Küresel Kaleler Düşerken!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu tarihten itibaren, kalkınmasının önüne geçilebilmesi, yirmi dört milyon kilometrekarelik gönül coğrafyasında ve kadim medeniyet bölgesinde bir etki ve ilgi oluşturamaması için sürekli olarak içeride krizlerle engellenmiş ve oyalanmıştır.  Bu krizlerin detaylarına tarih sayfalarında bakabiliriz! En bariz olanları ise bireysel, şahsi ve kişisel siyasi hırslardan kaynaklı krizlerdir! Sistem kurulurken içerideki tüm yönetim erklerinin birbirleri ile sürekli olarak çatışması ve kavgaları öngörülmüştür. Erkler arasındaki kavgaların sonuç vermediği dönemlerde ise siyasi, ekonomik ve sosyal krizler küresel güçler ve işbirlikçi taşeronların imdadına yetiştirilmiştir. Türkiye ve Türklerin tarih sahnesine kadim medeniyet duruşları olan Adalet ve Hakkaniyet ilkeleri ile mazlum milletlerin umudu olarak bir daha çıkmaması için dışarıdan ve içeriden gerekli olan her türlü baskı, plan, hesap ve oyunlar devreye alınmıştır. Birey olarak biz nerede duruyoruz? Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah, ne yapıyorsunuz, nereye gidiyorsunuz, düşünmeyecek misiniz, akletmeyecek misiniz, uyarı ve ikazları da çok manidar ve dikkate değerdir.

Günümüze geldiğimizde neler olmaktadır? MHP Lideri Devlet Bahçelinin mecliste grup toplantısındaki konuşmalarında erken seçim açıklamaları ve ertesi gün Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeleri neticesinde Cumhurbaşkanı ve Milletvekili seçimlerinin 24 Haziran tarihi olarak kesinleşmiştir. Erken seçim tarihinin netleşmesi ve açıklanması sonrasındaki içeride ve dışarıdaki gelişmeler, açıklamaları nasıl değerlendirmeliyiz? Daha önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu ülkeyi ekonomik, sosyal ve siyasi krizlerin eşiğine sevk eden, bu ülkenin ve asil milletimizin de milyarlarca dolar kaybetmesine vesile olan dışarıdaki ve içerideki işbirlikçi taşeron güçler, bugün farklı bir duruş mu sergiliyor? Tabi ki hayır!  Yüz yıllık Cumhuriyet tarihimizde, her yolu deneyen ve başarılı  olan küresel güçler ve içimizdeki taşeron işbirlikçiler, bugün de Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerinden bir siyasi, ekonomik ve sosyal kriz çıkarmak peşindeler!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihindeki Cumhurbaşkanı seçimlerine kabaca bir baktığımızda karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır.  1921 ve 1924 Anayasalarının yürürlükte olduğu dönemlerdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde herhangi bir sorun yaşanmamıştır. 1961 ve 1982 Anayasalarının yürürlükte olduğu dönemlerde ise Cumhurbaşkanı seçimleri siyasi krizlere neden olmuştur. 1923 – 1961 yılları arasında yapılan 12 cumhurbaşkanı seçimlerine tek aday katılmış ve bu seçimler birinci turda tamamlanmıştır. 1966’dan sonraki altı seçimde birden çok aday çıkmıştır. Türkiye’de Cumhurbaşkanı seçimleri her zaman büyük önem taşımış, bazı seçimler sırasında da siyasi krizler yaşanmıştır.  Çözüm arayışları sırasında, dört kez anayasa değişikliği gündeme gelmiş; 1973, 1980 ve 2000 seçimlerindeki değişiklik önerileri, Meclis tarafından reddedilmiştir. 2007 yılındaki Cumhurbaşkanı seçimlerinde gündeme gelen Anayasa değişikliği referandumla kabul edilerek Cumhurbaşkanlığı seçim sisteminde köklü değişiklikler yapılmıştır. Cumhur başkanları, 2007 Anayasa değişikliğine kadar TBMM üyeleri tarafından seçilmiştir. 2007 yılında yapılan Anayasa değişikliği  ile Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi öngörülmüştür.  Bu yeni sistemde, halk tarafından ilk defa seçilen ve halen görevde bulunan 12. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Cumhuriyetin ilanından günümüze kadar 19 kez cumhurbaşkanı seçimi yapılmıştır. Bunların 18’inde Cumhurbaşkanı Parlamento tarafından seçilmiş, 1980 yılında yapılan Cumhurbaşkanı seçimi ise sonuçsuz kalmış,  1982 yılında Kenan Evren, 1982 Anayasası’na konulan ek bir madde ile halk oylaması sonucu Cumhurbaşkanı olabilmiştir.  1923’ten günümüze 12 cumhurbaşkanı görev yapmıştır. Bunlar; Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü dört kez, Celal Bayar ise üç kez Cumhurbaşkanı olurken; Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer, Abdullah Gül birer kez seçilmiş ve halen görevde bulunan 12. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Türkiye’de yürürlüğe giren yeni sistemdeki Cumhurbaşkanı seçimlerinde halk tarafından  %50+1 oyu alan kişi Cumhurbaşkanı olabilecektir. Sistemin sağlıklı işleyebilmesi, devletimizin bekası ve milletimizin de birliği adına, parçalı siyasi partilerimiz ve liderlerinin de bazı feragatlerde bulunması gerekmektedir. Kişisel hırs ve ihtirasları ülkemizin selameti adına terk edebilme bireysel olgunluğuna da ihtiyacı bulunmaktadır. Bu yeni sistem bazıları kabul edemese de iki partili veya çoklu sistemin ikili bir sistem şeklinde birleşmeyi, bütünleşmeyi zorunlu kılmaktadır! Son günlerde, kişisel hırs ve ihtiraslarına yenik düşenlerin bu ikili siyasi sistemi hazmedemediklerinin sıkıntıları yaşanmaktadır. Bu ülke siyasi kavgalar, parçalanmalar, bölünmeler, kişisel ihtiras ve hırslarla bir yüz yılını kaybetmiştir. Gelecek bir yüz yılı daha kaybetmeye tahammülümüz yoktur! Gün, Feragat etme günüdür! Gün, Birlik ve Beraberlik günüdür! Gün, hırs ve ihtirasları bir kenara itmek günüdür! Gün, Çanakkale ve Kurtuluş savaşında olduğu gibi Birleşme ve Bütünleşme günüdür! Gün, 15 Temmuz hain karanlık gecede aziz devletimizin bekası ve asil milletimizin de birliği adına sokaklara indiğimiz ve Yeni kapıdaki İSTİKBAL, İSTİKRAR ve İSTİKLAL ruhumuz gibi Birleşme, Bütünleşme ve Şahlanma günüdür!

 

Yayınlayan

ahmetunver

Ahmet Ünver; İletişim Uzmanı; İletişim, Kurumsal İletişim, Halkla İlişkiler, Reklam, Marka, Marka Yönetimi, Marka İletişimi, Kurumsal İtibar, Kurumsal İtibar Yönetimi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.