HEGEMON – Hakim GÜÇ ve YÜKSELEN GÜÇ SAVAŞLARI!

Uluslararası sistemde; Yükselen Güç Çin, sistem içerisinde, artan ekonomik, siyasi ve askeri güç bileşenlerinin kültürel güç bileşenler ile desteklenmesi, hegemon var olan Hakim güç ABD karşısında, rakip ülke olma yönündeki iddiaları güçlendirmektedir.

Peki, Var olan HAKİM – Hegemon bir GÜÇ olarak ABD, Yükselen GÜÇ ÇİN karşısında, neler yapmaktadır?

Çin, sistem içerisinde daha ciddi bir rakip haline gelmesinde, ABD’nin gücünde yaşanan değişim önemli bir rol oynamaktadır.

ABD ile Çin arasında yaşanan rekabetin nedeni, güç kapasitelerinde yaşanan değişimden kaynaklanmaktadır.

Peki, ABD ve ÇİN arasında, güç kapasitesinde ki değişimden kaynaklanan rekabet, Bölgesel ya da bir Dünya Savaşına yol açabilir mi?

Çin, her dönemde olduğu, SICAK bir SAVAŞA girmeden, YUMUŞAK GÜÇ çerçevesinde, DİPLOMASİ ve EKONOMİK Yaptırımlar sergilemek suretiyle, Bölgesel ya da bir Dünya Savaşına mahal vermemeye mi çalışmaktadır?

ABD’nin Venezuela’da bir operasyona girişmesi ve İRAN saldırıları nasıl okumak gerekir?
Var olan HAKİM – Hegemon bir GÜÇ ile Yükselen Güç arasındaki savaş ya da mücadelenin yansımaları olarak okumak gerekir mi?

Yükselen bir GÜÇ olarak ÇİN; Petrol ihtiyacının büyük bir kısmını, Venezuela ve İran’dan karşılamaktadır.

Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD; bu iki ülkeye müdahale etmek suretiyle, Yükselen GÜÇ ÇİN’İN hayat damarlarını kesmeye çalışmaktadır!

Peki, Yükselen GÜÇ Çİn, Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD tarafından HAYAT damarları kesilmeye çalışılırken, NELER yapmaktadır? Eli kolu ağlı beklemekte midir?

Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD; Çin ekonomisinin ihtiyacı olan Petrole kolay bir şekilde ve ucuz fiyattan erişmesini engellemek adına her yolu denemektedir.

Köşeye sıkışmış bir durumdaki Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD; VARLIĞINA TEHDİT olarak algıladığı, Yükselen GÜÇ Çin’i durdurabilmek adına, her yola başvurmaktadır.

Peki, Yükselen GÜÇ Çin’in bir cevabı olacak mıdır?

SERT GÜÇ – HARD POWER, KIRK HARAMİLER askeri ve silahlı her türlü operasyonlara girişmektedir?

Yükselen GÜÇ, kazan – kazan ilkesi çerçevesinde, hem YUMUŞAK GÜÇ ve hem de AKILLI GÜÇ uygulamalarına şahit olmaktayız.

Uluslararası sistemde, HAKİM – Hegemon var olan bir GÜÇ ile Yükselen bir GÜÇ, ulusal ÇIKARLARI çerçevesinden YÖNTEM farklılığı bulunmaktadır!

Var olan HAKİM – Hegemon güç, Yükselen gücü varlığına tehdit olarak algıladığından kaynaklı, CAMCI dükkanına dalan FİL gibi her yeri dağıtmaktadır!

Peki, Var olan HAKİM – Hegemon güç, nerede ve ne zaman duracak ya da durdurulacaktır?

Ya da CAMCI Dükkanına dalan FİL gibi DAĞITMADIĞI – YIKMADIĞI ülke kalmayacak mı?

  • Dış politikada, ülkeler için var olmak, ulusal ve ekonomi güvenliği, itibar ve prestij, tüm bunların geneli olarak da ulusal çıkara sahip olabilmek için gereken şey, kabaca güçtür.

Güç; kapasite, etki, amaç ve amaca ulaşmada ki bir araçtır. Güç caydırıcılık veya bağ oluşturmak gibi amaçlar doğrultusunda kullanılabilir.

Kullanım şekli ne olursa olsun amaç; karşı ülke yönetimi ve halkının davranışlarında istenilen yönde değişiklik yapmaktır. Askeri güç kullanmak ve ekonomik yaptırımlarda bulunmak gibi.

  • Dış politikada etkin olarak kullanılan gücü, kullanım şekline göre; yumuşak güç – soft power, sert güç – hard power ve akıllı güç – smart power, olarak sınıflandırabiliriz.

Yumuşak Güç – Soft Power; Günümüz uluslararası ilişkiler literatüründe, sıkça kullanılan kavram haline gelmiştir.

Yumuşak güç, bir ülkenin dünya siyasetinde istediği sonuçlara ve onun değerlerine hayran olan, onu örnek alan ve refah seviyesine, fırsatlarına özenen ülkelerin kendisini izlemesi ile ulaşmasıdır.

Yumuşak gücün en önemli unsurlarından biri kamu diplomasisidir. Bir devletin başka bir ulus halkı ve aydınlarını, ulusun politikalarını, kendi avantajına döndürmek amacı ile etkilemeye çalışmasıdır.

Bu noktada ülkemizde ki küresel işbirlikçi ve ekol temsilcisi bazı basın medya organları ve STK’ları da dikkatlerinize sunarım.

Sert Güç – Hard Power; Soğuk Savaş döneminde yaygın olarak görülen, bir ülkenin ulusal gücü denilince akla gelen, ekonomik ve askeri kapasitesidir.

Ülke güvenliğinin temel dayanağı, Ekonomi Güvenliği ve Silahlı Kuvvetler oluşturmaktadır.

Askeri ve ekonomik güç unsurlarının hedef alınan ülkeyi zorla ikna etme ve caydırma gibi amaçlar ile, sert gücün kullanılması anlamına gelmektedir.

Akıllı Güç – Smart Power; Sert Güç ve Yumuşak Güç kavramlarının dış politikada birlikte kullanılması anlamına gelmektedir.

Akıllı Güç – Smart Power kavramı; ABD gücünün korunması ve hegemonyasının sürdürülebilmesi amacı ile araştırma yapan, Harvard Üniversitesi’nden Prof. Joseph Nye tarafından kullanılmıştır!

Stratejik hedef; ABD’nin küresel imparatorluğu ve hegemonya için alınması gereken önlem ve izlenmesi gereken stratejilerin tespit edilmesidir.

Akıllı güç, ne sert güç ve ne de yumuşak güçtür. Akıllı güç, sert ve yumuşak güçlerin birlikte maharetli bir şekilde, yani yeri geldiğinde sert güç ve yeri geldiğinde de yumuşak güç kullanılmasını içermektedir.

Devletler yumuşak güç uygulamasında; Dış Yardım, Kültürel ve Kamu Diplomasisi gibi yöntemlere başvurur. Dış Yardım, bir ülke veya uluslararası kuruluşun, bir başka ülkeye hibe veya tavizli kredi şeklinde aktardığı kaynaklar, olarak tanımlanabilir.

Uluslararası Sitem de; Tukidides Tuzağı!.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 2013 yılı Kasım ayında, Birleşik Krallık eski Başbakanı Gordon Brown, İtalya eski Başbakanı Mario Monti ve bir grup Batılı milyarderin bulunduğu bir kafilenin Beijing’i ziyareti sırasında; Tukidides tuzağından kaçınmak için hep birlikte çalışmalıyız, diyor.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 2015 yılında, ABD gezisi sırasında Seattle’da yaptığı bir konuşmasında; Dünya da Tukidides Tuzağı diye bir şey yok. Fakat büyük devletler birbiri ardına yanlış stratejik hesaplar yüzünden, hatalar yapıp, kendilerini bu gibi tuzaklara düşürürler, diyor.

Peki, Bayram değil Seyran değil, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Tukidides Tuzağı ifadelerini neden kullanmıştır?

Peki, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Tukidides Tuzağı ifadelerini öylesine mi kullanmıştır?

Peki, Uluslararası sistem çerçevesinde, var olan bir Hegemıon Güç ile Yükselen bir Güç arasında, Tukidides Tuzağı var mıdır?

Peki, Tukidides Tuzağı, bir Dünya Savaşına yol açar mı?

Uluslararası sistemde; Yükselen Güç Çin, sistem içerisinde artan ekonomik, siyasi ve askeri güç bileşenlerinin kültürel güç bileşenleri ile desteklenmesi, hegemon güç olan ABD karşısında rakip ülke olma yönündeki iddiaları güçlendirmektedir.

Çin, sistem içerisinde daha ciddi bir rakip haline gelmesinde ABD’nin gücünde yaşanan değişim önemli bir rol oynamaktadır.

ABD ile Çin arasında yaşanan rekabetin nedeni, güç kapasitelerinde yaşanan değişimden kaynaklanmaktadır.

Peki, ABD ve ÇİN arasında, güç kapasitesinde ki değişimden kaynaklanan rekabet, Tukidides Tuzağına yol açabilir mi?

Ya da Çin her dönemde olduğu, SICAK bir SAVAŞA girmeden, hem YÜKSELEN ve hem de YUMUŞAK GÜÇ çerçevesinde, DİPLOMASİ ve EKONOMİK Yaptırımlar sergilemek suretiyle, Tukidides Tuzağına mahal vermemeye mi çalışmaktadır?

ABD’nin Venezuela’da, HARD POWER bir operasyona girişmesi akabinde, ÇİN, ABD Dolarının ticarette kullanımı ve ABD’li küresel şirketlere yönelik, ekonomik yaptırımlar ve hammadde ihracatında kısıtlamalara gitmiştir.

Çin, yenidünya düzeni arayışını; ilkeler, normlar ve kurumlar aracılığıyla inşa ederek küresel aktör olma yolunda ilerleyen bir ülke olduğu ifade edilmektedir.

Çin, yükselişinin sistem içerisinde yarattığı güvenlik ikilemi mevcut gücün tehdit algısını artırırken, sistem içerisindeki mevcut düzenin değişimini tetiklemektedir.

ABD’nin uluslararası sistemde, HEGEMON olmanın verdiği şımarıklık ile Sert Güce ( Hard Power ) dayanan diplomasi uygulamalarına karşılık, Çin, Yükselen ve Yumuşak Güç ( Soft Power ) çerçevesinde, rıza oluşturmak için bölgesel / küresel, ekonomik ve kültürel politikalara ağırlık vermeye başlaması, Kuşak ve Bir Yol Projesi çerçevesinde kazan – kazan iş birliği ve barışçıl politika üzerine yoğunlaşması, ABD hegemonyasına karşı, barışçıl yükseliş argümanını öne çıkartmaktadır.

Uluslararası sistemde; ABD, hem HEGEMON ve hem de HARD POWER, merkezli ortaya koyduğu Washington Konsensüsü karşısında, Çin, YÜKSELEN ve SOFT POWER, Pekin Konsensüsünü ileri sürmektedir.

Çin, sistem içerisinde kabul görmek ve yükselen güçler karşısında konumunu her geçen gün artırmak adına “değer” prensibi çerçevesinde bir dış politika yürütmektedir.

Peki, uluslararası sistemde, Yükselen bir GÜÇ ile Hakim – Hegemonyal Güç arasında, Tukidides Tuzağı var mıdır? Tukidides Tuzağı nedir?

Tukidides Tuzağı; dünya hegemonya sistem teorisine göre, yükselmekte olan bir gücün egemen olan diğer bir gücü, onun yerine geçmekle tehdit etmesinden dolayı oluşan yapısal gerilimdir.

Dünya tarihinde, son beş yüzyıl boyunca, toplam on altı kez yükselmekte olan bir güç, egemen gücü yerinden etme durumunda kalmıştır.

Dönemin en güçlü iki şehir devleti; Atina ve Sparta arasında yıllarca süren Peloponez Savaşı, tarihin en önemli savaşlarından biri olduğu ifade edilmektedir.

Peleponez Savaşlarının asıl sebebi, Atina’nın yükselen gücünün bölgede en etkin güç olan Sparta’da yarattığı korku olduğu.

Tukidides Tuzağı; diplomasi, işbirliği ve karşılıklı anlayış, çatışmayı ya da savaşı önlemeye yardımcı olabilir.


Tukidides Tuzağı; Yükselmekte olan güç sendromu birdenbire yükselen gücün, artmakta olan öz bilinci, çıkarlarını savunma güdüsü, saygı ve tanınma hakkını talep etmesi demektir.

Egemen güç sendromu ise bunun yansıması olarak kendini kanıtlamış olan gücün, “çöküş” imaları karşısında duyduğu yükselen korku ve güvensizlik hissini tanımlamaktadır.

Yükselen gücün hakim güç üzerinde yarattığı korkunun savaşı kaçınılmaz hale getirmesidir.

Peki, günümüzde, Yükselen bir GÜÇ ile Hakim – Hegemonyal Güç arasında, Tukidides Tuzağı ya da bir DÜNYA SAVAŞI çıkar mı?

Tukidides Tuzağının temel unsurları;

Yükselen bir güç: hızlı ekonomik, askeri veya politik büyüme yaşayan bir devlet.

Mevcut hâkim güç: uluslararası sistemde baskın konumda olan ve statükoyu korumak isteyen bir devlet.

Korku ve güvensizlik: yükselen gücün niyetleri ve gelecekteki eylemleri hakkındaki belirsizlik, hâkim güçte korku ve güvensizlik yaratır.

Yanlış hesaplamalar: her iki taraf da diğerinin niyetlerini ve kapasitesini yanlış değerlendirebilir, bu da tehlikeli kararlara yol açabilir.

Tırmanma: küçük anlaşmazlıklar ve provokasyonlar, kontrolsüz bir şekilde tırmanarak büyük bir çatışmaya dönüşebilir.

Kalpgah – Kenar Kuşak ve Deniz Hakimiyeti Teorileri!.

Dünya geneli ve Ukrayna – Suriye ve İran özelinde yaşananları, küresel ve emperyalist güçlerin stratejist ya da yazarları tarafından ileri sürülen ve devlet politikası konumuna gelen, Kalpgah (Heartland) – Kenar Kuşak (Rimland) ve Deniz Hakimiyeti Teorileri çerçevesinde okumak gerekir.

  • İngiliz coğrafyacı Mackinder; 1902 ve 1904 yıllarında, Kalpgah Teorisini ( Heartland ) öne sürmüştür.

Kalpgah Teorisi ( Heartland ); Kim Doğu Avrupa’ya hükmederse Kalpgah’a hakim olur. Kim Kalpgah’a hakim olursa dünya adasına hükmeder. Kim dünya adasına hükmederse dünyaya hakim olur.

Mackinder; Kalpgah ile ( Heartland ) dünya adasından birbirine bağlı olan Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarını, ifade etmektedir.

Mackinder; Kalpgah’ı ( Heartland ); kuşatan iki hilal bulunduğunu! İç Hilal; Avrupa, Ortadoğu, Hindistan ve Çin’den oluştuğunu. Dış Hilal; İngiltere, Güney – Kuzey Amerika, Afrika, Avustralya, Okyanusya ve Japonya’dan oluştuğunu ileri sürmektedir.

  • 1944 Yılında, Amerikalı Spykman; Kenar Kuşak ( Rimland ) Teorisini ortaya atmıştır.

Amerikalı Spykman; Kenar Kuşak ( Rimland ) Teorisine göre, İngiliz Mackinder Kalpgah ( Heartland ) teorisi yanlıştır.

Amerikalı Spykman; Kenar Kuşak Teorisi; Eğer güç siyaseti için bir slogan gerekiyorsa; Kim Kenar Kuşağa hükmederse Avrasya’ya hakim olur. Kim Avrasya’ya hakim olursa dünyanın kaderini kontrol eder, şeklinde olmalı, diyor.

Amerikalı Spykman Kenar Kuşak Teorisine göre; Kalpgah ( Heartland ); Kuzey Buz Denizinden, güneye Karpat Dağlarına, Balkanlara, Anadolu, İran ve Afganistan’dan Altay Dağları’na kadar uzanan büyük alanı kaplamaktadır.

Amerikalı Spykman Kenar Kuşak Teorisine göre; tek güç hakimiyetini önlemek için ABD’nin Avrupa’da ciddi bir faaliyet göstermesi gerektiğini savunmaktadır.

Amerikalı Spykman Kenar Kuşak Teorisine göre; ABD, Avrupa’da daha etkin olmak adına, her türlü uluslararası kuruluşlara destek vermesi ve bu bölgelerin politik düzenleri de kontrol altında tutulmalı, diyor.

ABD, Dünya Savaşının bitiminde, Avrupa’da daha etkin olabilmek adına, Spykman; Kenar Kuşak ( Rimland ) stratejini uygulamıştır.

  • Alfred Thayer Mahan ( 1840 – 1914 ), ABD’nin 20. yüzyıl deniz stratejisinin kurucusu; İngiltere, Almanya ve Japonya deniz güçlerinin gelişiminin de büyük ölçüde etkileyicisi, olduğu ifade edilmektedir.

İngiltere’nin dünyaya hükmettiği bir dönemde, Amiral Mahan, ülkesi ABD’nin dünya gücü olması için deniz hakimiyeti teorisi, denizlere hakim olan bir devlet tüm dünyaya hakim olur, teorisi ve stratejini ortaya atmıştır.

Amiral Mahan deniz hakimiyeti teorisi; deniz gücünün unsurlarını altı olarak belirlemiştir.

Bu unsurlar; coğrafi konum, fiziki yapı, toprakların genişliği, nüfus sayısı, milli karakter, hükümetin karakteri ve politikasıdır.

Bu unsurlardan en önemli olanının ise milli karakter olduğunu; Bir ülkenin coğrafi konumu her ne kadar deniz gücü için avantajlı olsa da, üzerinde yaşayan insanlar denizci bir karaktere sahip değilse deniz gücü harekete geçirilemez ve kullanılamaz.

  • Deniz Ticaret Odası’nın Denizcilik Sektör Raporu verilerine göre; küresel ticaretin yüzde 88’i deniz yolu üzerinden sağlanmaktadır.

Deniz yolu taşımacılığının diğer taşıma türlerine göre avantajları fazla olduğu. Demiryolu taşımacılığına oranla 3.5 kat, havayolu taşımacılığına oranla 20 kat, karayolu taşımacılığına oranla 7 kat daha UCUZ olduğu ifade edilmektedir.

Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde; Süveyş Kanalı, Cebelitarık, Seylan, Singapur, Babül-mendep Boğazı, Seylan Kanalı, Tayvan Kanalı, Kore Kanalı, Hürmüz Boğazı, gibi kritik noktaları kontrol altında tutarak denizcilik gücüne ve enerji kaynakları başta olmak üzere dünya ticaretine hâkim olma çalışmalarının giderek arttığı görülmektedir.

Denizyolu taşımacılığı zaviyesinden bazı KANAL ve GEÇİŞLER ne kadar önemli olduğu. KANAL ve GEÇİŞLERE, kim ya da kimlerin hakim olacağı savaşı verilmektedir.

Barbaros Hayrettin Paşa’ya atfedilen “ Denizlere Hâkim Olan Cihana Hâkim Olur ” sözü, Amerikan Alfred Thayer Mahan veya İngiliz Walter Raleigh tarafından söylemiş olduğu iddiaları ortaya atılmaktadır. Neden Acaba?

Amerikan Alfred Thayer Mahan veya İngiliz Walter Raleigh tarafından benzer ifadeler söylenmiş olsa da, tüm tarihi ve denizcilik araştırmalarında; bu ifadeleri, tarihte ilk olarak söyleyen, Barbaros Hayrettin Paşa olduğu ifade edilmektedir.

27 Kasım 2019 tarihinde, Libya’nın Ulusal Mutabakat Hükûmeti ile Türkiye arasında imzalanan, Denizcilik Anlaşması veya Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşması ( MEB – Münhasır Ekonomik Bölge ) Mavi Vatan ve Deniz Hakimiyeti Teorileri çerçevesinde okumak gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; denizlerdeki askerî gücünü artırmak ve savunma sanayisinde tam bağımsızlık hedefini güçlendirmek adına; Mavi Vatan ve Deniz Hakimiyeti Teorileri çerçevesinde; Milli Uçak Gemisi ( MUGEM ), Milli Denizaltı ( MİLDEN ), Hava Savunma Harbi Muhribi ( TF-2000 ), Reis Sınıfı Denizaltılar, Hisar Sınıfı Açık Deniz Karakol Gemileri, İstif Sınıfı Fırkateynler, AMFİBİ – Yeni Tip Çıkarma Gemileri, Milli Hücumbot ( TTH ), Yeni Tip Mayın Arama Gemileri, Kıyı Römorkörleri ve Okul Gemisi projeleri farklı tersanelerde inşa edilmeye devam etmektedir.

Küresel iki EKOL ( FİLLER ) Tepinirken!

Güncel haberler arasındaki toz dumandan, küresel ve ulusal gelişmelerin arka planındaki kirli ve sinsi kurguyu, anlamakta ve yorumlamakta, sebepler ve sonuçlar arasında bağlantılar kurmakta zorlanıyoruz!

Basın ve medya, kontrollerinde olmasından duymamızı ve görmemizi istedikleri tüm haber ve görseli servis ettikleri için olabilir mi?

Dünya ve bölgemizde, küresel ve emperyalist güçlerin, kısa, orta ve uzun vadeli, kirli hesap ve çıkarları çerçevesinde, aksiyon geliştirmekte, ya geç kalıyoruz, ya da karar verirken hatalar yapabiliyoruz! Peki, Neden?

Dünyayı kontrol eden güçler böyle olmasını arzu ettikleri için olabilir mi?

İnsan beyni olaylar ve gelişmeler hakkında, bir kere karar verdiğinde, tekrardan araştırma – sorgulama ve düşünme melekesini kaybetmektedir!

Bizim gibi toplumlar, okumak ve araştırmak, derinlemesine düşünmek gibi bir yetisi olmadığından sunulan haberlere göre, kesin bir KANAAT ve İNANÇ oluşmaktadır!

Kesin bir kanat oluşunca, başkaca bir doğru var mıdır? Ya da sunulan haber ve görsel hakkında acaba vb. sorulara mahal kalmayacaktır!

Algı operasyonu olarak sunulan ve servis edilen haber ve görselin hedefi, kamuoyunda, kesin bir kanaat ve inanç oluşturmak! Düşünmeye, araştırmaya ve sorgulamaya mahal bırakmamak!

Dünya ve bölgemiz üzerinde oynanan yüz yıllık küresel kirli oyuna matuf gelişmeler hakkında karar vermeden önce araştırma yapmak zorundayız! Ne, Neden, Nasıl ve Niçin sorularına cevaplar aramalıyız!

Aksi halde bölge halkları olarak, BİR yüz yılı daha kaybederiz!

Yüz yıl önce, Osmanlı İmparatorluğunun hakim olduğu bölgelerdeki zenginlikleri ülkelerine taşımak adına, sanayi devriminden kaynaklı ihtiyaçları doğrultusunda, kirli bir oyun ve sinsi plan yapılmıştır!

Bugün de, başkaca, bir kirli plan ve sinsi hesaplar havada uçuşmaktadır!

Küresel iki EKOL ( FİLLER ) bölgemiz ve ülkemizde, işbirlikçileri üzerinden, resmen tepinmektedir! Maşa varken, ateşi neden ellerine alsınlar ki?

Küresel iki EKOL, bu topraklardaki; ETKİ ve GÜCÜ, BİR DÖNEM, biri ” IN” olurken, BAŞKA BİR DÖNEM DE, bir diğeri, ”OUT” olmak zorundadır!

Dünya Siyaseti ve Ekonomik Konjonktür, IN ve OUT olmak şartlarını belirlemektedir! Doğal olarak İÇ SİYASETİ ve EKONOMİ’Yİ de…

Bu İKİ EKOL ‘den birinde değilsek, ÇOBAN oluruz! Olan bitene sadece izleyici locasından bakarız! Ülke ve Hayatınız ile ilgili kararlar alınır, sadece izleriz!

Dünya, 1945 – 1989 arasında yaşanan SOĞUK SAVAŞ dönemlerinde olduğu gibi küresel iki EKOL arasında, yeniden parselleniyor ve şekil alıyor!

Dünyamızı parselleyen küresel ve emperyalist güçler, karşılarında ve paylaşım masasında, başka bir küresel ya da bölgesel gücü istemiyor!

Paylaşım masasında olmak için bağımsız politikalar geliştirmeye çalışan devletler, vekalet orduları üzerinden asimetrik savaş teknikleri ile engellenmeye, bertaraf edilmeye ve yıpratılmaya çalışılmaktadır!

İçeride devlet, millet ve tüm farklılıklarımızla birlikte devletin bekası ve milletin birliği adına, bir ve beraber olduğumuz müddetçe, küresel ve emperyalist güçler, bölgemizdeki kirli oyun ve sinsi planlarına erişemeyecekler!

Küresel iki EKOL arasında bu topraklardaki; BARIŞ – HUZUR ve KAMLKINMA adına, bazen DENGE politikası yürütülür!

Yaşadığımız; SOSYAL – SİYASİ ve EKONOMİK türbülansı, Küresel iki EKOL arasındaki; THE END – GAME OWER ve LOADİNG çerçevesinden okumak gerekir!

Dün paylaşımda anlaşan küresel ve emperyalist güçler, bugün hem paylaşım oranı ve hem de hegemonya zaviyesinden kavga etmektedir! Yani FİLLER hem TEPİNİYOR ve hem de TEPİŞİYOR!

Çimler eziliyor ya da insanlar ölüyor, toplumsal kaos ve ekonomiler sarsılıyor, ülkeler tarumar ediliyor mu, dediniz? Kimin umurunda ki?!

Küresel iki EKOL arasında ki HEGEMONYA savaşı; hem dünyayı, hem bölgeyi ve hem de ülkemizi, siyasi ve ekonomik olarak şekillendirecektir!

Siyasi Değişim ve akabinde restorasyon ile normalleşme süreci başlayacaktır!

  • ( Küresel iki EKOL; ABD ve Birleşik Krallık )