İLETİŞİM bir ‘MESLEK’ değildir!..

Hafta sonu Konya SMMM Odası seçimli genel kuruluna iletişimci ve gazeteci olarak katıldım. Biz bu yazıyı kalem aldığımız ve gazete baskıya verildiği saatlerde seçim sonuçları daha açıklanmamıştı. Beş adayın yarıştığı Konya SMMM Oda başkanlık seçimlerinin öncelikle seçilen başkan ve yönetim ekibine, Konya Meslek Odasına, Oda meslek mensuplarına, şehrimize ve ülkemize hayırlara vesile olmasını dilerim.

Konya SMMM odası seçimli genel kurulunda,  beş aday ve diğer şehirlerden gelen misafir oda başkanları, TÜRMOB başkanı, siyasiler ve milletvekili,  genel kurula hitaben yapmış oldukları konuşmalarında,  meslek ve meslektaşlarının haklarını savunmaları ve diğer meslek gruplarının sahip olduğu yasal haklar çerçevesindeki tatlı rekabete dayalı ifade ve serzenişlerine de şahit oldum. Yani, diğer meslek grupları şu şu yasal hakları alabilirken, bizim meslek neden alamıyor ve meslektaşlarımız için de bu hakların mücadelesini verelim,  TBMM ve diğer siyaset düzeyinde çalışma ve lobi faaliyetlerine hız verelim şeklinde, devam edip gitti! Öncelikle bir İletişim mensubu ve gazeteci olarak meslek oda başkan adayları ve tarafların bu ifadelerinden memnun oldum ve gurur duydum!  Bir İletişim Uzmanı ve çalışan Gazeteci olarak da İletişim mesleğinin neden meslek tanımının olmadığına da gerçekten çok üzüldüm!

Peki, Meslek nedir? Yasal olarak Meslek tanımı nedir?  Bir işin Meslek olabilmesi için yasal düzenleme gerekli midir? Yasal düzenleme olmadığı zaman bir iş meslek olur mu?  Meslek, kişinin yaşamını sürdürmesi ve geçimini sağlaması için yaptığı sürekli bir iştir.  Meslek para kazanmanın ötesinde, kapasiteyi kullanma ve kendini gerçekleştirme yoludur. Ancak yapılan her iş, yasalarca meslek olarak kabul edilemez!  Bir uğraşın ve işin meslek özelliği taşıması için, yasal düzenlemesi, belli bir eğitimi, kuralları, statüsü ve kullandığı belli araç ve gereçleri olmalıdır.

Bu durumda meslek, İnsanlara yararlı mal ve hizmet üretmek, karşılığında para kazanmak için yapılan, belli bir eğitimle kazanılan, sistemli bilgi ve becerilere dayalı, kuralları yasalarla belirlenmiş etkinlikler bütünüdür.  Meslek,  İnsana toplum içinde belli bir yer sağlar, kişiye sorumluluk ve mesleki olgunluk yükler. Meslek odaları ise üye meslektaşların mesleki yolda yaptıkları işleri kolaylaştırmak, mesleğin menfaatlerini korumak ve ihtiyaçlarını karşılamayı, aynı mesleği yapan meslektaşlar arasında iletişim ve yardımlaşmayı amaçlar. Türkiye’de tüm meslek gruplarının bir odası vardır. Yasalara ve kanunlara göre hareket eder ve ona göre davranır. Odalar, tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıdır. Şehrimizde  KONESOB Esnaf odaları bünyesinde  her meslek mensubunu temsil eden  seksen üzerinde ve Türkiye genelinde ise  Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonuna (TESK  ) bağlı dört bine yakın meslek odası bulunmaktadır!.

Yazımızın başlığına dönelim ve İLETİŞİM bir meslek midir, değil midir?  Hadi oradan İletişim diye bir meslek mi olurmuş?! İletişim öğrenmek için dört yıllık fakülte okumaya ne gerek var, dediğinizi de duyar gibiyim!  İletişim diye bir meslek için yasal düzenleme mi olur?!  İletişim
diye bir meslek mi olur ve böyle bir meslek tabii ki de yok ise,  elbette ki yasal olarak Meslek tanımının da yapılmasına hiç gerek yoktur! Böyle bir mantıkta bulunan tüm etkili ve
yetkililere de şu soruyu sormak gerekir! Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı
Hükümet sistemi ile birlikte Cumhurbaşkanlığı bünyesinde ”İletişim Başkanlığı”
neden kurulmuştur?!  Hem de İletişim Başkanının eski bir İletişim Fakültesi Dekanı olduğu bir ülkede!

Türkiye’de yetmişi aşkın İletişim fakültesinin tanıtım yazısında; Ulusal ve uluslararası bilim dünyası tarafından kabul gören kuramsal ve uygulamalı araştırmalar gerçekleştirmek, geleceğin iletişimcilerinin yetişmesine elverişli bilimsel bir ortam sunmak! İletişim mesleği ve sektörün ihtiyaç duyduğu, nitelikli, etik ve toplumsal değerlere bağlı mezunlar vermek, küresel rekabet ortamında iletişim mesleği ve sektörünün gereksinimlerine uygun vasıfları taşıyan, bilgiye kolay erişebilen, üretebilen ve paylaşabilen, yerinde ve doğru karar alma becerisine sahip İletişimci bireyler yetiştirmek temel misyonu, diyor!

Dedik ya, Türkiye’de sayısı 70 ‘i aşkın İletişim Fakültesi ve her sene On bin dolayında işsizler kervanına katılan dört yıllık eğitimli iletişim Fakültesi Mezunu bulunmaktadır! Halen yeni İletişim Fakülteleri açılmaya da devam ediyor ve binlerce yeni İletişim Fakülteleri mezunları da iş piyasasına umutsuz, mesleksiz ve sahipsiz bir şekilde salınıyor! Peki, neden?! Türkiye’deki İletişim fakültelerinin varlığı kırk yılı aşmasına rağmen mesleki olarak herhangi bir bakanlık, kamu kurum ve kuruluşlarınca muhatap alınmamaktadır! Acaba neden?!

 Ülkemizdeki tüm diğer fakülteler, çeşitli bakanlıklar,  kamu kurum ve kuruluşları ile ilişkilendirilmesine, kamusal statü verilen meslek odaları çevresinde toplanmasına ve mesleki yasal çerçeveleri çizilmesine rağmen, kurulduğu günden bu yana İletişim Fakülteleri ve mezunları da adeta yok sayılmakta ve görmezden gelinmektedir!  Neden?! İletişim Fakültesi Mezunları kamu nezdinde muhatap bulamadığı ve mesleki yasal çerçevesi de çizilmediği için özel sektörde mesleki olarak tanınması mümkün olmamaktadır! Genel kanı ve uygulama olan, İletişim Fakültesi mezunlarının kurumlar ya da firmaların girişlerindeki bakımlı ve güzel giyimli bay veya bayan Halkla İlişkiler elemanları hiç değildir! Bu şekilde düşünüldüğü için zaten İmam Hatip lisesi ve İlahiyat eğitim almış kişiler tüm kamu kurumlarındaki İletişim birimlerine müdür veya koordinatör olarak atanmaktadır! Bu belirsizlik, İletişim Fakültesi Mezunlarının haksızlığa uğraması ve mağdur edilmesi anlamına gelmektedir! İletişim Fakültesi Mezunlarının karşı karşıya kaldığı muhatapsızdık, mesleki  yasal tanımsızlık, yaşadıkları  istihdam sorunları ve iş piyasasındaki itilmişliği, kakılmışlığı  öncelikle  mesleki yasal düzenlemelerin yapılamamış olmasından kaynaklanmaktadır, diye düşünüyorum!.

Şimdi diyeceksiniz ki; Bu kadar Üniversite rektörü, yönetim kademesi,  yetmiş kadar İletişim fakültesi dekanı ve  fakülte yönetimleri,  İletişim fakültelerindeki binlerce  iletişim eğitimi veren  öğretim üyesi neler yapmaktadır?! İletişim Fakültelerinden mezun etmekte oldukları öğrenciler için yasal olarak bir İLETİŞİM MESLEK tanımı yapılmalıdır, şeklinde bir dertleri ve lobi faaliyetleri var mıdır? Tabii ki hiç sanmıyorum!  Eğer İletişim Fakültelerinin bulunduğu üniversitelerdeki üniversite rektörü,  üniversite yönetimleri ve iletişim öğretim üyelerinin böyle bir dert ve gayeleri olsa isi, kırk yıl önce kurulan İletişim fakülteleri ve İletişim mezunları için şimdiye kadar yasal bir MESLEK tanımı olması gerekirdi, şeklinde düşünüyorum!  

Yerel Medya Var Olmalı!

Yerel  ve yerli medya veya gazete, ulusal basın kadar geniş çaplı olmayan, il, ilçe ve beldelerde günlük, haftalık ya da daha farklı aralıklarla çıkan, ulusal haberler yanında, bölge haberlerine daha fazla yer veren, yöresel gelişmeyi ve bölgenin sorunlarını ön planda tutmaya çalışan, Basın İlan kurumu kanunlarına göre, belli sayıda Basın personeli çalıştırmak zorunda olan, ticari bir işletme olan yayın mecrası, olarak tanımlanabilir.

Yerel ve yerli medya adından da anlaşılacağı üzere, bölgesindeki tüm gelişmeleri, yatırımları ve hizmetleri izleyici ve okuyucuları ile paylaşan, kamu ile kamuoyu arasında köprü vazifesi gören, sorumluluk ve tarafsızlık ilke sahibi olması gereken ticari kuruluşlardır.

Yerel medya, her ne kadar kamu adına iş yapıyor olmasına rağmen, resmi ilan ve işletme reklam gelirleri ile ayakta kalmaya ve varlığını da sürdürmeye çalışan ticari işletmelerdir. Resmi ilan ve ticari reklam gelirleri olmadan yerel medya kamu adına hizmetlerini tam ve sağlıklı olarak yerine getiremez.

Son birkaç yıla kadar ticari reklam ve Basın İlan Kurumu gelirleri ile varlığını sürdürmeye çalışan yerel medya, sektöre yeni giren işletmelerden kaynaklı olarak gelirleri tamamen erimeye başlamıştır.

Gelirlerin artması için ya yerel medya işletmelerden bazılarının kapanması, ilan ve ticari reklam pastasının büyütülmesi, personel çıkarılması veya birleşmelerin, güç birliğinin yapılmasına ihtiyaç duyuluyor.

Bunların hiçbiri de olmayınca, sektör içten içe kaynamaya, erimeye ve hatta bazı yerel medya kuruluşları hakkında şehrimizdeki derin kulislerdeki söylentilerle birlikte satılıyor veya kapanıyor dedi dokuları yapılmaya başlanmıştır! Tabii ki doğal olarak!  

Kamuoyuna sağlıklı bilgi ve doğrudan iletişim kurmadığınız takdirde tabii ki dedi kodu ortalığı kaplayacaktır! Doğa boşluğu kabul etmeyeceğine göre!

Peki, Medya veya yerel medya nedir kabaca incelemeye çalışalım. Kamuoyunun ülkede ya da yaşanılan bölgedeki olup bitenden haberdar olabilmesi adına, basın kuruluşları görevlerini yapmaktadır. Kitle iletişim araçlarından olan gazete, televizyon, dergi, radyo gibi araçlar, bu anlamda sorumluluk duygusu ile hareket etmesi beklenen basın organlarıdır.

Basın organları görsel, işitsel, hem görsel hem işitsel olmak üzere, birkaç kola ayrılmaktadır. Yerel basın, hitap ettiği kitle olan lokaldeki insanları ilgilendiren haberleri okuyucuları, dinleyicileri ve izleyicileri ile paylaşmak zorundadır.

Bu görevi de, tarafsızlık ve sorumluluk ilkesi ışığında yapmalı, yaptığı işin kamu ve kamuoyu adına sorumluluklarını da unutmamalıdır.

Yerel gazeteler, sektördeki en hareketli mecralardan biridir. Her sabah, abone iş yerleri ve evlere dağıtılmak suretiyle okuyucuyla buluşan, özellikle iş ilanları ve şehir haberlerinin detaylarını okumak, şehirde ya da ilçedeki yaşayanlar adına önemli bir haberleşme aracıdır.

Birey; doğası gereği, öncelikle yaşadıkları çevrelerden, ardından da makro düzeyde memleket meselelerinden haberdar olmak ister.

Bu noktada, yaşadığı şehirdeki olayları merak eden, yeni açılan işyerlerini, kamunun alt yapı ve üst yapı çalışmalarını, kamunun yapmış olduğu veya yapamadığı tüm yatırımlar ve hizmetlerini, kamuoyu adına kamuyu denetleme görevini, ya da cinayet ve hırsızlık haberlerini takip etmek isteyen birey, yerel medyadan faydalanır.

Yerel medya, yerel basın bu tip haberleri okuyucu ile buluşturarak, farkındalık yaratma anlamında çok kritik bir görev üstlenir. Yerel medya, istihdam ile ilgili tüm şehirlerdeki yerel basın organlarından yetişerek, deyim yerindeyse çekirdekten iletişim fakülteleri ve meslek liselerinden gelen mesleğe sevdalı gençlerimizi, ulusal basın sahasına çıktıklarında deneyimlerini kazanmış, iyi birer gazeteci veya medya uzmanı olarak göz doldurmaya aday meslektaşlarımızın yetiştirmekte olduğunu da söyleyebiliriz.

Yerel ve yerli  medyanın kamuoyu adına ve kamu ile kamuoyu arasındaki vazifesini de sorumluluk ve tarafsızlık ilkesi çerçevesinde yapabilmesi ve varlığını da sürdürebilmesi için resmi ilan ve reklam gelirlerine şiddetle ihtiyacı olduğunu vurgulamıştık!  

Yerel ve Yerli medyanın çok önemli olduğunu ve Milli bir duruşla görev yaptığını da 15 Temmuz hain darbe ve işgal gecesinde yaşamıştık!  Aman Allah’ım neydi o gecede yaşadığımz dezenfermasyon!

Medya için asli olan Yerli ve Milli olmaktır! Yerel medya işletmeleri daha önceden gelirlerinin fazlalığı ve rahatlık hastalığı ile sektörün gelişimi ve varlığına yönelik tabii ki bazı hataları olmuştur. Bugün mezkûr hataları tekrardan zikretmenin kimseye faydası da olmayacaktır!

Yani yerel medyadaki tüm çalışanlar olarak, Nasreddin hoca hikâyesinde olduğu gibi kendi bindiğimiz dalı kesmek için elimizden, dilimizden ve kalemimizden geleni de ardına koymadık!

Bugün geldiğimiz noktada ise bazı yerel medya kuruluşları ya kapanacaktır, bazı medya kuruluşları ya el değiştirecektir, ya da giderlerini çok görmeye başladıkları personelden bazılarını çıkarmak zorunda kalacaklardır!

Her seçim ve seçişin bir vazgeçiş olduğu bir dünyada yaşadığımıza göre! Bu seçimlerin ve kararların hiç birisi de yerel ve yerli medyanın içine düştüğü sıkıntıyı, kötü gidişatı ve hastalığı kurtaramayacaktır! Sadece günü kurtarmaya yönelik pansuman tedavileri olarak kalacaktır!

Yerel ve Yerli  medya, sektördeki asli görevini sadece kamuoyu  adına,  kamu denetçiliği için GAZETECİLİK yapanlar VAR olmaya, BÜYÜMEYE ve GELİŞMEYE devam edecektir!

Gerisi, yani başkaca düşünce ve ajandalarla yerel gazete,   yerelde medyacılık oynayan ve  yaptığını da zannedenler;  YOK olmak ve KAYBETMEK zorunda kalacaktır!  Tarihin tozlu sayfalarında yerlerini alacaklar! Doğa boşluğu asla kabul etmez! 

Basın İlan Kurumu Dijitale Dönüşüyor!

Basın İlan Kurumu, ismi ile müsemma,  reklam ve ilan işlemlerini düzenleyen, yarı resmi bir devlet kurumudur. Ulusal ve yerel ölçekteki yayın yapmakta olan tüm gazeteler için resmi ilan veren kurumlar ile anlaşmalar düzenler ve bunların dağıtımını da organize eder. Son günlerde teknolojinin gelişmesi ile yerel ve ulusal yayın yapan gazetelere ilan dağıtım ve servis işlemlerini de tamamen internet ortamında yürütmeye çalışmaktadır.  Basın İlan Kurumu, teknolojinin gelişimi işe birlikte çalışma ekibi olan tüm medya çalışanlarına yönelik olarak, eğitim programları, yazılım çalışmaları, seminer ve diğer benzeri programlar tertip etmektedir.  Kurumun tertip etmekte olduğu bu seminer programları ile geleneksel medyanın öneminin azalacağına veya yok olacağına dair olan öngörüye karşılık bir tedbir alıyor desek de yanlış olmaz! Burada emeği geçen Basın İlan Kurumunun tüm idari birim ve teknik personeline de takdir ve teşekkürlerimi sunarım.

Medya nedir, geleneksel medya ve yeni medya kavramlarını kabaca incelemeye çalışalım! Bilgi ve içeriğin insan topluluklarına aynı anda aktarılmasını sağlayan tüm görsel ve işitsel araçlara medya denir.  İnsanlar, medya vasıtası ile tüm dünyada yaşanan gelişmelerden ve üretilen bilgiden haberdar olur. Hızla gelişen teknoloji sayesinde çeşitlenen iletişim araçları ile birlikte, asırlardır kullanılan yazılı ve görsel medya araçları geleneksel olarak adlandırılmasına sebep olmuştur.  Geleneksel olarak kabul edilen medya araçlarının içerisinde;  gazete, dergi, radyo ve televizyon gibi medya organları bulunur.  İnternet bağlantısı olan,  çevrim içi herhangi bir akıllı cihazla  (Bilgisayar, Akıllı Telefon, Tablet)  yer ve mekandan bağımsız olarak erişilebilen sanal ortamı da yeni medya olarak isimlendiriyoruz.

Yeni medyanın kullanıcılarına sağladığı faydalara şöyle bir baktığımızda; Yeni medya tamamen dijital bir alan olup, ortamda bulunanlara yüksek iletişim ile etkileşim olanağı sunar! Yeni medya internet alt yapısını kullanması nedeniyle geleneksel medyaya göre oldukça farklıdır! Yeni medyada maliyetler düşüktür! Yeni medya çift kanallıdır! Yeni medya kullanıcıları yapılan bir habere ya da reklama anında yorum yapabilir! Yeni medyada reklamları istediğiniz hedef kitleye rahatlıkla ulaştırabilmeniz mümkündür! Yeni medyada yaptığınız hataları hızla telafi edebiliriz! Hatalı bir haber mi yaptık, geleneksel medya olduğu gibi bu hatayı düzeltmeniz için ertesi günü beklemeniz gerekmez, anında düzeltme yapabiliriz! Dünya’da yaşanan gelişmelerden anlık olarak haberdar olabiliriz.

Türkiye’de ki yeni medya alışkanlıkları raporuna kabaca bir baktığımızda ise Türkiye’de 48 milyon internet ve 70,91 milyon mobil hat kullanıcısı bulunuyor. İnternet kullanıcı sayısı bir önceki yıla göre 2 milyon artış göstermektedir. Dijital içeriğe ulaşımda, yüzde 75 akıllı telefon, yüzde 51 bilgisayar, yüzde 17 tablet,  yüzde 5 internet bağlantısı olan TV’ler tercih edilmektedir. Ülkemizde, günlük sosyal medya  kullanım ortalaması 3 saat 1 dakikadır.   Kullanılan sosyal medya siteleri;  Youtube, facebook, instagram, twitter, linkedin.  En çok kullandığımız mesajlaşma uygulamaları ise Whats App, FB Messenger, Skype.  Akıllı cihazlarımıza, Whats App, Face book, FB Messenger, Instagram ve Snapchat uygulamalarını da indiriyoruz.

Türkiye geneli internet ve mobil hat kullanım raporlarını dikkat aldığımızda, özellikle de geleneksel medya olarak yerel medyanın hayatta kalabilmesi ve devamlılığını sürdürebilmesi için internet siteleri ve dijitale, daha ağırlık ve önem verilmesi gerekmektedir. Yerel medyadaki haber sitelerinin günlük içerik yüklemesi ve haber güncellenmesi, internet sitelerinin günlük tıklanma oranları ve sitelere de erişimlerin arttırılması için gerekli altyapı çalışmalarına hız vermelidir. Basın İlan Kurumu, geleneksel medya reklamları yanında,  kurumsal firmaların ülkemizin en ücra köşedeki bir hedef kitlesine ve kullanıcısına daha kolay bir şekilde erişim sağlayabilmesi için, özel sektör kurumsal firmalar ile dijital reklamcılık ve internet reklamları alanında bir yazılım çalışması ve anlaşma içerisine de girmiştir. Yerel ölçekte,  bu yeni duruma hazır olan geleneksel medya kurumları ve haber sitelerinin reklam alanları ve reklam konusunda biraz daha rahatlama sağlayacağı kanaatindeyim. Basın ilan kurumuna, yerel medya ve geleneksel medya haber sitelerimizin daha uzun soluklu olarak bu ülkeye ve millete hizmet edebilmeleri noktasında almış oldukları böyle bir  karar ve çalışmalarından dolayı teşekkürlerimi sunar, başarılar dilerim.

Basın; Kendini, Nereye Konumlandırıyor?

Dünya ve bölgemiz;  Küresel Güçler ve onların hizmetçileri konumunda ki dünyanın her bir köşesinde bulunan, özellikle de bizim bölgemizde ki taşeron ve işbirlikçileri maharetiyle yeniden bir dizayn, bölüşüm ve paylaşım savaşlarına şahit olmaktadır.  Acaba neden? İçeride Birbirimizle uğraşırken, Gerçekten de mutlu, mesut,   huzur ve refah içinde miyiz? Yoksa bir aymazlık halinde miyiz? Üzerimize doğru gelmekte olan çok büyük bir musibetin farkında değil miyiz? 100 yıl önce fark edemediğimiz gibi! 100 yıl önce de dedelerimiz içeride bir birileri ile uğraşırken, enerjimizi birbirimize karşı tüketmekle meşgul iken, küresel güçler ve onların işbirlikçileri eliyle kocaman bir imparatorluğun parçalanmasına sadece seyirci kalabildik! Bu gün faklı bir durumda mıyız?  Hiç zannetmiyorum! Bugün dünden dersler çıkarabildik mi? Bu gün neler yapmalıyız ki bu Devlet ve millet bir daha parçalanmasın! Halen birbirimizle uğraşmaya, bu ülke ve bölge üzerinde hesabı olanların sadece işini kolaylaştırmaktan başkaca yaptığımız bir şey yok! Bu asil millet bir daha zulümlerle karşı karşıya kalmasın! Peki, neler yapmalıyız!

İmparatorluk geleneği olan bu Devlet, her gün 18 yaşındadır ve hiç bir gün de bu yaşından ne ileriye bir gün alır, ne de geriye bir gün sayar! Bunu böyle bilir ve ona göre de kendimize çeki düzen verebilirsek, tüm paydaşlar daha fazla incinmez diye düşünüyorum.   Devletin en üst makamı ve devleti temsil eden bir kurum ve kişiye ayar vermeye mi çalışıyoruz? Şunu hiçbir zaman unutmamalıyız; Devlet yönetiminde ki bütün erkler ve paydaşlar, devletin işleyişi açısından,  birbirine karşı sadece ve sadece kanunlar ve kurallar çerçevesinde saygılı olmalı ve her bir paydaşı temsil eden bireyler de haddini bilmelidir.

Müslümanların bir TV KANALI olsun ve BASIN Sektöründe de SESİ ve GÜCÜ olması için, Çok HALİS BİR NİYETLERLE, tüm KONYALIYA AİT olan; Konyalının Yardımları ve Paraları ile açılan bir KURUM..  Bu Şehirde ki Batan ve KÖTÜ bir ŞEKİLDE Yönetilen HOLDİNGLERDE olduğu gibi, ”’AİDİYET”’ Kültüründen, ”’SALTANAT Konumuna”’ ve ”’Devlete de ””AYAR – BALANS”” verir GÜCE, Nasıl ve Ne zaman gelebildik? Bu duruma kavramsal olarak da; ”’GÜÇ ZEHİRLENMESİ” mi, deniyordu!! Bilemiyorum ki!

15 Temmuz Karanlık Gece ve daha sonra ki süreçte, Bu Devlet ve Millete İHANET edenlere Karşı, CANLA Başla Mücadele eden bir VALİYİ   ”’Hizaya getirmeye, BALANS Ayarı vermeye veya bu şehirden göndermeye”’ mi çalışmak? Konya Protokolü, Milletvekilleri ve diğer bu Şehrin TÜM Yöneticileri bu gün değil de Ne zaman, DEVLETİNİN yanında olacak? Şu ana kadar her hangi bir beyanat veya bir Açıklama gören oldu mu? Ben göremedim de!

15 Temmuz 2016 KARANLIK ve UZUN GECE; Devletin ve Milletinin Yanında DİK bir DURUŞ Sergileyen ve Konya 3. ANA Jet Üssünden Bomba Yüklü Jetlerin Kalkmasını, Tüm Türkiye’de Bombalamalar Yapmayı Planlayanların, En BÜYÜK KORKUSU ve bu İnfiale de ENGEL olan bir ””VALİYE mi AYAR”’ vermeye, ””HİZAYA GETİRMEYE””  mi çalışıyoruz? Yoksa, Hz. Mevlana’nın ”” Köpeğin Kuyruğuna Bastım, SESİ Ağzından Çıktı” ifadelerinde olduğu gibi bir DURUM veya Başkaca bir ŞEYLER olmasın!!!  Göremediğimiz ve anlayamadığımız; Pes Doğrusu!

Eski Türkiye ve 1997 senesinin bir yaz günü; Ulusal Basının en güçlülerinden bir tanesinin İmtiyaz sahibi, Başbakanı evinde “Pijama” ile karşılar. Devleti temsil eden, en Üst bir Makam olan Başbakan’a karşı yapılan bu davranışı o günlerde çok konuşmuştuk ve Millet olarak da “”YANLIŞ”” olduğuna hükmetmiştik.  2017’nin yine bir yaz günü ve YENİ TÜRKİYE’Yİ de Kuracağız derken; Eski Türkiye özlemini çeken, Bu defa da Yerelden bir Basın kuruluşumuz; Devleti temsil eden, Yerelde ki en üst bir Makam olan “””VALİ’YE””” Balans AYARI vermeye, HİZAYA da getirmeye ‘’ya bir  ‘’GONYA KÜLAHI’’  giydirmeye mi çalışıyoruz? Değişen ve Gelişen bir şey yok demek ki, Basın Camiasında; 20 yıl sonra bile!!!

Küresel güçler, içimizdeki taşeron ve işbirlikçileri maharetiyle, bölgemizde yeniden bir paylaşım savaşının eşiğinde bulundukları bir dönemde, içeride bir ve beraber olması gereken tüm kurumlar ve bireylerimize neler olmaktadır? Küresel güçler ve taşeronları da aynen bunu istiyorlar. Parça parça olmamızı ve çok kolay bir lokma olmamızı ve yutabilmelerini! Bölgemizde ki savaşları ve paylaşım operasyonlarını,  bizler halen bilgisayar oyunu mu zannediyoruz ki? Bölgemizde devam eden terör örgütleri üzerinden yürütülen asimetrik savaşın hedefi ne olabilir ki? Hala anlayamadık mı? Hala uyanamayacak mıyız? Yaşadıklarımız bir daha tekrarı olmayacaktır. Millet olarak aklımızı başımıza lamamız gereken bir dönemde ve devlet yönetiminde ki tüm paydaşlar da bir ve beraber olmak ve hareket etmek zorundadır; Bu devletin,  milletin ve vatanımızın birliği, beraberliği ve bütünlüğü adına!  Devlet yönetimi kibir ve egoyu kaldırmaz! Devlet yönetiminde,  Kibir ve Egosuna yenilen her bir birey ve paydaşlar da kaybetmeye mahkûm olur. Tarihin tozlu sayfaları bunun örnekleri ile doludur; Sadece ders almasını bilenlere! Tarih zaten yaşananlardan ders alınmış olsa tekerrürden de ibaret olmazdı!  Devlet, millet ve birey olarak, tarihten ders alabilenlerden olabilmeyi dilerim.

Kurumsal İletişim; İTİBARI Yönetmektir!

İletişim, meslek ve bilim olarak, diğer meslek dalları gibi bir eğitim sistematiği ve uzmanlık isteyen bir meslek ve bilim dalıdır. Dünyada; Bilim ve meslek olarak tanımlandığı için de Lisans eğitim kurumları açılmıştır. İnsanlar lisans eğitimleri akabinde bu bilim dalında uzmanlaşmak ve derinleşmek için de yüksek lisans ve doktora yaparlar. Her mesleğin kendine göre incelikleri olduğu gibi İletişim mesleğinin de kendine göre incelikleri ve uzmanlık alanları, daha fazladır. Her birey her işi yapabilir; eski Türkiye’de her işi yaparım, ne iş olsa yaparım abi formatındaki bireylerin olduğu gibi… Herkes her işi yapamaz; Hele bir de uzmanlık isteyen bir konu ise hiç yapamaz ve yapmamalıdır; Meslek ve bilim onuru, saygınlığı adına.

Sağlıkla ilgili bir sorunumuz ve sıkıntımız olduğunda nasıl işin uzmanını arıyorsak… Kalp ile ilgili bir sıkıntımızda, fizik tedavi doktoru aramadığımız gibi… Kurumlarımız, İletişim sorunları ve krizlerinde uzmana gitmediğimiz ve uzmanı ile çalışmadığımız takdirde sonuçlarına da katlanmak gerekir. Hayatın her anında krizler vardır.

İletişim krizleri de bunlardan bir tanesi ve en önemlisidir. Çözüm yolları da iletişim çerçevesinde olmalı ve kalmalıdır. Aksi halde kurumsal algı, kurumsal itibarımız, kurumsal markamız ve kurumsal makamımız zarar görebilir. Kurumlarımız için kurumsal itibarı yönetmek çok önemlidir. Kurumsal iletişim birimlerinin ve kurum yöneticilerinin kurumsal itibarlarını yönetmekten başkaca, acil ve önemli ne gibi işleri olabilir. Kurumsal itibar kurumlarımız için vazgeçilemez bir fonksiyondur.

İletişim; Ortak simgeler yoluyla sosyal paydaşlar asarında bir anlam yayma ve oluşturma etkinliğidir. İletişim tüm varlıklar arasında mevcuttur. Her şey iletişim halindedir. Yalnız her varlığın kendince bir iletişimi vardır. Dolayısıyla herkes başkasının iletişimini kendince anlar. İletişim kurulabilmesi için, karşı tarafın kullandığı simgeler bilinmelidir. Karşıdaki kişinin zihninde doğru imgeyi canlandırmak için karşıdakinin simgelerini bilmelisiniz. Biz ortaklığımız ölçüsünde karşımızdakini anlayabiliriz. Bu minvalde hayatın her yerinde anlam verme çabaları olduğunu ve bununla uzlaşmamız ölçüsünde algılayabileceğimizi söyleyebiliriz.

itibar11.jpg

Kurumsal İletişim;  Kurumların stratejik iş hedefleri doğrultusunda tüm iletişim süreçlerinin bütünleşmiş bir şekilde yönetilmesi olarak tanımlanabilir.  Küreselleşme ile birlikte artan rekabet, bugün artık pazarlama iletişimi, itibar yönetimi, algı yönetimi, kriz iletişimi,  halkla ilişkiler ve iç iletişim gibi iletişimin çeşitli alanları arasındaki sınırların kaybolması sebebiyet vermiştir.  Kurumsal iletişim, bir yönetim destek fonksiyonu olmaktan çıkarak, iş stratejilerinin oluşturulmasında etkin rol oynayan stratejik bir kurumsal fonksiyon haline dönüşmektedir.

Kurumsal İletişim başlığı altında görülebilen diğer İletişim fonksiyonları;  Kurumsal İtibar Yönetimi,  Lider / CEO İletişimi,  Kriz yönetimi,  Gündem Yönetimi,  İç İletişim,  Kurumsal Sponsorluklar,  Etkinlik Yönetimi,  Medya İlişkileri,  KSS (Kurumsal Sosyal Sorumluluk), Kurumsal Algı Yönetimi,  Kurumsal Kimlik,  Pazarlama İletişimi, Spor-Sanat Faaliyetleri Yönetimi vb.

Kurumsal itibar; Bir kurumun görünen yüzü ile ilgili tüm materyallerin,  sosyal paydaşlar üzerinde bıraktığı izlenimlerin toplamına denir. Kurumsal itibar; bir kurumun muhatap olduğu kişi ve kurumların gözünde sahip olduğu değerdir. Diğer bir ifade ile sosyal paydaşlar arasındaki güvendir.  Kurumsal itibar; bir kurumun, hissedarlar, müşteriler, çalışanlar, sosyal kurumlar, yazılı ve sözlü medya ile halkın beynindeki algılamalarının, güvenin toplamıdır.

Kurumsal itibar; bir kurumun en önemli varlıklarındandır. İyi bir kurumsal itibarın birçok faydaları vardır; 1- Müşterilerini daha kolay etkiler, 2-  Marka sadakatini artırır, 3-  Kolay ve ucuz kredi bulur, 4-  Rekabet avantajları sağlar, 5-  Tedarikçiler daha kolay elde tutulur,  6-  Kurumsal yapı daha etkin hale gelir, 7-  Satış avantaları sağlar, 8-  Kaliteli eleman bulmaları kolaylaşır. 9- Sosyal paydaşlar üzerinde tam bir GÜVEN tesis eder.

itibar111.jpg

Üniversite yönetimleri, eğitim verdikleri fakültelerdeki bölümlere ve mesleklere saygılı olmalıdır. Üniversite yönetimleri, mezun verdikleri ve yetiştirdikleri bireylere saygılı olmadıkları takdirde, dolaylı olarak kime mesaj vermektedir. Fakülte yönetimleri ve koca koca profesörlere yetiştirmekte olduğunuz ve uzman olarak mezun ettiğiniz kişilere güvenmiyorum, beğenmiyorum demektedir. Üniversite yönetimleri beğenmediği bölüm ve fakülteleri kapatmalıdır; Ülkeye maliyet ve külfet noktasında sıkıntı verilmemelidir. Gençlerimiz de zamanlarını boşa harcamamalıdır. Sanayide bir meslekte çalışıp vatanına, milletine ve ailesine ekonomik olarak katkı sağlaması daha verimli olacaktır.

Basın Kartı bir Şehir için zenginliktir

Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Konya İl Müdürlüğüne birkaç ay önce atanan ‘Aile Eğitim ve İletişim Uzmanı’  Cemil Paslı Bey ile Konya basını ve sarı basın kartı hakkında sohbet ettik. Öncelikle Cemil Beye yeni görevlerinde Başarılar dilerim.

Cemil Bey, sohbetimize başlamadan önce, basın sektörü ve ilimiz için çok önemli iki konuya değinmek istediklerini.. Benden önce bu görevi başarı ile yürüten ve Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğüne Daire başkanı olarak atanan Tuncay Karabulut beye bugüne kadar burada yapmış oldukları çalışmalar ve bundan sonra da yeni görevinde Başarı dileklerinde bulundular. Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü, Basın Kartı Komisyonuna seçilen Konyalı hem şehrimiz, Basın İlan Kurumu (BİK) Genel Kurulu Anadolu Gazete Sahipleri Temsilcisi Mustafa Arslan beyi Tebrik ettiğini ve Anadolu gazetelerinin artık her yerde söz sahibi olmaya başladığını vurguladı.

Geçtiğimiz hafta, Konya Gazeteciler Cemiyet Başkanı Sefa Özdemir ve yönetim kurulunun tensipleri ile düzenlenen, bu kadar kargaşanın ve kanın aktığı bir ortamda kardeşlik ruhu çerçevesinde, Van gezisinden dolayı Teşekkürlerini ifade etti. Bu etkinliğe katılan İç Anadolu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Adem Alemdar,  Basın İlan Kurumu (BİK) Genel Kurulu Anadolu Gazete Sahipleri Temsilcisi Mustafa Arslan, diğer katılımcı gazeteci ve gazete imtiyaz sahibi arkadaşlara böyle bir etkinliğe sebep oldukları için minnettarlığını ifade ettiler. Gazetecilerin ve sektörün gelişimi adına bu vb. gezileri önemsediğini de ifade ettiler.

Cemil Bey basın sektöründe çalışan arkadaşlarımızın teşvik edilmesi noktasında, yapmış oldukları özel haber ve röportajlarla ilgili olarak muhabir arkadaşlarımıza prim sisteminin devreye girmesi gerektiğini ifade ettiler.  Bu sistemle masa başı gazeteciliğin de önüne geçilmiş olabileceğini vurguladılar. Ajans haberciliği ile yerel basının gelişmesinin mümkün olmadığını da vurguladı.

Cemil Bey; Genel Müdürlüğümüzün koordinasyonunda, sektör temsilcileri ve basın meslek kuruluşlarının da dâhil edildiği çalışmalar sonucunda ortaya çıkartılan 10 alt meslekten; Muhabir, Uzman Muhabir, Foto Muhabiri (Seviye 5- Seviye 6) alt meslek gruplarına ait standartlar Mesleki Yeterlilik Kurumu Yönetim Kurulu tarafından onaylanarak 20 Ağustos 2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Yayımlanan bu belge ile gazetecilik mesleğini icra edenlerde bulunması gereken nitelikler bir standarda kavuşturuldu.  İstihbarat Şefi (Seviye 6), Sayfa Editörü (Seviye 6), Editör (Seviye 5), Görsel Yönetmen (Seviye 6) , Sayfa Sekreteri (Seviye 5), Düzeltmen/Musahhih (Seviye 6) alt meslek gruplarına ait standartların belirlenmesi çalışmaları ise devam ediyor. Genel Müdürlüğümüzce yürütülen çalışmaların devamı kapsamında sektör temsilcileri ve çalışanları ile bir araya gelinecek ve düzenlenecek çalıştaylar sonucunda bu meslek gruplarına ait standartlar oluşturulacağını ifade etti.

Cemil Bey,   Şehirler açısından Sarı Basın kartı adedi ve sahipliğinin çok önemli zenginlik olduğunu vurguladı. Basın sektöründe çalışan arkadaşlarımızın sarı basın kartı üyeliği noktasında teşvik edilmesi gerektiğini de… Ulusal basın ve Türkiye genelinde bir şehirde ne kadar aktif basın kartı sahibi varsa o kadar önemli ve değerli olduğunu da… Bu konuda kurum olarak üzerlerine düşen her göreve hazır olduklarını ve şehirde bulunan gazeteci dostlardan bu konuda daha fazla duyarlılık göstermelerini ve kurum olarak desteklerini beklediklerini de sözlerine ekleyerek sohbetimizi noktaladık.