Her Şey, Bağımsız ve Güçlü, Türk Devleti için!

Türkiye Cumhuriyet Devleti, yüz yıl önce, küresel güçler ve küresel finans çevrelerinin destekleri, yedi düvelin kapımıza dayanması,  devşirme ve ordan burdan toplama ordulara karşı verilen,  onurlu bir Milli mücadele, İstikbal ve İstiklal için Çanakkake  ve Kurtuluş Savaşları sonrası, parçalanmış bir imparatorluk bakiyesi olarak kuruldu. Kurulduğu tarihten itibaren yirmi dört milyon kilometre karelik gönül coğrafyasındaki bağları ve Türk dünyası ile irtibatı kökten kopartılmak ve bir daha kurulmamak üzere, içeride sahte operasyonlar ile oyalanmak, içeriye dönük ve içerideki iç sorunlarla uğraşması ve meşgul edilmesi için gereken her şey yapılmıştır! Peki, neden? Kuvvetler ayrılığı ilkesi olarak dizayn edilen sistem, kuvvetler ayrılığından ziyade, Türk devleti ve Türk milletinin gelişmesi ve kalkınmasına yönelik her türlü engel çıkarması için kurgulanmıştır! Tamam, anladık tüm bunları da, neden? Türk devletinde neler oluyordu? Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu tarihten sonraki süreçte başlatılan kalkınma hamleleri 1935 yıllından itibaren, ya engelleme, ya da bu yatırımların tamamen durdurulması için yapılan girişimlere şahit olmaktayız! Neden? Peki, Türk devleti ve milleti yönetim sistemi olarak böyle gelmiş ve böyle de devam etmesi mi gerekiyor? Yoksa tüm bu negatif gelişmeler ve olumsuzluklara karşı, pro-aktif bir gelişme ve kalkınma hamlesi mi başlatılması gerekiyor? Evet Türk devleti ve Türk milleti yönetim sisteminde neler olması ve neler yapılması elzem bir konum ve halde bulunuyordu?!

15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışması akabinde, Türk Devlet yönetim sistemi yeni bir aşamaya geçilmesi şiddetle gerekli kılmıştır! Yönetim sistemi artık tıkanmaya, dışarıdan ve içerideki küresel işbirlikçilere doğrudan açık bir şekilde müdahale imkânları veriyordu! Peki, ne yapılmalıydı? Yüz yıllık sistem aynen devam etmeli miydi? Yoksa bir çözüm ve bir yol bulmak mı gerekiyordu? Asil Türk milleti ve Türk Devleti, ya bir yol açacak, ya bir yol bulacak, ya da varlık ve beka sorunu ile karşı karşıya kalacak! Ya da bin yıl önce geldiğimiz, milyonlarca vatanperver şehit kanları ile sulamış olduğumuz Anadolu topraklarını terk etmeye zorlanıyor veya talep ediliyordu? Hangisini tercih etmeliydik? Her seçimin bazı şeylerden vazgeçiş olduğuna göre! Devleti ebet müddet hedef ve ideali, tüm vatandaşlarına karşı Adalet ve Hakkaniyet ilkesi ve kızıl elma ülküsü olan Türk milleti ve Türk Devleti sonsuza kadar Anadolu topraklarında var olması ve baki kalması için başkaca şeyler yapması ve reaktif durumdan da artık pro-aktif bir konuma geçmeliydik?! Hangisini seçmeli veya tercih etmeliydik? Ya bu topraklarda Adam gibi ölecek, Ya da Var olacaktık! Asil Türk milleti esaret altında bulunmak veya yaşamaktansa, bağımsızlık ve istiklaline olan aşkı ile Anadolu topraklarında bin yıllardır Adam gibi ölmeyi, Şehit olmayı her zaman ve zeminde tercih etmiştir!

15 Temmuz hain işgal kalkışmasından sonraki süreçte, böyle karanlık günler ve geceler bir daha yaşanmaması adına, 17 Nisan referandumu ile başlayan ve 24 Haziran seçimleri ile birlikte, devlet yönetiminde Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinin acil ve ivedi olduğu, Türk Devlet yönetiminde yeni bir sayfa, yeni bir dönem, yeni bir tarih ve yeni bir milat başlamış oldu. Tabii ki bu yeni dönemden memnun olmayan ve sürdürülemez olduğunu iddia eden hain ve ihanet içindeki aklı evveller olacaktır! Türk Milleti varlığı ve bekası için iki bin yıllık Türk Devlet yönetim sistemi ve devlet aklı, kadim medeniyet kodlarına dönmekte ve bu kodlar artık devreye girmiştir! Artık geriye dönüş yoktur ve olmayacaktır! Birileri bu durumdan tabii ki sıkıntı duyacaktır! Peki kim veya kimler, bu sıkıntıda olan ve sorun çıkaranlar?! Nesebi ve cibilliyeti belli, bu yeni dönemden elbette ki engel ve arızalar çıkarmak için her türlü girişimi ve kalkışmayı da yapacaklar! Peki, Ne yapacağız? Müslüman görünümlü Yahudi, Hıristiyan ve Sabatayistler memnun olmadığı için yeni Cumhurbaşkanlığı hükümet yönetim sisteminden vaz mı geçeceğiz? Tabii ki hayır! Artık ok yaydan çıkmış, geriye ve eskiye dönüş asla olmayacaktır! Bu topraklardaki işbirlikçilerin artık anlaması gereken durum budur!

Türk Devleti ve asil Türk milleti hem Anadolu’da, hem gönül coğrafyası ve hem de imparatorluk bakiyesi yirmi dört milyon kilometrekarelik bölgesinde mazlum milletler  adına güçlü olmak ve bağımsız politikalar üretmek zorundadır! 24 Haziran seçimleri akabinde, 9 Temmuz tarihinde kurulan ve açıklanan yeni Cumhurbaşkanlığı hükümeti ile bunların emarelerini de görmekteyiz! Dolar ve döviz kuru artışını bahane ederek Türk devleti ve millet aleyhine çalışanlar, Cumhurbaşkanlığı hükümetinin açıklamakta olduğu yeni ekonomik paket ve programların yanlış olduğunu, başarısız olacağını da ileri sürenler tabii ki olacaktır! Neden? Devletteki hortum muslukları bir bir kapandığı için olmasın! Devlet onlar için bir geçim ve zenginlik kaynağı olduğu için olabilir mi? Her şeyi bir kenara bırakalım! Devlet yönetiminde ve özellikle de tüm belediyelerdeki ahbap çavuş ilişkisi çerçevesindeki personel istihdamı, her türden hizmet alımları, yol, park ve bahçe yapımları, fazladan ve hesapsız bir şekildeki binek ve diğer araç alımları, daha sayamadığımız tüm harcamaların tek bir merkez ve havuzdan yapılacak olması dahi yeter ve artar bir durumdadır! Peki, Maliye Bakanlığının tüm belediyelerden talep edilen araç envanteri ne anlama gelmekte ve ne demektir? Tüm bunlar yeni ve güçlü Türkiye, Türk Devleti  için bir başlangıç olduğu kanaatindeyim. Savunma sanayindeki yapılan atılım ve yatırımlara neler demeli! Bölgemizde ve özellikle Doğu Akdeniz’de bulunan kırk ülkenin savaş gemileri ne için gelmiştir? Avlanma sezonunu bekleniyor herhalde! Bölgemizde planlanan büyük paylaşım, enerji hatlarının kontrol ve denetimi, küresel güçler ve küresel finans çevrelerinin kontrollünde kukla devletçikler sınırlarımızda neden kurulmak isteniyor? Bir yol bir kuşak projesi olan eski ipek yolunu da engellemek veya denetim altına alabilmek için ana karargâh merkezi ve güzergâhı Türk devletinin bağımsız politikalar üretmemesi ve geliştirmemesi için her yol denenmekte, sorunlar çıkarılmakta ve bahaneler üretilmektedir! Neden? Tabii ki tüm mezkûr atılım ve yatırımlar için Anadolu’da tam Bağımsız ve Güçlü bir Türk Devleti ve Türk Milleti olmalıdır! Tüm bu yaşadığımız değişim, gelişmeler ve sıkıntılar Bağımsız ve Güçlü Türk devletinin ayak sesleri ve işaret fişekleridir! Küresel güçler ve işbirlikçilerin denetim ve kontrolünden çıkan Güçlü ve Bağımsız Türk Devletinin kurulmasından içerideki işbirlikçiler ve dışarıda rahatsız olan güçler elbette ki olacak ve olmaya da devam edecektir! Peki, ne zamana kadar? Güçlü ve Bağımsız Türk Devlet Sistemi tamamen kuruluncaya ve iki bin yıllık Türk Devlet aklı ve Türk devlet yönetim sistemi ile tarihi kadim medeniyet kodları ile birlikte tamamen kuruluncaya ve yerleşinceye kadar!

Eğitim için ZİL Çalarken!

Eğitim bir millet ve devlet için olmazsa olmazlardandır. Eğitim konusuna önem vermeyen bir millet, orta ve uzun vadede, başka milletlerin esiri olmak zorunda kalacaktır. Buradaki esaret sadece silahlı veya yönetim manasında olmadığını da ifade etmek isterim. Teknoloji ve bilim alanında geri kalan bir devlet ve millet, mutlaka gelişmiş ve bilim noktasında zirveye ulaşmış bir devlet ve milletin elbette ki esiri olmak zorundadır! Teknoloji üretmeyen bir milletin sanayisi nasıl gelişebilecektir? Veya teknolojik olarak yatırım yapmayan bir millet neyi ve neleri, nasıl üretebilecektir? Bunları hiç düşünüyor muyuz? Türk milleti ve devlet tarihine kabaca baktığımızda tüm dünyaya model olmuş bir eğitim ve eğitimci  sistemi,  bunun sonucunda da örnek bir toplum, gelişme ve devlet yönetim sistemi ile karşı karşıya kalıyoruz. Peki, iki bin yıllık Türk devlet tarihinde eğitim ve eğitimci konusuna bu kadar önem veren, bilim adamları ile dünyaya nam salmış asil Türk milletinin bakiyesi olan, yüz yıllık Cumhuriyetin yetiştirmiş olduğu neslin eğitim ve bilim, teknoloji araştırma ve geliştirme noktasında nerelerde olduğuna bir bakalım! Yerlerde sürünüyoruz desem birileri mutlaka alınacak ve bizlere de kızacaktır! Beyler, hadi biraz abarttığımızı düşünelim de, son günlerdeki sadece F35 uçaklarının ve S-400 hava savunma sistemlerini Türk Devleti olarak başka ülkelerden parasını peşin ödediğimiz halde vermemek için üretilen bahanelere ve yaşadıklarımıza neler demeli? Nasıl izah etmeli? Bilmiyorum ki! Bu teknolojileri araştıran, geliştiren ve üreten insan değil midir? Bu insanlar okullarda ve üniversitelerde yetişmediler mi? Bu insanları yetiştirenler  de bir Eğitimci ve Akademisyen ise bizdekilere ne demeli?! Bilim sadece başka milletler için mi vardır? Bilim bizim insanımıza yabancı mıdır? Son yıllarda neden bir Türk bilim adamının ismini duyamaz olduk? Neden? Artık bu ve benzeri soruları daha fazla bir şekilde sormamızın ve Türk milleti olarak da kendimizi sorgulamanın zamanı geldi ve geçmektedir, diye düşünüyorum!

Peki, Eğitim ve Öğretim nedir kabaca incelemeye çalışalım, eğitim ve öğretimi sürekli olarak birbirleri ile karıştıran bir millet olduğumuza göre! Eğitim, Bireyin toplum yaşamında yer edinmek için edinilen bilgi, beceri ve anlayışlara denir. Eğitim, İnsan davranışlarında bilgi, beceri, anlayış, ilgi, tavır, karakter ve önemli sayılan kişilik nitelikleri yönünden belli değişmeler sağlamak amacıyla yürütülen düzenli bir etkileşimdir. Yani eğitim kabaca bireyin kültürlenme sürecidir. Eğitim birey doğduğu andan itibaren başlar, aile, okul ve çevre etkileşimiyle yaşam boyu devam eder. Öğretim ise eğitimin okullarda planlı programlı yapılan kısmıdır. Öğretim, belirlenmiş olan müfredatı öğrenmek ve bu aşamadan sonra da uzmanlık kazanmak anlamında kullanılır. Anaokulu ya da ilkokuldan başlayan öğretim süresi üniversiteye kadar devam eder ve bu aşamadan sonra da kişiler istedikleri öğretimi alarak hayata atılıp öğrendikleri bu öğretimleri işlerinde kullanırlar. Eğitim, bireye yaşamış olduğu toplumda kişilik ve şahsiyet kazandırırken, öğretim ise kişinin yaşam boyu çalışacağı bir iş veya meslek edinme aşamasının uzmanlaşmaya kadar varma süreci olarak da ifade edebiliriz.

3797 sayılı yasaya göre kurulmuş olan Millî Eğitim Bakanlığı ne iş yapar? Milli Eğitim bakanlığının görev alanı ve sınırları nedir? Devlet ve millet hayrına nasıl bir birey ve vatandaş yetiştirmek için çalışmalar yürütür? Eğitim sadece Milli Eğitim Bakanlığın işi midir? Millet olarak bizlerin de sorumluluğu yok mudur? Eğitim konusu bakanlığın görevi deyip insani  sorumluluğu üzerimizden atabilir miyiz? Günümüzde Milli eğitim sadece öğretim alanına yoğunluk vermekte midir? Ahlakı olmayan bir meslekte uzmanlaşmış kişilerle nereye varabilirsiniz? Milli Eğitim Bakanlığı; Türk milletinin millî, ahlakî, manevî, tarihi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, devletini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan bireylerin yetişmesi için çalışmalar yürüten bir kurumdur. Tüm bunlara ilaveten, İnsan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş bireyler ve vatandaşlar yetiştirmek.. Bakanlığa bağlı her kademedeki öğretim kurumlarının öğretmen ve öğrencilerine ait tüm eğitim ve öğretim hizmetlerini plânlamak, programlamak, yürütmek, izlemek ve denetim altında bulundurmak, şeklindeki görevlerini kabaca ifade edebiliriz. Yazımızın başlığında vurguladığımız gibi Eğitim için yarın  hakikaten zil çalmaktadır!  Yarın okula başlayacak olan, tüm öğretmen, öğrenci, idareci ve velilerimize de hayırlı ve başarılı bir Eğitim – Öğretim yılı olmasını dilerim.

Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah, sonsuz ilmi ile her şeyi kuşatmış ve her şeyi de yaratmıştır. Sonsuz ilmi ile kuşattığı ve yaratmış olduğu bilimin kulları tarafından bulunmasını ve keşfedilmesini de murat etmiştir. Müslüman olduğunu iddia eden İslam âleminin bilim ve teknolojide geldiği yere bir bakar mısınız? Bilim ve teknoloji sadece Avrupalı, Amerikalı ve İman ehli olmayan kişiler tarafından araştırılmak, bulunmak, keşfedilmek ve insanlığın da hizmetine sunulmaktadır! Peki, Neden? Son yüz yılda bilim alanında bir icat  geliştiren ve bir  keşif yapan İslam dünyasından bir bireyi gösterebilir misiniz? Tabii ki hayır! Okullarımızda asil Türk milletinin evlatları, bu topraklar, bu millet ve bu devlet için hiçbir ideali ve hedefi olmayan akademisyen,  eğitimci ve öğretmenler elinde beyinleri ve  ruhları köreltilmekte ve karartılmaktadır! Acaba neden? Peki, üniversitelerde araştırma ve geliştirmeye önem vermesi gereken akademisyen dünyada yaşananlara neler demeli? Akademisyen dediklerimiz, devletin parası ile,  akademik gezi veya konferans adı altında, orası senin burası benim dünya turundalar! Daha ne olsun ki! Adamlar koca koca profesör olmuş, araştırma ve geliştirme de neymiş! Bir dost meclisinde, adının başında kocaman titri olan bir  akademisyen profesörün ismi zikredilince, çalışmakta olduğu alanda yaptığı veya yapacağı çalışmalar değil, ismi geçen eğitimci  ve akademisyenin bilmem şu kadar ayakkabısı, saati, elbisesi ve şunları bunları bulunmaktadır, şeklindeki sohbet uzayınca, Türk  devleti, Türk  milleti, Türk eğitim sistemi  ve  Türk gençliği  adına içimiz sızlamıştı! Neymiş efendim! Bilmem dünyanın şu üniversitesinde şöyle bir sunum yaptı ve çalışmakta olduğu alandaki literatüre de katkı sağladığını konuşmuyoruz! Ya neyi konuşuyormuşuz, eğitimci ve akademisyen dost meclislerinde, profesör veya akademisyen  devletten aldığı  maaşı ile aldığı veya alacağı  tüm dünyalıkları! Afiyet olsun da! Bunların da bir hesabı olacak ve  birgün mutlaka sorulacaktır; tabii ki İnsan olana! Bu topraklarda elbette ki Bilim gelişmez ve BİLİM adamı da yetişmez! Asil Türk milletinin evlatları imam ve hoca dediklerimiz elinde, İmanın değil, abdestin detaylarında bilinçli olarak neden oyalanmakta, uyutulmakta  ve boğulmaktadır! Bunları yapanlar kimlerdir? Bunların nesebi ve cibilliyetleri nedir? Bu tipler nereden gelmişlerdir? Müslüman görünümlü Yahudi, Hıristiyan ve Sebatayist olabilirler mi? Bilemiyorum! Bireyde, İman varsa Bilim ve İnsanlık  için İmkân vardır! İman varsa gelişme ve keşifler vardır! İman varsa İnsanlığa da mutlaka hizmet vardır! İki bin yıllık, Asil Türk Milleti ve Türk  Devletinin tarihi bunların canlı örnekleri ile doludur! Yüz yıllardır asil Türk milletini neden uyuttuklarını ve uyuşturduklarını zannediyordun! Bugün, Türk Devleti ve asil Türk Milleti her alanda,  iki bin yıllık tarihsel Devlet ve kadim medeniyet KODLARINA dönmektedir! Başkaca bir çaremiz, seçimimiz ve çıkışımız da yoktur!

Devlet Varsa Millet Vardır!

Son günlerde, Türk Devleti ve Türk milleti üzerindeki, yüz yıllık kirli plan ve karanlık hesaplarını yeniden hayata geçirmeye ve uygulamaya çalışan küresel güçler, küresel finans çevreleri ve işbirlikçilerin değişik tür ve formatta ki şantaj, tehdit, ekonomik ambargo ve operasyonlarına şahit olmaktayız. Peki, tüm bunlar neden olmaktadır?

Dünya, devlet ve milletler tarihine kabaca bir baktığımızda, her yüz yılda bir, büyük değişimler ve dönüşümler karşımıza çıkmaktadır. Bazı devletler bu zamanlarda tarihten silinip, yok olup yıkılırken, bazıları da serpilip büyümektedir! Değişimin olmadığı bir yüzyıl girişi neredeyse yok denecek kadar azdır!

Günümüzün küresel ve emperyalist güçleri de aynı hegemonya konumlarının devamı için bu yüzyılın başlarında bölgemizdeki Yirmi İki ülkenin siyasi ve idari yönetimlerinin değişeceğini bölge halklarının gözlerinin içine baka baka ayan beyan hem ilan, hem de ifade ettiler! Peki, bu devlet ve milletler ile küresel güçler ve küresel finans çevrelerinin dertleri nedir? Veya bu Yirmi İki ülkenin devlet başkanı ve halkları küresel güçlere karşı ne gibi bir hata, düşmanlık veya hadsizlik işlemişlerdir? Bence hiçbir şey!

Kuzu kurt hikayesinde olduğu gibi, suyumu bulandırıyorsun! Kuzuyu Yemeyi Kafasına koymuş bir kurt başka ne diyebilir! Veya Sarı öküz hikayesinde olduğu gibi, bu sarı öküzün rengi bizim canımızı sıkıyor, iştahımızı kabartıyor, diyen aslanlar gibi! Neden böyle bir cezaya çarptırılıyorlar, bu Yirmi iki devlet ve millet? Neden bu devlet ve milletin canı, malı, huzuru ve rahatını bozmak için girişimlerde bulunuyorlar? Tek bir büyük insani hedef ve gayeleri; Afganistan, Irak ve Libya gibi ülkelere getirmiş oldukları ve bölge halklarının da çok memnun kaldığı, rahat ettiği ileri demokrasiyi buradaki Yirmi İki ülkeye de getirmek istiyorlar! Ne diyorsunuz? Başkaca ne olabilir ki?

Millet kavramını kabaca incelediğimizde; Ortak bir kültür çerçevesinde bütünleşmiş ve tarih bilincine sahip en büyük insan topluluğudur. İnsanlar, benzer özellikleri nedeniyle ortak sosyal, siyasi ve iktisadi işleyişler içinde uzun tarihi süreçler boyunca birlikte yaşamak ve aktarılan miras sonucu millet olgusu ortaya çıkmaktadır.

Milleti meydana getiren en önemli unsur, tarihi bir süreç içindeki kültür ve birlikte yaşama şeklinde ortaya çıkan ortak bir iradenin varlığıdır. Burada söz konusu edilen ortak kültür, birlikte yaşama iradesi ve ortak tarih gibi unsurlar, esasen karşılıklı bir etkileşim içindedir.

Devlet ise belirli bir toprak parçası üzerinde insanların oluşturduğu bir oluşumdur. İnsan, toprak, egemenlik (siyasi otorite) unsurlarını bir arada barındırır. Bu unsurlardan birinin kaybı devleti sonlandırır.

Bir coğrafya üzerinde tarihi bağlarla bir arada bulunan insan kümesinin üzerinde egemenlik haklarının uygulandığı kurumlar üstü yapı, halkın örgütlenme biçimlerinden birisi ve halkın örgütlenmiş bütününün temsilidir. Toplum halinde yaşamak insanın güvenlik ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Toplumsal iş bölümünün gelişmesi de toplum halinde yaşamayı zorunlu kılan nedenlerdendir.

Asil Türk milleti tarihten gelen ortak kültür ve birlikte yaşama iradesi ile devleti ve milletinin varlığına yönelik olan tüm saldırıları birlik ve beraberlik ruhu çerçevesinde bertaraf etmiştir. Asil Türk milletinin tarihi bunun canlı örnekleri ile doludur.

Yüz yıl önce yine bu milleti yok etmek ve Orta Asya’ya geri göndermek için çullanan veya gelen yedi düvel, geldikleri gibi gitmeleri yine bu iradenin çok güçlü ve gür şekilde zuhur etmesi ile olmuştur.

Peki, 15 Temmuz tarihinde yaşadığımız karanlık darbe ve işgal gecesine ne demeli? Bu gecede aynen diğer dönemlerde olduğu gibi devlet ve milletin anahtarı küresel güçler ve küresel finans çevrelerine teslim edilmek istenmiştir.

Asil Türk milletinin bin yıllardır istiklal ve istikbaline olan aşkı bu karanlık kalkışmayı da boşa çıkarmıştır. Yeniden böyle bir ihaneti deneyen veya hain kalkışmada bulunan soyu  ve nesebi bozuk, cibilliyetleri belli ve tipleri bizden çipleri de ağababalarının kontrol, denetim ve elinde olanların kökü,  vatanperver şehit kanları ile sulanmış, bu  topraklardan sonsuza kadar tamamen kazınacaktır! Böylece de bilinmelidir!

Asil Türk milleti ve Türk devletinin ekonomisine yönelik, son dönemde yine aynı odakların döviz ve dolar kuru üzerinden ekonomik saldırıları ile karşı karşıya bulunuyoruz. Peki, ne yapmalıyız? Rahat ve israflarımızdan bazılarını terk etmeli miyiz? Yoksa aynı israf ve lükse devam mı etmeliyiz? Savaş dönemlerinde insani bazı istek ve arzularımızı terk edebilmeli veya bir kenara bırakabilmeli miyiz? Yoksa eski tas eski hamam deyip aynen lüks ve israfa devam mı etmeliyiz? Bu millet acil ve ivedi olarak özüne dönmelidir! Ne diyorsunuz?

Bugün yaşamakta olduğumuz saldırılar da bir ekonomik savaş olduğuna göre! Ekonomik olarak bazı firmalar ve şahıslarda sıkıntılar ve sorunlar tabii ki olacaktır! Olması kadar da doğal bir şey olamaz! Neymiş efendim, Devlet sıkıntıda olan bazı firma ve şahıslara destek olmalı ve yardım etmesi gerekiyormuş! Devlet dediğimiz kurum zaten milletin ta kendisi değil midir? Devlet dediğimiz kurumu da yok eder veya parçalarsak geriye ne kalır ki?! Devletin gücü ve iradesi olmayan bölgemizdeki milletler bizlere hisse olarak neler söylemektedir? Beyler, bugünler, sıkıntılar ve zorluklar elbette ki geçecektir! Kara gün kararıp kalmayacaktır! Öncelik tabii ki biraz sabır, biraz metanet, biraz kanaat, biraz şükür ve en önemlisi de sonsuz kudrete ihlaslı bir tevekkül ve tam teslimiyet! Tabii ki bu meşakkatli yolda iradesine yenik düşenler, dünyalık arzu, istek ve zevklerini bir an için terk edemeyenler, dökülenler ve yarı yolda kalanlar olacaktır!

Talut ve Calut kıssası biz müminlere neyi ve neleri anlatmaktadır? Elbette, Müslüman görünümlü Yahudi, Hıristiyan, Siyonist ve Sebatayist değilseler! Tabii ki buradan  akıl  ve idrak  mimetini kullanmak suretiyke ders ve hisse almak isteyene! Doğanın kanunu da böyle değil midir?

Savaş, dediğiniz, Birlik Ruhu ile Kazanılır!

Türk Devleti ve asil Türk Milletine yönelik, 7 Şubat MİT krizi başlayan, dış ve iç baskısı da durmaksızın ve artarak devam eden, 2013 yılındaki Gezi olayları, 17/ 25 Aralık Yargı ve Polis darbesi, son olarak da 15 Temmuz 2016 tarihindeki işgal kalkışması, küresel güçler ve küresel finans çevrelerine de içimizdeki işbirlikçiler maharetiyle, bin yıllardır vatan sevdalısı şehit kanları ile suladığımız ve yurt edindiğimiz Anadolu diyarını tamamen teslim etmek istemişlerdir. Peki, bu saldırılar bitti artık, keyfimize bakıp, rahat edebilir miyiz? Köşemize çekilip bir elimizde ayna, bir elimizde cımbız çal çal oyna konumuna geçebilir miyiz? Tabii ki Hayır! Anadolu’da yaşamanın çok ağır şartları ve bedeli olduğunu sürekli olarak vurgulamaya çalışıyoruz! Anadolu diyarını bizlere vatan olarak bırakan dedelerimiz her an teyakkuz halinde olmuşlardır! Bir de bizlere bakalım! Bir de bugünün Müslümanlım diyenlerine bakalım! Neler yapıyoruz! Nelerle meşgul oluyoruz! Eskilerin ifadesi ile tamamen dünyalık keyif ve rahat peşindeyiz! Savaş bizim işimiz değil ki! Savaş da neymiş, canım! Savaş sadece devleti yönetenlerin işidir, diyoruz! Öyle mi?! 

Anadolu diyarında yaşamanın çok ağır bedeli ve şartları olduğunu ifade etmiştik! Küresel güçler ve finans çevrelerinin iki yüz yıl önce başlayan hesap ve planları çerçevesinde altı yüz yıllık bir İmparatorluğu planlarının yüzüncü yılında parça parça ettiler! Aynı imparatorluğun bakiyesi olan Türk Devletini de bugün yeniden küçük parçalara ayırmak için her türlü kirli plan ve hesaplarını devreye koymaktalar! Her zaman çok kolay bir şekilde buldukları içimizdeki işbirlikçileri ile üzerimize gelmekteler! Bin yıllardır içimizdeki işbirlikçileri tanıyamadığımız için sürekli olarak kaybediyoruz! Artık yeter! Mümin uyanık olmak zorundadır! Mümin feraset sahibi olmak zorundadır! Mümin dediğiniz aynı delikten iki defa ısırılmaz! Eğer tüm bunlar oluyor ve kul olarak da tekrar tekrar yaşıyorsak, İmanımız ve Müminliğimizde çok ciddi sorun ve sıkıntılar var demektir! Ne buyurdunuz?!

Küresel güçler ve küresel finans çevreleri yüz yıllık plan ve büyük hesapları çerçevesinde Anadolu diyarı ve tüm hinterlandımızda kirli bir oyunu yeniden sahneye koymak girişimlerine devam etmekteler! Sınırlarımızda kukla devletçikler kurmak için her türlü girişimi de alenen bulunmaktan bir an bile vazgeçmediler! Peki neden? Küresel güçler ve finans çevreleri, içimizdeki hain ve satılık ruhlar, tipleri bizden fakat çipleri küresel güçlerin elinde olanlara çok güvenmekteler! Adamlar asil Trük milleti ve Türk devletine ihanet etmek ve parçalayabilmek için her an emir ve komuta için hazır kıta beklemektedir! Peki, bu vatan sevdalısı Anadolu insanımız neler yapmaktadır? Eli kolu bağlı bekleyecek midir? Yoksa İman ve mümin olmanın gereği, ‘ELA’ emrinde olduğu gibi her an teyakkuz halinde ve uyanık olmak zorunda mıdır? Başkaca bir seçimimiz yoktur! Ya bu topraklarda uyanık olacağız! Ya bu topraklarda var olacağız! Ya adam gibi savaş kurallarına uygun savaşacağız! Ya var olacağız, ya öleceğiz! Ya da buralardan terki diyar edip yok olup gideceğiz! Hangisi?!

Türk devleti ve Türk milleti olarak, son birkaç aydır dolar ve döviz kuru üzerinden çok büyük bir ekonomik saldırı ve kuşatma tehditleri ile karşı karşıya bulunuyoruz. Daha önceki hain darbe ve saldırılardan hiçbir sonuç alamayan küresel güçler, küresel finans çevreleri ve işbirlikçiler son bir çare olarak ekonomi üzerinden saldırıya geçmişlerdir! Peki, bu saldırıların olmasını bekliyor muyduk? Yoksa hiçbir şey olmaz mantığında ve kafamızı da kuma gömüp, tedbirlerimizi de almadan sadece kuru kuru teslimiyet ve tevekkül mü ediyorduk? Hangisi! İslam ve İman öncelikle tüm maddi tedbirleri almayı ve daha sonra da sonsuz kudret sahibi yüce yaratıcıya tevekkül ve teslim olmayı gerektirir! Eskilerin ifadesi ile eşeğini öncelikle sağlam kazıya bağlamadan sadece tevekkül olmaz derler! Yok, öyle yağma hasan böreği! Evet, Türk Devleti ve asil Türk milleri olarak bir varlık ve beka sorunu, ekonomik olarak da bir saldırı, sosyal patlama ve tehdit altında bulunuyoruz! Her zaman ifade ettiğim, bugün yaşamakta olduğumuz döviz kuru krizi, AK Parti iktidarları döneminde, servetlerine servet katan iş adamlarımızın rahatları ve ceplerine azıcık dokununca, bağırmaya, sızlanmaya, hemen acil ve ivedi bir şekilde personel çıkarmaya başladılar! Bu personelin ahları nereye varacak! Hiç düşündünüz mü?! Son ve tek çare, çıkar yol bu mudur?! Başkaca çözüm yolları yok mudur?! Beyler! Durun bakalım, ekonomik saldırı ve kriz daha yeni başladı! Sadece personel çıkarmakla nereye varmayı düşünüyorsunuz?! Personel çıkarmaktaki hedefiniz ve derdiniz nedir?! Arka planda başkaca hesaplarınız mı bulunmaktadır?! Ne demek istediğimiz ehlince malumdur! Rahatınızdan, lüksünüzden ve keyfinizden çok değil, birazcık taviz verin bakın neler olacak! Küresel güçler ve finans çevreleri zaten senin bu zafiyetini bildiği için ekonomi, para ve dünyalıklar üzerinden gelmektedir! Savaş dediğiniz milletler tarihinde ancak ve ancak birlik ve beraberlik ruhu çerçevesinde kazanılabilir! Bakın asil Türk milletinin tarihine! Tabii ki nesebinizde, cibilliyetinizde ve kan soyunuzda hiçbir sorun yoksa! Hani Toplu vurdukça sineler onu top dahi sindiremezdi! Yoksa, bunlar sadece sohbetleriniz ve kitap sayfalarında mı kaldı?! Personel çıkarmakla bu şekilde işinizi, paranızı, tüm maddi ve dünyalık varlıklarını korumayı düşünüyorsanız, kesinlikle toptan kaybedersiniz! Ne diyorsunuz?! Peki, bekleyelim ve hep birlikte görelim! Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler…

Hedef Türkiye!

Son günlerde döviz kuru üzerinden Türk devleti ve Türkiye ekonomisine karşı yürütülmekte olan ekonomik saldırıların hedefi nedir? Mezkur papaz veya rahip ülkemizde on altı aydır tutuklu değil midir?  Papaz ve ekonomi! Papaz ve döviz kurları!  Papaz ve ekonomik tehdit ve şantaj! Papaz ve müttefiklik ilkelerini yok saymak! Kel alaka dediğinizi de duyar gibiyim! Ben de aynen öyle düşünüyorum!  Kim veya kimler bu saldırıları yapmaktadır? Neden ve neler olmaktadır? Dünyamız ekonomik olarak batıyor mu? Dünya ekonomisi nereye gitmektedir?  Dünya üzerinde yaşamakta olan tüm insanlara yetecek kadar kaynakları sonsuz kudret sahibi yüce Allah yaratmasına rağmen; Sanki kıtlık varmış, Sanki kaynaklar tükeniyormuş gibi!  Nedir bu yaşadıklarımız? Türk ekonomisine karşı küresel güçler tarafından yapılan saldırıların arka planı nedir? Gerçekten Türk ekonomisi zor durumda mıdır? Türk devletinin ekonomik alt yapısı sağlam değil midir? Yani ekonomi güvenliği yok mudur? Bir ülke için iç güvenlik ve dış güvenlik kadar önemli olan ekonomi güvenliği tüm parametreleri sağlam ve sağlıklı olarak Türk devletinde yürütülmekte ve uygulanmakta mıdır? Bir iletişimci ve gazeteci olarak gözlemlerimize dayanarak Türk ekonomisi sağlam temeller üzerine oturmuştur. Ekonomik rasyo değerlerimiz çok yerinde ve ekonomisi de güvenliklidir. Kredi derecelendirme kuruluşlarının değerleme ve puanlarımız ile oynamasının bir geçerliliği ve anlamı da yoktur! Artık eskisi gibi bu ülkede yüz bin, iki yüz bin veya milyon dolarlar ile ne bir kriz, ne de ekonomik kaos çıkarabiliyorlar! Sorun da burasıdır! Bilmem anlatabildim mi?

Ülkemizde son dönemde döviz kurunda tabii ki hareketlenmeler olmaktadır. Peki, neden olmaktadır? Bu konuda bir izah ve açıklamanın da olması gerekmektedir! Ekonominin kendi işleyişi ve seyrindeki hareketlenmeler oluyorsa buna hiç kimsenin diyeceği bir şey olamaz! Fakat bu konuda bir devleti veya milleti dize getirme, dolaylı olarak darbe girişimleri hesap ve planları yapılıyorsa o zaman orada durmak ve uzun bir süre düşünmek gerekir!

2013 yılından itibaren örtülü ve aleni olarak saldırı altında olan ve 15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışması yaşamış bir ülkenin tüm fabrikaları, tüm işyerleri ve tüm bankaları ertesi günü tıkır tıkır işliyor ve her bir işyerinin de ertesi günü çalışmaya başladığı bir ortamda, siz hangi ekonomik kriz, sosyal veya ekonomik kaos, ekonomik sıkıntı veya sorundan bahsediyorsunuz? Kimi kandırıyorsunuz! Bu nasıl bir algı operasyonudur! Bu milletin aklı ile alay mı ediyorsunuz! Ekonomi dediğiniz bilim sadece sizin inhisarında mıdır? Bizler de bu bilimi öğrenmek ve uygulamak konusunda sizden daha fazla yetkili ve uzman olamaz mıyız? Ne diyorsunuz? Anlayamadım!

Türk devleti ve Türk milleti, 15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışması gecesinden itibaren,  16 Nisan Anayasa değişiklik referandumu ve 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişi ile birlikte, devlet yönetiminin her bir alanında,  bağımsız, yerli ve milli politikalar üretmeye ve geliştirmeye başlamıştır!  Bu konuda emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunarım!  Kurtuluş savaşını vermiş olan asil Türk milleti,  dışı bizden ve içi, yani çipleri dışarıdaki güçlerin kontrol ve denetiminde olan taşeron ve işbirlikçiler maharetiyle, neredeyse yüz yıldır örtülü veya dolaylı olarak yönetilmektedir! Ne ala memleket! İstiklal ve istikbaline âşık olan asil Türk milleti 15 Temmuz hain ve karanlık darbe kalkışma gecesinde yeniden ve tarihi bir kahramanlık destanı yazmıştır! Yani asil Türk milleti tarihi devlet ve medeniyet kodlarına dönmeye başlamıştır!

Bu devleti ve milleti taşeronları maharetiyle yönetmeye alışkın olanlar, artık hiçbir hareketimiz ve planlarımızdan anında haberdar olamadıkları için kudurmaktadır! Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı harekâtları ve daha sayamadığımız tüm askeri operasyonları içimizdeki adamları halen olsa, bu operasyonları yapabilir ve başarılı olabilir miydik?  Sonuç alınabilir miydi? Anında haberdar oluyor ve gerekeni de yapıyorlardı! Artık eski Türkiye yok! Köprünün altından çok sular akmıştır! Eskilerin çok güzel ifade ettiği gibi, Geçti Borun pazarı sür eşeğini Niğde’ye! Anladın mı şimdi neden saldırıyorlar?! Anladın mı şimdi döviz kurları üzerinden ve ekonomik olarak  neden saldırıya geçmişlerdir?!

AK Parti iktidarları ile istikrarlı bir döneme giren Türk siyasi hayatı ve ekonomisi, tüm iş dünyasının derin bir nefes almasına,  kazançlarına yeni kazançlar eklemesine, evlerine yenilerini, araçlarına daha lüks olanlarını ve daha modern fabrikalarda üretim yapar hale gelmişlerdir! Afiyet olsun! Allah daha çok versin!  Tebrik ederiz! Başarılar dileriz!  Kimsenin ne kazancında, ne arabasında, ne evinde,  ne de malı ve mülkünde gözümüz vardır! Hayırlı mübarek olsun! Güle güle kullansın ve otursunlar! Fakat TÜRK DEVLETİ bir saldırı altında ve sıkıntı halinde bulunurken, devlet varlık ve yokluk, beka savaşı verirken, bir iş adamı olarak, 16 yıllı AK Parti iktidarları dönemindeki kazançlarından bir kısmını kaybetmeyi göze alamıyorsam, bu saldırıları,  SAVAŞI  baştan ve toptan kaybederiz! Tüm STK ve ODA başkanlarından rica ediyorum! Tüm iş adamları olan üyeleriniz kazançlarından, bu güne kadar kazandıklarından, almış olduğu evlerden, arabalardan, arsa ve tarlalardan sadece bir kısmını, bir kaçını devleti için kazançlarından kaçırmış olduğu vergileri veya  az vermiş olduğu kazançlarının vergisini bugün tam olarak verebilmelidir!

Aksi halde yarın DEVLET kalmaz ise zaten külliyen ve toptan kaybedeceksin! Örnek mi, Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Mısır, Yemen ve daha sayamadığım tüm devletleri parçalanan ülkeler, kaos ve sıkıntıda olan memleketlere sadece şöyle bir BAK, DÜŞÜN, TEFEKKÜR ve TEZEKKÜR ET!  Yarın çok geç olabilir! Hemen şimdi, acil ve ivedi olarak Bugün! Peki, İman ehli müminlere, Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah;  Vallahi, Biz sizleri elbette, biraz korku ile biraz açlık ile mallardan, canlardan, mahsulâttan biraz eksiklik ile imtihan edeceğiz. Ey Peygamber, Sabredenleri müjdele, buyurmaktadır!

Türk Milletinin 24 Haziran İmtihanı -5-

24 Haziran Erken seçimleri ülkemiz için yeni bir dönemin başlangıcı! Bir Milat ve Yönetim olarak Yeni bir Sistem!  Bu yeni dönem ve sistemden memnun olmayan içerideki ve dışarıdaki güçler koro halinde bağırmaktalar! Neden bağırıyorsunuz? Size ne oluyor? Bu ülkenin gerçek sahibi olan asil Anadolu insanımız Türk Milleti değil mi?  Yüz yıllardır borularınızın ötmekte olduğu devlet yönetimi ve millet elinizden mi kayıyor?  Bu asil Millet yeni bir dönemin başlaması için ortak irade ile karar veriyor ve bu yeni dönemden menfaatleri ve çıkarları kesilecek olan tüm kesimden çok sıkıntılı ve rahatsız! Ne yapalım? Acı reçeteyi içmekten vazgeçelim mi? Beyefendiler rahatsız olacaklar, çıkarları zarar görecek ve keyifleri de kaçacak diye! Ne diyorsunuz?

21 Mayıs tarihi itibari ile 24 Haziran erken seçime girecek olan partilerimizin adayları Yüksek Seçim Kuruluna teslim edildi.  Aday adaylık sürecinde sahada koşturan bu ülke sevdalısı tüm dostlarımızı da tebrik eder, başarılar dilerim. Listelere giren tüm adaylara da şimdiden Hayırlı olmasını Yüce Allah’tan niyaz ederim. Siyaset bir tercih meselesidir! Makamlar ve bazı maddi kazançlar ise sadece nasip işidir! Siz sebeplere tevessül edersiniz fakat hakkınızda Hayırlı olamayabileceği ve Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah bizleri de çok sevdiği için nasip etmemiş olabilir! Ne diyorsunuz?  Sizin hayır sandığınız şeylerde şer; Şer sandığınız şeylerde ise hayır vardır, ALLAH (C.C) bilir, fakat siz bilmezsiniz, kaidesi gereğince! Bireyin hayat düsturu bu değerler olmalı değil midir? Yoksa rastgele ve dek gele şeklinde midir? Ne buyurdunuz?

Aday listelerinin Yüksek Seçim Kuruluna tesliminden sonraki süreçte siyasi partilerde aday adaylarından kişisel memnuniyetsizliklerden kaynaklı, aykırı, duygu yüklü ve uç sesler duyar olduk! Normal midir? Tabii ki normaldir!  İnsan yaratılış gereği acizdir ve etten, kemikten yaratılmış, duyguları olan zavallı bir varlıktır! İnsan bazen bu duygularının esiri olabilir! Hayat duygularımızı kontrol edebildiğimiz derecede başarı ve huzur getirecektir! Birey için önemli olan zaten iç huzura ermek değil midir?  Makamlar geçici değil midir? Hangi makam baki kalmıştır, sade insan olmaktan başkaca!  Seçime girecek partilerden sadece AK Parti aday adayları ve toplumun bazı kesimlerinden gelen karşı sesleri de kabaca incelemeye çalışalım!

Listelerin açıklanması akabinde bireysel kırgınlıklar,  istifalar, duygu yüklü konuşmalar ve üyesi olduğu siyasi partiye,  inandığı, güvendiği liderine de yakışık almayan ifadelere şahit olduk! Tabii ki doğaldır ve olacaktır! İnsanın olduğu yerde, her şey ama her şey normaldir ve böyle gelişmeler ve açıklamalar olabilir! Neymiş efendim, şu aday benden daha kalitesiz!  Neymiş efendim; Şu isim listede olduğu için ben partime oy vermeyeceğim!  Genel merkez yönetim sesimizi duymuyor! Artık zamanı geldi! Cumhurbaşkanlığı seçiminde inandığı liderine vereceğini fakat TBMM milletvekili seçimleri için bir başka siyasi patiye oy kullanacağını beyan eden ifadelere şahit olduk! Beyler ne yapıyorsunuz? Ne yaptığımızın bilincinde ve sonuçlarının da farkında mıyız? Yüz yıl önce aynı kaygılar, bireysel ve insan olmaktan kaynaklı aciz ve duygu yüklü bakış açımızla bir devi küresel güçler ve işbirlikçiler mahareti ile hain bir darbe sonucu indirdik! Sonuç! Hüsran! Kan ve gözyaşı! Talan ve yağma! Milyonlara insanımızın canına mal oldu! Milyonlarca kilometrekarelik vatan toprağımızı kaybettik ve bu topraklarda kan ve sömürü halen devam ediyor! Peki, bu vebali ve sorumluluğu da taşıyabilir miyiz?  Taşıyabilirim diyenler çıksın meydana!

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir kaç yıl önce, yine böyle gelişmeler ve dedikodular karşısında,   AK Parti grup toplantısında yapmış oldukları veciz bir konuşmaları hatırıma geldi, konumun ehemmiyetine binaen siz çok değerli okuyucularımla paylaşmak istedim.  Sayın Cumhurbaşkanımız;  “Af edersiniz, yazılı veya görsel medyanın fiskos gazetelerinden veya kulislerden duyduğu şeylerle, ortaya çıkanlarla bu ülkeyi yönetebilir miyiz? Onun şurada medya mensubu varmış. Bunun burada bir tanıdığı, bağlantısı varmış. O, onunla görüşüyormuş. Bu bununla görüşüyormuş… Bu nedir Allah aşkına?!
BEYLER, ÜLKE YÖNETİYORUZ, ÜLKE… DEVLET ve MİLLET YÖNETİYORUZ, DEVLET ve MİLLET..  ÇOCUK OYUNCAĞI DEĞİL…’’

 

Doğu Akdeniz’de Sular Isınıyor, Neden?!

Dünyamızı yöneten küresel güçler ve bu küresel güçleri gazlayan, emir komuta konumunda destek veren egemen finansör aileler, hegemonyal duruşları için sürekli olarak bölgemizde,  mutlaka ya kontrol eden olarak bulunmak, ya da tamamen yönetimi ele almak için her türlü kalkışma, saldırı ve girişimler de bulunmaktan çekinmemiştir. Neden?  Yüz elli yıl kadar önce bu bölgede ‘enerji’ kaynaklarının bulunduğunu ve neredeyse ‘dolar’ fışkırmakta olduğunu da anlayan güçler ve egemen aileler, bu bölgede sürekli olarak bir kaos peşinde olmuşlardır!  Kaos olmadığı veya iç karışıklıklarla yönetimleri de ele alamadıkları dönemlerde ise doğrudan darbelerle bu işlemi sonuçlandırmışlardır!  Yüz yıllık ve genç bir Cumhuriyet olan sadece Türkiye devletinin darbeler ve muhtıralar serüvenine bakmak, bölgemizdeki büyük oyunu ve sömürge düzenini anlamak için yeterli olacaktır, diye düşünüyorum! Türkiye Cumhuriyeti genç bir devlet olabilir fakat ‘devlet geleneği’ ve ‘devlet aklının’ da en az iki bin yıllık olduğunu, küresel çeteler ve içimizdeki taşeron işbirlikçiler algılayamamıştır! İki bin yıllık Devlet aklının yeniden devreye girdiği, 15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışması bunun en canlı örneğidir!

Yazımızın başlığına Akdeniz’de sular ısınıyor dedik! Akdeniz’de suların ısınmasını kim veya kimler, neden talep ediyor? Akdeniz’de suların ısınmasından kim veya kimler kazançlı çıkacaktır? Dünyanın bir başka bölgesi değil de neden Akdeniz? Yüz yıl önce Osmanlı İmparatorluğunu parçalamayı ve hakim olduğu bölgelerde küçücük devletçikler kurarak buralarda emperyalist duruşlarını sürdürmeyi planlayanlar,  Osmanlı’ya kaç cephede savaş açmışlardır?  Osmanlı, neden aynı anda birden çok cephede savaşmak zorunda kalmıştır?  Anadoluyu tek cephede yenemeyeceğini ve geçemeyeceğini bilen küresel çete ve işbirlikçiler, her bir koldan bölgemizdeki uşakları üzerinden saldırıya geçmişlerdir! Osmanlının savaştığı veya savaşmak zorunda kaldığı cepheler;  Kafkasya cephesi  Rusya‘ya karşı!  Sina ve Filistin cephesi,   Britanya’ya karşı!  Irak cephesi,  Britanya’ya karşı! Hicaz ve Yemen cephesi,  Britanya ve Araplara karşı!  Çanakkale cephesi, Britanya ve Fransa‘ya karşı! İran cephesi,   Rusya ve İngiltere’ye karşı!   Galiçya cephesi de Rusya’ya karşı,  bu asil millet tarafından Anadolu’da var olmak için verilen ‘istiklal ve istikbal’ savaşlardır! Günümüzde yaşadıklarımızdan bir farkı var mıdır? Bence hiçbir farkı yoktur! Aynı küresel güçler ve egemen emperyalist aileler yüz yıl sonra bölgemizde yeniden bir dizayn ve paylaşım için isimleri değişmekle birlikte aynı bölgelerde bu asil millete karşı savaş cepheleri açmaktadır! Başarabilirler mi? Anadoluyu ve asil milletimizi çiğneyip geçebilirler mi? Hayır!  Kesinlikle, mümkün değil! Sadece deneyecekler ve zorlayacaklar! Bu asil millet ve devleti ile anlaşmak için kapımızı mecburen çalacaklar! Başka çareleri de yoktur, anlaşmak ve masada bulunmamız için tüm küresel çete ve egemen aileler kapımıza gelecekler ve bizimle beraber yürümek zorundalar!

Yüz yıllık plan ve hesapları çerçevesinde, egemen güçler tarafından, 2001 yılında Afganistan ve Irak bir bahane ile işgal edilmiştir!   Milyonlarca insan hayatını kaybetmiş, bir o kadarı da kayıp ve sakat kalmıştır! Kimin umurunda! Dünya’ya sadece özgürlük ve demokrasi getireceğini iddia edenler, hegemonyaları için bölgemizdeki kaç devleti tarumar ve yerle bir etmiştir! Dünya’da yeniden kurulmakta olan ve 65 ülkenin birlikte kalkınma ve gelişim projesinde olamayacaklarını anlayan küresel güçler ve onların finansörü egemen aileler,  bir bahane ile bölgemize gelmişler,  bir yol ve bir kuşak,  İpek yolu projesinin ana güzergahlarında kendilerince bir temizlik, kontrol ve güvenlik sağlamaya çalışmışlardır!  18 Aralık 2010 tarihinde Tunus’ta başlayan protesto gösterileri aynı hesap ve planın bir başka versiyonudur! Bu gösterileri kimler finanse etmiştir? Bu gösterilerdeki kullanışlı aktörler nerededir?  Bu kullanışlı aktörler başka bölgelerde kullanılmak için bekletilmekte midir? Bu gösteriler domino etkisi ile Orta doğu ve Kuzey Afrika’nın tamamında bir Arap baharı hareketi şeklinde,  Mısır’da 30 yıllık diktatör Hüsnü Mübarek ve Libya’da 42 yıllık diktatör Muammer Kaddafi’nin devrilmesiyle sonuçlanmıştır! Küresel çete, Mısır’da darbeye neden gerek duymuştur? Libya neden işgal edilmiştir? Aslında hesap yine aynıdır! Sadece bahane ve gerekçeleri değiştirmektedir! Dünya halklarını ancak bu şekilde kandırabilir ve ikna edebilirler! Hesap ve plan,  Dünyamızda kurulmakta olan ve 65 ülkenin birlikte büyüme ve kalkınma projesinin önüne geçmek veya tamamen kontrolü ele almaktır! Akdeniz’de reserve olarak tahmin edilen enerjinin rakamsal değeri belli değildir! Siz buna bir de Yeni İpek yolu projesinin deniz ve kara olarak orta koridor merkezini Akdeniz olarak alırsanız,  buraların neden ısınmakta olduğunu çok kolay bir şekilde algılayabiliriz! Akdeniz’e sınırı dahi olmayan devletlerin ta buralara kadar neden savaş gemilerini gönderdiğini de çözümleyebiliriz! Akdeniz’de halen en az YETMİŞ kadar SAVAŞ gemisi, binlerce mürettebatı ve bir o kadar da savaş teçhizat ve donanmaları ile balık tutmaya, hem de BALİNA avlamak için gelmiş olabilirler mi?! Neden olmasın!

 

Bitki Koruma ve Zirai İlaç Takip Sistemi!

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Konya İL müdürlüğü uhdesindeki Bitki Koruma Ürünleri Takip Programı Eğitim ve Sektör Bilgilendirme Toplantısına,  Gıda Kontrol Genel Müdür Yardımcısı    Dr. Yunus Bayram,   Ziraat Mühendisleri ve Ziraat  Odası başkan ve yönetim kurulu üyeleri, İl müdürlük personeli,  bitki koruma ürünleri konusunda şehrimizde faaliyet gösteren beş yüze yakın firma temsilcisinin katılımlarının olduğu bir program düzenlenmiştir. Toplantıya emeği geçen, başta Konya Gıda Tarım İL Müdürü olmak üzere, Bitki Koruma şube müdürlüğü tüm personeli ve değerli katılımcılara da teşekkürlerimi sunar,  bilgilendirme toplantısının hedeflerine ulaşma noktasında büyük bir katkısının ve faydasının olacağına inancımı buradan tekrar etmeyi bir borç bilir ve başarılar dilerim.

Şehrimize yapılan bu toplantıdaki katılımcı tüm sektör temsilcilerine, Bakanlık tarafından bu yıl yürürlüğe giren, Bitki Koruma Ürünleri Takip Programı hakkında;   Ruhsatlandırma, etiketleme, ambalajlama, satış, ithalat, kontrol gibi konularda yaşanan problemler!  Uygulamaya konulan mevzuat ile birlikte gelen yenilikler ve değişiklikler!  Bitki koruma ürünlerinin üretici ve ithalatçıdan başlamak üzere toptancı – bayi ve üreticiye kadar olan süreçte takibinin sağlanması amacıyla hazırlanmış ve bu programın tanıtılması, uygulanması, programa veri girişlerinin nasıl yapılacağı!  Kare kod siteminin oluşturulması için tüm gereklilikler gibi konuları da kapsamaktadır.

Ülkemizde, zirai mücadele amacıyla kullanılan bitki koruma ürünlerinin ruhsatlandırılması, kontrolü, imali, ithali ve satışı ile ilgili iş ve işlemler, 5996 sayılı “Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu” ve buna bağlı olarak çıkarılan Mevzuat hükümlerine göre Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızca yürütülmektedir.  Türkiye genelinde Bakanlığa kayıtlı sekiz bin adet firma bulunmaktadır. Bu firmalardan Bin adedine konu ile daha önceden eğitim ve bilgilendirme programları da düzenlenmiştir.  Şehrimizde Gıda Tarım İl müdürlüğü sistemine kayıtlı 320 firma bayi olup, 288 adet perakende, 32’si toptancı bayi ve iki adet de üretici firma bulunmaktadır.

Gıda Tarım Bakanlığı, Gıda Güvenliğinin sağlanması, bitki ve bitkisel ürünlerde kalıntı probleminin önlenmesi için bitki koruma ürünlerinin üretim aşamasından piyasaya arzına ve son kullanıcıya kadar geçen tüm süreçlerin izlenebilmesi, bitki koruma ürünü satışının kontrol edilebilmesi ve böylece bitki koruma ürünlerinin tavsiye dışı kullanımının önlenmesi önem arz etmektedir.   Bu hedefler doğrultusunda, “Bitki Koruma Ürünleri Takip Programını” hazırlamıştır. 

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızca hazırlanan, Bitki Koruma Ürünleri Takip Programı nedir,  neleri kapsamaktadır, sektöre ve halk sağlığına faydaları noktasında kabaca incelemeye çalıştığımızda!  Uygulamaya geçilmesi planlanan bu sistem ile sahte, taklit ve tağşiş edilmiş ürünlerin üretimini, satışını engelleyerek, halkımızın güvenli gıdaya ulaşmasını amaçlanmaktadır. Etiket üzerinde iki adet numara bulunacak; Birincisi açıkta görülebilen, diğeri ise etiket üzerinde başlangıçta kapalı olarak bulunan numaradır. Kapalı olan numara tüketicilerin satın aldıkları ürünlerin güvenilirliğini sorgulamaları için kullanılmaktadır. Bakanlık tarafından yönetilen ve kapsam dahilindeki ürünlerin sahteciliğinin önüne geçilmesini sağlayacak olan Ürün Takip ve Doğrulama Sistemi  etiketleri, üretim ve ambalajlama hatlarını da uygulanmaya başlanacaktır.

Bakanlık tarafından hazırlanan, Gıda Kontrol genel müdürlüğü ve şube müdürlüklerince denetim ve takibi sağlanacak olan, Ürün Takip ve Doğrulama Sisteminin; Öncelikli faydalarının başında, Tüketici ve Hasta güvenliği gelmektedir. Piyasaya giren tüm ürünlerin kontrolü ve denetimi ile kaçak, kalitesiz ve güvenilir olmayan ürünlerin tedavülden kaldırılması için çok önemli rol oynamaktadır. Hatalı, sahte veya bozulmuş ürünün tüketici veya hastaya ulaşmadan önce dolaşımdan kaldırılması hedeflenmektedir. Etkin bir denetim sonucunda yapılan kontroller sayesinde tüketicinin ve hastanın güvenliği sağlanacaktır. ÜTS sayesinde ürünün nereden temin edildiği ve ürün hakkında temel bilgilere erişim sağlanabilecektir. Tüketici veya hasta tarafından gelecek geri bildirimler ile sorunlar anlık olarak tespit edilebilecek ve sistem sayesinde Sağlık Bakanlığı ve ilgili kuruluşlar kısa ve uzun vadeli planlamaları kolaylıkla yapılabilecektir. Bu proje sağlık politikalarının belirlenmesinde de önemli bir rol oynayacaktır.  Ürünlerin ülke ekonomisine katkısı da ayrı ayrı ölçülebilmektedir.

Türk Üçgeni; Kuvayi Milliye Ruhu!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti,, kurulduğu tarihten itibaren, küresel güçler ve  içimizdeki işbirlikçiler, devletin tüm   yönetim ve kontrol mekanizmasında etkin olduklarına şahit olmaktayız.  Türkiye Cumhuriyeti devleti, milleti ile bütünleşme ve kalkınma hamlelerine giriştiği dönemlerde ise mutlaka bir darbe veya muhtıra karşımıza çıkmaktadır! Türkler tarih sahnesine tekrardan büyük bir oyuncu olarak çıkmaması planlanıyordu! Türklerin tarih sahnesine yeniden çıkmaları,  tüm mazlum coğrafyada Adalet, Hakkaniyet ve Kadim medeniyet olarak karşılık buluyordu!  Bu kadim medeniyet,  kültürel ve gönül coğrafyasındaki bağlarının da koparılması gerekiyordu. Yaşadıklarımız tüm bunların haberciliğinden başkaca bir şey değildir!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milletini, geçmişte darbelerle durdurmayı ve yönetimde söz sahibi olmayı hedefleyen, küresel güçler ve işbirlikçiler, 15 Temmuz tarihinde,  bu ülkede inkıtalara, darbelere ve post modern darbeler tarihine,  bir son nokta koymayı da planlıyordu! Yani Türkiye ve Türkleri,  bu defa tamamen teslim almayı hesap etmişlerdi! Hesaplarında olmayan şey, bu milletin tarihinden gelen, bağımsızlık ve istiklaline olan aşkı ve bu aşkına erişebilmek için de her türlü sıkıntılara göğüs gerebilecek bir ruh ve yapıda olmasıdır! 15 Temmuz tarihinde,  bu devlet ve milletin küresel güçlere teslimiyetini  beceremeyenler, sınırlarımızda terör örgütleri üzerinden hain emellerine erişebilmek için halen bu saldırılarına ve planlarına da devam etmekteler! Duracaklar mı? Hayır?  Gelmeye ve artarak gelmeye de devam edecekler! Ne zamana kadar? Bu asil milletin, Birinci dünya savaşı akabinde ki anlaşma maddeleri dikkate alınarak, ülkenin her bir karesi de işgal edilmeye kalkışıldığında, bağımsızlık ve istiklalini elde etmek,  yeniden bir devlet kurmak için tüm vatandaşlarımızla birlikte ki seferberlik ve savunma ruhu olan;  Kuvayi Milliye ruhu canlanıp harekete geçene kadar!

Birinci dünya Savaşı yılları ve savaşın akabinde ki anlaşmanın bir maddesine kabaca bir bakalım.  1918 yılı sonlarına doğru ittifak devletlerinin savaşı kazanma umutları kalmamıştı. Almanya 3 Ekim 1918’de ateşkes önerisinde bulunmuştur! Yapılan görüşmeler sonunda Agamemnon zırhlısında, 30 Ekim 1918 günü Mondros ateşkes antlaşması imzalandı. 31 Ekim günü yürürlüğe giren ve 25 maddeden oluşan, 7. maddesi ile bir tehdit karşısında, Osmanlı topraklarındaki stratejik noktaları işgal etme hakkının İtilaf devletlerine verilmesiydi. Bu durum Osmanlı devletinin daha barış antlaşması bile beklenilmeden anlaşma devletlerince parçalanıp paylaşılacağının da bir göstergesi olmuştur. Türk devletini ve milletini, tarih sahnesinden silmeyi ve parçalamayı planladıkları  7. Madde;  İtilaf devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa, herhangi bir stratejik noktayı işgal edebileceklerdir.

Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra, İtilaf devletleri 7. Maddeye dayanarak yurdumuzu işgal etmeyi, Türk milletini ortadan kaldırmayı ve Türk vatanını paylaşmaya da kararlı olduklarını göstermişlerdir. Diğer yandan ateşkes hükümleri gereği, Osmanlı ordusu terhis edilmiş ve ülkede işgallere karşı koyacak düzenli askeri birlikler de kalmamıştır!  Türk vatanı işgal edilmiş, Türk milletinin can, mal ve namus güvenliği de kalmamıştır! Türk milletinin hayat ve hakimiyet hakları da yok sayılmış! Bunun üzerine savunmasız kalan Türk milleti her türlü imkansızlığa rağmen, bağımsızlık ve istiklali için harekete geçmiştir. Türkler bulundukları yerleri savunmak ve buraların da Türk yurdu olduğunu kanıtlamak amacıyla, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve Kuvayi Milliye birliklerini kurmuşlardır. Türk milletinin bağımsız yaşama isteğinin ve vatanseverlik duygusunun eseri olarak ortaya çıkan bu direniş azmine “Kuvayi Milliye Ruhu” adı verilmiştir. Milletimizin bağımsızlığını yeniden kazanmak için giriştiği silahlı mücadeleye de “Kuvayi Milliye Hareketi” olarak isimlendirilmektedir.

Dün yaşanmış olanların, bugün yaşadıklarımız ve halen de yaşananlardan bir farkı var mıdır? Sınırlarımızda küresel güçler tarafından kurulan ve desteklenen terör örgütleri neyin peşindeler?  Türk yurdu yüz sene önce olduğu gibi her bir koldan küresel taşeronlar tarafından saldırı halindedir!   Yedi düvel, vekalet orduları üzerinden,  yedi cepheden saldırıya geçmiştir. Türk milleti fert fert ne yapması gerekiyor sorusuna verilmesi gereken cevabı bir siyasi partimizin lideri sarih bir şekilde açıklamaktadır!  MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye “Sizi siyasete sokan şey nedir” şeklinde soru yönelten bir gazeteciye; “Kuvayi Milliye Ruhu” demiştir. Kuvayi Milliye;  Devleti ve milleti yok etmeye, işgale ve parçalamaya yönelik bir saldırı sırasında mücadele için kurulmuştur. Biliyor musunuz? MHP Lideri Bahçeli;  Milletvekili olduğu tarihten itibaren, Devletten hiç maaş almıyor, hepsini de hayır kurumlarına bağışlamaktadır!

 

Ilımlı İslam Nereden Geliyor?

İslamın ılımlısı mı olur dediğinizi de duyar gibiyim! İslam sadece ve sadece İslam’dır; Hz. Allah tarafından orijinal hali ile geldiği ve Hz. Peygamber efendimiz vesilesi ile de tüm insanlık ve inananlara da gönderildiği şekilde! Günümüzün Küresel güçleri ve tarihteki ehli kitap mensupları,  gelecek olan ahir zaman peygamberi, kendi ırk ve dinlerinden olmayınca,  İslam dini ve samimi müntesipleri ile her daim bir kavga ve savaş ortamında bulunmuşlardır. Acaba neden? Yoksa inandığınız ve sizlere de kitap gönderen Sonsuz Kudret Sahibi Allah, sizin ırk ve mensubiyetinizden bir peygamber göndermesi için anlaşma mı imzalamıştınız? Olabilir mi böyle bir şey? Tabii ki mümkün değildir! İman ve inanç çok ince bir detaydır, aslında! İslam dini ve samimi müntesipleri ile tarihteki yapılan  her bir kavga ve savaşı da bu güçler kaybetmek zorunda kalmışlardır.  Nasıl olabilirdi? Sayıca ve kuvvet olarak üstün olanlar nasıl yenilebilirdi? Olamazdı böyle bir şey!  İslam dini müntesiplerinin samimi ve ihlaslı olmaları imkan vermemiştir, bu yenilgilere! İslam ve müntesiplerinin yenilgiye uğradıkları tüm zamanları, kabaca bir incelediğimizde, İslamın özünden uzaklaşmaları, Hz. Allah ve son Peygamberinin emir ve yasaklarını da dinlememeleri, müntesiplerinin de samimi olmayan fiil ve davranışlarından kaynaklandığına da şahit oluruz. Hemen aklımıza gelen bir örnek; Hz. Peygamber efendimizin, Uhud savaşında, Okçular tepesine yerleştirmiş olduğu sahabelere, yerlerinizi hiçbir şekilde terk etmeyin emrine rağmen, savaşın kazanılmaya başlandığı ve ganimetlerden bizler de şahsi olarak istifade edelim düşüncesi ile yerlerini terk etmeleri sebebiyet vermiştir; bu savaşın ve tüm savaşların da kaybedilmesine!

Küresel sistem uzun yıllardan beridir İslam dini ve müntesiplerini yenebilmenin veya üstün gelebilmenin bir yolunu bulabilmek için her yola başvurmuşlardır. Bu yollardan bir tanesi de bu dinin müntesiplerini inandıkları dinden uzaklaştırma veya bu dine yönelik imanı esaslarda değişiklik ve hurafe girişimleri her zaman olmuştur.  Peygamber efendimizin irtihalinden sonra hak olan dört ameli mezhep haricinde ilave ve uydurma mezhepler ortaya çıkarılma girişimlerini de görmekteyiz. Küresel sistem ve ahir zaman peygamberine inanmayan ehli kitap tüm bu girişimlerini neden yapmaktadır? İslamın tüm esasları ve hükümleri, insanlığa ve yeryüzüne hakim olduğu takdirde, bunlar zulümlerini yapmayacaklar ve yeryüzünde hüküm de süremeyeceklerdir! Tüm mesele budur aslında!

İslam dini ve müntesipleri üzerindeki imanı ve ameli noktadaki oynama girişimlerine tarihe kabaca bir baktığımızda, 1.500’lü yıllarda Hindistan bölgesinde, Ekber Şah dönemi karşımıza çıkmaktadır. Moğol istilası, bölgesindeki tüm ülkeleri tarihte eşine rastlanmadık biçimde yıkıma uğratmıştı. Bu istiladan kurtulabilen birkaç şanslı ülkeden birisi de Hindistan’dı. Yönetici ve zengin sınıf bu istilayı çok çabuk bir şekilde unuttu! Zenginler zevk ve sefahate düştü! Haram yollardan para kazanma ve harama harcama da olağan hale geldi! Zulüm ve zorbalık hakim oldu! Allah’a iman ve İslam dininden uzaklaşma tırmandı!  Ekber Şah; İyi bir savaşçı olduğu kadar, iyi bir de ıslahatçıydı. Dinleri incelemek için kırk kişilik bir komisyon kurmuştu; Müslüman âlim, edîb ve mutasavvıflarla, Mecusi, Hindu, Budist ve Hristiyan bilginlerini toplayarak dini konularda tartışmalar yaptırmaya başladı. Bu toplantıların sonunda;  1582 yılında Ekber Şah, bütün eyalet valilerinin önünde “Din-i İlahi” ( Tanrısal Din! ) diye  çakma – uydurma bir din kurduğunu resmen ilan etti! Yeni Sahte ve Uydurma  dini şöyle savunuyordu; Hak, doğruluk gibi evrensel gerçekler yalnız ve sadece bir dinde bulunamaz!  Bunlar her din ve millette bulunur! O halde her dinde hak ve gerçek olan ne varsa alınmalı, bunlardan, hepsini bir araya toplayan tek bir din meydana getirilmeli, bütün insanlarda ona çağrılmalıdır! Böylece, milletler ve dinler arası anlaşmazlıklar da son bulacaktır! Yeni dinin temeli her ne kadar, bütün dinlerin iyi tarafları alınacak   diye atıldıysa da bu dinde İslâm’dan başka her dine yer vardı!   Ekber Şah’ın oğlu Cihangir, kendisine saygı secdesi yapmadı diye Kevalyar Hapishanesi’ne attırdığı İmam Rabbani’nin fikirlerinden etkilendi ve kabul etmek zorunda kaldı.  Şah-ı Cihan adıyla yerine geçecek olan oğlu Hürrem’i de onun müritleri ve talebeleri arasına kattı. Artık devletin İslâm’a karşı kini, saygıya dönüşmeye başlamıştı.  İmam Rabbani’nin başını çektiği hareketle, Ekber Şah’ın Din-i İlahi’si, adamları ve çevresi tarafından uydurulan bütün bidat ve sapıklıklarıyla beraber son buldu ve İslâm, Hindistan’da aslına rücu etti.  İmam Rabbani, İkinci Bin Yılın Yenileyicisi (Müceddid-i Elf-i Sani) unvanını hak etmiş bir büyük âlim ve velidir. Ekber Şah’ın ölümünden sonra eski gücünü kaybeden onun uydurma Din-i İlahi’si bir müddet sonra tamamen ortadan kalkmıştır.

Günümüze geldiğimizde, ülkemizde, küresel bir proje çerçevesinde yürütülen, dinler arası diyalog, hoşgörü, medeniyetler ittifakı, kültürler arası iletişim adı altında yapılan toplantı ve konferanslara ne demelidir?  15 Temmuz hain darbe ve işgal girişimi ile bu devlet ve asil millet, tamamen teslim alınmaya çalışılmıştır. 15 Temmuz hain işgal girişimi ile küresel sitem ve işbirlikçileri, başarılı olsalardı, bu topraklardaki mezkur toplantılar adı altında yürütülen, ılımlı İslam projesi de bu ülkede tamamlanmış ve taçlandırılmış olacaktı. 1000 yıllardan beridir yeryüzünde; Adaletin, Hakkın, Doğrunun ve İslamın bayraktarlığını yapan bu asil millet, 15 Temmuz gecesi kendisine biçilen, Ilımlı İslam elbisesini parçalayınca, küresel sistem, bölgemizde kendilerine bu yöndeki çalışmaları için başka aracılar ve uşaklar bulma girişimleri devam etmiştir! Suudi Arabistan da son günlerdeki ılımlı İslama  geçiyoruz, açıklamalarına ne diyorsunuz? Anladın mı şimdi; Küresel sistem, yıllardan beridir sahte ve uydurma mezhepler üzerinden bu bölgedeki girişim ve çalışmalarını! Küresel sitemin tüm bu çabaları, ne için yapmaktadır? İslamın özünü ve imanı esaslarını da değiştirmeden, küresel sistemin özellikle de bu bölgede başarılı olabilmesi, adalet adına dünya milletleri üzerinde hakimiyet kurabilmesi, emperyalist ve hegemonyal duruşlarını devam ettirmesi ve etkili olabilmesi de mümkün görünmemektedir! Sonsuz Kudret sahibi Yüce Allah nurunu tamamlayacaktır!  Sonsuz Kudret sahibi Yüce Allah, son ve HAK din olan İSLAMI ve ahir zaman peygamberi Hz. Peygamber efendimize karşı olan imanı esasları ve inanç sisteminin de tahrif edilmesine hiçbir zaman ve hiçbir şekilde müsaade etmeyecektir! Küresel sitem ve işbirlikçilerine duyurulur! Böylece de bilinmelidir!