İRAN, TESLİM Olacak mı? Ya da Olmalı Mı?

Küresel iki EKOL arasında, Dünya ve Bölgemizin Barış ve Huzuru, SOĞUK SAVAŞ benzeri Yeni bir DENGE – SİSTEM ve DÜZEN adına, konferanslar ve anlaşmalar silsilesi kurulamaz ise yandı gülüm keten helva demektir!


Peki, ABD – İsrail, İran saldırı ya da operasyonları, kim ya da kimlerin işine yaramaktadır? Bu saldırı ya da operasyonları kimler koordine etmektedir? Bu savaş kim ya da kimlerin savaşıdır?

Köşe yazılarımda sürekli ifade etmeye çalıştığım Küresel İKİ EKOL ve GÜÇ, bölgemizde, ÇIKARLARI – NÜFUZ ALANI ve HEGEMONYAL varlıklarının sürdürülebilirliği adına tepinmektedir!

ABD – İsrail, İran saldırıları, bölgemizde, 2. Dünya savaşı sonrasında kurulan müesses nizam ya da dengenin değişime uğrayacağının işaretlerini göstermektedir.

Peki, Küresel ve bölgemizde, nasıl bir düzen ve denge kurulacaktır?

Peki, kimler ve hangi güçler bölgeden tasfiye edilecektir? Ya da 2. dünya Savaşı akabinde kurulan denge ve sistem tamamen değişecek midir?

ABD – İsrail, İran saldırı ya da operasyonları ve ATEŞKES Görüşmelerini; HAKİM – Hegemon GÜÇ, Yükselen GÜCÜN, Petrol ihtiyacının büyük bir kısmını karşıladığı ülkeleri domino etmek, çerçevesinde okumak gerekir!

ABD – İsrail, İran saldırı ya da operasyonları ve ATEŞKES Görüşmelerini; HAKİM – Hegemon GÜÇ, HARD POWER çerçevesindeki KIRK HARAMİLER operasyonlarını, Yükselen GÜCÜ durdurma şeklinde okumak gerekir!

ABD – İsrail, İran saldırı ya da operasyonları ve ATEŞKES Görüşmelerini; HAKİM – Hegemon Güç, Yükselen gücü varlığına tehdit olarak algıladığından Yükselen güce yakın ülkelere ZÜCCACİYE dükkanına dalan FİL gibi okumak gerekir!

Peki, Uluslararası ya da Müesses Küresel sistem çerçevesinde, ATEŞKES ya da bir ANLAŞMA olmaz ise Hegemon Güç ile Yükselen Güç arasındaki Tukidides Tuzağı, DÜNYA SAVAŞI çıkar mı?

ABD – İsrail, İran saldırıları, dünya petrol sevkiyatının yüzde yirmi beşinin geçişinin sağlandığı, Hürmüz Boğazının kapanması ve Hürmüz Boğazı Krizinin tırmanması, kısa süreli de olsa ATEŞKES görüşmelerinin başlaması, ikinci dünya savaşı devam ederken, Japon İmparatoruna dayatılan Deklarasyon maddelerini hatırlattı.

Ateşkes süreci ve İran ile yapılan tüm görüşmelerde, Japon İmrapatoruna sunulan Postdam Deklarasyonu maddelerinde olduğu gibi İRAN’A da, KOŞULSUZ TESLİM olma şartları mı sunulmaktadır?

Sadece İRAN mı teslim olacaktır? İRAN’A destek olan ülkeler de TESLİM olmuş sayılacak mıdır?

Aksi halde ” NÜKLEER BOMBALAR ” ile İRAN diye bir ülkeyi DÜM DÜZ ederiz mi diyorlar?


Ya da Hürmüz Boğazından Asya bölgelerine giden PETROL sevkiyatını, kim ya da kimler KONTROL edecektir?

Pakistan’daki barış müzakerelerinden sonuç çıkmaması üzerine, ABD’nin Hürmüz Boğazı ablukası başladığını da not edelim! Peki, NEDEN?

İRAN’DAN ASYA ülkelerine giden PETROL tamamen KONTROL Altına alınmaya mı çalışılıyor?

Peki, ENERJİ ve TİCARET Koridorlarını kim ya da kimler KONTROL edecektir?

Peki, Japon İmparatoru ve elçiler ile Deklarasyon şartları üzerinde ki görüşmeler devam ederken Hiroşima ve Nagazaki, NEDEN bombalanmıştır?

Potsdam Deklarasyonu; Japonya’nın Teslim Olma Şartlarını Belirleyen, II. Dünya Savaşı sırasında tüm Japon silahlı kuvvetlerinin teslim olmasını talep eden bildiri.

26 Temmuz 1945 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Harry S. Truman, Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill ve Çin Devlet Başkanı Chiang Kai-shek, Potsdam Konferansı’nda, Japon İmparatorluğu’nun teslim olma şartlarını özetleyen belgeyi yayınladı.

Ültimatom niteliğindeki bildiri, Japonya’nın teslim olmaması durumunda, ” derhal ve tamamen yok edilme ile ” karşı karşıya kalacağı belirtilmiştir.

Konferansın başında, Amerika Birleşik Devletleri heyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Sovyetler Birliği ve Çin hükümet başkanlarından Japonya’nın koşulsuz teslimiyetini talep eden bir bildiriyi değerlendirmiştir.

Potsdam Bildirisi Şartları

1 -) Japon halkını dünya fethine sürükleyerek aldatan ve yanıltanların otorite ve etkisinin sonsuza dek ortadan kaldırılması.

2 -) Müttefikler tarafından belirlenecek Japon topraklarındaki noktaların işgali.

3 -) Kahire Deklarasyonu şartları yerine getirilecek ve Japon egemenliği Honshu Hokkaido, Kyushu , Shikoku adaları ve belirleyeceğimiz diğer küçük adalarla sınırlı olacaktır.

Kahire konferansı, II. Dünya Savaşı sonrası Uzak Doğu’daki gelişmeleri değerlendirmek amacıyla Roosevelt, Churchill ve Çan Kay Şek arasında; 22-26 Kasım 1943 tarihleri arasında Kahire’de yapılan toplantı.

Tahran Konferansı, 28 Kasım – 1 Aralık 1943 tarihleri ​​arasında, İran’ın Tahran kentinde, ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt , İngiliz Başbakanı Winston Churchill ve Sovyet Başbakanı Joseph Stalin arasında gerçekleşen bir görüşme.

Konferans sırasında üç lider, Almanya ve Japonya’ya karşı askeri stratejilerini koordine ettikleri. II. Dünya Savaşı sonrası döneme ilişkin bir dizi önemli karar aldıkları ifade edilmektedir.

4 -) Japon askeri güçlerinin tamamen silahsızlandırıldıktan sonra, barışçıl ve verimli bir yaşam sürme fırsatı bularak evlerine dönmelerine izin verilecektir.

5 -) Japonların bir ırk olarak köleleştirilmesini veya bir ulus olarak yok edilmesini amaçlamıyoruz ancak esirlerimize zulüm edenler de dahil olmak üzere tüm savaş suçlularına sert bir adalet uygulanacaktır.

Potsdam Bildirisi; Japon hükümeti, Japon halkı arasında demokratik eğilimlerin canlanması ve güçlenmesinin önündeki tüm engelleri kaldıracaktır. Konuşma , din ve düşünce özgürlüğü ile temel insan haklarına saygı tesis edilecektir.

Japonya’nın ekonomisini destekleyecek ve adil ayni tazminatların tahsilini sağlayacak sanayileri sürdürmesine izin verilecek ancak savaş için yeniden silahlanmasını sağlayacak sanayilere izin verilmeyecektir.

Bu amaçla, hammaddelere erişime izin verilecek ancak hammaddelerin kontrolüne izin verilmeyecektir. Japonya’nın nihayetinde dünya ticaret ilişkilerine katılımına izin verilecektir.

Bu hedeflere ulaşıldığı ve Japon halkının özgürce ifade ettiği iradesine uygun olarak barışçıl ve sorumlu bir hükümet kurulduğu anda Müttefik işgal güçleri Japonya’dan çekilecektir.

Japon hükümeti, tüm Japon silahlı kuvvetlerinin koşulsuz teslimiyetini derhal ilan etmeye ve bu eylemde iyi niyetlerine dair uygun ve yeterli güvenceler vermeye çağırıyoruz.

Aksi halde, Japonya için alternatif, derhal ve tamamen yok edilmektir!

Derhal ve tamamen imha maddesi, konferansın açılışından bir gün önce, 16 Temmuz 1945 tarihinde, New Mexico’da başarıyla test edilen atom bombasının Amerikan egemenliğine dair örtülü bir uyarı olarak yorumlanmıştır.

Çin Cumhuriyeti; İmparatorluk Japon Ordusu ve ona bağlı Kwantung Ordusu’nun Mançurya da dahil olmak üzere tüm Çin topraklarından derhal çekilmesini.

Potsdam Deklarasyonu, kısmen Çin’in Japonya’nın Çin’den tamamen çekilmesi beklentisini açıkça belirtmek için yayınlanmıştır.

Birleşik Krallık; 1941-42 yıllarında Japon ilerlemesi nedeniyle Güneydoğu Asya ve Çin’deki topraklarının kontrolünü kaybetmiştir. Bunlar arasında Singapur , Malaya , Kuzey Borneo , Hong Kong ve diğerleri yer alıyor.

İngiliz hükümetinin temel motivasyonlarından biri, savaş öncesi topraklarında kontrolü yeniden sağlamak ve özellikle Burma’daki Hint cephesinde Japon savaş çabalarına derhal son vermektir.

Amerika Birleşik Devletleri; Japonya’nın yenilgisinden sonra kendisi için azami stratejik hareket alanını korumayı. Amerikan hükümeti geçmişte barışın ön koşulu olarak Japonya’nın koşulsuz teslimiyetini talep etmiştir. Asya’nın geri kalanında, Amerikan hükümetinin hedefleri, Japon İmparatorluğu’nun denizaşırı topraklarının tamamen geri çekilmesinin yanı sıra, Sovyetler Birliği’nin desteği ve himayesiyle komünistlerin Doğu Asya ve Güneydoğu Asya’da nüfuzlarını genişletmelerini önlemektir.

Hiroşima’nın bombalanmasının ardından Japon haber ajansları tarafından yayınlanan geniş çaplı bir konuşmada Truman: Japonya’nın Potsdam Deklarasyonu’nun şartlarını kabul etmemesi durumunda, ” dünyada daha önce hiç görülmemiş bir yıkım yağmuru bekleyebileceği ” uyarısında bulunmuştur.

Amerika Birleşik Devletleri; II. Dünya Savaşı’nın son aşamasında, 6 Ağustos 1945 Pazartesi günü, Hiroşima’ya ve 9 Ağustos 1945 Perşembe günü, Nagazaki’ye, Plütonyum-239 tipi atom bombası saldırısı gerçekleştirmiştir.

Bu iki saldırı, dünya tarihinde, askerî nitelikte gerçekleştirilen ilk ve tek nükleer saldırılardır.

Japonya İmparatoru, 2 Eylül 1945 tarihinde, USS Missouri gemisinde, teslimiyet belgelerinin imzalanmasıyla sonuçlanan Potsdam Deklarasyonu’nu kabul ettiğini açıklamıştır.

YÜKSELEN GÜÇ ÇİN, 15. BEŞ YILLIK PLAN Taslağı!.

Çin; 15. Beş Yıllık Plan taslağını, Dünya Siyaseti ya da Uluslararası Sisteme; YENİ bir DÖNEM – DÜZEN – DEVİR ve SİSTEM, çerçevesinde okumak gerekir!


ABD -İsrail, İran saldırılarını da, Çin, 15. Beş Yıllık Plan taslağı çerçevesinde okumak gerekir!
Çin; YUMUŞAK GÜÇ çerçevesinde, DİPLOMASİ ve EKONOMİK Yaptırımlar sergilemek suretiyle, Bölgesel ya da bir Dünya Savaşına mahal vermemeye çalışmaktadır.

HAKİM – Hegemon GÜÇ, Yükselen GÜCÜN, Petrol ihtiyacının büyük bir kısmını karşıladığı, Venezuela ve İran operasyonlarını, Çin, 15. Beş Yıllık Plan taslağı çerçevesinde okumak gerekir!

HAKİM – Hegemon GÜÇ, HARD POWER çerçevesinde, KIRK HARAMİLER operasyonlarını, Çin, 15. Beş Yıllık Plan taslağı çerçevesinde okumak gerekir!

HAKİM – Hegemon Güç, Yükselen gücü varlığına tehdit olarak algıladığından kaynaklı, ZÜCCACİYE dükkanına dalan FİL gibi her yere saldırmakta ve dağıtmaktadır!

HAKİM – Hegemon Güç, Yükselen gücü varlığına tehdit olarak algıladığından kaynaklı, ZÜCCACİYE dükkanına dalan FİL gibi DAĞITMADIĞI – YAKMADIĞI ve YIKMADIĞI ÜLKE kalmayacak gibi!

Peki, Uluslararası ya da Müesses Küresel sistem çerçevesinde, Var olan Hegemon Güç ile Yükselen Güç arasında, Tukidides Tuzağı var olur mu?

Var olan Hegemon Güç ile Yükselen Güç arasındaki Tukidides Tuzağı, DÜNYA ya da BÖLGESEL bir SAVAŞA sebebiyet verir mi?

Peki, Var olan Hegemıon Güç ile Yükselen Güç arasındaki, İRAN üzerinden yürütülen Tukidides Tuzağı, DÜNYA ya da BÖLGESEL bir SAVAŞI çıkar mı?

ABD – İSRAİL, İRAN saldırılarını, Var olan Hegemıon Güç ile Yükselen Güç arasındaki Tukidides Tuzağı çerçevesinde okumak gerekir mi?

Çin; Çin Ulusal Halk Kongresinde, 15. Beş Yıllık Plan taslağını açıklamıştır.

15. Beş Yıllık Plan, yalnızca bir ülkenin gelecek beş yıllık ekonomik gelişim yönünü belirleyen sıradan bir belge değildir.

21. yüzyıldaki küresel rekabetin doğasını, özellikle de, Çin ile ABD ( Var olan HAKİM – HEGEMON GÜÇ ile YÜKSELEN GÜÇ ) arasındaki stratejik rekabetin yeni bir boyuta taşındığını gösteren stratejik bir manifesto niteliği taşımaktadır.


1 -) Ekonomik Hedefler ve Yapısal Değişimler

15. Beş Yıllık Plan’da öne çıkan en belirgin ekonomik özellik, hükümetin ekonomik büyüme hızından ziyade büyümenin kalitesine önem vermesidir. 2026 yılı için belirlenen Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) büyüme hedefi % 4.5 ile % 5 arasında tutulmuştur.


Çin ekonomisinin karşı karşıya kaldığı yapısal baskıların gerçekçi bir şekilde kabul edildiğinin göstergesidir.

Ekonomik yapıyı ayarlamadaki bir diğer önemli tema, iç talebi ve tüketimi genişletmektir. Çin hükümeti, hanehalkı tüketiminin ülke ekonomisindeki payını mevcut % 40 seviyelerinden 2030 yılına kadar % 45’e çıkarmayı hedeflenmektedir. Tüketimi ekonominin ana itici gücü haline getirme fikri, daha acil bir görev olarak gündeme gelmiştir.

Çin liderliği Batı tarzı bir “refah devleti” kurmaktan hala kaçınmaktadır. Doğrudan para dağıtarak tüketimi canlandırmak yerine, üretici güçleri artırarak ve yüksek ücretli sektörler yaratarak halkın gelirini yükseltmeyi hedeflemektedirler.

Çin’in sosyal refah politikasının özünde üretim yapısına bağlı olduğunu açıklamaktadır.

Kentleşme gelişimi, ekonomik planın önemli bir parçası olmaya devam etmiş ve 2030 yılına kadar kentleşme oranını % 70’e çıkarma hedefi belirlenmiştir. Kent ve kır arasındaki farkı daraltmak için hükümet, kırsal nüfusa şehirlerde nüfus kaydı alma ve temel kamu hizmetlerinden eşit şekilde yararlanma hakkını genişleteceğini bildirmiştir.

İstihdam sorunu, özellikle gençlerin ve üniversite mezunlarının işsizliğinin çözülmesi, planın en acil noktalarından biridir. Planda her yıl şehir ve kasabalarda 12 milyon yeni istihdam yaratılması ve işsizlik oranının % 5.5 civarında tutulması öngörülmüştür.

Her yıl yaklaşık 12 milyon üniversite mezununun topluma katılması, hükümet üzerinde devasa bir baskı yaratmaktadır.

2 -) Bilim ve Teknolojide Kendine Yetme ve “Yeni Kaliteli Üretici Güçler”

15. Beş Yıllık Plan, Çin’in teknoloji stratejisinde bir dönüm noktası sayılmaktadır.Önceki planlarda “inovasyon” ilk sıraya konulmuşken, bu planda sıralama değiştirilmiş ve “gelişmiş imalata dayalı modern sanayi sisteminin inşası” ilk sıraya yükselmiştir.


Çin’in odak noktası salt teknoloji icat etmekten, bu teknolojileri sanayiye uygulayarak reel ekonomik faydaya ve stratejik avantaja dönüştürmeye kaymıştır.

Çin lideri Xi Jinping’in ortaya attığı “Yeni Kaliteli Üretici Güçler”. Bu terim, geleneksel ucuz iş gücü ve büyük miktarda yatırıma dayalı büyüme modelinden vazgeçerek; yapay zeka, büyük veri ve bulut bilişim gibi ileri teknolojileri kullanarak kapsamlı verimliliği artırmayı ifade etmektedir.

Bilim ve teknolojiye yapılan yatırımlar artırılmaya devam edecektir. Hükümet, Araştırma ve Geliştirme ( Ar-Ge ) harcamalarını her yıl ortalama % 7’den fazla artırmayı planlamaktadır. Önceki beş yıllık plandaki % 10’luk orandan düşük olsa da, yatırımın kalitesi ve temel araştırmalara ayrılan pay büyük ölçüde yükseltilecektir.

Plandaki en dikkat çekici yeniliklerden biri “Yapay Zeka Artı” (AI+) girişimidir. Çin, sadece yapay zeka modelleri araştırmakla yetinmeyip, bunu imalat, enerji, finans, sağlık ve devlet yönetimi alanlarına entegre etmeyi amaçlamaktadır.


ABD’nin yüksek teknoloji, özellikle yarı iletkenler (çip) ve yapay zeka alanındaki ihracat kısıtlamaları, Çin’in bu planının bir diğer temel itici gücüdür.

Çin, 15. Beş Yıllık Plan’da yarı iletkenler, endüstriyel ana makineler (yüksek hassasiyetli takım tezgahları) ve biyolojik imalat gibi hassas alanlarda “olağanüstü tedbirler” alarak, dışa bağımlı olmayan bağımsız bir tedarik zinciri kurmayı kesin bir hedef olarak belirlemiştir.

Çin, “yeni tip bütünsel ulusal sistemi teşvik etmektedir. Bu sistem, hükümetin sermaye fonlarını kullanarak yeni gelişen işletmeleri desteklemesini ve aynı zamanda stratejik açıdan önemli projelerde kaynakların merkezi olarak tahsis edilmesini içermektedir.


Bilim ve teknoloji alanındaki gelişim sadece donanım ve yazılımlarda değil, aynı zamanda bilgi ve veri yönetimi mekanizmalarında da görülmektedir.


Planda yeni ortaya konulan “Dijital Çin Girişimi” ile verilerin bir üretim faktörü olarak rolü pekiştirilmiş ve ulusal düzeyde birleşik bir bilgi işlem gücü ağının kurulması vurgulanmıştır. Dijital ekonominin GSYİH içindeki payını % 12.5’e çıkarma hedefi, bunun tipik bir yansımasıdır.

Yüksek teknoloji yeteneklerini ( nitelikli personeli ) geliştirmek ve elde tutmak, bu stratejilerin güvencesi olarak devletin en üst düzey hedefleri arasına yükseltilmiştir.


Eğitim, bilim-teknoloji ve insan kaynaklarının entegre bir şekilde geliştirilmesi planlanmış olup, hükümet dünya çapında etkiye sahip araştırma merkezleri kurmayı hedeflemektedir.


3 -) Yeşil Kalkınma ve Enerji Güvenliği


“Güzel Çin” inşası ve yeşil kalkınma, 15. Beş Yıllık Plan’ın ayrılmaz bir parçası olarak belirlenmiştir.


Çin, 2030 yılına kadar karbon emisyonlarını zirveye ulaştırma ( karbon zirvesi ) ve 2060 yılına kadar karbon nötrlüğünü sağlama taahhüdüne bağlı kalacağını bir kez daha ilan etmiştir.

2026 ile 2030 yılları arasında Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) birimi başına düşen karbondioksit emisyonunu toplamda % 17 oranında azaltma ve temel enerji tüketiminde fosil yakıt dışı enerjinin (yenilenebilir enerji) payını % 21.7’ye çıkarma hedeflenmiştir.

Çin, kendi yeşil hayalleri ile gerçekteki “kömüre bağımlılık” gerçeği arasındaki karmaşık ilişkiyle yüzleşmektedir. Karbon hedefleri kesin olsa da, enerji güvenliği açısından Çin hala kömürü kendi “güvenilir rezervi” olarak görmektedir.

Çin hükümeti, temiz enerjiye geçiş hızını kontrol ederek fosil kaynakları yavaş ve ölçülü bir şekilde azaltmayı vurgulamaktadır. Yani kalkınma planında iklim politikası ile ulusal güvenlik iç içe geçmiştir.

Yeşil enerji endüstrisi, yani güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, bataryalar ve yeni enerjili araçlar (EV), Çin’in sanayi dönüşümünü ve dünya pazarındaki avantajını vurgulayan kilit alanlar haline gelmiştir.

Çin bu alanda dünya çapında ön sıralarda yer almaktadır ve 15. Beş Yıllık Plan döneminde bu teknolojileri küresel ölçekte bir standart haline getirmeyi ummaktadır. Bununla birlikte, bu alanlardaki aşırı kapasite sorunu da yurt içi ve uluslararası pazarlarda yeni rekabetler doğurmaktadır.

Elektrik şebekesini modernleştirmek için 2026’dan 2030’a kadar 15’ten fazla ultra yüksek gerilimli enerji nakil hattı inşa etmesi planlanmakta; batıdaki çöllerden üretilen yeşil elektriği doğudaki gelişmiş şehirlere iletme kapasitesini % 35 oranında artıracaktır.

Çin’in yeşil kalkınma planı, ülkenin uluslararası iklim değişikliği taahhütlerini yerine getirmesi ile ulusal güvenliğini ve rekabet gücünü artırmasını son derece ince ve karmaşık bir şekilde harmanlamıştır.

Yeşil teknolojiyi Çin’in ekonomik ve siyasi nüfuzunu dünyaya yaymada temel araç haline getirmeyi amaçlamaktadır.

4 -) Dış Politika ve Küresel Nüfuz

Çin’in 15. Beş Yıllık Planı, ülkenin diplomasisi ve dış politikasında dünyaya yönelik özgüveninin büyük ölçüde arttığını ortaya koymuştur. 14. Beş Yıllık Plan’da Çin, küresel yönetişim sistemine “aktif olarak katılmayı” vurgularken, bu belgede uluslararası düzeni daha adil ve makul bir yöne doğru “yönlendirmeyi” açıkça ortaya koymuştur.


Bu söylem değişikliği, özünde Batılı ülkelerin liderliğindeki dünya düzeninin yerine, Çin’in öncülük ettiği yeni bir sistem inşa etme arzusunun bir tezahürüdür.

Bu stratejinin merkezi ekseni, Xi Jinping öne sürdüğü “İnsanlık İçin Ortak Kader Topluluğu” inşa etme fikridir.

Çin, Küresel Kalkınma İnisiyatifi, Küresel Güvenlik İnisiyatifi ve Küresel Medeniyet İnisiyatifi, ABD ve Avrupa’nın değerlerini teşvik eden evrensel kalıplara karşı çıkmaktadır.

“Kuşak ve Yol” stratejisi, Çin’in dış politikasının temel bir parçası olsa da, 15. Beş Yıllık Plan’da biçiminin değişeceği öngörülmektedir. Geçmişteki devasa ölçekli ve yüksek riskli projelerin yerini, artık “küçük ama güzel” olan halkın yaşam standartlarına yönelik projeler, yeşil kalkınma ve dijital ekonomi projeleri alacaktır.

Çin, ABD ile olan jeopolitik gerilimler nedeniyle uğradığı zararı telafi etmek için dünyanın güney bölgeleriyle, yani “Küresel Güney” ( Afrika, Güney Amerika, Güneydoğu Asya ) ülkeleriyle olan ilişkilerini daha da derinleştirecektir.

ABD pazarındaki ihracat hacminin düşmesine rağmen Çin, 2025 yılında dünyanın diğer bölgelerine yaptığı ihracatı gözle görülür şekilde artırmış. Çin, bu ülkelerle işbirliği yaparak Batı’nın pazarlarına bağımlı kalmaktan kurtulmayı hedeflemektedir.

Çin’in uluslararası yaptırımlara karşı koymak için ihracat kontrolleri dahil kendi ekonomik ve yasal tedbirlerini uygulamada daha sert olacağının habercisidir.

ABD dolarının hakimiyetinden ve olası Batılı finansal yaptırımlardan kendini korumak için Çin, kendine ait ve riskleri kontrol edilebilir olan sınır ötesi RMB ödeme sistemini daha da mükemmelleştirecek ve yaygınlaştıracaktır.

Çin, kendi yumuşak gücünü ( Soft Power ) artırma konusuna daha ciddiyetle yaklaşmaktadır. Planda ilk kez “ Çin kültürünün etkisini artırma ve genişletme ” kavramı özel bir başlık olarak eklenmiş olup; bu, uluslararası iletişim mekanizmasını iyileştirmeyi, bölgesel araştırmaları derinleştirmeyi ve aynı zamanda dünya halklarının kalbinde resmi medya araçları ve yenilikçi yöntemler ( yapay zeka ve sosyal medya ) aracılığıyla Çin’in uluslararası imajını güzelleştirmeyi ifade etmektedir.

5 -) İç Politika ve Ulusal Güvenlik

15. Beş Yıllık Plan’da, Çin’in içyapısındaki en temel sorunlardan biri olarak “içe kıvrılmayı ” (İçe çöküş, yani amaçsız ve zararlı rekabeti) kontrol altına almak öne sürülmüştür.


Yerel hükümetlerin körü körüne yüksek teknoloji markalarının peşinden koşması ve temelsiz bir şekilde yeni fabrika ve işletmeler kurarak ürün fiyatlarını dibe çekmesi (kapasite fazlası krizi), inovasyonun doğasını bozduğu düşünülmektedir.


Merkez yönetim, bu tür yerel korumacılığı ortadan kaldırarak ve vergi, satın alma gibi alanlarda yeni yapısal reformlar gerçekleştirerek rekabetin kalitesini artırmayı temel hedef belirlemiştir.


Yerel hükümetlerin borç krizi, ekonomik ve iç istikrara ciddi bir tehdit oluşturmaktadır ve hükümet bu sorunu çözmek zorunda kalmaktadır.

Merkezi hükümet yerel borçlar için geniş çaplı bir “kurtarma” yapmaktan kaçınsa da, yerel borç yapısını ayarlamaya ve borç hacmini kontrol etmeye yönelik mekanizmalar, 15. Beş Yıllık Plan’ın makroekonomik istikrarı için son derece zorunlu bir şart haline gelmiştir.

Merkez, kaynakları ve projeleri onaylama ve yönlendirme yetkisini daha da merkezileştirmektedir.

Ulusal güvenliği güçlendirmek, iç politikadaki bir diğer belirgin tema olup; yurt içi ve yurt dışındaki olası “en kötü senaryolara” karşı koyma gücünü artırma talebi dile getirilmiştir.

Çin, sosyal kontrolü güçlendirmeyi, kamu yönetimi kapasitesini modernleştirmeyi ve halkı gözetleme eğilimini yapay zeka teknolojisiyle koordine etmeyi içermektedir.

2027 yılı, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun kuruluşunun 100. yıldönümüne denk gelmektedir ve 15. Beş Yıllık Plan’da bu 100 yıllık mücadele hedefini gerçekleştirmek vurgulanmıştır.

Çin hükümeti, Ulusal Halk Kongresi’nde ulusal savunma bütçesini istikrarlı bir şekilde yaklaşık % 7 oranında artırmaya karar vermiştir.


Ekonomik büyüme hızının yavaşladığı bir ortamda bile askeri harcamaların yüksek oranda artmaya devam etmesi, Çin’in küresel ve bölgesel güvenlik rekabetindeki kararlılığını göstermektedir.

İnsansız hava aracı sistemleri, yapay zeka savaş güçleri ve siber bilgi harekatlarını merkeze alan yeni tip silahlara yapılacak yatırımlar artırılacaktır.


Çin ordusunun geleneksel insan gücü üstünlüğünden teknolojik ve akıllı sistemler üstünlüğüne dönüşmekte olduğunun bir işareti olup, bölgesel askeri duruma daha büyük bir baskı getirebilir.

Hükümet içinde kadro rotasyon mekanizmasının daha sıkı uygulanacağı ilan edilmiştir. Planda, yenilik yapamayan veya görevini yerine getiremeyen yetkililerin “rütbelerinin düşürüleceği” yönünde net sinyaller verilmiştir.


Merkeze sadık, uygulama gücü yüksek, teknolojik ve ekonomik becerileri eşit düzeyde gelişmiş bir idari kadro yaratılması hedeflenmektedir.


Tayvan, Hong Kong ve Makao meselesinde 15. Beş Yıllık Plan, “Bir Ülke, İki Sistem” politikasını sadakatle uygulamayı, ancak onların Çin ana karasına olan ekonomik ve siyasi bağlarını daha da güçlendirmeyi teşvik etmektedir.


Tayvan meselesinde “Tayvan bağımsızlığını” savunanlara karşı mücadeleyi güçlendirme ve dış güçlerin müdahalesine karşı koyma, aynı zamanda iki yaka arasındaki ekonomik entegrasyonu derinleştirme vurgulanmıştır.

1 -) 26 Ocak 2926 Tarihli KÖŞE YAZIM; Uluslararası Sitem de; Tukidides Tuzağı!.

2 -) 11 Mart 2026 Tarihli KÖŞE YAZIM; Hakim GÜÇ ve YÜKSELEN GÜÇ SAVAŞLARI!

HEGEMON – Hakim GÜÇ ve YÜKSELEN GÜÇ SAVAŞLARI!

Uluslararası sistemde; Yükselen Güç Çin, sistem içerisinde, artan ekonomik, siyasi ve askeri güç bileşenlerinin kültürel güç bileşenler ile desteklenmesi, hegemon var olan Hakim güç ABD karşısında, rakip ülke olma yönündeki iddiaları güçlendirmektedir.

Peki, Var olan HAKİM – Hegemon bir GÜÇ olarak ABD, Yükselen GÜÇ ÇİN karşısında, neler yapmaktadır?

Çin, sistem içerisinde daha ciddi bir rakip haline gelmesinde, ABD’nin gücünde yaşanan değişim önemli bir rol oynamaktadır.

ABD ile Çin arasında yaşanan rekabetin nedeni, güç kapasitelerinde yaşanan değişimden kaynaklanmaktadır.

Peki, ABD ve ÇİN arasında, güç kapasitesinde ki değişimden kaynaklanan rekabet, Bölgesel ya da bir Dünya Savaşına yol açabilir mi?

Çin, her dönemde olduğu, SICAK bir SAVAŞA girmeden, YUMUŞAK GÜÇ çerçevesinde, DİPLOMASİ ve EKONOMİK Yaptırımlar sergilemek suretiyle, Bölgesel ya da bir Dünya Savaşına mahal vermemeye mi çalışmaktadır?

ABD’nin Venezuela’da bir operasyona girişmesi ve İRAN saldırıları nasıl okumak gerekir?
Var olan HAKİM – Hegemon bir GÜÇ ile Yükselen Güç arasındaki savaş ya da mücadelenin yansımaları olarak okumak gerekir mi?

Yükselen bir GÜÇ olarak ÇİN; Petrol ihtiyacının büyük bir kısmını, Venezuela ve İran’dan karşılamaktadır.

Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD; bu iki ülkeye müdahale etmek suretiyle, Yükselen GÜÇ ÇİN’İN hayat damarlarını kesmeye çalışmaktadır!

Peki, Yükselen GÜÇ Çİn, Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD tarafından HAYAT damarları kesilmeye çalışılırken, NELER yapmaktadır? Eli kolu ağlı beklemekte midir?

Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD; Çin ekonomisinin ihtiyacı olan Petrole kolay bir şekilde ve ucuz fiyattan erişmesini engellemek adına her yolu denemektedir.

Köşeye sıkışmış bir durumdaki Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD; VARLIĞINA TEHDİT olarak algıladığı, Yükselen GÜÇ Çin’i durdurabilmek adına, her yola başvurmaktadır.

Peki, Yükselen GÜÇ Çin’in bir cevabı olacak mıdır?

SERT GÜÇ – HARD POWER, KIRK HARAMİLER askeri ve silahlı her türlü operasyonlara girişmektedir?

Yükselen GÜÇ, kazan – kazan ilkesi çerçevesinde, hem YUMUŞAK GÜÇ ve hem de AKILLI GÜÇ uygulamalarına şahit olmaktayız.

Uluslararası sistemde, HAKİM – Hegemon var olan bir GÜÇ ile Yükselen bir GÜÇ, ulusal ÇIKARLARI çerçevesinden YÖNTEM farklılığı bulunmaktadır!

Var olan HAKİM – Hegemon güç, Yükselen gücü varlığına tehdit olarak algıladığından kaynaklı, CAMCI dükkanına dalan FİL gibi her yeri dağıtmaktadır!

Peki, Var olan HAKİM – Hegemon güç, nerede ve ne zaman duracak ya da durdurulacaktır?

Ya da CAMCI Dükkanına dalan FİL gibi DAĞITMADIĞI – YIKMADIĞI ülke kalmayacak mı?

  • Dış politikada, ülkeler için var olmak, ulusal ve ekonomi güvenliği, itibar ve prestij, tüm bunların geneli olarak da ulusal çıkara sahip olabilmek için gereken şey, kabaca güçtür.

Güç; kapasite, etki, amaç ve amaca ulaşmada ki bir araçtır. Güç caydırıcılık veya bağ oluşturmak gibi amaçlar doğrultusunda kullanılabilir.

Kullanım şekli ne olursa olsun amaç; karşı ülke yönetimi ve halkının davranışlarında istenilen yönde değişiklik yapmaktır. Askeri güç kullanmak ve ekonomik yaptırımlarda bulunmak gibi.

  • Dış politikada etkin olarak kullanılan gücü, kullanım şekline göre; yumuşak güç – soft power, sert güç – hard power ve akıllı güç – smart power, olarak sınıflandırabiliriz.

Yumuşak Güç – Soft Power; Günümüz uluslararası ilişkiler literatüründe, sıkça kullanılan kavram haline gelmiştir.

Yumuşak güç, bir ülkenin dünya siyasetinde istediği sonuçlara ve onun değerlerine hayran olan, onu örnek alan ve refah seviyesine, fırsatlarına özenen ülkelerin kendisini izlemesi ile ulaşmasıdır.

Yumuşak gücün en önemli unsurlarından biri kamu diplomasisidir. Bir devletin başka bir ulus halkı ve aydınlarını, ulusun politikalarını, kendi avantajına döndürmek amacı ile etkilemeye çalışmasıdır.

Bu noktada ülkemizde ki küresel işbirlikçi ve ekol temsilcisi bazı basın medya organları ve STK’ları da dikkatlerinize sunarım.

Sert Güç – Hard Power; Soğuk Savaş döneminde yaygın olarak görülen, bir ülkenin ulusal gücü denilince akla gelen, ekonomik ve askeri kapasitesidir.

Ülke güvenliğinin temel dayanağı, Ekonomi Güvenliği ve Silahlı Kuvvetler oluşturmaktadır.

Askeri ve ekonomik güç unsurlarının hedef alınan ülkeyi zorla ikna etme ve caydırma gibi amaçlar ile, sert gücün kullanılması anlamına gelmektedir.

Akıllı Güç – Smart Power; Sert Güç ve Yumuşak Güç kavramlarının dış politikada birlikte kullanılması anlamına gelmektedir.

Akıllı Güç – Smart Power kavramı; ABD gücünün korunması ve hegemonyasının sürdürülebilmesi amacı ile araştırma yapan, Harvard Üniversitesi’nden Prof. Joseph Nye tarafından kullanılmıştır!

Stratejik hedef; ABD’nin küresel imparatorluğu ve hegemonya için alınması gereken önlem ve izlenmesi gereken stratejilerin tespit edilmesidir.

Akıllı güç, ne sert güç ve ne de yumuşak güçtür. Akıllı güç, sert ve yumuşak güçlerin birlikte maharetli bir şekilde, yani yeri geldiğinde sert güç ve yeri geldiğinde de yumuşak güç kullanılmasını içermektedir.

Devletler yumuşak güç uygulamasında; Dış Yardım, Kültürel ve Kamu Diplomasisi gibi yöntemlere başvurur. Dış Yardım, bir ülke veya uluslararası kuruluşun, bir başka ülkeye hibe veya tavizli kredi şeklinde aktardığı kaynaklar, olarak tanımlanabilir.

Uluslararası Sitem de; Tukidides Tuzağı!.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 2013 yılı Kasım ayında, Birleşik Krallık eski Başbakanı Gordon Brown, İtalya eski Başbakanı Mario Monti ve bir grup Batılı milyarderin bulunduğu bir kafilenin Beijing’i ziyareti sırasında; Tukidides tuzağından kaçınmak için hep birlikte çalışmalıyız, diyor.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 2015 yılında, ABD gezisi sırasında Seattle’da yaptığı bir konuşmasında; Dünya da Tukidides Tuzağı diye bir şey yok. Fakat büyük devletler birbiri ardına yanlış stratejik hesaplar yüzünden, hatalar yapıp, kendilerini bu gibi tuzaklara düşürürler, diyor.

Peki, Bayram değil Seyran değil, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Tukidides Tuzağı ifadelerini neden kullanmıştır?

Peki, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Tukidides Tuzağı ifadelerini öylesine mi kullanmıştır?

Peki, Uluslararası sistem çerçevesinde, var olan bir Hegemıon Güç ile Yükselen bir Güç arasında, Tukidides Tuzağı var mıdır?

Peki, Tukidides Tuzağı, bir Dünya Savaşına yol açar mı?

Uluslararası sistemde; Yükselen Güç Çin, sistem içerisinde artan ekonomik, siyasi ve askeri güç bileşenlerinin kültürel güç bileşenleri ile desteklenmesi, hegemon güç olan ABD karşısında rakip ülke olma yönündeki iddiaları güçlendirmektedir.

Çin, sistem içerisinde daha ciddi bir rakip haline gelmesinde ABD’nin gücünde yaşanan değişim önemli bir rol oynamaktadır.

ABD ile Çin arasında yaşanan rekabetin nedeni, güç kapasitelerinde yaşanan değişimden kaynaklanmaktadır.

Peki, ABD ve ÇİN arasında, güç kapasitesinde ki değişimden kaynaklanan rekabet, Tukidides Tuzağına yol açabilir mi?

Ya da Çin her dönemde olduğu, SICAK bir SAVAŞA girmeden, hem YÜKSELEN ve hem de YUMUŞAK GÜÇ çerçevesinde, DİPLOMASİ ve EKONOMİK Yaptırımlar sergilemek suretiyle, Tukidides Tuzağına mahal vermemeye mi çalışmaktadır?

ABD’nin Venezuela’da, HARD POWER bir operasyona girişmesi akabinde, ÇİN, ABD Dolarının ticarette kullanımı ve ABD’li küresel şirketlere yönelik, ekonomik yaptırımlar ve hammadde ihracatında kısıtlamalara gitmiştir.

Çin, yenidünya düzeni arayışını; ilkeler, normlar ve kurumlar aracılığıyla inşa ederek küresel aktör olma yolunda ilerleyen bir ülke olduğu ifade edilmektedir.

Çin, yükselişinin sistem içerisinde yarattığı güvenlik ikilemi mevcut gücün tehdit algısını artırırken, sistem içerisindeki mevcut düzenin değişimini tetiklemektedir.

ABD’nin uluslararası sistemde, HEGEMON olmanın verdiği şımarıklık ile Sert Güce ( Hard Power ) dayanan diplomasi uygulamalarına karşılık, Çin, Yükselen ve Yumuşak Güç ( Soft Power ) çerçevesinde, rıza oluşturmak için bölgesel / küresel, ekonomik ve kültürel politikalara ağırlık vermeye başlaması, Kuşak ve Bir Yol Projesi çerçevesinde kazan – kazan iş birliği ve barışçıl politika üzerine yoğunlaşması, ABD hegemonyasına karşı, barışçıl yükseliş argümanını öne çıkartmaktadır.

Uluslararası sistemde; ABD, hem HEGEMON ve hem de HARD POWER, merkezli ortaya koyduğu Washington Konsensüsü karşısında, Çin, YÜKSELEN ve SOFT POWER, Pekin Konsensüsünü ileri sürmektedir.

Çin, sistem içerisinde kabul görmek ve yükselen güçler karşısında konumunu her geçen gün artırmak adına “değer” prensibi çerçevesinde bir dış politika yürütmektedir.

Peki, uluslararası sistemde, Yükselen bir GÜÇ ile Hakim – Hegemonyal Güç arasında, Tukidides Tuzağı var mıdır? Tukidides Tuzağı nedir?

Tukidides Tuzağı; dünya hegemonya sistem teorisine göre, yükselmekte olan bir gücün egemen olan diğer bir gücü, onun yerine geçmekle tehdit etmesinden dolayı oluşan yapısal gerilimdir.

Dünya tarihinde, son beş yüzyıl boyunca, toplam on altı kez yükselmekte olan bir güç, egemen gücü yerinden etme durumunda kalmıştır.

Dönemin en güçlü iki şehir devleti; Atina ve Sparta arasında yıllarca süren Peloponez Savaşı, tarihin en önemli savaşlarından biri olduğu ifade edilmektedir.

Peleponez Savaşlarının asıl sebebi, Atina’nın yükselen gücünün bölgede en etkin güç olan Sparta’da yarattığı korku olduğu.

Tukidides Tuzağı; diplomasi, işbirliği ve karşılıklı anlayış, çatışmayı ya da savaşı önlemeye yardımcı olabilir.


Tukidides Tuzağı; Yükselmekte olan güç sendromu birdenbire yükselen gücün, artmakta olan öz bilinci, çıkarlarını savunma güdüsü, saygı ve tanınma hakkını talep etmesi demektir.

Egemen güç sendromu ise bunun yansıması olarak kendini kanıtlamış olan gücün, “çöküş” imaları karşısında duyduğu yükselen korku ve güvensizlik hissini tanımlamaktadır.

Yükselen gücün hakim güç üzerinde yarattığı korkunun savaşı kaçınılmaz hale getirmesidir.

Peki, günümüzde, Yükselen bir GÜÇ ile Hakim – Hegemonyal Güç arasında, Tukidides Tuzağı ya da bir DÜNYA SAVAŞI çıkar mı?

Tukidides Tuzağının temel unsurları;

Yükselen bir güç: hızlı ekonomik, askeri veya politik büyüme yaşayan bir devlet.

Mevcut hâkim güç: uluslararası sistemde baskın konumda olan ve statükoyu korumak isteyen bir devlet.

Korku ve güvensizlik: yükselen gücün niyetleri ve gelecekteki eylemleri hakkındaki belirsizlik, hâkim güçte korku ve güvensizlik yaratır.

Yanlış hesaplamalar: her iki taraf da diğerinin niyetlerini ve kapasitesini yanlış değerlendirebilir, bu da tehlikeli kararlara yol açabilir.

Tırmanma: küçük anlaşmazlıklar ve provokasyonlar, kontrolsüz bir şekilde tırmanarak büyük bir çatışmaya dönüşebilir.

Almanya! Kuzey ve Güney Savaşı!

Rusya ve Ukrayna savaşı akabinde; Avrupa ve özellikle de Almanya’da ki;  enerji krizi eyaletlerin arasını açmıştır! Neden acaba? Ülkenin iki enerji bölgesine ayrılmasını isteyen kuzeydeki eyaletler;  Enerjiyi biz üretiyoruz! Bize ucuz olmalı, diyormuş!

Güneydeki eyaletler;  Sizlere parayı biz veriyoruz! Enerji krizi Almanya’da gün geçtikçe yeni problemler ortaya koyuyor! Peki, neden? Hepsi sıradan gelişmeler midir?

Bir güç Almanya’nın tekrardan dünya sahnesine küresel bir güç olarak çıkmasını engellemek adına her şeyi yapıyor! Engelleyebilmek için de, her yol denenmektedir!

Avrupa Birliğinim lideri ve lokomotifi konumunda ki Almanya, 1. Dünya ve 2. Dünya savaşlarında olduğu gibi bugün de,  bir bahane ile TAMAMEN DENETİM ve KONTROL altına alınacaktır!

Mezkûr ifadeler ve Almanya’da yaşanılanlar, neredeyse yüz elli yıl önce, ABD’de yaşanan ve çok büyük kayıplara sebebiyet veren, Kuzey ve Güney savaşlarını hatırlattı!

Amerikan İç Savaşı veya diğer adıyla Eyaletler Arası; Kuzey – Güney Savaşı, Amerika Birleşik Devletleri’nin Washington’daki yönetimi ile bu ülkeden ayrılmak isteyen 11 Güney Eyaleti arasında çıkmış geniş kapsamlı bir iç savaştır!

ABD’de, 1862 yılında yaşanan, Kuzey ve Güney savaşına kabaca bir bakalım! Amerika Birleşik Devletleri’nin güneydoğu bölgelerinde büyük çiftliklerin ağırlıkta olduğu ve tarıma dayanan bir ekonomi vardır!

Bu çiftliklerde ki; işgücü Afrika’dan kaçırılıp getirilen siyahi kölelerden sağlanmaktadır! ABD’nin diğer bölgelerinde ekonomi sanayiye yönelmiş ve serbest işgücü için kölelik ortadan kaldırılmıştır!

Savaşın ilk sonucu köleliğin kaldırılmasıdır! 22 Eylül 1862’de hazırlanmaya başlanan, 1 Ocak 1863’te uygulamaya konan ve anayasa değişikliği önergesinin oylanıp kabul edilmesiyle, 31 Ocak 1865’te yasalaşmıştır! Ancak bu zaferden beş gün sonra Lincoln bir suikast sonucu öldürülmüştür!

Amerikan İç Savaşın bitiminde, güneydeki bütün kölelere özgürlük hakları verilir ve kısa süre sonra da, oy kullanma hakkı kazanır!  ABD’nin güneyinde köleliğe dayanan tarım ekonomisi sona erer!  

Amerika iç savaşı çıkmadan önce güney, ekonomik olarak kuzeyden üstün olmasına rağmen; savaştan sonra tarım ekonomisi çöken güney, ekonomik üstünlüğü kuzey eyaletlere kaptırmıştır!

Tarihte, sanayi ve çiftliklerde ki kölelik bahanesiyle; ABD, Kuzey ve Güney Savaşları! Bugün de; Almanya ve Enerji krizi bahane edilerek, yine bir Kuzey ve Güney Savaşı!

Peki, ABD’de ki Kuzey  – Güney Savaşı ile Almanya’daki Kuzey – Güney savaşını ne alakası vardır? Almanya’nın ABD ile olan organik bağı nerelere dayanmaktadır?

Berlin duvarı yıkılmadan önce olduğu gibi DOĞU ve BATI Almanya olarak ifade edilmiş olsa, neyse diyeceğiz! Kuzey ve Güney, Almanya ne demektir? ABD ile ikinci Dünya savaşı sonrasında tesis edilen,  doğrusal bağı ifade etmek için mi kullanılmaktadır?

Avrupa Birliğinin küresel bir GÜÇ olarak kalmaması adına, birliğin en güçlü ülkesi, Almanya’nın ikinci Dünya Savaşı akabinde olduğu şekilde; DOĞU – BATI veya KUZEY – GÜNEY diye parçalanması mı gerekmektedir?!