzmanları haricinde bir katılımcıyı duyan ya da gören var mıdır?

Öncelikle ve ivedi olarak; İLETİŞİM MESLEK Tanımı yapılmalı ve YASALAŞMALI.

Toplum içinde veya ailede, bir kişi, iletişim kurmuyorum diyemez! Kişi, İletişim kurmuyorum dediğinde, beden dili ile farkında olmadan iletişim kurmaktadır!

İnsan ve Kurumlar; çevresi ve paydaşları ile iletişim kurmadan varlığını devam ettiremez! Bir yerde Kurumsal bir durumdan söz ediyorsak, paydaşlar ve bağlıları olan insan toplulukları olacaktır.Doğal olarak da, bu paydaşlar ile bir İLETİŞİM olacaktır!

İnsanın olduğu her yerde İletişim mutlaka olacaktır! İletişimi, medeniyetimiz ve kültürümüz, insan insanın zehrini alır, şeklinde ifade etmektedir!

Bireyin iç huzura ermesi, mutlu ve huzurlu bir topluma erişebilmek için bireyin yakın çevresi ile kurmuş olduğu sağlıklı iletişim çok önemlidir.

Kurumlar, üyeleri ve paydaşlarına yönelik kurumdaki gelişmeler, başarı ve başarısızlıklar hakkında iletişim kurmadan haberdar olunamaz! Hem de iletişim kanallarının her gün arttığı günümüzde!

Peki, Kurumsal yapılar, paydaşları ile iletişim kurmuyorum diyebilir mi?

Peki, Paydaşları ile İLETİŞİM Kurmuyorum diyen bir Kurumsal yapı da; KURUMSAL BARIŞ – HUZUR ve AİDİYET olur mu?

Kurumsal aidiyet kültürünün oluşması ve gelişmesi, sağlıklı iletişim ile sağlanabilir. Kurumsal kültür ve kurumsal felsefe, kurumsal aidiyetin oluşması, gelişmesi ve olgunlaşması, iletişim ile varılabilecek hedeflerdir!

Bir kurum, paydaşları ile sağlıklı bir iletişimi yok saydığı veya hafife aldığı durumlarda, dedikodu ortalığı kaplayacaktır.

Doğa boşluğu kabul etmeyeceğine göre! Dedikodu yönetilemediği durumlarda, sonuçlar daha da kötü olacaktır! Kriz yönetilemez hale gelir ve kurumsal yapıya zarar verebilir!

Peki, İLETİŞİM, bir MESLEK mi yoksa değil midir?

İletişim diye bir MESLEK olur mu?

İletişim Mesleğini öğrenmek için dört yıllık İletişim Fakültesi okumaya gerek var mıdır?

Meslek tanımı olmayan İletişim için mesleki yasal düzenleme olur mu?

Peki, MESLEK tanımı olmayan bir Mesleği OTURUM – PANEL ve ŞURALAR da konuşmaya gerek var mıdır?

İletişim diye bir meslek yok ise yasal olarak Meslek tanımının yapılmasına da gerek yoktur.

Peki, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi ile Cumhurbaşkanlığı bünyesinde ” İletişim Başkanlığı ” neden kurulmuştur?

Mademki, İletişim bir MESLEK değildir. Ülkemizde YETMİŞ kadar, İLETİŞİM FAKÜLTESİ neden kurulmuştur?

Peki, Gazeteci – Köşe Yazarı – Basın Danışmanı – Kurumsal Marka Yöneticisi – Kurumsal İletişim Müdürü – İletişim Sorumlusu – Halkla İlişkiler ve Basın Danışmanı – Siyasi Liderlere hem Basın Danışmanı ve hem de Metin Yazarı olabilmek için ” İLETİŞİM Fakültesi ” okumaya gerek var mıdır?

Türkiye’de YETMİŞİ aşkın İletişim Fakültesi bulunmakta ve her sene On bin dolayında işsizler kervanına, İletişim Fakültesi Mezunu katılmaktadır.

Peki, İşsizler kervanına her yıl binlerce İletişim Fakültesi mezunları katılmaya devam ederken, yeni İletişim Fakülteleri NEDEN açılır?

İletişim Fakültesi mezunları; MESLEKİ olarak, herhangi bir bakanlık, kamu kurum ve kuruluşları tarafından muhatap alınmamaktadır.

Ülkemizdeki diğer fakülteler; çeşitli bakanlıklar, kamu kurum ve kuruluşları ile ilişkilendirilmesine, kamusal statü verilen meslek odaları çevresinde toplanmasına ve mesleki yasal çerçeveleri çizilmesine rağmen, kurulduğu günden bu yana İletişim Fakültesi ve mezunları, yok sayılmakta ve görmezden gelinmeye devam edilmektedir.

İletişim Fakültesi Mezunları kamu nezdinde muhatap bulamadığı ve mesleki yasal çerçevesi çizilmediği için özel sektörde mesleki olarak tanınması mümkün değildir.

Peki, İLETİŞİM MESLEK YASASI konusunda; İletişim Fakültelerinin bulunduğu Üniversite rektörleri, yönetim kademesi, yetmiş kadar İletişim Fakültesi dekanı ve fakülte yönetimleri, İletişim fakültelerindeki binlerce iletişim eğitimi veren öğretim üyesi ve öğretim görevlileri neler yapmaktadır?

Peki, İletişim Fakültelerinin bulunduğu Üniversite Rektörleri ve İletişim Fakültesi yönetimleri; İletişim Fakültelerinden mezun etmekte oldukları öğrenciler için TBMM ve Cumhurbaşkanlığı nezdinde, İLETİŞİM MESLEK YASASI tanımı yapılmalı ve acilen YASALAŞMALI, şeklinde bir dertleri veya lobi faaliyetleri var mıdır?

24 Temmuz GAZETECİLER ve BASIN BAYRAMI Kutlu olsun.

24 Temmuz, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından GAZETECİLER ve BASIN BAYRAMI olarak ilan edilmiş ve her yıl kutlanmaktadır!


George Orwell;
Gazetecilik, başkasının yayımlamak istemediğini yayımlamaktır. Onun dışında herşey halkla ilişkiler faaliyeti, diyor.


Basın ve Medya sektöründe; Halkla İlişkiler, REKLAM ve PARA kokan hareketler olarak ifade edilmektedir.

Halkla İlişkiler – PR başka bir şey! Gazetecilik ise başkaca bir şeydir!

Basın – Medya ve Gazetecilik; Demokratik toplumlarda, Kamuoyu adına, KAMUYU denetleyen ve sorgulayan, DÖRDÜNCÜ KUVVET olarak ifade edildiğini de not edelim!

Basın – Medya ve Gazetecilik; demokratik toplumlarda; yasama, yürütme ve yargı organlarını denetleme kapasitesine sahip Dördüncü Kuvvet olduğu ifade edilen siyasi bir kavramdır.

Kamuoyu oluşturma gücü ile yöneticilerin hesap vermesini sağlar ve şeffaflığı denetler.

KAMU, Açıklık – Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik üzerine yeniden yapılandırılmak zorundadır!

Belediyeler, Gazeteciler Cemiyeti ve Siyasî partiler farklı etkinlikler ile 24 Temmuz GAZETECİLER ve BASIN BAYRAMINI kutlamaktadır!

Çalışan, çalışmayan, çalışamayan, çalıştırılmayan, çalışsa da mesleğini yapamayan, yazı dahi yazdırılmayan, özgürce yazı yazabilen, oto sansüre mahkûm olan, patron baskısı gören, üç kuruş evine HELAL ekmek götürmeye çalışan gazeteci dostlar, 24 Temmuz GAZETECİLER ve BASIN BAYRAMINIZ kutlu olsun!

Gazetecilik, günümüzde, gerçekten çok zor bir meslek! Teknik olarak kolaylıklarına rağmen HAK – HAKİKAT – ADALET ve DOĞRULARIN peşinde koşmak ve sadece Doğruları kaleme almak çok zordur!

HAK – HAKİKAT – ADALET ve DOĞRULARIN peşinde koşarken MUHALİF ve MUHALEFET damgasını da göze alması gerekir!

HAK – HAKİKAT – ADALET ve DOĞRULARIN peşinde koşmak başka bir şey! Muhalefet etmek ve Muhalif olmak ise başkaca bir şeydir!

Birileri, Muhalefet etmek ve Muhalif olmak ile HAK – HAKİKAT – ADALET ve DOĞRULARIN peşinde koşmayı idrak edemeyecek kadar ahmak ya da kötü niyetli olduklarını da, hatırlatmak isterim!

İnsanlar arasındaki bilgi alışverişi ve haberleşme olayına iletişim diyoruz. Bilgi alışverişi için kullandıkları araçlara da iletişim ve kitle iletişim araçları denir.

İnsanlar, çevrelerindeki olayları takip etmek ve yeni bilgiler edinmek, haberdar olabilmek için iletişim ve kitle iletişim araçlarını kullanır. Teknolojinin gelişmesi ile iletişim ve kitle iletişim tabii ki kolay bir hale gelmiştir.

Kamuoyu, iletişim ve kitle iletişim araçları vasıtası ile tüm gelişmeleri izler. Hükümet ve devlet politikaları ve ülkenin karşı karşıya olduğu iç ve dış sorunlar hakkında bilgi sahibi olur. Ancak haberlere erişim imkânı tabii ki tek başına yeterli değildir.

Bir haber oluşurken, bazılarının ön plana çıkarılması veya bazılarının gözlerden kaçırılması, bazı bilgilerin saklanması veya görmezden gelinmesi, haberin kurgulanması, haberin edit ve re-dakte edilirken bunları yapan kişilerin, politik, sosyal, siyasi, demografik, ekonomik ve kültürel ilgileri eşik bekçiliği faaliyetleri arasında sayılır.

Eşik bekçileri; Editör, yazı işleri personeli ve yayıncılar, haberin yazım ve sunumu ile ilgili yaptıkları seçimlerle kamuoyunda gerçekliğin şekillenmesi ve kamuoyu oluşmasında çok önemli bir etkiye sahiptir.

Eşik bekçileri; medya tüketicisi kamuoyunu istenilen veya istedikleri yönde harekete geçirmek veya yönlendirmek için kimi zaman aşırı uç yöntemlere başvurduğuna şahit oluruz.

Haber medyasında içerik üreten insanların kişilik özellikleri, haberin oluşturulmasında önemli bir süzgeç işlevi görmektedir.

Medya çalışanlarının kültürü ve yetiştikleri coğrafya, ait oldukları din, mezhep ve etnik köken, aldıkları eğitim ve cinsiyetleri, mesleki tecrübe ve kişisel yetenekleri, olayların siyak ve sibakını idrak dereceleri, mensubiyet ve meşrep gibi öznellikler haberin toplanmasından, haberin dokusu ve haberin kamuoyuna sunumuna kadar etki etmektedir.

Yerel Basın – Medya ve Gazetecilik; ulusal basın kadar geniş çaplı olmayan, il, ilçe ve beldelerde günlük, haftalık ya da daha farklı aralıklarla çıkan, ulusal haberler yanında, bölge haberlerine daha fazla yer veren, yöresel gelişmeyi ve bölgenin sorunlarını ön planda tutmaya çalışan, Basın İlan kurumu kanunlarına göre, belli sayıda Basın personeli çalıştırmak zorunda olan, ticari bir işletme olan yayın mecrası, olarak tanımlanmaktadır.

Yerel Basın – Medya ve Gazetecilik; adından da anlaşılacağı üzere, bölgesindeki tüm gelişmeleri, yatırımları ve hizmetleri izleyici ve okuyucuları ile paylaşan, kamu ile kamuoyu arasında köprü vazifesi gören, sorumluluk ve tarafsızlık ilke sahibi olması gereken ticari kuruluşlardır.

Yerel Basın – Medya ve Gazetecilik; her ne kadar kamu adına iş yapıyor olmasına rağmen, resmi ilan ve işletme reklam gelirleri ile ayakta kalmaya ve varlığını da sürdürmeye çalışan ticari işletmelerdir! Resmi ilan ve ticari reklam gelirleri olmadan yerel medya kamu adına hizmetlerini tam ve sağlıklı olarak yerine getiremez.

Peki, Yerel Basın – Medya ve Gazetecilik sektörü, neden gelişemiyor? Sürekli kapanmalar ve birleşmeler ile NEDEN gündeme gelmektedir?

YEREL Basın – Medya – Gazete ve Gazeteciler; GAZETECİLİK yapmak zorundadır! Başkaca işlere tevessül etmemeleri gerekir!

YEREL Basın – Medya – Gazete ve Gazeteciler; sadece BİK gelirlerine odaklı ve masa başı ajans ya da copy – paste habercilik yayın politikası ile ayakta kalamayacaktır!

YEREL Basın – Medya – Gazete ve Gazeteciler; Gazetecilik yapmalı, sahada olmalı, firma tanıtım haber ve özel sektör reklamları ile BİK gelirlerinde ki; eksik ya da açığı kapatmak yoluna gitmesi gerekir!

Yerel Basın – Medya – Gazetecilik ve İnternet Habercilik sektörü; Kendilerinden başkasının varlığından rahatsız ve kendilerinden başkasını gazeteci olarak kabul etmeyen, kendileri var ise sektörün ancak var olabileceği, psikolojik ve sosyal olarak sorunlu ve sıkıntılı tipler maharetiyle, her daim kapanmak ve birleşmeler ile karşı karşıya gelecektir!

Yerel Basın – Medya ve Gazetecilik ve İnternet Habercilik sektörü; Gazetecilik mesleğine, geçiyordum şeklinde, hasbelkader bu mesleğe adım atan ve meslek nam altında; ŞANTAJ ve TEHDİT yapanlar, kamu mesleği gazeteciliği, dürüst bir şekilde icra eden, onurlu kişilere, çamur atmak veya sektörde yok saymak için her yolu deneyenler maharetiyle, her daim kapanmak ve birleşmeler ile karşı karşıya gelecektir!

Peki, hasbelkader bu mesleğe adım atan ve gazeteci olduğunu, sektöre kendilerinin yön verdiğini zan eden, kerameti kendilerinden menkul sanrılı ve sancılı tiplerden GAZETECİ olur mu?

Ya da ülkesini, yabancı istihbarat örgütlerine gammazlayan, buralardan fonlanan ve UŞAKLIK edenlerden GAZETECİ olur mu?

Meslek kimliği altında yasal olmayan tehdit ve şantaj yapan sanrılı ve sancılı tiplerden GAZETECİ olur mu?