İRAN, TESLİM Olacak mı? Ya da Olmalı Mı?

Küresel iki EKOL arasında, Dünya ve Bölgemizin Barış ve Huzuru, SOĞUK SAVAŞ benzeri Yeni bir DENGE – SİSTEM ve DÜZEN adına, konferanslar ve anlaşmalar silsilesi kurulamaz ise yandı gülüm keten helva demektir!


Peki, ABD – İsrail, İran saldırı ya da operasyonları, kim ya da kimlerin işine yaramaktadır? Bu saldırı ya da operasyonları kimler koordine etmektedir? Bu savaş kim ya da kimlerin savaşıdır?

Köşe yazılarımda sürekli ifade etmeye çalıştığım Küresel İKİ EKOL ve GÜÇ, bölgemizde, ÇIKARLARI – NÜFUZ ALANI ve HEGEMONYAL varlıklarının sürdürülebilirliği adına tepinmektedir!

ABD – İsrail, İran saldırıları, bölgemizde, 2. Dünya savaşı sonrasında kurulan müesses nizam ya da dengenin değişime uğrayacağının işaretlerini göstermektedir.

Peki, Küresel ve bölgemizde, nasıl bir düzen ve denge kurulacaktır?

Peki, kimler ve hangi güçler bölgeden tasfiye edilecektir? Ya da 2. dünya Savaşı akabinde kurulan denge ve sistem tamamen değişecek midir?

ABD – İsrail, İran saldırı ya da operasyonları ve ATEŞKES Görüşmelerini; HAKİM – Hegemon GÜÇ, Yükselen GÜCÜN, Petrol ihtiyacının büyük bir kısmını karşıladığı ülkeleri domino etmek, çerçevesinde okumak gerekir!

ABD – İsrail, İran saldırı ya da operasyonları ve ATEŞKES Görüşmelerini; HAKİM – Hegemon GÜÇ, HARD POWER çerçevesindeki KIRK HARAMİLER operasyonlarını, Yükselen GÜCÜ durdurma şeklinde okumak gerekir!

ABD – İsrail, İran saldırı ya da operasyonları ve ATEŞKES Görüşmelerini; HAKİM – Hegemon Güç, Yükselen gücü varlığına tehdit olarak algıladığından Yükselen güce yakın ülkelere ZÜCCACİYE dükkanına dalan FİL gibi okumak gerekir!

Peki, Uluslararası ya da Müesses Küresel sistem çerçevesinde, ATEŞKES ya da bir ANLAŞMA olmaz ise Hegemon Güç ile Yükselen Güç arasındaki Tukidides Tuzağı, DÜNYA SAVAŞI çıkar mı?

ABD – İsrail, İran saldırıları, dünya petrol sevkiyatının yüzde yirmi beşinin geçişinin sağlandığı, Hürmüz Boğazının kapanması ve Hürmüz Boğazı Krizinin tırmanması, kısa süreli de olsa ATEŞKES görüşmelerinin başlaması, ikinci dünya savaşı devam ederken, Japon İmparatoruna dayatılan Deklarasyon maddelerini hatırlattı.

Ateşkes süreci ve İran ile yapılan tüm görüşmelerde, Japon İmrapatoruna sunulan Postdam Deklarasyonu maddelerinde olduğu gibi İRAN’A da, KOŞULSUZ TESLİM olma şartları mı sunulmaktadır?

Sadece İRAN mı teslim olacaktır? İRAN’A destek olan ülkeler de TESLİM olmuş sayılacak mıdır?

Aksi halde ” NÜKLEER BOMBALAR ” ile İRAN diye bir ülkeyi DÜM DÜZ ederiz mi diyorlar?


Ya da Hürmüz Boğazından Asya bölgelerine giden PETROL sevkiyatını, kim ya da kimler KONTROL edecektir?

Pakistan’daki barış müzakerelerinden sonuç çıkmaması üzerine, ABD’nin Hürmüz Boğazı ablukası başladığını da not edelim! Peki, NEDEN?

İRAN’DAN ASYA ülkelerine giden PETROL tamamen KONTROL Altına alınmaya mı çalışılıyor?

Peki, ENERJİ ve TİCARET Koridorlarını kim ya da kimler KONTROL edecektir?

Peki, Japon İmparatoru ve elçiler ile Deklarasyon şartları üzerinde ki görüşmeler devam ederken Hiroşima ve Nagazaki, NEDEN bombalanmıştır?

Potsdam Deklarasyonu; Japonya’nın Teslim Olma Şartlarını Belirleyen, II. Dünya Savaşı sırasında tüm Japon silahlı kuvvetlerinin teslim olmasını talep eden bildiri.

26 Temmuz 1945 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Harry S. Truman, Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill ve Çin Devlet Başkanı Chiang Kai-shek, Potsdam Konferansı’nda, Japon İmparatorluğu’nun teslim olma şartlarını özetleyen belgeyi yayınladı.

Ültimatom niteliğindeki bildiri, Japonya’nın teslim olmaması durumunda, ” derhal ve tamamen yok edilme ile ” karşı karşıya kalacağı belirtilmiştir.

Konferansın başında, Amerika Birleşik Devletleri heyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Sovyetler Birliği ve Çin hükümet başkanlarından Japonya’nın koşulsuz teslimiyetini talep eden bir bildiriyi değerlendirmiştir.

Potsdam Bildirisi Şartları

1 -) Japon halkını dünya fethine sürükleyerek aldatan ve yanıltanların otorite ve etkisinin sonsuza dek ortadan kaldırılması.

2 -) Müttefikler tarafından belirlenecek Japon topraklarındaki noktaların işgali.

3 -) Kahire Deklarasyonu şartları yerine getirilecek ve Japon egemenliği Honshu Hokkaido, Kyushu , Shikoku adaları ve belirleyeceğimiz diğer küçük adalarla sınırlı olacaktır.

Kahire konferansı, II. Dünya Savaşı sonrası Uzak Doğu’daki gelişmeleri değerlendirmek amacıyla Roosevelt, Churchill ve Çan Kay Şek arasında; 22-26 Kasım 1943 tarihleri arasında Kahire’de yapılan toplantı.

Tahran Konferansı, 28 Kasım – 1 Aralık 1943 tarihleri ​​arasında, İran’ın Tahran kentinde, ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt , İngiliz Başbakanı Winston Churchill ve Sovyet Başbakanı Joseph Stalin arasında gerçekleşen bir görüşme.

Konferans sırasında üç lider, Almanya ve Japonya’ya karşı askeri stratejilerini koordine ettikleri. II. Dünya Savaşı sonrası döneme ilişkin bir dizi önemli karar aldıkları ifade edilmektedir.

4 -) Japon askeri güçlerinin tamamen silahsızlandırıldıktan sonra, barışçıl ve verimli bir yaşam sürme fırsatı bularak evlerine dönmelerine izin verilecektir.

5 -) Japonların bir ırk olarak köleleştirilmesini veya bir ulus olarak yok edilmesini amaçlamıyoruz ancak esirlerimize zulüm edenler de dahil olmak üzere tüm savaş suçlularına sert bir adalet uygulanacaktır.

Potsdam Bildirisi; Japon hükümeti, Japon halkı arasında demokratik eğilimlerin canlanması ve güçlenmesinin önündeki tüm engelleri kaldıracaktır. Konuşma , din ve düşünce özgürlüğü ile temel insan haklarına saygı tesis edilecektir.

Japonya’nın ekonomisini destekleyecek ve adil ayni tazminatların tahsilini sağlayacak sanayileri sürdürmesine izin verilecek ancak savaş için yeniden silahlanmasını sağlayacak sanayilere izin verilmeyecektir.

Bu amaçla, hammaddelere erişime izin verilecek ancak hammaddelerin kontrolüne izin verilmeyecektir. Japonya’nın nihayetinde dünya ticaret ilişkilerine katılımına izin verilecektir.

Bu hedeflere ulaşıldığı ve Japon halkının özgürce ifade ettiği iradesine uygun olarak barışçıl ve sorumlu bir hükümet kurulduğu anda Müttefik işgal güçleri Japonya’dan çekilecektir.

Japon hükümeti, tüm Japon silahlı kuvvetlerinin koşulsuz teslimiyetini derhal ilan etmeye ve bu eylemde iyi niyetlerine dair uygun ve yeterli güvenceler vermeye çağırıyoruz.

Aksi halde, Japonya için alternatif, derhal ve tamamen yok edilmektir!

Derhal ve tamamen imha maddesi, konferansın açılışından bir gün önce, 16 Temmuz 1945 tarihinde, New Mexico’da başarıyla test edilen atom bombasının Amerikan egemenliğine dair örtülü bir uyarı olarak yorumlanmıştır.

Çin Cumhuriyeti; İmparatorluk Japon Ordusu ve ona bağlı Kwantung Ordusu’nun Mançurya da dahil olmak üzere tüm Çin topraklarından derhal çekilmesini.

Potsdam Deklarasyonu, kısmen Çin’in Japonya’nın Çin’den tamamen çekilmesi beklentisini açıkça belirtmek için yayınlanmıştır.

Birleşik Krallık; 1941-42 yıllarında Japon ilerlemesi nedeniyle Güneydoğu Asya ve Çin’deki topraklarının kontrolünü kaybetmiştir. Bunlar arasında Singapur , Malaya , Kuzey Borneo , Hong Kong ve diğerleri yer alıyor.

İngiliz hükümetinin temel motivasyonlarından biri, savaş öncesi topraklarında kontrolü yeniden sağlamak ve özellikle Burma’daki Hint cephesinde Japon savaş çabalarına derhal son vermektir.

Amerika Birleşik Devletleri; Japonya’nın yenilgisinden sonra kendisi için azami stratejik hareket alanını korumayı. Amerikan hükümeti geçmişte barışın ön koşulu olarak Japonya’nın koşulsuz teslimiyetini talep etmiştir. Asya’nın geri kalanında, Amerikan hükümetinin hedefleri, Japon İmparatorluğu’nun denizaşırı topraklarının tamamen geri çekilmesinin yanı sıra, Sovyetler Birliği’nin desteği ve himayesiyle komünistlerin Doğu Asya ve Güneydoğu Asya’da nüfuzlarını genişletmelerini önlemektir.

Hiroşima’nın bombalanmasının ardından Japon haber ajansları tarafından yayınlanan geniş çaplı bir konuşmada Truman: Japonya’nın Potsdam Deklarasyonu’nun şartlarını kabul etmemesi durumunda, ” dünyada daha önce hiç görülmemiş bir yıkım yağmuru bekleyebileceği ” uyarısında bulunmuştur.

Amerika Birleşik Devletleri; II. Dünya Savaşı’nın son aşamasında, 6 Ağustos 1945 Pazartesi günü, Hiroşima’ya ve 9 Ağustos 1945 Perşembe günü, Nagazaki’ye, Plütonyum-239 tipi atom bombası saldırısı gerçekleştirmiştir.

Bu iki saldırı, dünya tarihinde, askerî nitelikte gerçekleştirilen ilk ve tek nükleer saldırılardır.

Japonya İmparatoru, 2 Eylül 1945 tarihinde, USS Missouri gemisinde, teslimiyet belgelerinin imzalanmasıyla sonuçlanan Potsdam Deklarasyonu’nu kabul ettiğini açıklamıştır.

HEGEMON – Hakim GÜÇ ve YÜKSELEN GÜÇ SAVAŞLARI!

Uluslararası sistemde; Yükselen Güç Çin, sistem içerisinde, artan ekonomik, siyasi ve askeri güç bileşenlerinin kültürel güç bileşenler ile desteklenmesi, hegemon var olan Hakim güç ABD karşısında, rakip ülke olma yönündeki iddiaları güçlendirmektedir.

Peki, Var olan HAKİM – Hegemon bir GÜÇ olarak ABD, Yükselen GÜÇ ÇİN karşısında, neler yapmaktadır?

Çin, sistem içerisinde daha ciddi bir rakip haline gelmesinde, ABD’nin gücünde yaşanan değişim önemli bir rol oynamaktadır.

ABD ile Çin arasında yaşanan rekabetin nedeni, güç kapasitelerinde yaşanan değişimden kaynaklanmaktadır.

Peki, ABD ve ÇİN arasında, güç kapasitesinde ki değişimden kaynaklanan rekabet, Bölgesel ya da bir Dünya Savaşına yol açabilir mi?

Çin, her dönemde olduğu, SICAK bir SAVAŞA girmeden, YUMUŞAK GÜÇ çerçevesinde, DİPLOMASİ ve EKONOMİK Yaptırımlar sergilemek suretiyle, Bölgesel ya da bir Dünya Savaşına mahal vermemeye mi çalışmaktadır?

ABD’nin Venezuela’da bir operasyona girişmesi ve İRAN saldırıları nasıl okumak gerekir?
Var olan HAKİM – Hegemon bir GÜÇ ile Yükselen Güç arasındaki savaş ya da mücadelenin yansımaları olarak okumak gerekir mi?

Yükselen bir GÜÇ olarak ÇİN; Petrol ihtiyacının büyük bir kısmını, Venezuela ve İran’dan karşılamaktadır.

Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD; bu iki ülkeye müdahale etmek suretiyle, Yükselen GÜÇ ÇİN’İN hayat damarlarını kesmeye çalışmaktadır!

Peki, Yükselen GÜÇ Çİn, Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD tarafından HAYAT damarları kesilmeye çalışılırken, NELER yapmaktadır? Eli kolu ağlı beklemekte midir?

Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD; Çin ekonomisinin ihtiyacı olan Petrole kolay bir şekilde ve ucuz fiyattan erişmesini engellemek adına her yolu denemektedir.

Köşeye sıkışmış bir durumdaki Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD; VARLIĞINA TEHDİT olarak algıladığı, Yükselen GÜÇ Çin’i durdurabilmek adına, her yola başvurmaktadır.

Peki, Yükselen GÜÇ Çin’in bir cevabı olacak mıdır?

SERT GÜÇ – HARD POWER, KIRK HARAMİLER askeri ve silahlı her türlü operasyonlara girişmektedir?

Yükselen GÜÇ, kazan – kazan ilkesi çerçevesinde, hem YUMUŞAK GÜÇ ve hem de AKILLI GÜÇ uygulamalarına şahit olmaktayız.

Uluslararası sistemde, HAKİM – Hegemon var olan bir GÜÇ ile Yükselen bir GÜÇ, ulusal ÇIKARLARI çerçevesinden YÖNTEM farklılığı bulunmaktadır!

Var olan HAKİM – Hegemon güç, Yükselen gücü varlığına tehdit olarak algıladığından kaynaklı, CAMCI dükkanına dalan FİL gibi her yeri dağıtmaktadır!

Peki, Var olan HAKİM – Hegemon güç, nerede ve ne zaman duracak ya da durdurulacaktır?

Ya da CAMCI Dükkanına dalan FİL gibi DAĞITMADIĞI – YIKMADIĞI ülke kalmayacak mı?

  • Dış politikada, ülkeler için var olmak, ulusal ve ekonomi güvenliği, itibar ve prestij, tüm bunların geneli olarak da ulusal çıkara sahip olabilmek için gereken şey, kabaca güçtür.

Güç; kapasite, etki, amaç ve amaca ulaşmada ki bir araçtır. Güç caydırıcılık veya bağ oluşturmak gibi amaçlar doğrultusunda kullanılabilir.

Kullanım şekli ne olursa olsun amaç; karşı ülke yönetimi ve halkının davranışlarında istenilen yönde değişiklik yapmaktır. Askeri güç kullanmak ve ekonomik yaptırımlarda bulunmak gibi.

  • Dış politikada etkin olarak kullanılan gücü, kullanım şekline göre; yumuşak güç – soft power, sert güç – hard power ve akıllı güç – smart power, olarak sınıflandırabiliriz.

Yumuşak Güç – Soft Power; Günümüz uluslararası ilişkiler literatüründe, sıkça kullanılan kavram haline gelmiştir.

Yumuşak güç, bir ülkenin dünya siyasetinde istediği sonuçlara ve onun değerlerine hayran olan, onu örnek alan ve refah seviyesine, fırsatlarına özenen ülkelerin kendisini izlemesi ile ulaşmasıdır.

Yumuşak gücün en önemli unsurlarından biri kamu diplomasisidir. Bir devletin başka bir ulus halkı ve aydınlarını, ulusun politikalarını, kendi avantajına döndürmek amacı ile etkilemeye çalışmasıdır.

Bu noktada ülkemizde ki küresel işbirlikçi ve ekol temsilcisi bazı basın medya organları ve STK’ları da dikkatlerinize sunarım.

Sert Güç – Hard Power; Soğuk Savaş döneminde yaygın olarak görülen, bir ülkenin ulusal gücü denilince akla gelen, ekonomik ve askeri kapasitesidir.

Ülke güvenliğinin temel dayanağı, Ekonomi Güvenliği ve Silahlı Kuvvetler oluşturmaktadır.

Askeri ve ekonomik güç unsurlarının hedef alınan ülkeyi zorla ikna etme ve caydırma gibi amaçlar ile, sert gücün kullanılması anlamına gelmektedir.

Akıllı Güç – Smart Power; Sert Güç ve Yumuşak Güç kavramlarının dış politikada birlikte kullanılması anlamına gelmektedir.

Akıllı Güç – Smart Power kavramı; ABD gücünün korunması ve hegemonyasının sürdürülebilmesi amacı ile araştırma yapan, Harvard Üniversitesi’nden Prof. Joseph Nye tarafından kullanılmıştır!

Stratejik hedef; ABD’nin küresel imparatorluğu ve hegemonya için alınması gereken önlem ve izlenmesi gereken stratejilerin tespit edilmesidir.

Akıllı güç, ne sert güç ve ne de yumuşak güçtür. Akıllı güç, sert ve yumuşak güçlerin birlikte maharetli bir şekilde, yani yeri geldiğinde sert güç ve yeri geldiğinde de yumuşak güç kullanılmasını içermektedir.

Devletler yumuşak güç uygulamasında; Dış Yardım, Kültürel ve Kamu Diplomasisi gibi yöntemlere başvurur. Dış Yardım, bir ülke veya uluslararası kuruluşun, bir başka ülkeye hibe veya tavizli kredi şeklinde aktardığı kaynaklar, olarak tanımlanabilir.