Ocak’lar sönmeden mümkün değil!

Çanakkale Deniz savaşlarının 101. Yılını kutladığımız şu günlerde, bu Asil vatan için toprağa düşen bütün şehitlerimizi Allah’tan Rahmet niyaz ederim.  Bu vatanın öyle kolay elde edilmediğini gençlerimize anlatmakta sorunlar mı yaşıyoruz nedir? Hafta sonu İstanbul’da yine menfur bir patlama meydana geldi.  Patlama ve algı operasyonları ile bütün bir ülkenin vatandaşlarına ne gibi korkular salınmaya çalışılmaktadır? Kamuoyunda, Yok, efendim,  şu gün şu saatte şu yerde patlama olacak vb. dedi doku ve senaryolar dolaşmaktadır.   Bütün bu vb. algı operasyonları ile acaba ne yapılmak istenmektedir? Sokağa çıkmamak, işe gitmemek vb. hareketlerle zaten başarmış olmuyorlar mı? Kimin tekerine veya işlerine bu ülke taş koyaktadır ki üzerimize gelinmektedir?  Bu patlamalardan kimin, hangi ülkenin, hangi güçlü devletin veya taşeron örgütün ne gibi bir menfaati bulunmaktadır?  100 yıl önce,   bu ülkenin,  vatan ve milli birliğini hedefleyen, ‘kimi yamyam, kimi Hindu,  kimi bilmem ne bela’ olarak gelenler,  ne için geldiğini dahi bilemeden gönderilenler, bu gün de taşeronları üzerinden gelmeye devam etmektedir.  100 yıl önce ‘geldikleri gibi gidenler,  bu gün de yine gelecekler ve de gidecekler’  başka çareleri yok… Biz, ülke ve millet olarak, bir ve beraber olduğumuz müddetçe; Farklılıklarımızla daha zengin olduğumuzun farkında olduğumuz sürece, başaramayacaklar…

İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif merhum, ilk mısralarda ne güzel buyurduğu gibi;

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.


Türk milletine cesaret vermek ve onda bulunan milli duyguları harekete geçirmek için şiirine ‘Korkma’ diye başlıyor. Bu ifade inananlar için çok büyük önem arz etmektedir. Hz. Peygamberin;  ‘ Hıra Mağarasında ‘ yol arkadaşı ile çok zor ve sıkıntılı bir anındaki ifadeleridir. Yol arkadaşına ve bizlere hitaben;  ‘Allah bizimle beraberdir’, ‘ Korkma, Üzülme, Hüzünlenme’ diye nida etmektedir.   Göklerde dalgalanan bayrağımızın hiçbir zaman inmeyeceğini, sonsuza dek bu topraklar üzerinde dalgalanacağını belirterek;  Türk Devletinin varlığını devam ettireceğine olan yüksek inancını asil milleti ile paylaşıyor. Türk milletinin en son ‘ocağının, ailesinin ve ferdinin’  ölmeden, bitirilmeden, yok olmadan,  bu ülkenin asla teslim alınamayacağını anlatarak; ocaklarımıza yani ailelerimize büyük önem atfetmektedir. Halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan,  bütün konuşmalarında, sürekli olarak ailenin önemine ve aile birliğine yapmış olduğu vurguyu da burada hatırlatmak isterim.

Bu asil vatanı ve milleti, bölmek ve parçalamak adına, doğrudan gelemeyen bölgesel ve büyük devletler, taşeron örgütleri üzerinden gelmeye devam edecekler.  Ne zamana kadar?  Bilemiyorum… Bizler vazgeçene kadar gibi; Mazlum milletlere umut olmak idealindeki ülke olarak;  Bölge üzerindeki ve İslam âleminin 100 yıllık Batılı devletlerin emperyalist planlarına ve tekerlerine çomak sokmaktan vazgeçene kadar mı?  Bölgedeki planlarına yönelik olarak neler yaptığımız öngörülemediği için mi?  Kontrol edilebilen bir ülke olamadığımız için mi?  Ülke ve millet olarak Canımız biraz daha yanacak gibi… 100 yıl önce dedelerimiz bu asil vatan için aynı anda 10 farklı yerde savaşmadılar mı? Gücünü denemek adına ülkenin her tarafında saldırılar, kaoslar, savaşlar meydana getirmediler mi? Bu günden farkı nedir acaba?  Şöyle kabaca bir bakabilir miyiz?  Ülkenin bir yerinde hendekler, diğer bölgesinde patlamalar vb. Gelecekler, darbe vuracaklar ve tekrar geldikleri gibi gidecekler; Başka çareleri yok; Biz ülke olarak, millet olarak ‘ BİR, BERABER, DİRİ ve İRİ’ olmaya devam edersek…

Share This:

Daha ne olması gerekiyor!..

Öncelikle Ankara’da meydana gelen menfur patlamada, Milletimizin Başı sağ olsun. Menfur olayda ölenlere Allah’tan Rahmet, yaralılara acil Şifalar ve yakınlarına da sabrı cemil niyaz ederim.  Patlamayı şu teşkilat veya bu örgüt yapmış olabilir. Önemli olan kimin yaptığından ziyade, hedefleri nedir ve nereye varmak istedikleridir?   Bu asil milleti tedhiş, karamsarlık ve yılgınlığa sevk etmek, bir ve beraber hareket etmesini engellemek… Siz bölgenizde oyuncu olmaya başlar, oyun kurmaya planlar, figüran olmaktan çıkmayı hedefler, bölgede yapmayı hedefledikleri bölme – parçalama operasyonlarına karşı proaktif davrandığınız müddetçe bu vb. olaylar vuku bulmaya devam edecektir. Millet olarak milli kültür, milli tavır ve milli birliğe en fazla ihtiyaç olunan bir dönemdeyiz.

Devletleri ayakta tutan bazı kavram ve kurumlar vardır. Devlet olmanın ve devletler arenasında uzun soluklu olabilmenin bazı kural ve kaideleri vardır. Aksi halde devletler yok olmaya mahkumdur.  Milletleri bir arada tutan,  millet olmanın mayasını meydana getiren temel kural ve kurumlardaki gevşemeler, devleti meydana getiren millette de çözülmelere sebebiyet verebilir.  Devlet ve milletler, birlik ve beraberliğine yönelik olarak,  içeriden ve dışarıdan gelebilecek her türlü tehditlere karşı teyakkuz halinde olmak zorundadır.  Devletler için Var olmanın genel kuralı budur.

Milli Birlik, milletin bütün olması, bu bütünlük içinde ayırıcı ve bölücü unsurlara asla yer verilmemesi demektir. Türk milletinin en değerli varlığı budur. Türk milletinin yaşaması, yücelmesi, gelişmesi, kalkınması söz konusu ettiğimiz bu milli birliğe bağlıdır. Milli birliği sağladığımız ölçüde,  Türk milleti sonsuza kadar devam edecektir. Milli birliğin sağlanmasında milletin ortak kültüre sahip olması, ortak ahlaka sahip olması, ortak duyguya sahip olması; bunları sezgisi ve akıl gücüyle hareket edilmesi önemlidir. Milli birliğe çok önem veren bu millet,  Çanakkale Savaşını, İstiklal Mücadelesi ve Bağımsızlık Savaşı’nı milli birliğin gücü ile kazandı.

Günümüzde, dış güçler ve onların içerideki taşeronları vasıtası ile milli birliğe zarar verici tutum, davranış, fiil, olay ve sözleri hep birlikte izlemekteyiz. Milletler içeride her türlü tartışma ve kavga ortamlarına girebilirler. Fakat devletin ve milletin bekası, birliği söz konusu olduğu durum ve zamanlarda ise diğer bütün farklılıklar devreden çıkması gerekir. Yıllar önce Atatürk’ün veciz ifadelerinde olduğu şeklinde: ‘’ Mevzu Vatan ise gerisi teferruattan ibarettir’’.  Ülkemizde her bireyin fikri – düşüncesi olabilir, önderi – lideri olabilir, partisi –cemaati de olabilir. Bu kurumların da elbette ki bir fikri, düşüncesi ve idealleri olmak zorundadır. Fakat vatan ve milletin birliği, beraberliği, bütünlüğü söz konusu ise, diğer bütün sözler ve ifadeler akamete uğramak zorundadır. Vatanın bölünmez bütünlüğü ve milletin bir ve beraberliği için bir bütün olunmak zorundadır.

Bir İletişimci olarak, okullarımızda, anaokulundan başlamak üzere, Milli birlik – beraberlik, Milli tavır – duruş, Milli düşünce – tefekkür vb. eğitimlerin verilmesi gerektiği kanaatindeyim.  Dünya devletlerine kabaca bir baktığımızda, ülke içerisinde, hatta meclislerinde her türlü kavgayı veren lider ve üyeler, devlet ve milletlerine yönelik olarak en küçük bir taciz ve tehdit karşısında hemen bir ve beraber olmaktadır. Bizim gibi dünyaya 600 yıl hükmetmiş ve medeniyete beşiklik etmiş bir ülkenin liderlerine,  milletvekillerine ve vatandaşlarına bir bakar mısınız? Başka ülkede vatana ihanet suçu olabilecek söz, olay ve fiiller bizim gibi ülkeler de çok kolay sergilenebiliyor. Acaba neden?  Bir yerlerde özgürlük vb. adı altında hatalar mı yapıyoruz? Ülke olarak eğitim sistemimizde,  milli ideal ve hedefler noktasında gençlerimize çok şey veremiyor muyuz?  

Share This:

Öngörülemeyen Türkiye!

Ülkemizde birkaç yıldır olayların ardı arkası kesilmek bilmiyor.  Acaba neden? Daha önceki yıllarda olduğu, sağ – sol kavgası ve kargaşası üzerinden bölünmeye çalışılan bu ülke… Bu günde farklı etnik gruplar üzerinden aynı hedefler doğrultusunda gelmeye devam ediyorlar. Biz de zannediyoruz ki…  Birileri hak istiyor veya arıyor… Devlet de onlara bu hakkı çok görüyor… Verelim canım ne olacak formatında olan bir yığın kitle var… Bir film izler gibi olanları seyretmeye devam ediyoruz. Gerçekten olayların seyri bu formatta mı ki?

28 Şubat post modern darbesini gerçekleştirenler ne yaptıklarını çok iyi biliyorlardı. Bizler halk olarak ne olduğunu ve detaylarına vukuf olamasak da… Görevlerini çok iyi yapmışlardı.  28 Şubat post modern darbesini gerçekleştirenler, Amerika’daki ağabeylerine Neden diye sorduklarında alınan cevap aslında bu günlere de ışık tutacak:   ‘Amerika, tekerine çomak sokanı ekarte eder, ama Erbakan, size bir şey yapmadı… Amerika’nın büyük ulusal çıkarlarını tehdit etmedi’.  Abramowitz,  ‘Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde yazılı olmayan bir kod vardır. Erbakan bu kodu bozdu. Amerika, ne yapacağı kestirilemeyen, kontrol edilemeyen müttefikten hoşlanmaz” dedi. Erbakan, ilk dış gezisini, kendisine yapma dendiği halde İran’dan başlattı. İkinci gezisini Mısır, Libya ve Nijerya’ya yaptı.”

Türkiye ne zaman ki Amerika tarafından  öngörülemeyen ve yazılı olmayan kod dışına çıkmaya başladı; her türlü olaylar ve karışıklıklar ile baş başa kaldık..  Amerika ile aramızda yazılı olmayan kod ne olabilir ki?  Amerika ile aramızda öngörülemeyen ne gibi bir hareketlerde bulunmaya başladık ki?  Amerika ile aramızda nasıl bir müttefiklik antlaşması olabilir ki? Daha bir sürü sorular ve sorular… Bu sorulara artık yeni nesil şeffaf bir cevap bekliyor…

Halk tarafından ilk defa seçimle iş başına gelen T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan;  ‘’ Afrika’ya bakmadan, Güney Amerika’yı incelemeden Batı uygarlığı gerçekten anlaşılamaz. Batı başkentlerinin şık kaldırımlarına hayran kalanlar, o kaldırım taşlarının altındaki milyonlarca Afrikalının ve Güney Amerikalının teri, kanı, canı, emeği olduğunu bilmek zorundadır. Parçalanmış aileler, yerlerinden sürülmüş kabileler, dokusu tahrip edilmiş çevre ve sömürülen kaynaklar, ‘beyaz adamın’ bu bölgelerdeki utanç vesikalarıdır… Ama biz hamdolsun, bu ülkelere giderken tertemiz bir sicille gidiyoruz. Dünyanın her yerinde, her topluma tarihimizin ve kültürümüzün bize işaret ettiği şekilde karşılıklı saygı ve dayanışma temelinde, herkesin kazandığı ilişkilerin kurulabileceğini gösteriyoruz. Biz siyaha sarılırken, hiç içimizden ‘Acaba ne derler’ demiyoruz. Sadece Allah için seviyoruz. Farkımız bu!”  vurgusunu yapıyor.

Türkiye kuruluşundan itibaren dışarıdan ve içerideki taşeronları vasıtası ile yönetilmeye devam etmiştir. Ne zaman ki dışarıdan müdahaleler ve taşeronlar yönetimde devreden çıkmaya başladı, kavga ve kargaşanın arkası kesilmez hale geldi. Anadolu evlatları kanla elde etmiş oldukları bu asil vatan toprağında, artık taşeronlar ve dışarıdan müdahalelere izin vermeyecektir. Bu onun kendi ülkesinde ve bölgesinde VAR ve YOK olma meselesidir. Ülkemizde ve bölgemizde dönen dolapların ve kavgaların tek sebebi budur… Gelmeye devam ettikleri parametreler çok değişik olsa da…

Share This:

Gelmeye Devam Edecekler…

Yaşadığınız kara parçası dünyanın jeopolitik olarak merkezinde bulunuyorsa, uykusuz geceleriniz olmak zorundadır. Dünyanın ve medeniyetin merkezi, beşiği olan bir bölgede yaşamanın elbette ki bazı sıkıntıları olacaktır.  Dünya üzerinde her kara parçası aynı konum ve özellikte değildir. Allah bazı bölgelere bu özellikleri vermiştir. Bölgede yaşayan halklar bazı sıkıntıları çeker ve sonunda refaha ulaşır. Ya da bölge üzerinde ve yaşadıkları kara parçası üzerinde hesabı olan büyük devletlere teslim olurlar. Tercih bölge üzerinde yaşayan halkların kendi seçimidir.

Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulduğu günden bu günlere kadar büyük devletlere doğrudan olmasa bile dolaylı olarak teslim olmuş bir görünüm arz etmektedir. Her ne kadar bu durumu kabullenemesek de… Halk arasında sürekli olarak zikredildiği şekli ile Savaşı meydanlarda kazanıp, masa başında strateji eksikliğimizden kaynaklı kaybetmiş bir ülke olmamızdan… Yönetilen halklar olarak bizler farkında olamasak da. Yıllardır bu şekilde seyretmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, bu millete ve bölge halklarına yönelik olarak 2023, 2053 ve 2071 gibi hedef ve vizyondan bahsediyor.  Bu kavramlar daha önce hiç zikredilmiyordu… Ne güzel gidiyorduk..  Bu adam nereden çıktı..  Dünya emperyalistlerinin 1071’i unutmaları mümkün değildir. Biz okullarımızda bunun ruhunu çocuklarımıza her ne kadar veremesek de…  1071 ile Anadolu topraklarının kapıları ardına kadar bu topraklarda bir ve beraber yaşamış bütün etnik gruplara açılmıştır. O ruhun tekrar canlanmasından korkuyorlar… 1453 tarihi ise yeni bir çağın açıldığı dönemdir.  Emperyalistlerin bu tarihi sizce unutmaları ve kendi halklarına unutturmaları kabil midir? 1453 tarihi dünyaya 600 yıl hüküm sürmüş bir devletin de 600. Yıl dönümüdür.   1923 tarihi ise 100 yıl önce bizlere sorulmadan verilmiş olan bütün vaat ve sözleşmelerin bitiş tarihidir.  Bu sözleşmenin bitmesi birilerinin bu bölgede tamamen bitmeleri demektir… 

Bölge halklarının uyanmaması adına, vizyon, hedef gibi kavramlar gerekmiyor ki…  Eski düzenin devam etmesi adına böyle lider ve kadroların derhal işbaşından uzaklaştırılması, hatta mümkünse hapse atılması gerekmektedir.  60’lı yılarda olduğu gibi itibarsızlaştırma politikaları ile halk desteği çekilip,  idam sehpasına kadar götürebilmek… Yıpratma vb. politikalar işe yaramayınca, sahada kendi kurmuş oldukları örgütler üzerinden gelmeye başladılar. Ne zamana kadar gelecekler? Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak ülkeniz ve bölge üzerindeki hedeflerinizden vazgeçinceye kadar.  Her koldan ve yönden gelmeye devam edecekler. Dünya üzerinde bazı kara parçaları üzerinde yaşamak gerçekten zor olduğundan bahsettik.  Dünya üzerinde ki zor olan kara parçalarından en önemlisi Anadolu kara parçasıdır. Bu kara parçası Avrasya zenginliklerin giriş kapısı ve anahtarı konumundadır.  Adamlar stratejik planlarla açıklıyorlar.  Bunun üzerine plan üstüne plan, strateji üstüne strateji geliştirirken, bizimkiler de ne işimiz var oralarda diyor. Avrasya kara parçasına hâkim olan bir güç,  bir devlet dünyanın süper gücü ve hâkimi olacağının farkındalar.

Anadolu kara parçası üzerinde yaşayan halklar olarak bizler, bir ve beraber olduğumuz müddetçe, Çanakkale ruhu ile bezendiğimiz takdirde,  bu ülkeyi istedikleri gibi bölme ve parçalama operasyonlarına girişemeyecekler. Tek dertleri bölge üzerinde yaşayan halkların yani bütün etnik grupların bir ve beraber hareket etme ruhunu örselemeye çalışmak.  Bu örseleme girişimleri de içeriden ve kendi oluşturmuş oldukları taşeron örgütler üzerinden devam edecek. Doğrudan gelemezler. Gelmeyecekler. Taşeronları üzerinden gelmeye devam edecekler. Bu asil milleti test etmeye devam edecekler… 

Share This:

Teknik Üniversite Konya’nın acil ihtiyacı

Bir Ülkenin gelişmişliği teknolojik olarak ve teknik elemanlarının niteliği ve niceliği ile eşdeğerdir. Gelişmiş ülkelere kabaca bir baktığımızda teknik ve teknolojik yatırımlarının geri dönüşlerinin eseridir. Dünya devletleri arasında gelişmişlik sıralaması yapılırken ülkelerin teknik ve teknolojik üstünlükleri de çok önemlidir. Teknik Üniversitelerimiz, üniversite – sanayi işbirliğinin tesisinde çok etkin bir noktada bulunmaktadır. Bilimsel olarak yapılan araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin üretime – sanayiye aktarılması alanında Teknik Üniversiteler katalizör görevi bulunmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde,  ‘Konya yeni bir toplum önderi kazandı’  konulu bir köşe yazısı kaleme almıştım. Selçuk Üniversitesi rektörü olarak atanan Mustafa Şahin hocamızın, Konya’ya yapılacak yatırım vb. konularda önder olacağını vurgulamıştım.  Hocamızın, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızın konsensüsü ile atanmasının, şehre yatırım ve projelerle desteklenmesini, yeni projelerin geliştirilmesi ve üretilmesi konusunda bir ve beraber olunması gerektiğini, hocamızın önderliğinde Kadim şehre yatırım ve projeler için birleşilmesi gerektiğini ifade etmiştim.

Mustafa Şahin hocam, göreve atandığının ilk günü basın açıklamasında acilen ve ivedilikle Konya’mızda bir Teknik Üniversitenin kurulması gerektiğini ve hazırlıklara başladıklarını vurgulamıştır. 2010 yıllarında Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi kurulurken de Teknik üniversite olarak kurulması gerektiği fakat sonradan gelişen olaylar, önem ve aciliyetler Selçuk Üniversitesinin bir benzeri üniversite olarak eğitim hayatına devam edeceği açıklandı. Teknik Üniversite ihtiyacı 10 yıl öncelerinden tebarüz etmesine rağmen Konya’mızda kurulamamıştı.  Dünya’da ve bölgemizde gelişen olaylar artık şehrimizde acilen bir Teknik üniversitenin kuruması gerektiğidir.

Gençlik yıllarından hatırladığım, rahmetli Başbakan Turgut Özel, kafasında ülkesi için düşündüğü bir projeyi kamuoyunun tartışmasına açar, olumlu ve olumsuz yönlerinin etraflıca konuşulmasını sağlar, daha sonra ise TBMM alt komisyonlarına yasalaşması için gönderilmesini temin ederdi. AK Parti genel başkanı ve 2014 yılına kadar Başbakanlık görevinde bulunan, halen TC Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan,  Ülkesinin gelişmesi vb. konularla ilgili olarak düşündüklerini öncelikle kamuoyunun tartışmasına açar, halkın konu ile görüşlerini- itirazlarını öğrenir, artı ve eksileri görüldükten sonra ise yasalaşması için gerekli girişimlerde bulunurlardı. Selçuk Üniversitesinin çiçeği burnundaki rektörü de atandığının ilk günü, Konyalıların tartışmasına Teknik Üniversite konusunu kamuoyu ile paylaşarak yapmıştı. Daha önceki yazımızda vurgulamaya çalıştığımız ‘Konya Yeni bir Toplum Önderi kazandı’ tespitimizin yerinde olduğu ortaya çıkmaktadır. Varılmak istenen hedefteki konunun, toplum tarafından her yönü ile tartışılmasını, kamuoyunda etraflıca konuşulmasını temin etmek…

SÜ rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahin hoca ile sohbetimizde, Organize bölgesinde bulunan, Konya Ticaret Odası Vakfına ait 10 bin metrekarelik arazinin Teknoloji Fakültesine tahsisi ile işe başladıklarını vurguladı. Daha sonra ise Özel İdare kayıtlarında olan 1 milyon metrekarealanın, tasarruf hakları Konya Büyükşehir belediyesinde bulunan,  SÜ Sanayi Kampüsü olarak çalışmalarına başlayacakları ifade ettiler.  Konu ile ilgili Bağlantıolarakbir komisyon görevlendirdiklerini ve çalışmalarına başladıklarını sözlerine ekledi. Bütün alt yapı ve üst yapı çalışmalarının tamamlanmasından sonra,  yani Selçuk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi, Mimarlık Fakültesi, Teknolojik Fakültesi ve Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu’nun SÜ Sanayi kampüsüne taşınması, Başbakanımız ve siyasi iradeden sadece bir tabela değişikliği ile Teknik Üniversitenin kurulması gerçekleşmiş olacaktır.  Konya’mızın uzun yıllardan beri hayali olan, sanayi – üniversite işbirliği de Teknik Üniversitemizin kurulması ile fiiliyata geçecektir, vurgusunu yaptı.

Halen ülkemizde, İstanbul Teknik Üniversitesi , Yıldız Teknik Üniversitesi,Karadeniz Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Bursa Teknik Üniversitesi, Erzurum Teknik Üniversitesi, İskenderun Teknik Üniversitesi olmak üzer e dokuz adet teknik üniversite bulunmaktadır.  Teknik üniversite olan illerimizi kabaca incelediğimizde, Karadeniz ve Erzurum illeri kadar mı ihtiyacımız yok… Sanayinin bu şehirlerde ne kadar var olduğu ise sanayi ve teknik yöneticilerce zaten malum. Teknik üniversite Konya ve bölgesinin acil ihtiyacı…

Share This:

Mecliste Konya’nın gücü…

Meclise, 1 Kasım tekrar genel  seçim sonuçları itibari ile seçilen Konyalı milletvekili sayımızın 30’dan fazla olduğunu  Meclis  koridorlarında gezerken öğreniyoruz.  Mecliste ve  Ankara’da Konyalı Lobisi oluşturacak kadar  yeterli bir sayı olarak  düşünüyorum. Başbakanımızın hem  Konyalı olması,  hem de Kadim başkent Konya sevdalısı olmasından kaynaklı olarak,  Meclisteki  Konyalı milletvekillerimizin   ve bürokrasideki Konyalı hemşehrilerimizin sayısının   artması, Kadim başkent Konya’ya hizmetin insana   başkaca bir huzur ve mutluluk vesilesi olacağı kanaatini taşıyorum. 

Geçtiğimiz günlerde KONSİAD (Konyalı Sanayici ve İş Adamlar Derneği-İstanbul Merkez) yeni Başkanı Mustafa Büyükdede ve yeni yönetim kurulu üyeleri ile birlikte,  1 Kasım seçimlerinde Meclise seçilen,  Konyalı milletvekillerimize hayırlı olsun ve plaket takdimi için Ankara ziyaretimiz oldu. KONSİAD’ın kurulduğu günden itibaren Konya merkezde idari işlerini yürütmekte olan Durmuş Ali Kandak dostumuz ve basın  & PR işlerini de bir İletişimci olarak  yürütmekte olduğumdan, KONSİAD yönetimi Ankara’daki Meclis  ziyaret programlarına Konya’dan bizlerin de katılmalarını tensip görmüşler. KONSİAD başkan ve yönetimine nazik düşünce ve davranışları için teşekkür ederim.

KONSİAD  kurucu eski başkanı olan ve AK Parti İstanbul milletvekili olarakMeclise  gönderilen Abdullah Başçı beye hassaten ve danışmanlarına KONSİAD yönetimine karşıgöstermiş oldukları  misafirperverlikleri için teşekkürü bir borç bilirim.  KONSİAD yönetimi olarak her türlü ihtiyaçlarımız ve yardımları için de ayrıca minnettarım.  Abdulah Başçı vekilimize Savunma Sanayi Komisyon başkanlığı ve diğer görevlerinin hayırlı olmasını, öncelikle şehrimize  ve ülkemize hayırlı hizmetlerde bulunması temennilerimle başarılar dilerim.

KONSİAD yönetimi olarak; başta Abdullah Başçı vekilimiz olmak üzere, Abdullah Ağralı, Mehmet Babaoğlu, Leyla Şahin Usta, Hüsnüye Erdoğan, Ziya Altunyaldız, Halil Etyemez, Mustafa Kalaycı vekillerimize Meclisteki odalarında ziyaretlerimizi gerçekleştirdik. Ömer Ünal, Ahmet Sorgun, Mustafa Baloğlu, Uğur Kaleli vekillerimizle, Meclisteki bütçe görüşmelerinden kaynaklı olarak, odalarında değilde, Meclis  genel kurul kulisinde çok samimi   ortamda dostane görüşmelerimiz oldu. Sayın vekillerimize bu kadar yoğunlukları arasında bizlere zaman ayırdıkları için teşekkür ederim.  Meclis Sanayi ticaret komisyon başkanı seçilen Ziya  Altunyaldız vekilimiz, Tarım Komisyon başkanı seçilen Recep Konuk vekilimiz  ve burada zikredemediğim çok değerli vekillerimize Meclisteki ve AK Parti genel merkezdeki idari görevlerinde de başarılar dilerim.

Ziyaretlerimiz esnasında vekiilerimizin her biri ile çok güzel sohbetler  gerçekleşti.  Fakat burada yerimizin darlığından,  çok önemli gördüğüm birkaç anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum. Halil Etyemez vekilizimin Ereğli sevdalısı olmasından, karşısında da bu kadar Konya sevdalısı  İş adamını bir arada görünce, Ereğli’ye yatırım vb. konularında  bir ricaları oldu.Özellikle  Ereğli ilçemizdeki süt sektörü konusundaki öncülüğü ve  önemine binaen… Hali Etyemez vekilimizin eski Çalışma Bakan yardımcılığından gelmesi,  Mesleki yeterlilik ve Meslek Liseleri konusuna,  İş adamlarımızın ihtiyaç ve talepleri doğrutusunda  bu alana yatırım yapmalarını, bu konuya bigane kalmamaları  konusundaki taleplerini de ilettiler.  Mehmet Babaoğlu vekilimiz  özellikle İş adamlarımızdan, Yeni Türkiye yolunda birlikte yürüyeceksek ve Konya’mızın Yeni Marmara olması için  daha fazla sorumluluk almaları noktasındaki  istek ve taleplerini ilettiler. Marmara bölgesinin  sanayi olarak çok sıkıştığından, Başkabanımızın Kadim Başkent  Konya sevdalısı olması, Mecliste  30’dan fazla vekilimizin verdiği güç  ve heyecanla birlikte,  İşadamlarımızın gayret ve çalışmaları ile Konyamzın Yeni Marmara olması için elbirliği ve güçbirliği ile çalışmamız gerektiğine vurgu yaptılar.

Konya iş dünyası, protokolü, STK’larımız, belediyelerimiz, parti teşkilatlarımız ve  bu ülke için derdi olan gönüllülerimizle birlikte, mazlum milletlere umut  ve Yeni Türkiye’nin kurulması  yolunda,  Konya’mızın Yeni Marmara olması  noktasında,  Kadim Başlent sevdalısı Başbakanımızın liderliğinde,  Meclisteki çok değerli vekillerimiz ve  Ankara’daki bürokratlarımız ile birlikte neler yapabileceğimizi, yeni projelerin devreye girmesi için çok çalışmamız, daha fazla sorumluluk almamız  ve bu fırsatları şehrimiz adına çok iyi değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum. 

Share This: