Peki, Suçlu Kim?!.

Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması ile birlikte,  Osmanlı hinterlandındaki yirmi dört milyon kilometre karelik barış, huzur ve sükun beldelerinde kan ve gözyaşı neredeyse yüz yıldır dinmemiştir! Neden?  Avrupalı müsteşrikler ve devlet adamları  bu bölgelerle ilgili her sohbetlerinde de sürekli olarak Osmanlının parçalanması bu bölgelere huzur getirmediğini vurgulamaktadır! Bu kadar dağınık, farklı kimlik ve dinlerdeki toplumlar nasıl barış ve huzuru temin ettiği noktasında ise samimi itiraflarda bulunmaktadır!  Peki, bu kan ve gözyaşı bu bölgelerde  ne zaman duracaktır?  Ya da durması için önce İnsan ve sonra da Müslüman olarak neler yapıyoruz? Bu yangına benzin mi döküyoruz?  Bu yangının  ana ham maddesi ise öncelikle insan ve  insanlık,  kültür, tarih ve medeniyettir! Tüm bu aksiyoloji bilinçli bir şekilde  neden yok edilmektedir! Yoksa var gücümüzle bu ateşi söndürmek için su taşımak suretiyle ellerimiz ve sırtımız parçalanıyor mu? Hangisi?! Bu konuda bir fikri, aksiyonu ve öngörüsü olan var mıdır? Şehirlerin ve ülkelerin yıkımına, milyonlarca insanın ölümüne ve sakat kalmasına, katledilen çocuklara ve kirletilen kadın ve namuslara, telef edilen hayvanlara ve ekinlere,  zarar verilen doğaya ve dünyaya, yok olan masumlara ve çiğnenen masumiyetlere ne demeliyiz? Nasıl ve ne ile izah etmeliyiz? Peki,  suçlu kim? Ben,  sen, o! Biz, siz ve onlar! Kimdir SUÇLU?! Tabii ki Aklını kullanmayan her kişi ve her Müslüman! Ya da  ne suçu, benim insan ve Müslüman olarak hiçbir suçum yok mu diyoruz! Mahşer günü görüşürüz; O zaman, suç ve Suçlunun kim olduğunu! Öyle değil mi?!
 
Biz mezkur yukarıdaki cümleleri sohbetimizde devam eder ve kara kara düşünürken, Ak Saçlı ve Ak sakallı ihtiyar dostum, çok celalli bir şekilde içeriye girdi ve mevzumuza dahil oldu!  Her bireyin kendisi ve mensubu olduğu her ne grup var ise onun üstün, âli, yüce ve seçkin olduğunu iddia eder ve meşgul olur, diğerine de yaşama hakkı tanımaz ise tabii ki sonuç böyle olacaktır! Başkaca ne bekliyordunuz dedi ve gözlerden kayboldu! Günümüzde, her kişi, mezhebi ve meşrebi, partisi ve derneği, tarikatı ve cemaati, etnik kimlik ve siyasi farklılıkları, bireysel ve mensubiyet menfaatleri,  yıkıcı ve bölücü, ayrılıkçı ve bozguncu hizip ve grup üstünlüğünden dem vurmaktadır! Neden? Nasıl olabilir? Hani üstünlük sadece takvanızladır buyuruyordu, Yüce Allah! Takva da ne imiş! Mal, mülk, makam, mevki, ırk, para, güç, iktidar ve mensubiyet üstünlüğü dururken! Nereden çıkarıyorsunuz, takvayı, mı diyoruz?!  Bu devirde takva mı olurmuş?! Tabii ki tüm bu üstünlük iddiaları bir süre sonra içeride sosyal patlama, sosyal kriz ve iç savaşa da sebebiyet verecektir! Tam da emperyalistler ve küresel güçlerin arzu ettiği şekilde! Adamlar istiyordu bir göz, içerideki ahmak ve aptal sürüsü de vermiş oldu iki göz! Tüm bu farklılıkları zenginlik kabul etmek suretiyle kaynaşmak, birleşmek, bir olmak, diri olmak  ve güçlü olmak yerine, kavga, inat ve savaş sebebi sayan, birbirlerini katleden ve yok eden insan görünümlü müsveddelere ne denir ki?  Bir ülkedeki  ötekileşmek, tekfirleşmek ve radikalleşmeyi de fırsat bilen dış güçler tabii ki bu ülkeler ve milletlerin üstüne çullanacak ve abanacaktır! Aynı çakal sürüsünde olduğu gibi! Canlı canlı ve bağırta bağırta bu ülkeler, bu devletler ve bu milletler aynı çakal sürüsünde olduğu gibi parçalanacaktır! El insaf ve El vicdan dediğinizi de duyar gibiyim! Kimden ne yardımı ve ne insafı bekliyorsunuz! Sen kendine acımaz ve düşünmez isen, elin gavuru ve elin adamı, düşman  seni ne için düşünsün?! Ne bekliyorduk!
 
Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah, Öncelikle ve özellikle İman ehli müminlere ve Müslüman olduğunu da iddia eden bizlere, kutsal kitabımız Kuranı Kerim Rum suresi 32. Ayeti kerimesinde;  O kimselerden ki, dinlerini parçaladılar ve fırka fırka oldular,  onlardan her taife, kendi yanlarında olan ile sevinicidirler. Evet!. Siz ey Müminler!  O kimselerden, Olmayınız ki onlar dinlerini bir fıtrat dini olan tevhit dinini parçaladılar,  birçok batıl dinlere, mezheplere tabi oldular, birbirinin aleyhinde bulunup durdular ve fırka fırka oldular,  birbirinden farklı gruplara ayrıldılar, birbirinin aleyhinde çalışmaya başladılar. Onlardan her taife kendi yanlarında olan ile kendi inançlarıyla, batıl dinleriyle sevindiler,  onlar, kendilerinin sadık, doğru bir dine bağlandıklarını zannederek mutlu bir şekilde yaşamak isteyen kimselerdir. Halbuki onlar ileride ne müthiş azaplara ve felaketlere, uğrayacaklar da ondan hiç haberleri yok, buyurmaktadır! 
 
Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah,  yine kutsal kitabımız Kuran Kerim Yunus suresinin 100. Ayetinde; Hiçbir şahıs için Allah Teala’nın izni olmaksızın iman etmek mümkün değildir. Ve murdarlığı, akıllıca düşünmez kimselerin üzerine kılar. Evet!. Hiçbir şahıs için Allah Teâlâ’nın izni ve iradesi, takdiri olmaksızın hiçbir vakit iman etmesi mümkün değildir. Yani hiç bir kimse, kabiliyeti olmayan bir şahsı zoru zoruna hakiki bir şekilde iman şerefine kavuşturmuş olamaz. Ancak Cenabı Hak, iradesini, ihtiyarını güzelce kullanan hangi bir kulunu imana muvaffak kılar. Ve O Hikmet Sahibi Yüce Yaratıcı, murdarlığı, azabı ve hakarete sebep olan herhangi bir zelilliği akıllıca düşünmez, Cenabı-ı Hakkın kendisine verdiği aklı, fikri ve irade kuvvetini güzelce kullanmayarak,  ihtiyarını küfür ve isyan yönüne sarf eden kimselerin üzerine kılar! Onları hidayetten mahrum bırakır ve onları ebedi azaplara uğratır, layık oldukları cezalara kavuşturur. İşte bu imtihan aleminin gereği budur, ikaz ve uyarılarda bulunmaktadır!
 

Yayınlayan

ahmetunver

Ahmet Ünver; İletişim Uzmanı; İletişim, Kurumsal İletişim, Halkla İlişkiler, Reklam, Marka, Marka Yönetimi, Marka İletişimi, Kurumsal İtibar, Kurumsal İtibar Yönetimi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.