15 Temmuz, Bir İşgal Girişimidir…

15 Temmuz; Karanlık ve uzun gece vb. geceleri ve günleri, Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah,  bu Asil Millete ve Devlete bir daha yaşatmasın.  15 Temmuz gecesi yaşadıklarımızın Çanakkale’de, İstiklal harbinde yaşadıklarımızdan ne farkı var ki? 15 Temmuz gecesi gibi bir geceyi, bu asil milletin evlatlarının ve şehit kanları ile sulanmış mübarek vatan toprağı olarak bildiğimiz ‘Anadolu’ kara parçasında yaşayan bizlerin, bu ülkede yaşayan her bireyin, bir daha bu vb. kalkışma ve operasyonları yaşamamak adına çok daha dikkatli ve uyanık olmamız gerektiği kanaatindeyim. 15 Temmuz gecesi, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başkomutanımızın ‘kararlılığı –  dik duruşu’ ve bu asil milletin İradesine sahip çıkması ve meydanlara inmesi ile akamete uğramıştır. Sıkıntı geçmiş midir? Her şey bitmiş midir? Artık, bu asil milletin evlatları ve şehit kanları ile sulanmış ‘ Anadolu’ bir daha böyle bir durum ile karşılaşma ihtimalleri yok mudur?  Artık rehavete kapılma vakti midir? Daha nice sorular ve sorular…

Geçtiğimiz günlerde, kaleme aldığım köşe yazımda, 15 Temmuz darbe kalkışmasının, bu ülkenin bütün ‘ kurum ve kuruluşları ‘ ile yenden yapılanması için bir ‘ Milat ‘ olduğunu ifade etmiştim. Bu cümlelerimi tekrar tekrar yine ifade etmek ve vurgulamak isterim;  15 Temmuz darbe girişimi veya işgal hareketi, Devlet yönetim sistemimiz ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarımızın yeniden yazılması ve kurgulanması için bir ‘ Milat’tır.  Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başkomutanımız Recep Tayyip Erdoğan; ‘’ 15 Temmuz bir ‘İşgal’ girişimidir,  15 Temmuz bizim devlet ve millet olarak yeniden yapılanmamız için bir Milattır’’ ifadelerinde olduğu gibi…

15 Temmuz Darbe – İşgal kalkışması, Başkomutanımızın ‘ DİK ‘ duruşu ve bu Asil Milletin ‘İradesine ve Demokrasiye sahip’ çıkması,  meydanlara inmesi ile hedeflerine ulaşamayanlar, istedikleri sonucu elde edemeyen, dâhili ve harici bedbahtlar… Ülkemiz ve bölge üzerinde hesabı olan,  müttefikimiz görünümlü emperyalist güçler ve içerideki bizden görünen taşeronları vasıtası ile yöntem ve aks değiştirmek suretiyle, bu asil milletin bütün bireylerinin arasına ‘Nifak ve İç Savaş’  tohumları ekilmeye çalışılmaktadır. Ülke ve Millet olarak, çok daha fazla dikkatli ve uyanık olmamızı gereken bir süreçten ve dönemden geçmekteyiz. Merhum milli şairimizin; ‘’ Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;  Toplu vurdukça yürekler- sineler,  onu top bile sindiremez” dizlerinde vurguladığı gibi… Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah, biz inananlara ve Müminlere hitaben Kutsal Kitabımız ’da;’’ Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de o, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de o sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz. Allah’a ve Resul’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz,  Gücünüz ve Devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir’’ ayetlerindeki ikazlarda olduğu gibi..

15 Temmuz Darbe ve İşgal kalkışmasında, başarı elde edemeyen ve hedeflerine ulaşamayan, 100 yıl önceki yedi düvel, bugün yedi düvel tarafından kurulan ve idare edilen bütün yapılar,  dâhili ve harici güçler.. Bu asil milletin bütün fertlerinin arasına da ‘nifak ve iç savaş ‘ tohumlarını da ekemeyen müttefiklerimiz ve taşeronları.. Burada da istediklerine elde edemeyenler; Kenarda ve köşede beklemeye aldıkları, kullanışlı bireyleri ve örgütleri her zaman hazır ve nazır olan; PKK, YPG, YPJ, DAİŞ vb. örgütleri üzerinden tekrar gelmeye kalkışacaklar. 1071’de,  Çanakkale’de, İstiklal Harbinde olduğu gibi bu asil vatanın bütün fertleri ve evlatları,  bütün farklılıkları bir kenara koymak sureti ile bir ve beraber olmaya devam ettiği sürece, başarıya ulaşmaları mümkün değildir.  Bütün kalkışmaları ve girişimleri ‘ Akamete’ uğramaya mahkûmdur. Sayın Başkomutanımızın da vurguladığı gibi, Bu Asil Milletin tüm grupları ve bireyleri olarak; ‘BİR olalım, İRİ olalım, DİRİ olalım’ yeter… Yeter ve artar… Bütün çabalama ve kaos planları için… 

Darbe Başarılı Olsaydı…

15 Temmuz Uzun ve Karanlık geceyi,  Bu Asil Devletin ve Milletin kendi öz kaynakları ile satın aldığı silahı, tankı,  uçağı ve askeri ile kendi içinden çıkmış olduğu milletine doğrultan, kendi içimizden olarak bildiğimiz,  taşeronlarla karşı karşıya kaldık.  Allah bu asil milleti böyle bir durum ile bir daha imtihan etmesin. Allah bu asil milletin bütün fertlerine ‘Uyanık olmayı, Basiret sahibi’ olmayı nasip eylesin. Ülkesine,  Devletine ve Milletine karşı ‘Hainlik ve İhanet ‘ noktasında bulundurmasın… Hainlik ve İhanet zihniyetinde ve fiiliyatında bulunanlara karşı da Uyanık olmamızı da nasip eylesin.  Eskilerin ifadesi ile Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah bizleri ‘ Ne Hainlik içinde olmayı, Ne Hainlerin yanında olmayı, Ne Hainleri zihnen ve fikren Destekleyen olmayı, Ne de Hainleri Lojistik olarak destek noktasında bulunmaktan’ bizleri muhafaza eylesin. Bizleri bu vb. zihniyet ve fiiliyatta bulunanlara karşı her türlü durumda ‘ Karşılarında ‘ bulunma ‘ Akıl, Gönül ve Zihin ‘ uyanıklığında bulunmamızı nasip eylesin.  15 Temmuz hain darbe girişiminin,  bu ülke ve bölge üzerinde hesabı olan bütün emperyalist güçlerin, zihnen ve fikren dışarıdan destekleyen, içerideki taşeronlar vasıtası ile yapılan bu kalkışma başarılı olsaydı, formatında bir ‘simülasyon’ yapalım. Ülke, bölge, millet ve birey olarak neden daha fazla uyanık olmamız gerektiğini anlamaya ve anlamlandırmaya çalışalım.

15 Temmuz gecesi; TSK sabaha karşı 03.00 gibi yönetime el koymuştur… Gözaltılar devam etmektedir… Sabah 06.00’dan itibaren sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir…  Asker tarafından ele geçirilen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve hükümet üyelerinin nerede olduğu bilinmemektedir. . Tayyip Erdoğan’ın da öldürüldüğü tahmin edilmektedir.

16 Temmuz sabahı; Ülkede TRT haricinde hiçbir televizyon, radyo, internet ve iletişim kanalları kapanmıştır. Sokağa çıkan halk askerlerle çatışmaktadır.. Başkentte yüzlerce tank sokaklarda… Kan dökülmeye devam etmektedir. Müttefikimiz olan Amerika, Türkiye’de yeni askeri yönetimi tanıdığını ve istikrarlı bir Türkiye tavsiyelerinde bulunmuştur..  Ordumuzda bir kısım subaylar darbeye karşı oldukları açıkladılar.  TSK içinde çatışmalar devam etmektedir.

17 Temmuz sabahı; Askerler çatışmaya devam etmektedir. Başkent darbeye direnen bazı şehirlerimiz darbeci askerler tarafından ağır bombardıman altındadır. Ülke genelinde ölü sayısı artmaktadır. İŞİD Türkiye’ye bazı askeri unsurlarını sevk edeceğini açıklamıştır.  PKK Doğu illerimizde kendisinin güvenliği sağlayacağınız ilan etti.

18 Temmuz sabahı; Bombardıman ülke genelinde hız kesmeden devam etmektedir. Ülke genelinde ölü sayısı bilinmemektedir. Ölü sayısı ‘Yüz binler’ olarak tahmin ediliyor. Askeri yönetim direnenlerin üzerine bomba yağdırmaya devam etmektedir.

19 Temmuz sabahı; BM, İstanbul ve Boğazların güvenliğini sağlayacağını duyurdu. Askeri operasyon kapıda… Rusya, Karadeniz Ülkeleri dışında hiç kimsenin İstanbul’da güvenlikten sorumlu olmadığını ifade etti.

20 Temmuz sabahı; Amerika, rejimden yana tavır koyacağını, içeriye sızan İŞİD unsurlarını temizlemek için bombardımana katılacağını söyledi..  PKK güçlerinin silahlandırılması ile Doğu İllerimizde İŞİD’çi avı başlamıştır.

21 Temmuz sabahı; Ermenistan Ağrı ili sınırımıza asker yığmaya başladı. Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıs Rum toprağıdır ve gereken yapılacaktır dedi..  BM askerleri İstanbul’da… Bir kısım tarihi eserlerin korunması amacı ile’ Saraylarımız’ boşaltılıyor. Yeni adreslerinin ‘British Museum’ olduğu açıklandı.

22 Temmuz sabahı; Ermenistan, Ermeniler eski topraklarına kavuşacak, vatandaşlarımızın sakin olmalarını ifade etti. Ülke genelinde bombardıman devam etmektedir. Askeri rejime, Fransa, Almanya vb. ülkelerden yardım gelmeye devam ediyor.. Putin, Türkiye’de istikrar bir an önce sağlanmalıdır dedi…

23 Temmuz sabahı; İran Şİİ milisleri Türkiye topraklarında… Dünyanın her bir tarafından askeri ‘ Cihadistler’ Türkiye topraklarına gelmeye başladı.

24 Temmuz sabahı; Ülke genelinde ‘ İÇ SAVAŞ ‘ devam etmektedir. Artık daha fazla devam edemeyeceğim… İçim karardı… Ekonomik durumu ise hiç anlatmaya gerek yok… Dolar patlamış, faizler fırlamış… Her dönem olduğu gibi devletin sırtında ki tefeciler meydana inmiş… Yukarıda izah etmeye çalıştıklarımın, bölgemizde hiç bir ülkede yaşanmamıştır, yaşanma ihtimali de bulunmamaktadır. Bunların hiçbirisi olmamıştır. İzah etmeye çalıştığımız bu sahneler ve görüntüler bir Amerikan film sahnesinden alıntıdır, demeyi çok isterdim. Bölgemizde hangi ülke bu durumda değildir;  Irak, Libya, Afganistan, Suriye, Mısır ve daha niceleri…  Hedeflerine engel olarak gördükleri hangi ülke ve lider bu durumda değildir. Emperyalist ülkelerin tek bir hedefi vardır; 100 yıllardır devam eden Sömürülerinin inkıtaa uğramadan artarak devam etmesidir.  Sömürülerine engel olarak gördükleri bütün ülkeleri ve liderleri ortadan kaldırmak için her türlü girişimde bulunmaktan çekinmezler…  Lütfen biraz daha fazla uyanık olalım… Ülkemize sahip çıkalım..  Bu asil milletin dünya üzerinde gidebileceği bir başka ‘ kara parçası ve vatan ‘ toprağı bulunmamaktadır. Bütün bu olanlar bir kişi ve parti meselesi değildir.  Sadece ve sadece ve bu ülkenin parçalanması ve senin de ‘ İÇ SAVAŞA ‘  doğru sürüklenmendir. Gerisi onlar için hikâyeden ibarettir. Oyunu bozacak olan sensin… Aynı  Çanakkale’de olduğu gibi…  Aynı 1453’de olduğu gibi… Aynı 1071’de olduğu gibi…

Devletimizin Yeniden Yapılanması için Bu Darbe Kalkışması bir FIRSATTIR

15 Temmuz karanlık gecesi, bu ülkeyi karanlık dehlizlere ve manda mantığına sürüklemek isteyenlerin gecesidir. Halk, demokrasi ve milli iradesine sahip çıkmakla bu hareketin önüne geçmiştir. Bizim gibi ülkelerde yönetimi doğrudan veya dolaylı olarak ele geçirmeye çalışan ‘emperyalist güçler’ içerideki taşeronları vasıtası ile sürekli olarak bu vb. kalkışmalarda bulunmuştur. 100 yıllık tarihimiz ve bölgemizdeki ülkelerin tarihlerine kabaca incelediğimizde ne demek istediğimiz net bir şekilde anlaşılacaktır. 1960 askeri darbesine yönetime el koyanlar Başbakanı ve arkadaşlarını asmadan önce ‘ ASTIK ‘ senaryosu ile Halka ve Milli İradeye bir yoklama çekmişlerdir. Halktan, Milli iradesine, Başbakanına ve arkadaşlarına yönelik bir ‘sahip olmak karşı darbesi görülemeyince’ daha sonra Başbakanı ve arkadaşlarını asmışlardır. Bu ülke ve asil millet bir daha böyle bir durum ve kalkışma operasyonları ile karşı karşıya kalmaması adına, devlet yönetim sistemimizin yeniden tasarlanması gerektiği kanaatindeyim.

15 Temmuz Darbe kalkışmasına yönelik olarak, 20 Temmuz tarihinde Cumhurbaşkanımız Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulunda toplantısında ülkemizin tüm bölgesinde ‘3 ay süre ile Olağanüstü Hal’ ilan edilmiştir.  Bu asil milletimize ve devletimize bu günleri yaşatanları kınamakla birlikte yüce milletimizin engin ferasetine ve takdirine bırakıyorum. Bu zihniyette olanlara en güzel cevabı her zaman ‘ Milletimiz ‘ vermiştir.  Anayasamızın Olağanüstü Hal ilanı ile ilgili hükümlerini kabaca incelediğimizde; Madde 119; Tabii afet, tehlikeli salgın hastalıklar veya ağır ekonomik bunalım hallerinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir. Madde 120; Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması hallerinde… Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulunun da görüşünü aldıktan sonra yurdun bir veya birden fazla bölgesinde veya bütününde, süresi altı ayı geçmemek üzere olağanüstü hal ilan edebilir. Madde 121; Anayasanın 119 ve 120’nci maddeleri uyarınca olağanüstü hal ilanına karar verilmesi durumunda, bu karar Resmi Gazetede yayımlanır ve hemen Türkiye Büyük Millet Meclisinin onayına sunulur. Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde ise derhal toplantıya çağrılır. Meclis, olağanüstü hal süresini değiştirebilir, Bakanlar Kurulunun istemi üzerine, her defasında dört ayı geçmemek üzere, süreyi uzatabilir veya olağanüstü hali kaldırabilir. 

Devlet, Vatan, Birey ve Millet kavramlarını,  evrensel hukuk ve bireyin üstünlüğü çerçevesinde incelediğimizde… Devlet; Sınırları belli bir toprak parçası üzerinde teşkilatlanmış, bağımsız bir hükümete sahip olan toplumun temsilcisidir. O, toplumu idare eder; iç ve dış tehlikelere karşı güvenliği sağlar, hukuki niteliği ilgili kanunlar koyar, onları uygular, yasaklar ve emirler çıkarır. Böylelikle sosyal düzeni sağlar. Öteki devletlere karşı toplumu temsil eder. Devlet, egemen ve etkili bir iktidar demektir. Ama aynı zamanda meşru bir iktidardır. Kurumlara dayanan ve müesseseleşen iktidar hukuk iktidarıdır. Devlet, amacı toplumsal düzenin, adaletin ve toplumun iyiliğinin sağlanması olan; belli bir toprak parçası (Ülke) üzerinde yerleşmiş bir insan topluluğuna (HALK) dayanan ve bu topraklar üzerinde bulunan her şey üzerinde nihai meşru kontrole (Otorite)  sahip, siyasal bir örgütle (Hükümet) donanmış sosyal bir organizasyondur. Vatan, bir kimsenin doğup büyüdüğü; bir milletin hâkim olarak üzerinde yaşadığı, barındığı, gerekirse uğrunda canını vereceği toprak. Bir kimsenin yerleştiği yere de vatan denir.

15 Temmuz Darbe kalkışmasına yönelik olarak, Milletimizin Milli iradesine sahip çıkmak adına meydanlara inmesi, son günlerde yaşadıklarımız ve bu asil milletimize ve devletimize karşı ‘ içerideki taşeronlar ve dış destekli ‘ bir daha böyle bir kalkışma ve girişimlerine maruz kalmamak adına… Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığında toplanan Bakanlar ve Milli Güvenlik Kurulunda ‘3 Ay süre ile Tüm Ülkede Olağanüstü HAL İlan edilmesini’,Cumhurbaşkanımız ve Başkomutanımız başkanlığında oluşturulacak bir ‘ KOMİSYON ‘ başkanlığında,  Devlet yönetim sistemini yeniden kurgulamak adına bir Milat kabul etmeliyiz.  Devletimizin; Yönetim, Sevk, İdare, Personel alımı ve Devlet Kurumlarının ‘ TÜM HARCAMA ‘ sistemlerinin yeniden gözden geçirildiği, kurgulandığı,  Yeni bir Sistem için Yeniden ve Sil Baştan bir Milat kabul etmeliyiz. Devlet, Vatan sınırları içinde yaşayan ‘herkes ve her şeye’ Adalet ilkesi çerçevesinde yeniden dizayn edilmelidir. Devlet yönetim sistemimizin bütün kişi ve kurumları için  ‘ ŞEFFAFLIK ve HESAP VEREBİLİRLİK’ prensipleri doğrultusunda Yeniden yazılmalıdır.  Bu vatan toprağında yaşayan bizlerin gidebileceği bir başka ‘ toprak ‘ parçası dünya üzerinde yoktur. Bu gerçekler çerçevesinde son günlerde yaşadıklarımızı ‘bir İkinci Kurtuluş Savaşı, bir Yeniden Doğuş veMilli bir DEVLET meydana gelmesi için çok iyi bir FIRSAT olarak değerlendirmeliyiz, diye düşünüyorum. Aksi halde yaşadıklarımız bir tekrarı olmayacaktır. Bu asil millet ve devlet tarih sahnesinden silinmek ve yok olmakla karşı karşıya kalmaması için hiçbir sebep göremiyorum. 

Sizin Çocuklar Bu Defa Başaramadı…

Yaşı belli bir noktaya gelen herkes yazımın başlığındaki ifadelerin ne manaya geldiğini çok iyi bilirler… Bu ülke ve milletimiz darbelerle ve darbe zihniyeti ile 31 Mart Vakası ile birlikte tanışmıştır. 31 Mart Vakası ile bu ülkenin ve devletin en kılcal damarlarına kadar yerleşen ‘ bizden görünümlü yabancılar ‘ vasıtası ile her bir ‘kalkınma’ ve ‘ milli ‘ olma dönemlerinde, müttefik olarak bildiklerimizin destekleri ile içerideki taşeronları tarafından ‘ bizim çocuklar Türkiye’de yönetime el koydu ‘ ifadeleri ile karşı karşıya kalıyorduk.  Artık bu darbe dönemleri geçmişte kalmıştır. Tarihin tozlu sayfalarında yerini alacaktır.  Eski Türkiye ve Eski Milletten eser kalmamıştır.  Bölge üzerinde hesabı olanlar ve içerideki taşeronlarının anlamakta zorlandıkları şey burasıdır. Yeni Türkiye’de Millet iradesine sahip çıkmak gücü ve ferasetini artık gösterecektir. Bu ülke ve bölge üzerinde hesabı olanların artık anlaması, idrak etmesi ve konumlarını da bu yeni durum ve konjonktüre göre yeniden ayarlamasının zamanı ve mekânı çoktan gelmiştir diye düşünüyorum.

Büyük devletler, bölge ve dünya üzerindeki hegemonyasının sürdürülebilirliğini sağlamak adına, çok uzun soluklu plan ve projelerle çalışmaktadır.  Bu plan ve programlarına ulaşabilmek için her türlü operasyonun içine girmekten de kaçınmamışlardır.  Ülke içinde yaşayan bizler bu vb. plan ve operasyonları görmek ve anlamakta bazen çok geç kaldığımız dönemler olmuştur.  Ülkemiz ve bölgemiz üzerindeki planlarını ve hesaplarını, görmek ve anlamak zorluğu çektiğimiz her dönemde içerideki taşeronları vasıtası ile ‘ darbe ve muhtıralarla’ karşı karşıya kalmışızdır. Her darbe ve muhtıra girişimleri ile bu ülke ve milletin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınması planlı olarak 30 – 40 yıl geriye gitmesine sebebiyet vermişlerdir.

Bu ülkenin yakın tarihindeki darbeleri kabaca incelediğimizde,  31 Mart Vakası, 1960 askeri darbesi, 1971 muhtırası, 1980 askeri darbesi ve 28 Şubat post-modern darbelerini sıralayabiliriz.  31 Mart Vakası ile Osmanlı İmparatorluğunu parçalamayı, bölgesindeki ekonomik zenginlikleri elde etmeyi, sömürmeyi planlayan güçlü devletler, içerideki taşeronları vasıtası ile Cennet mekân Abdülhamit Han sultanı tahtından indirmek sureti ile bu darbelerin ve darbe zihniyetinin önünü açmışlardır. Çünkü Cennet mekân Abdülhamit Han sultan o makamda bulunduğu sürece, bölge üzerinde hesapları ve planları olanların bütün hesapları ve planları akamete mahkûm olmuştur.  Ülkemiz ve bölgemiz üzerindeki hesap ve planlarının önündeki en büyük engel olarak Cennet mekân Abdülhamit Han sultanı görenler darbe girişiminden çok önceleri insan aklının alamayacağı yazılı ve sözlü saldırılara maruz kalmıştır. 100 yıl önce olduğu gibi bugünü daha iyi ve net okuyabilmek adına; Bu ülkede kim veya kimler bu plan ve hesaplarına engel olmak girişimlerinde bulunduğu için ‘darbe ve muhtıralarla’  yüzleşmekteyiz ki? Hem de kendimizden olan içimizdeki bizden görünümlü devlet personeli tarafından… Devlet personelinin görev tanımının içinde kendi devletine ve milletine karşı ‘darbecilik ‘ var mıdır ki? Anlayan varsa beri gelsin…

Lozan antlaşmaları ve emperyalist devletlerin bölgeyi kendi aralarındaki paylaşım sözleşmesi olan Sykes – Picot’un 100. Yılının idrak etmekte olduğumuz şu günlerde, bu sözleşmelerin ve antlaşmaların biteceğinden korkanlar, ürkenler acaba neden panikliyor ki? Bu antlaşmaların bitişi ile bu ülke, bu millet ve bu bölgenin ayağa kalkmasından korktuğunuz için mi paniklediniz? Bu ülke ve bölgenin kaynaklarını 100 yıl önce olduğu gibi çok kolay bir şekilde parçalama ve sömürme operasyonlarınızın devam edemeyeceğini anladığınız için mi paniklediniz? Bölge halkları ve bu millet bu sömürü ve emperyalist girişimlere karşı ‘ Artık yeter ‘ diyor…  İzlemekte olduğumuz ve idrak etmekte olduğumuz sadece bundan ibarettir. Paniklemenizin ve korkunuzun hiçbir faydası olmayacaktır.  Bölge halkları ve bu asil milletin evlatları ‘ Çanakkale Ruhunda’  Vatanı savunmaktaki birlik ve beraberlikte olduğu gibi  ’Demokrasiye’ sahip çıkmıştır, Ülkesine sahip çıkmıştır,  Onuruna sahip çıkmıştır,  Cumhurbaşkanı’na sahip çıkmıştır, Meclisine sahip çıkmıştır, Hükümetine sahip çıkmıştır, Hanesine sahip çıkmıştır, Daha da önemlisi kendi geleceğine sahip çıkmıştır’.  Bununla ne kadar övünsek ve gurur duysak azdır diye düşünüyorum. Aksi halde bugün ülkemizde ve bölgemizde başka bir sabaha uyanmış olacaktık.  Siyasal, sosyal ve ekonomik kaos başlamasına uyanacaktık.  Önceki yıllarda olduğu gibi ülke ve milletin kaynaklarını birkaç ailenin eline geçmesine seyirci kalacaktık. Darbe ve muhtıra zihniyetinin idraki içinde olmayı, ülkesine – milletine – devletine ve vatanına ihanet zafiyeti ve akıl tutulmasından muhafazasını, ruhunu, aklını,  zihnini ve beynini kiraya verenlerden olmamak ferasetini, basiretini ve fehimini,  Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah’tan niyaz ediyorum. 

Birlikte Konya’yız, Birlikte Türkiye’yiz

Başı Rahmet, ortası Mağfiret ve sonu cehennemden Azad olan mübarek Ramazan ayının son günlerini idrak etmekteyiz. 1000 aydan daha hayırlı bir gece olan ‘Kadir Gecesini’ de geride bıraktık. Rahmet ve mağfiret ayını uğurlamak üzereyiz.  Sonsuz Kudret Sahibi Allah bu ayı hayırlısı ile değerlendirdiği kullarından eylemesini ve Ramazan ayını da bizlerden razı olduğu kullarından olmamız dileklerimle…

Her Ramazan ayında geleneksel hale gelen, MÜSİAD Konya Şubesi, Konya Ticaret Odası, Konya Sanayi Odası, Konya Ticaret Borsası ve bu yıl organizasyona dâhil edilen Konya Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası tarafından  “Birlikte Konya’yız” sloganıyla Ankara’da düzenlenen Konyalılar İftar Buluşması programının 11’incisi gerçekleştirildi.  Programa Ankara’daki Konyalı bürokratlar, Konya Milletvekillerimiz ve Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan onur konuğu olarak katıldılar. Programa emeği geçen bütün sivil toplum kuruluşlarımızın başkan,  yöneticilerine ve programın görünmeyen kahramanları olan tertip heyetindeki dostlarımıza da çok teşekkür ederim. Emeğinize ve yüreklerine sağlık… Allah emeklerinizi zayi etmesin…

Birlikte Konya’yız Konyalılar geleneksel iftar programında, MÜSİAD Konya Şube Başkanı Dr. Lütfi Şimşek, ” 11 Ayın sultanı Ramazan ayının son günlerinde İstanbul Atatürk Havalimanı’ndaki hain saldırıyla sarsıldık. Acımız çok büyük… Yastayız… Ülkemizin istikrarını ve huzurunu bozmak isteyenler masumları katletmektedir. Türkiye’nin büyümesini ve gelişmesini asla ve asla durdurulamayacaklar. Terör eylemlerine karşı hiçbir zaman korkmayacağız ve yılmayacağız. Dosta düşmana karşı dimdik ayakta olduğumuzu gösterelim, Konya olarak ‘bir olduğumuzu, iri olduğumuzu, diri olduğumuzu’ ilan edelim. Her köşesi aziz şehitlerimizin kanı ile yoğrulan vatanımızın ‘ne bölünmesine, ne parçalanmasına ne de geleceğiyle oynanmasına’ asla izin vermeyeceğiz’’ ifadelerine vurgu yaptı.

Birlikte Konya’yız Konyalılar geleneksel İftar programında, Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan da “Göklerin kapılarının açık olduğu bu mübarek Ramazan gününde Konyalı hemşerilerimle birlikte olmaktan dolayı mutluluk duyuyorum. Birlikte Konya’yız. Mübarek Ramazan ayında gözü dönüş caniler birliğimizi ve huzurumuzu hedef aldılar. Bu aziz millet, bu aziz devlet böyle saldırılara asla boyun eğecek değildir. Bu saldırılar bizim daha çok kenetlenmemizi sağlıyor. Bu örgütlerin ‘ne dili, ne dini, ne de ırkı’ var. Her an her yerde ortaya çıkabilirler. Bunlara karşı başarılı olmak için topyekûn mücadele şart. Ama birini ayırıp o iyi diğeri kötü demek doğru bir yaklaşım değildir. Bizim için terör terördür. Terörist teröristtir.  Biz birlikte Konya’yız birlikte Konya olmadan birlikte Türkiye olamayız” ifadelerine yer verdi.

Birlikte Konya’yız Konyalılar geleneksel İftar programında, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Konya Milletvekili Ahmet Sorgun, Konya Ticaret Borsası Başkanı Hüseyin Çevik Bey de birer konuşma yaptılar. MÜSİAD Konya Şube Başkanı Lütfi Şimşek ve Kalkınma Bakanımız Lütfi Elvan Bey katılımcıların nezdinde bütün Konyalılara ve Türkiye’ye mesajlarında vurguladıkları gibi  ‘ Bir olalım, İri olalım Diri olalım ve Kenetlenelim’ ifadelerine yer verdiler. 100 yıl önce bu ülkeyi aynı senaryolarla bölenler, tekrar 100 yıl önceki yarım kalan planlarını devreye sokmak için değişik planlama ve oyun içerisindeler. Artık savaşlar doğrudan olmuyor. Taşeron örgütler ve içerideki bizden görünümlü adamları üzerinden yürütülüyor.  Ülke ve bölge halkları olarak daha fazla ‘Uyanık’ olmamız gereken bir dönemden geçiyoruz.  Birlik ve beraberlik içinde olmamız gereken, bütün ülke ve bölge halkları olarak ‘Kenetlenmeye’ ihtiyacımız olan bir dönemdeyiz. Büyük devletler ve bölgemiz üzerinde hesabı olanların planları ve saldırılarından vazgeçecekleri beklemek hayal olur.  Büyük devletlere karşı ancak ve ancak geliştirebileceğimiz karşı ‘stratejiler’ ile cevap verebiliriz. Bölgemizde çok büyük bir oyun ve satranç oynanmaktadır. Adamlar ‘Asya bölgesini’ yani bulunduğumuz bölgeyi ‘ satranç tahtası’ olarak yıllar önceden tanımlamışlar. Bölgenin anahtarı ve kapısı konumunda bulunan ülkemize karşı saldırılar ve caydırma operasyonları devam edecektir. Oynanan bu oyunun ne tekrarı var, ne de dönüşü… Farklılıklarımızı değil, birlik ve beraberlik üzerine planlamalar ve stratejiler geliştirmemiz gereken bir dönemdeyiz.  Milletin birlik ve beraberliği adına, bir satır yazı yazan, konuşma yapan, program tertip eden herkese Teşekkür ederim. Rahmet ayının son günlerinde, Kadir gecesinin ertesinde ve yaklaşmakta olan Ramazan Bayramı vesilesi ile Sonsuz Kudret sahibi Allah, Kutsal kitabımız vesilesi ile sürekli olarak bizlere ikaz ettiği  ‘ Uyanık olmak, bir olmak, birlik ve beraber olmak’  ifadelerindeki ferasetimizi, idrakimizi ve basiretimizi arttırması dileklerimle. 

Konya’da huzurda olmaktan çok mutluyum

Geçtiğimiz günlerde Konya Valisi olarak atanan Yakub Canbolat beye,  sanayici dostlarımız, HCV Makine Genel Müdürü Kerim Altınkaya ve Hacıbali Metal Genel Müdürü Mustafa İbalı ile birlikte hayırlı olsun ziyaretimiz oldu. Sayın Valimize öncelikle Hz. Pirin diyarı ‘Huzur, Sevgi ve Muhabbet Şehrine’  Hoş geldiniz ve Başarı dileklerimizi sunuyorum.  Sayın Valimize ziyarette, Hz. Pirin ‘ Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol’ sözlerinin yazılı olduğu bir levha takdimimiz de oldu. Ziyaret vesilesi ile Sayın Valimize bizlere çok değerli vakitlerini ayırdığı ve hoş sohbetleri için de ayrıyeten Teşekkür ederim.

Sayın Valimiz ile sohbet devam ederken tanışma faslına geçtiğimizde; ’’ 1969 Alaca (Çorum) doğumlu olduğunu,  ilk ve orta eğitimimi Alaca’da tamamladım.  1987 yılında  Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü kazandım ve 1991 yılında mezun oldum.  1992 yılında Konya Valiliği Kaymakam Adayı olarak Mülki İdare Amirliği mesleğine başladığını ve 1995 yılında kura çekerek Durağan (Sinop) Kaymakamlığına atandım.  Sırasıyla, Durağan (Sinop) (1995–1998), Yedisu (Bingöl) (1998–2000), Cumayeri (Düzce) (2000–2003), Kâhta (Adıyaman) Kaymakamlığı (2003–2005), Yozgat Vali Yardımcılığı (İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği) (2005–2007), Söğüt (Bilecik) Kaymakamlığı (2007–2009) görevlerinde bulundum. 2009–2014 yılları arasında İçişleri Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı görevini yürüttüm. Bakanlar Kurulunun 21.05.2014 tarih ve 6366 sayılı kararı ile ilk valilik görev yerim olan Hakkâri Valiliği görevine atandım. Evli ve iki çocuk babası olduğunu’’ sözlerine ekledi.

Sayın Vali;  ‘’Hakkâri valiliği görevimizde bölge şartlarından kaynaklı olarak çok zor ve meşakkatli bir mesai harcadıklarını, bölgede görev yapmakta olan bütün devlet memurlarımız ve vatandaşlarımız açısından çok sıkıntılı bir dönemden geçmekte olduğumuzu… Bu ülke bir ve beraber olduğu müddetçe ‘ Çanakkale Ruhunu’ sergilemeye devam ettikçe, birilerinin bütün planlarının ve taşeron örgütler üzerinden yürütmekte oldukları savaşın akamete uğramak zorunda olduğunu’’… Konya Valiliği görev yerimiz ‘’ Bizim açımızdan bölge ile kıyaslandığı takdirde başka bir savaşın tam ortasına düşmüş durumdayız. Bu ülke güçlü olmak zorundadır. Her manası ile güçlü olmak… Buradaki görevimizde de bu ülkeye hizmetin bir borç olduğu şuuru ve bilinci ile ‘ ekonomik, sosyal ve kültürel’ çalışmalara hız vermek ve çok daha fazla çalışmak zorundayız’’ şeklinde konuştu.

Sayın Vali ile sohbetimizde; ‘’  Konya’da olmaktan daha doğrusu ‘Huzur’da olmaktan çok farklı bir mutluluk duyduklarını… Konya kendine has özellikleri olan bir şehrimiz… Konya; Ensar ruhu çerçevesinde beldeye gelen 72 bin muhacire kapılarını açmış bir şehrimiz… Özellikle Suriye’den gelen muhacirlere ve diğer bölgelerden gelen mazlum ve Müslümanlara kapısını ve gönlünü açmış olmasından, ekmeğini, aşını, evini paylaşmasından kaynaklı memnuniyetimi ve teşekkürlerimi ifade etmek isterim. Çünkü Konya;   ‘ Belde-i Muhayyere’ ismine mazhar olmuş;  “Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (s.a.s)  Mekke’den Medine’ye hicret etmeden önce kendisine hicret edebileceği üç şehir ismi verilmiş ve bu şehirlerden birine hicret edebileceği bildirilmişti. Bu şehirlere de “Belde-i Muhayyere” denilmiştir. Bunlar, Medine (Yesrip), Şam ve Diyar-ı Rum’da (Rum memleketinde) Konya… Huzur ve Belde-i Muhayyere de bulunmaktan, bu beldeye ve sakinlerine de hadim olmaktan ayrı bir mutluluk ve huzur duyduklarını’’  vurguladı.

Sayın Valimize, Huzur’da, Sevgi ve Muhabbet Şehrinde, Belde-i Muhayyere ’ye, Konya’mızın ve ülkemizin acil ihtiyacı olan sosyal, ekonomik, kültürel, eğitim alanlarında Hayırlı ve Kalıcı hizmetlerde bulunması dileklerimiz.

Konya’dan Bambaşka bir Vali geçti…

Geçtiğimiz günlerde, Konya Valiliğinden Merkez valiliğine alınan Muammer Erol Bey’in valilik binası önünden Konya protokolü ve Konyalılarla hüzünlü ve bir o kadar da mutluluk ve gurur dolu vedası gerçekleşti. Sayın valimiz ile birlikte kendilerine Ankara’ya kadar olan veda ve uğurlama yolculuğuna eşlik etmek bizlere de nasip oldu.  Sayın Valimiz ile Konya’ya gelmeden önceki ve şu anda ayrılırken bu şehir ve şehirde yaşayanlarla ilgili olarak duyguları, düşünceleri ve genel kanaatleri hakkında yolculuğumuz ve Ankara ziyaretlerimiz esnasında duygulu ve bir o kadar da samimi sohbetlerimiz oldu. Kendilerine,  bizlere bu yolculuğa eşlik etmek,  yolculuk ve ziyaretlerimiz esnasında ki samimi sohbetleri için çok teşekkür ederim. Bugün köşe yazımda, sayın valimizin önce bir insan ve sonra bir vali olarak bizlerde ve kamuoyundaki izlenimlerimi aktarmaya çalışacağım.

Sayın Muammer Erol valimizde,  şehrimize bu güne kadar gelmiş geçmiş bütün valilerde olan veya olmayan, kendilerini diğerlerinden farklı kılan ne idi? Konyalı kendilerini neden bu kadar çok sevdi? Neden kendilerini bu kadar bağrına bastı?  Konya tarihinde bir yönetici veya bir vali görev yaptığı şehirden ayrılırken vatandaştan ‘ helallik ‘ istediği vaki midir? Bu hassasiyet dahi sayın valimizin bulunduğu makamların gelip geçiciliğine olan imanı ve inancının göstergesidir diye düşünüyorum. Bu ülke Muammer Erol tipindeki yöneticilerini kaybetmekle ne kazanır veya ne kaybeder? Daha nice sorular ve sorular… Bu vb. sorulara bugün köşemizde kabaca cevaplamaya çalışacağım.

Sayın valimiz,  tevazuu ve alçak gönüllü olmanın zirvesinde olmasından kaynaklı ve Hz. Pir’in sürekli olarak vurguladığı ve valimizin öncelikle ve özellikle bir kul, bir insan ve sonra bir vali olarak yaşamayı kendilerine düstur edindiği ‘Tevazu ve Alçak Gönüllülükte Toprak Gibi Ol‘  kaidesini ve yaşantısını görmekteyiz. Tevazu; makam, servet, şöhret gibi gelip geçici şeylere gereğinden fazla önem vermemek, bunları insanlara hizmet ve yardım etmek için bir vasıta saymaktır. Mütevazı insan, hayatın türlü aşamalarını düşünerek kendi acizliğini unutmaz. Bütün hareketlerinde aklını kullanır. Basit duygularına esir olmaz. Sık sık kendini kontrol ederek hatalarını bulmaya ve bunları düzeltmeye çalışır. İnsandaki benlik duygusu, irade ve aklın kontrolünden kurtularak azgınlaşırsa, büyüklük hastalığı başlar. Tevazu da ise irade ve akıl vardır. Mütevazı insan düşünerek ve şuuruyla, bencil arzularını, isteklerini yener, kendinde bir takım meziyetler ve üstünlükler hayal etmez. Devlet makamlarında görmeye alışık olduğumuz ve özellikle eski Türkiye kalıntısı, Üstat merhum Necip Fazıl’ın ‘Zindandan Mehmet’e Mektup’ şiirinde vurguladığı  ‘Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat…’ formatındaki yöneticilerle bugünlere geldi. Vatandaşına yabancı ve bir o kadar da tekebbüründen yanlarına varılamayan, selam ve kelam ermekten vatandaşın imtina ettiği bir devlet idare sistemi ile Yeni Türkiye’yi kurmamız mümkün değildir. Hz. Pir’in çok önem atfettiği ve sürekli olarak vurguladığı; ‘Bir insanda kibir ve hırs söz söylerken soğan gibi kokar’ ifadelerinde olduğu gibi. Vatandaş kibir ve hırsı uzaklardan kokan yöneticileri elbette ki sevmez, bağrına basmaz ve ondan sürekli olarak uzaklaşır. Tarih ve toplum bu vb. yöneticileri hatırlamadığı gibi hiçbir zaman da hayırla yâd etmez, etmeyecektir de…  

Türkiye yoluna, Eski Türkiye olarak mı yoksa Yeni Türkiye olarak mı devam edecek? Öncelikle ve özellikle sorgulamamız ve cevaplandırmamız gereken sorular bunlar diye düşünüyorum. Eski Türkiye olarak devam edecekse zaten Sayın valimiz formatındaki kişilerle ve yöneticilerle çalışamaz, yoluna devam edemez. Eski Türkiye’de vatandaşın bir devlet veya valilik makamına ulaşmasını,  meramını anlatmasını boş verin, kapıdan içeri girmesine dahi izin verilmezdi. Tekebbüründen yanına varılamayan idareci ve yöneticilerle bugünlere kadar geldi. Vatandaş kendisinden olan ve kendisi gibi olan yöneticileri her zaman bağrına ve gönlüne basmıştır. Tarih bunların örnekleri ile doludur. Sayın valimiz yukarıda zikretmeye çalıştığımız özellikler ve meziyetlerin vücut bulmuş örneklerindendir. Yeni Türkiye’de sayın valimize çok önemli ve etkili görevler verileceğini de buradan aktarmak isterim. Yolunuz, bahtınız açık olsun, yüreği ve gönlü  ‘insan ve vatan ‘ sevdalı güzel insan.  Sonsuz Kudret sahibi Yüce Allah; Sayın valimiz formatında ki keyfiyet sahibi insanlarımızın ve yöneticilerimizin sayısını arttırması dileklerimle…

Millet olarak; Fetih ve Milli şuura erebilmek…

İstanbul’un fethinin 563. Yılını kutladığımız şu günlerde, Fethin, fetih bilincinin, milli bilinç ve şuurun oluşması ve içselleştirilmesi adına hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bu vb. günleri hatırlayan, hatırlatan ve bizlerin de uyanması adına emeği geçen bütün idarecilerimize teşekkür ederim.  Geçtiğimiz günlerde de Kut’ül Amare zaferinin 101. Yılını idrak etmiştik. Kut’ül Amare ne ola ki? Neden bu millete unutturulması için o kadar gayret sarf ettiler ki? Hem de içeride taşeronları vasıtası ile… Bu asil millette milli bilinç ve şuur oluşmaması adına bu kadar gayretin sebebi ne olabilir ki? Milli bilinç ve şuurun oluşması demek, bölgenin tamamen kendi ayakları üzerinde durması demektir. Bölgeye karşı dışarıdan gelebilecek he türlü müdahalelere geçit vermemesi demektir.

Bu ülke ve vatandaşlarına 100 yılardır bilinçli ve kasıtlı olarak, bu kutlu ve milli bilince katkı sağlaması gereken gün ve geceler,  hep unutturulmaya çalışıldı. Acaba neden? Bir milletin geçmişinde yaşanmış milli zaferler ve kutlu günler neden unutturulmaya ve tarih sayfalarından silinmeye çalışılır ki? Anlayan varsa beri gelsin… Aslında tarihimizi bilmediğimiz ve tarih kitaplarımızı biz ve bizden olanlar ‘ milli şuura ermiş’ tarihçilerimiz tarafından yazılmadığı için olabilir mi? Çanakkale zaferlerinde, arka planda, zafere ulaşılmaması için her türlü yol ve yönteme başvuran komutanlar Alman generalleri değil miydi? Bunları hangimiz hatırlayabiliriz ki?  Okutmadılar ki? Sarıkamış destanı diye bizlere yutturulmaya çalışılan ve 100 binlerce askerimizin şehit düştüğü olayların arka planındaki emir komuta zincirinde bulunan ve talimatları veren Alman generalleri neden bizlere anlatılmaz ki? Birileri buradan vatandaştan neyi gizlemeye çalışırlar ki? Bu ülke Kurtuluş savaşlarını verdiği günlerden itibaren ve Cumhuriyetin ilanı ile iç işlerimize yerleşen ve yerleştirilen yabancı idareciler neden açıklanamaz ki? Aynı sistemin yani, 100 yıllardır devam eden ve sadece yabancılara çalışan sistemin devamı için her yol denenmektedir. Bizlerin uyuması ve uyanmaması adına her yol mubah görülmektedir.  Cumhuriyetin ilanı ile devlet kademesine yerleşen yabancı kadrolar veya sadece yabancılara çalışan bizden görünen yabancı içimizdeki taşeronlar… Merkez bankamız daha yeni yeni milli olmaya başlamadı mı? Ekonomik sistemimiz, bütün devlet ihaleleri bu adamlar vasıtası ile dışarıdaki ağababalarına yönlendirilmedi mi? Cumhuriyetin kurulmasından bu güne, içerideki taşeronları vasıtası ile bu asil milletin cebinden trilyonlarca doları faiz vb. adı altında götürmediler mi? Bu kolay kazançları kesilenler içerideki taşeronları vasıtası ile tekrar kaos çıkartmak için her türlü yola başvurmaktadır. Ekonomik, siyasi ve terör adı altında olmak üzere…

Bizler olan bitenleri sadece iç siyaset malzemesi ve kavgası olarak addetmeye devam etmekteyiz. 100 yıllardır böyle olduğu gibi…  17 – 25 Aralık, Gezi kalkışmaları, 7 Haziran seçim sonucunda biraz daha gayret diye bir araya gelmeleri ve 1 Kasım seçim sonucu ile sukutu hayale uğramaları… Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu üzerinden ülke içinde kaos meydana getirmeye çalışanların, heveslerinin kursaklarında kalması gibi… Herkesin bir hesabı elbette ki vardır. En büyük hesabı ve planı olan Hz. Allah bu asil millet ile beraberdir.  İçerideki siyasi ve ekonomik kavgaların arkasındaki dış güçleri ve içerideki taşeronları bizler hiçbir zaman göremedik ve görünmezler. Gördüğümüz an zaten bu ülke ve bölgesi adına tarih yeniden yazılmaya başlayacak demektir. Gördüğümüz ve uyandığımız an bölgede biz ve bizden olanlardan başka hiç kimse kalmayacaktır. Bütün kavgaların, kaosların sebebi hikmeti.. Bizler anlayamasak da… Ülke ve bölge halkları olarak uyanık olmanın şimdi tam zamanı… Ülke ve bölge halkları olarak bölgeyi yüz yıllardır karıştıranlara ve emperyalistlere karşı dik durmanın şimdi tam zamanı… Ülke ve bölge halkları olarak bölgemize dışarıdan müdahalelere karşı bir ve beraber olmanın şimdi tam zamanıdır. Bu olayların bir tekrarı olmayacak. Ya şimdi, ya da tarih sahnesinden tamamen silinmek demektir.

Ey Oğul! İNSANI Yaşat ki, DEVLET Yaşasın!

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında yaşamış bir İslam ilahiyatçısı – din bilgini, Ahi şeyhi, Osman Gazi’nin kayınpederi ve hocası, Orhan Gazi’nin dedesi bir anlamda da sonradan imparatorluk olacak Osmanlı Devleti’nin fikir babası olan Şeyh Edebali’nin Osmanlı devletinin idareci noktasında bulunanlara ve bugün bizlere yönelik olan ikazları ve nasihatlerine bir göz atalım.

Devlet idaresinde bulunan idarecilerimize, bulundukları koltukların hizmet makamı olduğunu unutmamalarını, sürekli olarak hatırlamalarını;  ‘ Benlik – Ego- Kibir’ noktasında nelere dikkat etmemiz gerektiğini, bu kötü hasletlerden nasıl soyutlanmamız ve korunmamız gerektiğini!

Özellikle de devlet idaresindeki müşavere – danışmanlık müessesinin önemine binaen,  günümüzde yaşamakta olduğumuz süreçler doğrultusunda,  geçmişte yaşanan tecrübeler ışığında, bu nasihatleri, uyarılarını bir kez daha anlamayı ve anlamlandırmayı ümit ederek Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah’tan bu manada tefekkür deryasına dalabilenlerden eylemesini dilerim.

Ey Oğul! Beysin, bundan sonra öfke bize; uysallık sana. Güceniklik bize; gönül alma sana. Suçlamak bize; katlanmak sana. Acizlik, yanılgı bize; hoş görmek sana. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana. Kem göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana.

Ey Oğul! Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.

Ey Oğul! İnsanlar vardır şafak vaktinde doğar, gün batarken ölürler. Unutma ki, dünya sandığın kadar büyük değildir. Dünyayı bize büyük gösteren bizim küçüklüğümüzdür. Bu yolda nazarımızı sonsuzluğa dikip; büyük yürümek ve büyük ölmek gerek. Bu yolda hırs, diken; benlik ve kibir, engeldir oğul.

Sakın ha kendine takılmayasın ve kendinde boğulmayasın. Teklik sadece Allah’a mahsustur, tek başına karara durup hoyrat dünyanın dayanılmaz ağırlığını kaldırmayasın. İşlerini ehil kişilerle, ehil kişilere danışarak tutasın. Danışırsan yol alırsın, danışmazsan yolda takılıp kalırsın oğul.

Oğul! Güçlüsün, akıllısın, söz sahibisin; ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen, sabah rüzgârında savrulup gidersin. Bir dem gelir bir tekmeyle dünyaları yıkacak olursun. Bir dem gelir yerdeki karıncaya mağlup olursun.  Güç hayvanda bile mevcut. Akıl sadece anahtar. Anahtara takılmayasın. Asıl olan anahtarın açacağı kapılardır. Kapıların ardında hazineler, kapıların ardında sır vardır. Sırlar ki, ebedî muştuları koynunda barındırır; sonsuza kavuşturur. Aklını kullanıp dünyadayken Cennet’in kapılarını aralayasın oğul.  Öfken ve benliğin bir olup aklını yener!  Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. Azminden dönmeyesin. Çıktığın yolu, taşıyacağın yükü iyi bil. Her işin gereğini vaktinde yap. Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir. Öfkeyle savaşı daima taze tutmak gerekir. Sabırsız olmaz oğul. Sabırsız menzile varılmaz. Kaf Dağı’na sabırsız ulaşılmaz. Vazifen çetin, yükün ağırdır oğul. Hizmette önde, ücrette geride olasın. Vazifenin en ağırına talip olmaktan kaçınmayasın. Vazifenin ağırlığı Yaradan’ın kullarına ihsanıdır.

Oğul, açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma, gördüğünü söyleme, bildiğini bilme, sözünü unutma, sözü söz olsun diye söyleme. Bizler nefreti eritmek için, muhabbetin asaletini dünyaya yeniden hâkim kılmak için çıktık yola. Bu yolda utanacak bir şeyimiz yoktur. Muhabbet yolunun gizlisi saklısı yoktur oğul. Ama altının değerini sarraf bilir; sözünü muhatabına göre ayarlayasın. Cahilin karşısında altınlarını çamura atmayasın.

Yiğit olan kördür, kötülüğü görmez. Sağırdır, kem sözü işitmez. Dilsizdir, her ağzına geleni demez. Bildiğini de her yerde ayaklar altına sermez. Yunus gibidir o; yüreği muhabbete, gönül ibresi hakikate ayarlıdır. O bir defa söz verdi mi, onu namusu bilir.  Sevildiğin yere sıkça gidip gelme, muhabbetin kalkar, itibarın kalmaz. Düşmanını çoğaltma, haklı olduğunda kavgadan korkma! Bilesin ki; atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler! Her şeyin ortası makbuldür, sevginin de. Sevdiğini gereğinden fazla sevmeyesin. Sevgini de, sadece yüreğinin eline vermeyesin. En çetin imtihan sevgiyle olanıdır. “Kişi ne kadar bahadır olsa da, muhabbete tuş olur” diyen atanın sözünü aklından çıkarmayasın. Böyle imtihan olmamak, istikbalde neslinden utanmamak için gecelerin bağrında, seherlerin aydınlığında duaya durasın. Senin ideallerin ve geleceğe dair hedeflerin var oğul! Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tacını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir. İyiliğe kötülük, şer kişinin kârı, İyiliğe iyilik her kişinin kârı, Kötülüğe iyilik, er kişinin kârıymış oğul.

Ey Oğul! Üç kişiye acı: Cahillerin içindeki âlime… Zengin iken fakir düşene… Hatırlı iken itibarını kaybedene… Şunu da unutma! İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın. Osman! Sen bizim rüyamız, sen bizim devamız, sen bizim duamızsın oğul. Daima başın dik, alnın ak, gönlün pak olsun. Ey Oğul! Zümrüt-ü Anka’nı iyi seç ki, Kaf Dağı sana yakın olsun. Yolun ebediyete kadar açık olsun. Ey Oğul! Yolun uzun, işin çetin, yükün ağır. Allah-û Teâlâ (cc) yardımcın olsun.

Şer bildiklerimizde Hayır vardır!

Türkiye vb. ülkelerde gündem çok kolay ve hızlı değişir. Normal bir vatandaşın bu gündeme yetişmesi ve takip edebilmesi bazen çok zor ve hatta imkânsız derecededir. Olaylar meydana gelir,  bizler sadece sonuçlarını görebiliriz. Vuku bulan olayların süreçlerini, detaylarını ve hatta ileriye yönelik olan etkilerini çok sonradan görebiliriz. 1990 yılara kabaca bir göz gezdirdiğimizde ne demek istediğim çok kolay bir şekilde anlaşılacaktır. Ülkemiz ve bölge üzerinde hesabı olanlar, içerideki taşeronları vasıtası ile oluşturulan gündemi yakalamakta çok zorlanıyorduk. Acaba neden? Neler meydana geliyordu ve bizler anlayamıyorduk? Vatandaşın anlamakta zorlanabileceği ne olabilirdi ki? Evet, gündem çok hızlı ve yoğundu… Bölge ve ülkemiz üzerinde hesabı olanlar tekrar ve çok güçlü olarak gelmeye devam ediyorlardı. Ülke içinde bir lider, ne yapmak istediklerini çok iyi bildiği ve öngördüğü için sadece cevap veriyordu… Daha önceki yıllarda olanları ve olayları ne görebiliyorduk, ne de cevap verebiliyorduk. Cevap verebilecek olan bütün kişiler,  kanallar ve kurumlarımız işgal altında bulunuyordu. Bir yüzyılları daha heba etmenin anlamı yok diye düşünüyorum. Bölge hakları adına bazı kararları almamız ve cesaretimizi toplamamızın vakti çoktan geldi ve geçti… Ülkemiz ve bölgemizde meydana gelen ve yetişmekte zorlandığımız gündeme yönelik olarak ‘ LAO TZU’ öyküsünü ve  ‘Hızır (as) ve Musa (as) kıssalarını, okumayı, anlamayı, anlamlandırmayı ve olaylara bir de bu zaviyeden bakmayı düşünüyor ve öneriyorum. Bugün köşe yazımda sizlere sadece iki öyküyü anlatmak ve buradan ne gibi notlar ve dersler çıkarabileceğimize tekrar tekrar tefekkür edelim diye düşünüyorum.

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlamış:
“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. Meydana gelen olayların hangisinin talih, hangisinin
şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor. Acele karar vermeyin. Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

Hızır ve Musa aleyhi selamın hikâyesi;
Bir gün Hızır (as) ile Hz. Musa yolda giderken Hızır (as) Hz. Musa’ya:
-Artık seninle burada ayrılıyoruz. Çünkü sen benim yaptıklarıma dayanamazsın, demiş. Hz. Musa ise hayır ben seninle gelmek istiyorum. Söz veriyorum yaptıkların hakkında sana hiçbir şey sormayacağım, demiş. Böylelikle yola çıkmışlar. Biraz gittikten sonra karşılarına bir gemi çıkmış. Bu gemi yoksullara aitmiş. Hızır (as) bu gemide bir delik açmış. Hz. Musa bunu görünce “sen ne yapıyorsun, şimdi bu insanlar nasıl gidecekler, bunu neden yaptın?” demiş. Hızır (as.) ise “hani bana bir şey sormayacaktın. Tamam, buraya kadar artık seninle ayrılıyoruz” demiş. Hz Musa bunu duyunca “tamam bir daha ağzımı açmayacağım.” demiş. Tekrar yola koyulmuşlar. Yolda giderlerken Hızır (as) bir çocuğu öldürmüş. Musa (as.) iyice hiddetlenmiş ve “sen ne yapıyorsun, o daha çok küçük, onu neden öldürdün.” demiş. Hızır (as.) yine “hani bir şey sormayacaktın, artık bu kadar yeter, seninle yollarımız burada ayrılıyor.” demiş. Hz. Musa tekrar özür dileyerek bir daha yapmayacağını söylemiş. Tekrar yola koyulmuşlar. Ve sonunda bir köye varmışlar. O köydeki kadınlardan su ve yiyecek bir şey istemişler. Fakat kadınlar Hızır (as.) ile Hz. Musa’yı kovmuşlar. Buna rağmen Hızır (as.) köyün tam çıkışındaki yıkılmak üzere olan bir duvarı onarmış. Hz. Musa bunu görünce tekrar bağırmaya başlamış. Ve Hızır (as.) :
-Tamam, bu kadar yeter sana her şeyi anlatacağım ve seninle ayrılacağız. Gemiyi delmemim sebebi ileride sağlam gemileri ele geçiren korsan gemisi vardı. Gemiyi deldim ki o korsanlar gemiyi sağlam diye ele geçirmesinler. Çocuğu öldürmemin sebebi o çocuk büyüyünce inkârcı, kâfir bir çocuk olacaktı ve ailesine eziyetler edecekti. Bundan dolayı küçük yaşta öldürdüm ki büyüyünce böyle olmasın. Gelelim duvarı onarmama… O duvarın altında iki yetim çocuğa bırakılan miras var. Bu duvar zamanla yıkılacak ve artık o arsayı ekin ekmek için kullanacaklar. Bu yüzden onardım ki çocuklar büyüyene kadar idare etsin, çocuklar büyüyünce mallarını alsınlar.

Ya karar verip zamana ve mekâna sahip olacağız… Ya da yine bir karar verip yüzyıl önce olduğu gibi kaos ve kıtlıklarla boğuşacağız… Karar bizim…  Ülke ve bölge olarak kaybedecek hiçbir vaktimiz kalmadı. Varlık ve yokluk meselesi olduğumuzu anlayabilmek adına… Sonsuz Kudret sahibi olan Allah yüce kitabımızda buyurduğu gibi; ‘’ “Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır.  ALLAH bilir siz bilemezsiniz… Bakara / 216