Türk Devleti ve Milleti Olmadan Olmaz!

Dünyanın çok önemli araştırmacı ve tarihçilerinin ifadelerine göre, Dünya ve insanlık tarihinden, Türk milleti ve Türkleri çıkardığımız zaman geriye tarih adına hiçbir şey kalmayacaktır. Bugün yine aynı tarihteki sıkıntılar, değişim, dönüşüm ve yeni bir dünya sistematiğinin kurulmakta olduğu çok sancılı günlerden geçmekteyiz! Tabii ki değişim, dönüşüm ve özellikle de yeni bir dünya düzeni elbette sancılı olacaktır; Her doğum sancılı olduğu gibi! Dünya tarihine kabaca baktığımızda, devletler ve insanlık zaviyesinden, her yüz yılda büyük dönüşüm, değişimler ve yeni dizaynlarına şahit olmaktayız! Bu değişim ve dönüşümü çok iyi okuyan, stratejik ve taktik tedbirlerini de alan devlet ve milletler devamlılıklarını ancak  sürdürülebilir bir konum ve durumda olmuşlardır! Türk Devleti ve asil Türk Milleti tam da bu konum ve durumdadır! Aksi halde dünya hegemonyal sistemde sadece kontrol edilebilir ve yönetilebilir bir durumda kalırsınız! Türk devleti ve asil Türk milleti günümüzde yaşanmakta olan bu çok sancılı büyük değişim, büyük paylaşım, büyük plan, dönüşümün ve yenidünya düzeninin tam da ana merkezi, karargahı  ve katalizörü bir durumdadır! Devlet ve millet olarak son dönemde yaşamakta olduğumuz sosyal ve ekonomik krizler, bu konumumuzun ötelenmesi, örselenmesi, denetlenebilir bir konuma gelebilmesi veya tamamen yok edilmeye çalışılmasından kaynaklanmaktadır!

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 73. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısında; BM Güvenlik Konseyi, veto hakkına sahip 5 üyenin çıkarlarına hizmet eden, zulümlere seyirci kalan bir yapıya bürünmüştür. Onun için ‘Dünya 5’ten büyüktür’ derken insanlığın ortak vicdanının sesi olduğumuza inanıyoruz. Zira artık dünya, İkinci Dünya Savaşı sonrasının şartlarında değil. Burada 194 ülkeden temsilciler var. Niçin bu 194 ülkenin tamamı da Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde temsil eden durumuna gelmesin? Sadece 5 üye, diğerleri maalesef geçici, onların da orada hiçbir inisiyatifi yok. Dünyanın düzenini sağlayacak olan adalettir. Her şeyden önce bizim anlayışımıza göre dünyanın düzenini, kurtuluşunu ve mutluluğunu sağlayacak olan adalettir. Gelin, BM’yi adalet beklentisinin sözcüsü ve uygulayıcısı haline getirelim. Anadolu’nun ortasındaki Konya’dan yaktığı ışıkla tüm dünyadaki gönülleri aydınlatan Hazreti Mevlana, adaleti, ‘Bir şeyi yerli yerine koymak’ yani hakkı sahibine vermek olarak tanımlıyor. Gelin, bu dünyada her şeyin yerli yerine konulmasını sağlamak için Birleşmiş Milletleri insanlığın adalet beklentisinin sözcüsü ve uygulayıcısı haline getirelim. Gelin, ezilene kalkan olacak, aç ve açıkta kalana el uzatacak, gelecek nesillere umut aşılayacak bir küresel yönetim sistemi kuralım. Çünkü yine Hazreti Mevlana’ya göre zalim, üzerine düşen görevleri yerine getirmeyen kişidir. Birleşmiş Milletleri zulmün değil adaletin kaynağı haline getirmek istiyorsak, üzerimize düşen görevlere daha sıkı sarılmalıyız, şeklindeki vurguları ve konuşmalarının, kurulmakta olan yenidünya düzeni çerçevesinden, Türk Devleti ve Türk milletinin kadim tarihi medeniyet kodları olan Adalet ve Hakkaniyet esaslı duruşunun insanlığın geleceği ve dünyamızın da huzur ve refahı için çok önemli ve acil bir durumda olduğuna müşahit olmaktayız, kanaatini taşıyorum.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 73. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantısındaki konuşmalarının devamında, Dünyadaki ülkelerin pek çoğunun bünyesindeki radikal grupları ihraç ettikleri bir yer haline dönüşen Suriye’deki gelişmeler karşısında Türk Devleti olarak aktif bir tutum içindeyiz. Gerek Cenevre ve Astana süreçlerine verdiğimiz destekle, gerekse sahada oluşturmayı sürdürdüğümüz güvenli bölgeler aracılığıyla, Suriye’nin yeniden huzurlu bir yer haline gelmesini sağlamaya çalışıyoruz. Terör örgütlerine karşı ilkeli bir yaklaşım sergilenmesini istiyoruz. Taktik çıkarları uğruna teröristleri on binlerce tır ve binlerce kargo uçağı silahla donatanlar, gelecekte bunun acısını mutlaka çekeceklerdir. Bir yandan terör örgütlerini desteklemek, bir yandan kapıları mültecilere kapatmak, bunun tüm yükünü de Türkiye gibi birkaç ülkeye yüklemek, kimsenin geleceğini daha güvenli ve daha müreffeh yapamaz. Tam tersine bu şekilde ötelenen sorunlar, bir süre sonra artık mevcut tedbirlerle üstesinden gelinemeyecek boyuta ulaşır. Unutmayınız, dünyanın her yerinde asgari bir huzur ve refah düzeyi oluşturamazsak, hiç kimsenin kendi sınırları içinde güvenle yaşamayı sürdüremeyeceğini bilmeliyiz. Dünya İnsanlığı için, merhametin, vicdanın, hukukun, adaletin, hakkaniyetin ve umudun kaybolduğu bir dünya düzeni kadar büyük bir tehlike yoktur. Şu anda hep birlikte böyle bir tehlike ile karşı karşıyayız, şeklindeki uzayıp giden konuşmaları ve vurgularının, dünya insanlığı huzur ve refah içinde yaşamak istiyorsa, taktik çıkarlar uğruna, terör ve terörist ihraç ettikleri ülke ve bölgelerdeki yer altı ve yer sütü zenginliklerine sadece konuşlanmak ve sömürmek hedefleri ile ülkelerinde hiçbir zaman huzur ve refaha erişemeyeceklerinin bilinmesi, idrak edilmesi ve buna göre yen bir dünya düzeni kurulması gerektiğini de düşünüyorum.

Günümüzde Türk devleti ve Türk Milleti, elbette ki döviz ve dolar kuru üzerinden bir sıkıntı ve özelikle de ekonomik bir daraltılmaya şahit olmaktayız. Küresel güçler ve finans çevreleri, tarihteki dünya düzenlerini de böyle kurmadılar mı? Sakin ve normal bir değişim ve dönüşüm tarihte görebilir miyiz? Tabii ki hayır! Bugün de kurulmakta olan yenidünya düzeninin ana karargâh merkezi ve sıklet noktası Türkiye olduğu için yaşadığımız sorunlar ve imtihan şartları biraz daha ağır olmaktadır! Peki, ne yapmalıyız? Türk devleti ve Türk milleti olarak biraz maddi ve ekonomik sıkıntı ve imtihan karşısında tarihi hedefler ve kızıl elma ülküsünden vaz mı gececeğiz? Asla! Tarihte yaptığımız gibi asil bir millet olmanın gereği olarak birbirimize daha çok kenetleneceğiz! Ticari olarak Türk milletini ekonomik sıkıntıya sokmak ve hatta sosyal patlama çıkarabilmek adına girişimlerde bulunan küresel güçler ve işbirlikçiler, ekonomiyi daraltan, ticarete yön vermekte olan monopol firmalara karşı, kendi insanımız, çalışanlarımız, komşumuz, arkadaşımız ve iş adamlarımıza destek olmalıyız! Alacaklarımızı biraz öteleyebilmeliyiz! Dikkat edelim; Tahsil edilmesin demiyoruz! Sadece biraz yardımcı olmak suretiyle geciktirebilmeliyiz! Hammadde ve yarı mamul satmamak suretiyle de ekonomiyi kilitlemek isteyen bazı firmalara karşı daha dik ve kararlı olmalıyız! Beyler, sakin ve sükûn olalım! Aç mezarı hiç yoktur! Kara gün de kararıp kalmayacaktır! Bugünlerin ardından aydınlık, refah ve müreffeh dolu günler çok yakındır! Sadece tarihte dedelerimiz ve ninelerimizin yaptığı gibi var olan dünyalıklarımızı ve ekmeğimizi diğer bir kardeşimizle bölüşmesini ve paylaşmasını bilelim! Türk demenin sadece mazlumun yanında olduğunu tarihin her anında gösterdiğimiz gibi bugün zor ve ekonomik olarak sıkıntılı bir durumda olan kendi insanımıza bir de biz vurmayalım, yanında olalım! Millet olarak bir olmak ve beraber olmak, kenetlenebilmek için her şeyi ama her şeyi bir fırsat bilelim ve değerlendirelim! Aksi halde dönüşü ve çıkışı olmayan bir yola girebiliriz! Aksi halde, Bölgemizdeki devlet ve vatanları parçalanan, yok edilen ve vatandaşlarının da hayatları karartılan milletler gibi olmayalım!

Yayınlayan

ahmetunver

Ahmet Ünver; İletişim Uzmanı; İletişim, Kurumsal İletişim, Halkla İlişkiler, Reklam, Marka, Marka Yönetimi, Marka İletişimi, Kurumsal İtibar, Kurumsal İtibar Yönetimi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.