Kimlerden  GAZETECİ OLUR?!

Son günlerde, yerel medya sektöründeki, finansal daralma ve sorunlardan kaynaklı,  sektörün derin kulislerinde;  sektörde kendilerinden başkasının varlığından rahatsız olan ve kendilerinden başkasını da gazeteci olarak kabul etmeyen, kendileri var ise sektörün ancak var olabileceği sanrılı; psikolojik ve sosyal olarak sorunlu ve sıkıntılı tipler; kime gazeteci denir veya kime gazeteci denmez,  kimden gazeteci olur veya kimden gazeteci olmaz, şeklinde sohbet ve tartışmalarına şahit olmaktayız! Neden acaba?

Demek ki birilerinin elinde bir ölçü aleti, kime dokundursalar,  gazeteci olup – olmadığı noktasından bir işaret vermektedir! Olabilir mi? Neden olmasın?! Tam tekmil Marksist ve Komünist bir mantık zaten bunları gerektirmektedir! Peki, böyle bir zihniyetten başkaca ne bekliyordunuz?!

Gazetecilik mesleğine, geçiyordum şeklinde hasbelkader giren ve meslek nam altında; ŞANTAJ, TEHDİT ve her türlü PİSLİĞİ yapanlar, kamu mesleği olan gazeteciliği,  dürüst bir şekilde icra eden, onurlu kişilere çamur atmak veya sektörde yok saymak için her yolu denemektedir? Neden acaba?

Cibilliyeti bozuk sanrılı tipler, gazetecilik mesleğini, yasal çerçevede ve onuru ile yapan bireylerden,  hem rahatsız olmakta ve hem de kendileri de alan daralması yaşadıkları için cibilliyetlerinin gereği olarak, insanlık dışı her yolu denemektedir! Acaba neden?

Öncelikle, Gazeteci olmak için İletişim Fakültesinin herhangi bir Bölümünden lisans derecesi ile mezun olmak gerekmektedir!  Sosyal ya da Siyasal Bilimler alanında diplomaya sahip olup mesleğe yönelik kabiliyeti bulunan kişiler de gazetecilik yapabilmektedir!

Neymiş efendim! İletişim fakültesi mezunu ve Sosyal bölümlerden mesleğe kabiliyeti olanlar da gazetecilik yapabilmektedir! Mimar, ziraat fakültesi ve arkeoloji vb. lisans mezunu kişilerin gazeteci olamayacağı gibi! Herkes, mezun olduğu asli işini yapmalıdır!  Yasal ve etik ilkeler çerçevesinde, her meslek ve mesleği icra edenler kutsaldır!

Gazeteci, kamuoyu adına soru sorandır!  Gazeteci, soruların yanıtını bulandır! Gazeteci, merak uyandırandır! Gazeteci, aktardığı bilgilerle kamuoyu oluşturandır! Olanı yazan, gerisine karışmayandır! Gazeteci, araç değil, aracıdır! Gazeteci, taraf tutmayandır! Gazeteci, halktan ve hakikatten yana taraf olandır! Toplumsal ve siyasal sorumluk gereği hakikatleri ortaya çıkarandır! Gazeteci, vatanına, milletine, devletine, bayrağına bağlı olandır! 

Neymiş efendim! Gazeteci; vatanı ve devletine bağlı, hak ve hakikat aşığı,  gazetecilik nam altında başkaca işler çevirmeyen,  bir başka ülke veya ülkelerin istihbarat örgütlerine hizmetçi – UŞAK ve ülkesi ve milletini de,  SATAN kişi değildir!

Kendilerinden başkasının sektörde var olması veya bulunmasından rahatsız olan, sektöre yön verdiğini zanneden ağabeyler;  geçiyordum hasbelkader gazetecilik mesleğine girmiş kişiliksiz ve cibilliyeti bozuk sanrılı tipleri çok sever! Neden acaba? Çok kullanışlı oldukları için olabilir mi?  

Mezkûr sanrılı ve sancılı tiplerde öncelikle normal bir insanda bulunması gereken kadar beyin olmadığından;  hem kendilerini bir yerlere taşıyan ve hem de ruhlarını kiraya verdiklerinden dolayı;  ne talimat verilirse, ya onunla ilgili bir haber ya da mezkûr talimat çerçevesinde mutlaka bir köşe yazısı kaleme almaktan çekinmezler! Şimdi, bu tiplere de gazeteci diyeceğiz, öyle mi? Yoksa başka bir şey mi?

Gazetecilik gibi kutsal bir kamu mesleğini; yasal ve etik ilkeler çerçevesinde yapan ve kimseden talimat almayan, mektepli ve alaylı ayrımı yapmadan,  ruhunu ve kalemini satmayan,  yan yollara sapmayan, hak ve hakikat aşığı, bir yerlere de uşaklık yapmayan ve sadece gazetecilik maaşı ile geçinen,  sektörde ki tüm kahramanları her daim takdirle karşılar ve tebrik ederiz!

Peki, geçiyordum veya hasbelkader gazeteci olduğunu ve sektöre kendilerince yön verdiğini zanneden, kerameti kendilerinden menkul sanrılı ve sancılı tiplere sormak gerekir? Barmenden gazeteci olur mu? Pavyoncu’dan gazeteci olur mu?  Şantajcıdan gazeteci olur mu? Tehditkar’dan gazeteci olur mu? Taklacı ve Torbacıdan gazeteci olur mu?

Ya da ülkesini, yabancı istihbarat örgütlerine gammazlayan, satan ve UŞAKLIK edenlerden gazeteci olur mu? Meslek kimliği altında yasal olmayan tehdit, şantaj ve her türlü pisliği yapan sanrılı tiplerden gazeteci olur mu? Sadece soruyorum!

Sektörün bulunduğu durum ve geleceği adına,  en büyük sorun ve tehlike nedir, diye soracak olursanız! Bu sanrılı ve sancılı tiplere alan açan ve insan olduğu zannı ile değer veren tüm siyasetçi, patron, müdür ve sektöre de yön vermesi gereken, oda ve derneklere büyük sorumluluk düşmektedir!

Böyle bir vebalin altından nasıl kalkabileceksiniz? Ya da böyle bir vebal ve tehlikenin farkında mısınız? Değilseniz sektörün düştüğü durumdan neden ŞİKAYET ediyorsunuz? Ya da şikayet etmek gibi bir hakkınız veya lüksünüz var mıdır? Olamayacağına göre!

Mezkur sanrılı ve sancılı tiplere insan dahi denilemez! Sanrılı tiplerin bir kurumda çalışması dahi düşünülemez! Hem de gazetecilik gibi bir kamu mesleğinde! Bir de bu sanrılı tipleri sektöre yön vermesi gereken kurumların başına mı getiriyorsunuz?!

Mezkur sanrılı tiplere, şeklen bekli insan diyebilirsiniz! Fakat insan suretindeki; beyin, gönül ve ruh olarak hayvandan daha aşağı ve cibilliyeti bozuk sanrılı tiplerin bulunduğu bir meslek ve meslek örgütünden insanlık, devlet ve millet adına ne bekleyebilirsiniz?  Kişisel çıkar, takla, tavan,  yalan, dolan, iftira, hile, oyun, düzen, şantaj, tehdit ve ihanetten başka kocaman bir HİÇ!

Yerel Medya Çalışan Sorunları!.

Her sektörde olduğu gibi medya sektöründe de,  dünyalık çıkar ve menfaat karşılığı, insanın doğası gereği, yan yollara sapan kişiler elbette ki olacaktır! Beklenilen ve ümit edilen, yan yollara sapmadan, gök kubbede HOŞ bir seda bırakabilmek adına;  doğru, düzgün, sade, dürüst ve diğer insanlara da faydalı bir hayatı idame ettirebilmektir! 

Sıradan ve avam insanlar gibi mal ve mülk yığmak,  bunlarla övünmek değildir, iman ehli için dünyada ki VARLIK meselesi! Mesele takva sahibi ve Salih bir mümin olmak;  Cemali İlahi ile müşerref olabilmektir! Gerisi laf-ü güzaftan ibarettir,  iman ehli için!

Geçtiğimiz günlerde, yerel medya sektöründeki sorunları dile getirmiş ve mezkûr sorunlardan kaynaklı, bazı medya şirketlerinin kapanması, bazılarının tasfiye edilmesi veya birleşmelerin olabileceği ya da devletin yeni döneme matuf yerel medya operasyonu olduğuna dair kulis bilgilerini kaleme almıştım!

Devletin böyle bir girişimde, ne işi olabilir diyen arkadaşlara! Sektörde en büyük oyuncu ve parayı veren kimdir? Parayı veren her daim düdüğü de çalacaktır! Siyaseten de yeni bir dönem başlamak üzere olduğuna göre! Sermaye ve basın da, bu değişimden payına düşeni alacaktır!

Medya firmaları ve çalışanlar, sadece kendi işlerine odaklanmalıdır! Medyanın gücü ile devlete ve millete ayar vermeye kalkmamalıdır! Dördüncü kuvvet olduğu zannı ile başkaca işlere de tevessül etmemelidir!

Medya, ihanet durumundaki kişilere,  koruma veya kalkan olamaz! Devlet her gün on sekiz yaşındadır! Kadim Türk Devleti; devlet ve millete yapılan ihanetleri unutmaz! Sadece not eder! Vakti saati gelince de tüm kayıtları, raftan indirir ve gereğini de yapar!

Medya ve özellikle de yerel medyanın yasal çerçeveden iki kalem geliri bulunmaktadır! BİK resmi ilan ve özel sektör firmalarından alınan reklam gelirleri! BİK resmi ilan gelirleri son dönemde oldukça düşmüş veya düşürülmüştür! Neden acaba?  Reel ekonomideki sorunlar ve geleceğe dair belirsizlikten kaynaklı firmalardan alınan reklam gelirlerinde de azalmalar görülmektedir!

Yerel medya; sadece BİK gelirlerine odaklı ve masa başı ajans habercilik yayın politikası ile ayakta kalamaz! Gazetecilik yapmalı, sahada olmalı, firma tanıtım haber ve özel sektör reklamları ile BİK gelirlerinde ki eksik ya da açığı kapatma yoluna gitmelidir!  

Haber – Reklam ve Reklam – Haber ilişkisini ve Advertorial haberin de, ne ve nasıl olduğunu, bilmeyen, gazete yazı işleri çalışanları ile sektör bir yere gelemez! Böyle bir yöntem hem zahmetli ve hem de gazetecilik yapmayı gerektirdiği için sektörde kimse bu yolu tercih etmiyor!

BİK gelirlerindeki azalma veya planlı daralmadan kaynaklı, sektördeki bazı ağabeyler; FİKİR işçilerini savunur görünmekte ve kendi varlıklarının devamlılığı adına, doğal olarak kendi sorunlarına çareler aramaktadır! Sektörde, Fikir işçilerinin sorunları kimin umurunda ki?

Ya da devletin yerel medya operasyonundan haberdar olduklarını, ellerinde ki kartları okuduklarını ve yeni oyun planında, kendilerinin YOK sayılmaması ve OYUNA dâhil edilmeleri gerektiğini, fikir işçileri üzerinden mi hatırlatmaktalar? Neden olmasın?

Yoksa sektörde FİKİR işçilerinin var olduğu akıllarına yeni mi gelmiştir? Peki, akıllarına yeni gelen FİKİR işçileri için bugüne kadar, neler yapılmış ya da neler yapılmamıştır?

Sektöre YÖN ve DİZAYN veren,  sektörde kendilerinden başkasının VARLIĞINI da kabul etmeyen,  kendileri var ise sektörün de ancak VAR olabileceği ve aksi halde sektörün çok kötü durumlara da düşebileceği kanısındaki,  sağdan ve soldan saydığımızda, üç –beş duayen ağabeye,  birkaç sorumuz olacaktır!

  • FİKİR işçileri, sizden veya size BİAT etmediği, sizlere TABİ olmadığı ve sizlerden de DESTUR almadığı gerekçesi ile Kamu Basın kuruluşlarına işe başlamasına neden, OLUR vermediniz veya REFERANS olmadınız?
  • Yine aynı gerekçeler,  yalan ve  yanlış dedikodular ile kimlerin BASIN Kartları iptal edilmiştir? Kim veya kimler bu iptal işlemine aracılık etmiştir? Mademki böyle bir gücünüz vardı,  sektör ve sektör çalışanlarının menfaatleri için neden kullanmadınız?  
  • Daha düne kadar, sektördeki FİKİR işçilerinin varlığını dahi kabul etmeyenler, kendileri dara düşünce, fikir işçilerini siper etmek sureti ile kimlere neden ateş etmektedir!  
  • Yetkili ve karar mercilerinde bulunurken, Fikir işçilerinin menfaatine ya da hayat standartlarının yükselmesi adına ne gibi işler yapılmıştır? Kocaman bir hiç!
  • FİKİR işçilerinin 32’den yatırılması gereken sigorta primleri, 1a olarak gösterilir ve yatırılırken neredeydiniz? Buradan kaynaklı, FİKİR işçilerinin FİİLİ HİZMET ZAM kaybı, neden yok sayılmış veya göz ardı edilmiştir? Peki, bu konuda SGK nezdinde bir girişimde neden bulunulmamıştır? Yoksa gerek mi görülmemiştir?
  • Mesleğe gönül vermiş İletişim Fakültesi mezunu Fikir işçilerinin sürekli basın kartı alabilmesi için süre çerçevesinden bir çalışma neden yapılmamıştır?
  • Fikir İşçilerinin sadece yereldeki meslek örgütü üyeliğinden başkaca neleri bulunmaktadır? BİK, İletişim Başkanlığı ve Basın Sendikasının fikir işçilerine yönelik; tatil,  indirim veya sosyal tesis vb. uygulamalardan neden haberi yoktur?
  • Pandemi döneminde, KAMU Kurumlarından özellikle FİKİR işçilerinin MAĞDUR edilmemesi adına,  alınan destekler ile neler yapılmıştır? Yoksa yeni ev, araba veya başkaca mülkler mi alınmıştır? Peki, şimdi neden sızlanılmaktadır?
  • Pandemi döneminde, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile FİKİR işçilerinin KISA Çalışma Dönemleri tam gün sayılacak ibaresine rağmen, konu ile ilgili, SGK nezdinde bir girişim ya da çalışma neden yapılmamıştır?
  • SGK taşra çalışanları, Cumhurbaşkanlığı kararnamesini dikkate almamakta ve doğal olarak kurum başkanlığından yönetmelik beklemektedir! Mezkûr konuda bir girişimde neden bulunulmamıştır? Ya da gerek mi görülmemiştir?

Konya Basınında Kartlar Karılıyormuş!

Son günlerde, şehrin derin kulislerinde, Konya yazılı ve görsel basın hakkında dedikodulara şahit olmaktayız! Neden acaba? Yerel gazetelerin BİK gelirlerinin düştüğü ve gazete sayısının da fazla olmasından kaynaklı, birkaç gazetenin kapanacağı ya da birleşmelerin olabileceği hakkında,  dedikodular sektörde konuşulmaktadır!  Ya da bir akıl tarafından planlı olarak konuşturulmaktadır! Peki, neden?

Neymiş efendim! Konya yazılı ve görsel basında KARTLAR YENİDEN karılıyormuş! Peki, kartları kim veya kimler ve neden karmaktadır? Kim veya kimlerin işine yarayacaktır? Sektörde bir rahatlama olacak mıdır? Sektöre güven gelecek midir? Sektör kendi ayakları üzerinde, sadece gazetecilik yapmak sureti ile durabilecek midir?

Konya Yerel Basın tarihine, Caner Arabacı’nın editörlüğünde ki; Konya Basın Tarihi kitabından bir kaç pasaj alıntısı ile devam edelim! Konya Basın Tarihi kitabına, emeği geçen herkese öncelikle çok teşekkür ederim!

Yerel gazetelerin yayınlandığı kentler arasındaki Konya’da ilk matbaa, Konya Valisi Ahmet Tevfik Paşa zamanında Vilayet Matbaası ismiyle 1869 yılında ortaya çıkmıştır! 2 Kasım 1869 tarihinde, Vilayet Matbaasında basılan Konya gazetesiyle başlayan Konya Basın serüveni, Anadolu basın tarihinde önemli bir yere sahiptir! Konya yerel basının gelişmesi, II. Meşrutiyet devrinde olmuştur! Bu dönemde, yayın bolluğu yaşayan Konya’da, 11 gazete ve 8 dergi yayınlanmıştır!

Konya yerel basını, Cumhuriyetin ilanından 1949 yılına kadar 13 adet gazete çıkmıştır! Bunların arasında dikkat çeken ve bu gün yayın hayatını devam ettiren Yeni Konya gazetesidir! 1950 yılı tüm Türkiye’de olduğu gibi Konya basını içinde yeni bir evredir! 1950’li yıllarda Yeni Konya ve Yeni Meram gazetelerinin yayınlanması yeni bir gazetecilik anlayışını ortaya çıkarmıştır!

Bu dönem, Selçuk gazetesi, Mengene ve Akyokuş gazetesi bayrak yarışına katılan gazeteler olarak görülmektedir! 1960’lı yılların ortasında, Türkiye’de ilk olarak beş gazete bir araya gelerek bir gazete çıkarmaya çalışmıştır! Birlikte gazete çıkarma girişimi, 30 Eylül 1966 tarihinde beş gazete başyazarlarının “yarın birleşip tek bir gazete çıkaracağız” duyurusuyla ilan edilmiştir! Bu gazeteler Şehir Postası, Yeni Meram, Yeni Konya, Sabah ve Işık gazeteleridir!

Beş yerel gazetenin birleşmesindeki amaç,  İstanbul gazeteleri ayarında bir gazete çıkarmak ve bu anlamda Konya’nın gözü ve kulağı olmaktır! Bu gazeteler, Yeni Konya ismi altında yayın yapmaya başlamış! “Konya’da bir daha bu kuvvette gazete çıkmaz” denilirken, bu birleşmeden istenilen netice alınamamıştır!  

Konya Basın Tarihi, kitabında da ifade edilmeye çalışıldığı gibi Konya Yerel Basını, her dönemde BİRLEŞME veya KAPANMALAR ile karşı karşıya kalmaktadır! Neden acaba? Konya yerel basında yönetici konumundaki çalışanlar,  gazetecilik kisvesi altında başkaca neler yapmaktadır? Konya yerel basınında yönetici konumunda çalışan üç beş kişi semirilirken, sektör ve sektördeki çalışanlar neden küçülmektedir? Ya da kapanma veya birleşme noktasına gelmektedir? Yoksa Konya yerel basınındaki birileri sektör adını kullanmak sureti ile TAKLACILIK ve TORBACILIK mı yapmaktadır?

Yazımızın başına tekrar dönelim ve Konya Basınında Kartların, neden ve nasıl karılmakta olduğunu ifade etmeye çalışalım! Bizim gibi ülkelerde, siyaset veya iktidar,  kendi sermayesini oluşturmak zorundadır! Peki, basın bundan payını alacak mıdır? Ya da almalı mıdır? Yerel basın nerede duracak ya da durmalıdır? Yoksa yerel basın kendi haline mi bırakılacaktır? Parayı veren düdüğü de çaldığına göre! Peki, parayı veren kimdir?

Gazete sahiplerinin son dönemde dile getirdikleri, BİK gelirlerinde ki azalma veya daraltılmanın, KADİM bir AKIL tarafından, planlı bir şekilde yürütülmekte olduğunu düşünüyorum! Başka bir ifade ile YEREL BASIN, Kapanma veya Birleşmeye doğru yönlendirilmektedir! Karar ve tercih, sektördeki oyunculara kalmıştır!

Merkezi idaredeki muhtemel siyaset ve iktidar değişikliğine paralel, Konya YEREL BASINI da, Kadim Devlet Aklının yerel temsilcileri mahareti ile dizayn edilecek ve payına düşeni alacaktır! Anlayana! Yoksa spontane olduğunu mu zannediyoruz? Bu topraklarda kendiliğinden hiçbir şey olmaz! Hem de basın sektöründe hiç olmaz!

Peki, Konya yerel basınında kartların yeniden karılmakta olduğunu ifade eden arkadaşlara neler demeli? Kadim Akıl ve yereldeki temsilcileri mahareti ile yapılmakta olan dizayn ve değişimden haberdar olduklarını, kendilerinin yok sayılmaması ve yeni sistemde bir yerlerde mutlaka kullanılmaları veya monte edilmeleri gerektiğini mi, hatırlatmaya çalışmaktalar! Neden olmasın?  Beni al, beni al diye neden bağırmaktalar? Son birkaç yıldır, sistem tarafından ya tasfiye edildiler ya da sistemin tamamen dışına atıldılar! Neden acaba? Ehline malumdur!

Yeni bir sistem, ESKİLER ve EKSİLER ile kurulamaz! Yeni bir sistem, eski sistemden beslenen taklacı ve torbacılar ile de kurulamaz!

Yeni bir sistemi; Konya / Selçuklu Devlet Kodları minvalinde ki Türk Devletinin kurgusu ve değişimini, merkez ve yereldeki siyaseti; okuyan, anlayan ve yorumlayan;  Büyük ve Güçlü Türkiye hedefleri paralelinde, sadece gazetecilik mesleğini icra edebilecek ve sektörün gelişmesine de katkı verebilecek bireyler ile ancak kurabilirsiniz!

Aksi halde, her dönemde dejavu ile karşı karşıya kalırız! Aksi halde, her on yılda,   kapanma veya birleşmeleri tekrar tekrar yaşamaya devam ederiz!

Neymiş efendim! Çözümün bir parçası değilsen, mutlaka sorunun bir parçasısın demektir! Ya da sorunun parçası olanlar, çözümün de adresi olamaz!

İletişim Mesleği ve Meslek Torbacıları!..

İletişim mesleğini icra eden, özellikle  gazete ve kitle iletişim araçları üzerinden  kamuoyu ile iletişim kuranlar; bir kelime,  bir kavram  ve bir cümlenin; ANLAMI,  İÇERİK ANALİZİ, İÇERİK ÇÖZÜMLEMESİ, METAFOR  ve MECAZ  ANLAMINDAN bihaber olduğu   durumlarda  elbette ki  İLETİŞİM KAZALARI ile  sonuçlanacaktır!. Tabii ki kaza olunca, kazanın tabiatı gereği, ölüler ve yaralılar da mutlaka olacaktır!.

Eskiler, insan insanın zehrini alır, derler!. İnsanın aslı ve  özü muhabbettir, iletişimdir!. Peki, İnsanda ki zehri nasıl alacağız?! Ya da İletişim ile sözlü gelenekte olduğu gibi ZEHİRİ alınmayan insan, neler yapabilir? İletişim insandaki zehri alma ve izale etme sanatı!.

İletişim; Aklına  geleni geldiği şekilde  söz söyleme veya  yazma  sanatı  değildir!. İletişim;  Diğer mesleklerde olduğu gibi ( Doktor  veya  Mühendislik ) eğitimi  alınması  ve formasyonun da öğrenilmesi gereken  bir  meslektir!.

Her ne kadar  yıllardır MESLEK tanımı  yapılmamış ve MESLEK YASASI  çıkmamış olsa da!.

Ülkemizde, yetmiş adet İletişim Fakültesi ve her yıl on bine yakın  MESLEKSİZ İletişim Fakülte mezunu olmasına rağmen, İletişim Fakültesi mezunlarının saygınlığı ve mesleğin de itibarı zaviyesinden, MESLEK YASASININ çıkması için Mesleki Yeterlilik Kurumu, eski bir İletişim Fakültesi Dekanı olarak, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve sektör temsilcilerini,  konu ile ilgili olarak hassasiyet göstermeleri, mesleğin  itibarı  ve saygınlığı zaviyesinden göreve çağırıyorum!.

İletişimde cümle ve kelimenin kendisi kadar, öncesi ve sonrası da çok mühimdir!. Eskilerin ifadesi ile siyak ve sibakına bakmak gerekir!. Siyak sözlükte, sürmek, sevk etmek, salmak anlamlara gelmektedir! Siyak ıstılahı olarak, sözün gelişi, ifade tarzı, üslup, tarz, anlatım biçimi gibi manalarda kullanılır! Siyak kavramıyla sözün maksadı ve gayesi arasında sıkı bir ilişki vardır!. Siyak, üslubundan ve söylendiği ortamdan hareketle sözün maksadını ve gayesini anlamaya çalışmak demektir!

Sibak  sözlükte, yarışta, savaşta, ilimde, Müslüman olmada, kısaca hemen her alanda ilk, öncü ve birinci olmak,  anlamına gelir!. Sibak ıstılahı olarak, bir şeyin geçmişi, öncesi, üst tarafı, başlangıcı, dil açısından bir ifadenin öncesi, yukarısı manalarında kullanıldığı gibi sözün baş tarafı ile olan bağlantısı, sözün evlinden, öncesinden gelen mana, evveliyat, karşılığı olarak kullanılır!.

Siyak ve Sibak kavramı genel olarak, bir söz veya ifadenin,  öncesi ve sonrasına bakarak, sözün hangi anlamda kullanıldığı, yanlış anlaşılma ve yorumlara, yani iletişim kazalarına sebebiyet vermemek adına, doğru  ve açık bir şekilde anlamak ve algılamak manasına gelir!

Kalp Ameliyatı olmak için doktora gittiniz ve yanlışlıkla operatör doktor, hastanın  ATAR  DAMARINI  kesmiş!. Sonuç; ÖLÜM!  ON Katlı bir Bina İNŞA etmek için İNŞAAT Mühendisi  ve MİMAR ile anlaştınız!. Fakat ON KATLI BİNA inşaatı  için sehven KOLON  yapmayı unutmuşlar!. Sonuç; Bina ÇÖKMÜŞ!..

İletişim de böyledir!. Yanlış anlaşıldım!. Böyle demek istemedim!. Şunu veya şunları şöyle şöyle demek istedim, olmaz!.. Sonuç; Bir İletişim KAZASI olmuş!. Ölen ve yaralananlar vardır!. Durum, hastane ve mahkemeye intikal etmiştir!.

İLETİŞİM  Mesleği, herkesin yapabileceği ve birileri tarafından da GÖZ ARDI edilemeyecek kadar mühim bir MESLEKTİR!..

İletişim kazasının olduğu,  KAOS ve  KAOTİK  durum ve ortamlarda,  aynı yolun yolcusu ve aynı zihniyetin temsilcileri; KAMUOYUNDAN gelen TEPKİ üzerine, dün olduğu gibi bugün de,  anında  dönecektir!. Aslında mezkur tipler cibilliyetini sergilemektedir!. Ben ondan veya onlardan değilim şeklinde; boy boy RESİM ve  PAYLAŞIMLARA ŞAHİT olabilirsiniz!.

DURUŞ, OMURGA ve KARAKTER;  ÇIKAR, MENFAAT ve sadece  İBAN  hareketine bağlıdır!.

Her meslek grubu, mesleki kimlik altında başkaca işler çeviren, aklı, fikri ve zihniyeti dinozorlaşmış ve özellikle de sektörde ki TAKLACI ve TORBACILARI, mesleğin itibarı ve mesleğe yeni girecek genç kuşaklar adına, meslekten temizlemek zorundadır!

Mesleği icra edenler; mesleki kimliğin verdiği güç ile  torbacılık yöntemi ile parasal olarak obezleşen  değil, mesleğin itibarı ve geleceği adına mesleğe GÜÇ ve İTİBAR katması gerekir!. Aksi halde mesleğin çöküşü ve bitişi, özellikle de  itibarı ve geleceği  hakkında, sektör temsilcilerinin  söz söylemeye ve  şikayet etmeye hakkı olamaz!.

İnsan denen ACİZ varlık; Dünyalık MAKAM, MEVKİ, PARA, PUL ve KADIN için hem kendisi ve hem de mesleki olarak  YAMULABİLİR!.

Sonsuz Kudret sahibi Yüce Allah;  Ali İmran suresi 8. ayetinde;  Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi  yamultma, eğdirme ve saptırma, bize tarafından bir rahmet bağışla!. Hiç kuşku yok, lütfü bol olan yalnız sensin, şeklinde buyurmaktadır!..

Allah kimseyi, yanlışı savunacak kadar CAHİL ve doğruyu inkar edecek kadar da NANKÖR  etmesin!.  Amin!. Amin!. Amin!.

İLETİŞİM; Bir İş mi yoksa MESLEK midir?!..

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda;  Medyayı kuşatma altına almış, yabancı ve yozlaşmış ideolojilere saplanmış gazeteci ve yorumculardan Türkiyeyi arındırmak amacıyla, milli ve şuurlu vatansever gençlerimizi, üniversite tercihlerinde İletişim Fakültelerini dikkate almalarının milli bir görev olduğuna inanıyorum, ifadelerinin iletişim mesleği adına çok manidar olduğunu düşünüyorum!

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin İletişim Fakülteleri ve özellikle de iletişim ve gazetecilik mesleği zaviyesinden yapmış olduğu paylaşım akabinde, iletişim fakültesi mezunlarının yıllardır çektiği sıkıntı, iletişim meslek ruhu ve tanımı, iletişimci ve gazetecileri  patronun iki dudağı arasına hapseden durumun giderilmesi, iletişimde ki ruhsuzluğun izalesi ve krizi fırsata çevirme zaviyesinden,  hayırlara vesile olabileceğini düşünüyorum!.

Bir işin meslek olabilmesi için yasal düzenleme gerekli midir? Yasal düzenleme olmadığı durumlarda, bir iş meslek sayılır mı? Bir uğraşın ve işin meslek özelliği taşıması için, yasal düzenleme  ve  belli bir eğitimi, kuralları ve  statüsü,  kullandığı  araç ve gereçleri olmalıdır!.

Meslek, insanlara yararlı mal ve hizmet üretmek, karşılığında para kazanmak için yapılan ve  belli bir eğitimle kazanılan, sistemli bilgi ve becerilere dayalı, kuralları yasalarla belirlenmiş etkinlikler bütünüdür!. 

Bir işin yasal meslek tanımı ile birlikte mesleki örgütlenme imkanı da doğmaktadır!. Meslek odaları, üyelerinin  yaptıkları işleri kolaylaştırmak, meslek menfaatlerini korumak, mesleki ihtiyaçları karşılamayı ve yardımlaşmayı amaçlar!. Türkiye’de tüm meslek gruplarının bir odası vardır!. Fakat İletişim Meslek odası yoktur!

Peki, İletişim bir meslek midir?  İletişim diye bir meslek  olur mu?! İletişim mesleğini edinmek için dört yıllık fakülte okumaya gerek var mıdır?!   İletişim diye bir meslek için yasal düzenleme olmalı mıdır?!  İletişim diye bir meslek yok ise,  elbette ki yasal olarak Meslek tanımının yapılmasına da ihtiyaç yoktur!

İletişim mesleğini; sektörün ihtiyaç duyduğu, nitelikli, etik ve toplumsal değerlere bağlı, küresel rekabet ortamında, yerli ve milli şuura hâkim, sektörün gereksinimlerine uygun vasıfları taşıyan, üretebilen ve paylaşabilen, yerinde ve doğru karar alma becerisine sahip bireyler yetiştirmek, şeklinde ifade edebiliriz!.

İletişimcileri; her türlü haber üretim ortamı ve  basılı, görsel – işitsel, elektronik ve etkileşimsel ortamlar  doğal çalışma alanlarıdır!. Bunların yanı sıra; medya planlama ve satın alma, basın sözcülüğü ve basın danışmanı, metin yazarlığı, pazarlama, reklam ve halkla ilişkiler uzmanlığı, marka – makam ve itibar yönetimi, siyasal ve kriz iletişimi, editörlük ve tüm bu alanların yönetsel sorumluluğu potansiyel çalışma alanları olarak sayabiliriz!

Türkiye’de 70’i aşkın İletişim Fakültesinde,  her yıl on bin civarında fakülte mezunu işsizler kervanına katılmaktadır! Binlerce yeni İletişim Fakültesi mezunları iş piyasasına umutsuz, mesleksiz ve sahipsiz bir şekilde salınıyor! Türkiye’deki İletişim fakültelerinin varlığı altmış yılı aşmasına rağmen, mesleki olarak; bakanlık, kamu kurum ve kuruluşlarınca muhatap alınmamaktadır!

Ülkemizdeki tüm fakülteler ve meslek grupları, bakanlıklar,  kamu kurum – kuruluşlar ve özel sektör ile ilişkilendirilmesine, kamusal statü verilen meslek odaları çevresinde toplanmasına ve mesleki yasal çerçeveleri çizilmesine rağmen, kurulduğu günden bu yana, İletişim Fakültesi mezunları, yani İLETİŞİMCİLER,  adeta yok sayılmakta ve görmezden gelinmektedir!  İletişim Fakültesi Mezunları yani İLETİŞİMCİLER kamu nezdinde muhatap alınmadığı ve mesleki yasal çerçevesi de çizilmediği için özel sektörde meslek olarak tanınması mümkün değildir!

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı; MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin gençlere; Üniversite tercihlerinde İletişim fakültelerini dikkate almaları çağrısından dolayı şükranlarını sundu! Ülkemizin menfaatlerine karşı medyanın önemli bir bölümü 5. kol faaliyeti yürütüyor!. Yalanlar üzerine inşa ettikleri gündemlerini, hakikatin sesiyle buluşturmalıyız!. Ülkemizin her bir ferdinin bu mücadeleye omuz vereceğine yürekten inanıyorum! İletişim Başkanlığı olarak ülkemizin haklı davasını dünyaya anlatma mücadelemizde, İletişim fakülteleri de önemli paydaşlarımız arasında yer alıyor!. İletişim fakültesi hocaları, öğrencileri ve tüm gençlerimizi Türkiye’nin iletişimini birlikte yapmaya davet ediyorum, ifade ve vurgulanın İletişim meslek ruhu, saygınlığı, itibarı ve yasal meslek tanımı çerçevesinden dikkate değer olduğunu düşünüyorum!

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçelinin açıklaması akabinde, İletişim Fakültelerinin bulunduğu üniversitelerde ki üniversite rektörü,  üniversite yönetimleri ve iletişim öğretim üyeleri, İletişim mesleği ve İletişimcilerin itibarı adına, yasal bir MESLEK tanımının yapılması için yeniden mücadele vermelidir!

İnternet ve Sosyal Medya Yasası!..

Dünyada, bugün için  savaşlar, top, tüfek, tank ve diğer askeri yöntem ve araçlar ile olmamaktadır!. Böyle bir savaşın maliyeti ve yıkımı her iki tarafa da çok büyük olur!. Dijital bir dünyada, savaşın boyutu ve alanı, taraflar ve cephesi  de değişmiştir!. İnternet mecrası, tüm parametreleri ile birlikte, bir küresel savaş meydanıdır!. Ya da kuralı ve çerçevesi olmayan bir savaş meydanı!..

Emperyalist ve küresel güçler, eskiden, çıkarları doğrultusunda ki ülkelerde, kaos ve karmaşa çıkarmak için  çok pahalı yöntemler ile halkı sokağa dökebiliyordu!. Bugün dünya üzerinde, denetim ve yönlendirmeleri altında, yayın yapan  sosyal ağlar  mahareti ile  toplum ve özellikle de üniversite gençliği, organize bir şekilde sokaklara dökülebilmektedir!. Gerisi  planladıkları şekilde devam etmektedir!.

Peki, küresel ve emperyalist güçler, sosyal ağlar üzerinden nasıl böyle bir operasyona kalkışmaktadır?! Hedef ülkelerdeki yasal boşluktan kaynaklanıyor olabilir mi?! Neden olmasın?!  Ülkeler beka, istikrar, iç barış, güvenlik  ve huzur adına,  internet ve sosyal ağlar hakkında yasal düzenleme yapmak zorundadır!. Aksi halde kaos ve karmaşadan başını kaldıramaz! Yani, tedbir almadıkları takdirde,  şeytan taşlamaktan ibadet etmeye vakit bulamazlar!

Türk Devleti, 1 Ekim  2020 tarihinde,  Sosyal Medya Yasası olarak  ifade edilen, 7253 sayılı, İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair, önceki 5651 sayılı Kanunda  önemli düzenlemeler yapmıştır!.

Yurt dışı kaynaklı sosyal medya şirketlerinin 2 Kasım 2020 tarihine kadar ülkemizde temsilci atamaları gerekiyordu! Kanun çerçevesinde, ülkemizde yayın yapan,  sosyal ağ sağlayıcılarından VK ve Dailymotion tercihini gerçek kişi, Youtube, Tiktok, Facebook ve Instagram  ise tüzel kişi temsilciden yana kullanmıştır!. Devamı da gelecektir!. Artık eski TÜRK DEVLETİ yoktur!.

5651 sayılı sosyal ağ sağlayıcı kanun çerçevesinde, Türkiye’deki kullanıcı verilerinin Türkiye’de bulundurulması yükümlülüğü ve aynı kanun  kapsamında yapılacak başvurulara ilişkin 48 saat içinde cevap verme zorunluluğu getirilmiştir!.

Kanun kapsamında; İnternet ortamında yapılan ve içeriği 5651 sayılı Kanunda listelenen suçları oluşturduğu konusunda yeterli şüphe bulunan yayınlarla ilgili olarak, uygulanan erişimin engellenmesinin yanı sıra içeriğin çıkarılması yaptırımı da eklenmiştir!.

Kanun çerçevesinde; Sosyal ağ sağlayıcıların paylaşılan içeriklere ilişkin yükümlülükleri bağlamında, bir içeriğin hukuka aykırılığının hâkim veya mahkeme kararı ile tespit edilmiş olması durumunda, içeriğe yönelik ilgili tedbirlerin alınmaması, içeriğin çıkarılması veya erişim engelleme halinde, sosyal ağ sağlayıcılara doğan zararları tazmin sorumluluğu getirilmektedir!

5651 sayılı Kanun kapsamında; İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar tarafından ilgili içeriğin çıkarılması ve erişimin engellenmesi de istenebilecektir!.

Şimdi tüm bu izahat ve yasa kapsamında, ülkemizde yayın yapan sosyal ağ sağlayıcı firmaların, bir parti başkanının sosyal ağlarda paylaşım yapmasını engellemesi ve hesabının da kapatılmasını nasıl okumalıyız?! Ya da Diyarbakır annelerinin seslerinin kesilmesini ve hesabın dondurulmasını! Bu nasıl bir güç ya da küstahlıktır!. Veya Türkiye bir Muz Cumhuriyeti midir?! Olmadığına göre!.

Sosyal ağlar, yayın yaptıkları ülkelerde, kanun ve yasa tanımayan,  derebeyi midir?! Ya da dünyanın yeni derebeyleri midir? Yasanın içeriği ve Boğaziçi üniversitesindeki öğrenci olaylarına mezkur zaviyeden bakmanın, gelişmeleri ve arkasındaki kirli aklı daha net okumak, anlamak, yorumlamak ve gereğini de devlet olarak yapmak, devletin bekası  ve milletin de birliği  adına daha etkili olacaktır!.

15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışması akabinde, Kadim Türk Devlet Aklı idaresinde ki Türk Devlet sistematiği, beka, istiklal  ve istikbal adına yeniden dizayn edilmiş,  2023 – 2053 ve 2071 Büyük ve Güçlü Türkiye hedeflerine matuf, içerideki işbirlikçi ekol tasfiyesi ve temizliği  ile birlikte; Anadolu ve Kadim Devlet geleneği, Selçuklu ve Osmanlı Devlet kodlarına dönmektedir!.

Medya & Dijital Okur Yazarlık!.

Malcolm X müstear ismi,  gerçek ismi Malcolm Little ve  Müslüman olduktan sonra El-Hacc Mâlik el-Şahbâz, yaşadıkları ve 1965 tarihinde vefat ettiği tarih dikkate almak sureti ile, basılı medyanın gücü veya diğer ismi ile dördüncü kuvvet medya hakkında ki şu ifadeleri çok manidar!. 

Eğer, dikkatli olmazsanız, gazeteler ( medya – basın )  mazlumlardan nefret etmenizi ve zalimleri ise çok sevmenizi sağlar, diyor! Bir iletişim uzmanı ve gazeteci olarak,  mezkur ifadelerin, tüm okullarımızda, gençlik ve toplumun geleceği, devletin bekası çerçevesinden, derinlemesine incelenmesi, yorumlanması ve  okutulması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum!.

Türkiye’de, gençlik ve toplumun,  medya konusunda daha dikkatli ve uyanık olması, yönlendirmelere gelmemesi zaviyesinden, iyi niyetler ile orta öğretimde,  iletişim ve medya okur yazarlığı dersleri konulmuştur!.

Ülkemizde, yetmişin üzerinde İletişim Fakültesi olmasına ve her yıl on binlerce iletişim mezunu verilmesine rağmen, mezkur derslere, ya beden eğitimi, ya sosyal bilgiler, ya da dersi olmayan  hangi öğretmen boş ise dersler onların girmesi ile sadece zahir kurtarılmaya çalışılmıştır!. Peki, sonuç?! Hedeflenen nedir?! Varılan ya da gelinen durum neresidir?! Kocaman bir hiç!.

Medya okuryazarlığı; Kamuoyunun, görsel, işitsel, basılı medya mesajlarına erişebilme ve erişilen medyaları eleştirel bakış açısı ile çözümleyip değerlendirebilme becerisidir! Medya alanında yapılan çalışmalar, medya okuryazarlığı eğitimi olarak adlandırılmaktadır!.

Medyanın Toplum ve özellikle  çocukların fiziksel, psikolojik, bilişsel ve sosyal gelişimleri üzerinde olumlu ve olumsuz etkileri olduğu ileri sürülmektedir!. Normal bir vatandaş, günde ortalama  üç ile beş bin arasında, görsel ve işitsel mesaja maruz kaldığını da bir kenara not edelim!.Bu kadar mesajı nasıl ayıklayabileceksiniz?!

Yapılan araştırmalar, çocukların hayatlarında medyanın zaman ve mekân olarak yerinin artmakta olduğu da  aşikar!. Bugün her çocuğun elinde; ya bir tablet, ya bilgisayar, ya da en akıllısından bir cep telefonu olduğunu da unutmayalım!.  

Medya iletilerinin kendine özgü yapısı, dili, şifresi, kodları,  eşik bekçilerinin de hangi küresel ve emperyalist güçlerin adamı olduğu ve kimler tarafından yönlendirildiği ya da kullanıldığını da unutmamak gerekir!  

Elbette ki; Bireylerin medya  mecralarını daha verimli kullanmaları ve bunu yaparken bazı riskler karşısında farkındalık geliştirebilmeleri için, medya iletileri ve yöntemleri konusunda bilgi sahibi olmaları  gerekir!.

Ülke ve toplum olarak, medya okuryazarlığı alanında tam bir gelişme ve ilerleme sağlamadan, lise ve üniversitelerde bu konuda bir ivme  yakalayamadan, kapımıza bir başka okuryazarlık geldi ve dayandı; dijital okuryazarlık!.

Dijital okuryazarlık;  Akıllı telefon, tablet, dizüstü bilgisayar, masaüstü bilgisayarlar ve ağ cihazlar aracılığı ile bilgiyi bulma, araştırma, anlama, analiz etme, üretme ve paylaşabilme becerilerini ifade eder!.

Dijital okuryazarlık; Bilgisayar kullanımı,  okuryazarlık veya dijital becerilerden  çok farklıdır!. Geleneksel okuma yazma biçimlerinin yerini tutmaz!. Sosyal düşünceden eleştirel düşünceye kadar değişen çeşitli beceriler, bireylerin dijital cihazların anlamlarını yorumlamasına olanak tanır!.

Avrupa Komisyonu tarafından, 2016 tarihinde, Vatandaşlar için Dijital Yeterlilik Çerçevesi   oluşturulmuştur!. Bilgi ve veri okuryazarlığı gibi diğer terimler de dijital okuryazarlıkta olduğu gibi aynı yeterlikleri kapsamak için kullanılır!.

Dijital yeterlilik; Dijital formatta bilgiyi bulma, analiz etme, değerlendirme, oluşturma ve aktarma yeteneğini ifade eder!. Bu yeteneklere sahip kişi, bilgisayar donanımının temel ilkeleri, bilgisayar ağlarını kullanma, çevrimiçi topluluklara ve sosyal ağlara katılma becerisine sahiptir!.

Dijital yeterlilik; Öğrenmeyi öğrenme, hayat boyu öğrenme, yenilikçi okul ve bireysel öğrenmeyi organize etme kabiliyetidir!. Bu, hem birey ve hem de gruplar açısından, zaman ve bilginin etkin yönetimini ifade eder! Bireysel öğrenme süreç ve  ihtiyaçların farkında olmayı ve farklı öğrenme fırsatlarını da tanımlamaktır!.

Basın & Sivil Toplum Örümcek Ağı!..

Türkiye’de; Cumhuriyet tarihi boyunca, on beşi tek partili ve elli biri de çok partili dönemde olmak üzere toplamda atmış altı hükumet kurulmuştur!. Çok partili dönemde ki hükumet ömrü yaklaşık 1,4 yıldır!. Normal şartlarda, dört yıl olması gereken sonucun 1,4 yıl olması, Türkiye’de ki parlamenter sistemin siyasal istikrar  ve kalkınma açısından çok da başarılı olmadığının göstergelerinden biridir!. Siyasal istikrarsızlıklar, Türkiyeyi ekonomik, siyasi ve sosyal yönden olumsuz etkilemiş;  1960, 1971, 1980 ve 28 Şubat darbeleri, post modern darbe ve e-muhtıra gibi demokrasi dışı müdahalelere zemin hazırlamıştır! Tabii ki tüm bu olumsuz durum ve gelişmeler sistemin sorgulanmasına neden olmuştur! 

15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışması akabinde,  Türkiye’de sistemden kaynaklı yaşanan siyasal istikrarsızlık ve  akabinde gelen ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların hükumet sisteminden zuhur ettiği, Türk tipi başkanlık sistemi ile sorunun çözülebileceği, Kadim Türk Devlet geleneği  ve Türkiye’nin koşullarına uygun bir başkanlık veya yarı – başkanlık sistemine geçilmesinin Türkiye’nin  2023 – 2053 ve 2071 hedefleri muvacehesinde, Devlet Aklı nezaretinde ki Türk Devletini yönetenlerde, Türk Devleti ve Türk Milletinin  yararına olacağı yönünde bir konsensüs sağlanmıştır!.

16 Nisan 2017 tarihinde ki  Anayasa değişiklik referandumu ve 9 Temmuz 2018 tarihinde   Cumhurbaşkanının yemin ederek göreve başlaması ile Cumhurbaşkanlığı hükümet yönetim sistemi ülkemizde  yürürlüğe girmiştir!. Yeni sistemde, parlamenter sistemden kaynaklı; erk ve ekoller arasında ki çatışma ve  bürokratik engellerin aşılması,  bağımsız politikaların sergilenmesi ve daha hızlı, daha etkili ve istikrarlı karar alma mekanizması kurulmasının yolu açılmıştır!.  Aksi halde, Akdeniz, Libya, Suriye ve Karadeniz’i Türk Milletine dar ederler ve özellikle de Akdeniz’de Antalya körfezine mahkûm olurduk!

Parlamenter sistemde, erk veya ekoller  arasında ki denge ve denetleme, iktidarın mutlak gücünün sınırlanmasına matuf  her türden mekanizma bağlamında düşünülebilir!. Devleti oluşturan yasama, yürütme, yargı, basın, sivil toplum ve vatandaş erklerinin görev ve sorumluluklarının birbirinden ayrılması ve bir erkin diğerine üstünlük kurmasının önüne geçilmesi yolu ile iktidarın mutlaklaşmasının  engellenmesi hedeflenmiştir!.

Türkiye gibi ülkelerde işleyiş, hiçbir zaman kanunlarda  yazdığı veya yukarıda zikrettiğimiz şekilde olmamış, erk veya ekoller  arasında ki çatışmalardan kaynaklı, her daim sorun ve sıkıntılar ile karşı karşıya kalınmıştır!. Anayasal kurgu açısından, parlamenter sistemde ki denge ve denetleme mekanizmasının işlediği, her bir erkin kendine özgü  işlevi, bu işlevi yerine getirmek için sınırları yasalar yoluyla çizilmiş bir yetkisi vardır ve bir erk sorumluluklarını yerine getirmediğinde hesap vermekle yükümlüdür, şeklinde yazmaktadır!.

Parlamenter sistemde ki denge denetleme açısından ‘Basın ve Sivil’ toplum,  vatandaşın talep ve önerilerini aşağıdan yukarıya doğru oluşturulması yolu ile yönetime iletilmesi anlamına gelmektedir!  Peki, realite böyle midir?! Basın ve sivil toplum, hangi küresel güçler veya büyük devletler tarafından finanse edilmekte veya yönlendirilmektedir?! Acaba, neden?! Devlet ve milletin ali menfaatleri çerçevesinde; yerel, yerli ve milli bir duruş sergileyen basın ve sivil toplum örgütlerini elbette ki tenzih ederiz!. Basın ve sivil toplum dernekleri, küresel güçler ve büyük devletler tarafından neden ve nasıl desteklenmekte ve yönlendirilmekte,  olduğu da ehlince malumdur!

Küresel güçler ve büyük devletler çıkarları çerçevesinde, siyasi egemenliği etki ve tesir altına almaya çalıştıkları  ülkelerde,  denge denetleme açısından ”Basın ve Sivil  Toplum”  üzerinden ”örümcek ağını” örer!. Top, tüfek ve  tank ile savaşmanın bedeli ve etkileri de çok yüksek olduğu için böyle bir sürecin maliyeti kendileri zaviyesinden çok azdır!. Türkiye gibi ülkelerde, küresel güçler ve büyük devletlerin kullandıkları sivil toplum ve basın dünyasında ki sivil örümcek ağı, dernek ve vakıflara her daim şahit oluruz!. Peki, ağ, örümcek ağı ve sivil toplum örümcek ağı nedir?! Türkiye’de ki siyasal sistemi, küresel güçler ve büyük devletlerin denge ve denetleme zaviyesinden, sivil toplum örümcek ağında ki hangi dernek ve vakıflar ile irtibat halinde oldukları veya finansal destek verdikleri de, devlet aklı tarafından kayıt altında ve takip edilmekte olduğunu, düşünüyorum!.

Ağ iki anlamda kullanılır!. Ülkeler arası ilişkilerde, iletişim ve bilişim teknolojilerinde ki gelişmelerde coğrafi mesafeler kısalırken, karşılıklı bağımlılığın yaygınlaşması ve derinleşmesi sürecini açıklamak için ağ metaforu kullanılır! Ağ toplumu; devlet, ekonomi, kültür, sivil toplum aktörleri ve bireyler arası ilişkilerin bir network görüntüsü verdiğini söyler!. Örümcek, ağını örer ve avını bekler!. Av, ağa değdiği an, artık iş işten geçmiştir!. Ağın neresine değdiğinin önemi yoktur!. Ağın herhangi bir yerinde olan titreşim diğer yerlere hızla yayılır  oralarda kendisini hissettirir!. Avın kurtulma şansı yoktur!. Örümcek ağı, yaygınlaşma, derinleşme ve hız temelli bir sistemdir!.

Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Ankebut suresi 41. Ayeti kerimede;  Küresel güçler ve büyük devletlerin çıkarları çerçevesinde ki ülkelerde, işbirlikçiler mahareti ile kurduğu ve desteklediği basın ve sivil toplum örümcek ağına izafeten; Allah’tan başka varlıkların korumasına sığınanların durumu, örümceğin durumuna benzer; Örümcek  ağını, kendine bir yuva yapar, ama yuvaların en çürüğü de örümceğin yuvasıdır!. Keşke bilselerdi, buyurmaktadır! Anlayana! Sözlerimiz sadece; Aklını, fikrini, idrak ve iz’anını kiraya vermeyenlere!..

Medyada ki Yalan & Yanlı Haber -2-

Kitle iletişim araçları toplumun ufkunu açtığından söz edilir!  Kitle İletişim araçları sayesinde modern toplum insanı, sadece oturduğu mahalle, şehir ve hatta yaşadığı ülke sınırları ile kısıtlı değildir! İnsanlar dünyada neler olup bittiğine artık anında erişebilmektedir!.

Kitle iletişim araçlarının önemli işlevlerinden biri kamuoyunu  bilgilendirmek, yönlendirmek, maniple etmek  ve  kamuoyunda belli bir kanaat oluşturmaktır!. 

Elbette ki, iletişime ve özellikle de kitle iletişime muhatap olan bireyin uyanık ve çok dikkatli olması gerekir!. Aksi halde, farkında olmadan,  devleti ve milletine karşı isyan ve hata durumuna düşebilir! Hatta, kitle iletişim araçlarının yönlendirmesi ve maniplesi ile,  devleti ve milletine karşı bilmeden, bilinçsiz bir şekilde,   ihanet ve hainlik konumuna gelebilir!.

Bilinçli olarak yapılan  ihanet ve hainlikleri  zaten burada dikkate almıyoruz!.  Devlet bu konuda  gerekenleri de yapıyordur!. Devlet olmanın gereği de zaten budur! Aksi  halde devletin bekası ve milletin birliği de sıkıntıya girecektir!.

Kamuoyu,  iletişim ve kitle iletişim araçları vasıtası ile tüm gelişmeleri izler, hükümet ve devlet politikaları ve ülkenin karşı karşıya olduğu iç ve dış sorunlar hakkında bilgi sahibi olduğunu ifade etmiştik!  Ancak haberlere erişim imkânı tabii ki tek başına yeterli değildir!

Bir haber oluşurken, bazılarının ön plana çıkarılması veya  bazılarının gözlerden kaçırılması, bazı  bilgilerin saklanması veya görmezden gelinmesi, haberin kurgulanması, haberin edit ve redakte edilirken bunları yapan kişilerin,  politik, sosyal, siyasi, demografik, ekonomik ve kültürel ilgileri eşik bekçiliği faaliyetleri arasında sayılır!.

Bir haberin ayrıntılara boğularak esas konunun üzerinin örtülmesi ya da belli olayların haber konusu dahi yapılmaması eşik bekçileri ve eşik bekçiliği kavramlarını bizlere hatırlatır!

Eşik bekçileri; Editör, yazı işleri personeli ve yayıncılar, haberin yazım ve sunumu ile ilgili yaptıkları seçimlerle kamuoyunda gerçekliğin şekillenmesi ve kamuoyu oluşmasında çok önemli bir etkiye sahiptir! Eşik bekçileri,  medya tüketicisi kamuoyunu istenilen veya istedikleri yönde harekete geçirmek veya yönlendirmek için kimi zaman aşırı uç yöntemlere başvurduğuna şahit oluruz! 

Eşik bekçiliği kavramı, temel olarak kitle iletişim aracının   ekonomi politiği ve  haberi yayan basın yayın organının bu doğrultuda belirlenmiş genel yayın politikasına dayandığı iddia edilse de, sürece etki eden çok başka dinamiklerden bahsetmek mümkündür!.

Haber medyasında içerik üreten insanların kişilik özellikleri, haberin oluşturulmasında önemli bir süzgeç işlevi görmektedir!. Medya çalışanlarının kültürü ve yetiştikleri coğrafya, ait oldukları din, mezhep ve etnik köken, aldıkları eğitim ve cinsiyetleri, mesleki tecrübe ve kişisel yetenekleri,  olayların siyak ve sibakını idrak dereceleri, mensubiyet ve meşrep gibi öznellikler haberin toplanmasından, haberin dokusu ve haberin kamuoyuna sunumuna kadar etki etmektedir!

Hucurat suresi 6. Ayetinde, Sonsuz Kudret ve Hikmet Sahibi Yüce Allah; Ey iman etmiş olan kullarım!. Eğer size bir fasık, bir haber ile gelirse hemen onu araştırınız. Belki, bilmeksizin bir kavme saldırırsanız, sonra yaptığınızdan dolayı pişman olursunuz, buyurmaktadır!.

Bu ayette,  Müslümanlara hem büyük  bir siyaset, hem  iletişim ve hem de kitle iletişim ve medya okur yazarlığı  dersi veriliyor!. Ey iman etmiş ve İslam nimetine kavuşmuş zatlar!  Eğer size bir fasık,  din hududundan çıkmış ve gayri meşru şeyleri işlemeye cüret etmiş, toplumun sosyal düzeni ve huzurunu bozmaya çalışan, yalan sözlü ve yanlı bir şahıs; bir hadisenin vuku bulduğu veya bulacağına dair bir haber getirir veya verirse, hemen onu araştırınız! Doğru olup olmadığının ortaya çıkmasını temine çalışınız! Haber ve özellikle de doğru haberler; sosyal, siyasi ve hukuki hayatın düzenli yürümesi,  adalet ve hakkaniyetin tesisi, haksızlık ve huzursuzluğun da önüne geçilmesi bakımından çok önemlidir!

Medyada ki Yalan & Yanlı Haber -1-

Dünya insanlığı, bir virüs ile evlerine kilitlenmiş, hapsedilmiş ve dünyada neler olup bittiğini de, öncelikle kitle iletim araçları ve özellikle de sosyal medya iletişim araçları üzerinden öğrenmeye, haberdar olmaya, erişmeye ve evde kal sürecini bu şekilde değerlendirmeye çalışmaktadır!.

İnsanlarımızın bu süreçte  evlerinde zaten canı çok sıkılmaktadır!. Fakat sağlık için,  devlet ve  sağlık  sisteminin de sağlıklı bir şekilde  yürütülmesi adına evde kalmalıyız!. Kuranın ilk emri oku olmasına rağmen,  okumayan  ve araştırmayan, tefekkür ve  tezekkür etmeyen  bir toplum olduğumuzu da buradan hatırlatmadan geçemeyeceğim!.

Peki, bir kişi,  haberlerin  tamamının doğruluğuna nasıl ulaşabilecektir?! Bir kişi,   yanlı ve  yalan haberler vasıtası ile nasıl bir ruh haline bürünecektir?! Yani,  kişinin her duyduğu, izlediği  ve okuduğu haberin gerçekten doğru ve güvenilir olma durumu nedir?!

Bir iletişimci ve gazeteci duyarlılığı, yani işin mutfağında yaşayan birey olarak, kalemimiz ve kelamın izin verdiği kadar, haber ve haberlerin arkasında ki yaşananları  sizlere izah etmeye çalışacağım!.

15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışma gecesinde, bazı medya kuruluşları ve yazar –  çizer takımının  darbenin döndüğü an ve saate kadar, boş şeyler konuştuklarını ve sazlar, çalgılar ve çengi peşinde olduğunu unutmadık!. Acaba neden?!

Peki, geçtiğimiz günlerde,  bir bakanın istifa haberi ile medyada yaşananlara neler demeli?!  Ülkenin çok önemli bir bakanı istifa etmiş, istifa öncesi ve sonrasına yönelik, birileri de, yani medyada köşe kapmış yerel görünümlü küresel işbirlikçiler de kamuoyunda infial yaratma  veya başkaca kirli hesaplar peşinde olduğuna şahit olduk!.  Dertleri ne olabilir ki?! Ya da kuyruk acıları ne olabilir ki?! Yoksa, kuyruğuna basılanların sesleri ağzından mı çıkıyor?! Bilemiyorum!.

Şimdi soralım!  Medyada, kim yerli ve milli?! 15 Temmuz hain darbe ve işgal kalkışma gecesinden bil itibar, devletin tüm kademesinde ki değişimlerde olduğu gibi, medya sektörü de, yerli, yerel, milli ve  beş bin yıllık Kadim Türk Devlet ve Anadolu kodlarına dönülmektedir!. Kavga da zaten buradan kaynaklanmaktadır!.

Bugünlerde medya üzerinden yaşadıklarımız,  virüs ve sonrasında, tüm dünyada ve ülkemizde de tabii ki yansımaları olacaktır!. Sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi değişimle birlikte, yerli, yerel ve milli olmayı kabul etmeyen, Kadim Türk Devlet ve Anadolu kodlarına dönmek istemeyen küresel işbirlikçilerin, kitle iletişim ve sosyal medya iletişim araçları üzerinden yürüttükleri direniş ve diklenme ile karşı karşıya olduğumuzun resmidir! .

Küresel güçlerin,  ulusal ve yerelde ki kullanışlı  işbirlikçileri  ya da tipi bizden fakat çipleri dışarıda olanlar bu ülkenin her bir köşesi ve kademesinde cirit atmaktadır!. 15 Temmuz karanlık darbe ve işgal  gecesinde  şahit olduğumuz  gibi, medyayı artık;  küresel işbirlikçiler ve yerli, yerel ve milli olarak tasnif edebiliriz!. 

Şimdi diyeceksiniz ki medyanın yancısı ve yalancısı olduğu gibi  yerli görünümlü yabancısı da mı vardır?!  Olmaz, olur mu?! Tabii ki var! Bazıları göbekten bağlı! Bazıları ise ekonomik olarak! Bazı çalışanlar ise ikbal beklentisi zaviyesinden duygusal olarak bağlı! Para, kadın, güç, makam ve mevki  insanlar için motive eden bir etken olduğuna göre!.

Virüs döneminde yaşadıklarımız ve devletin almış olduğu  tüm karar ve haberleri, yerli, yerel ve milli medya ve küresel  işbirlikçi  medya ve köşe başını tutmuş yazar – çizer takımının,  aktarma, yorum, sunum ve yazım şekline  sadece bakar mısınız?! Ne demek istediğimiz net bir şekilde anlaşılacaktır!.

İnsanlar arasındaki bilgi alışverişi ve haberleşme olayına iletişim diyoruz!. İnsanların  bilgi alışverişi için kullandıkları araçlara da iletişim ve kitle iletişim araçları denir!. İnsanlar,  çevrelerindeki olayları takip etmek ve haberleri öğrenmek, yeni bilgiler edinmek ve uzaktaki tanıdık ve yakınlarından haber alabilmek için iletişim ve kitle iletişim araçlarını kullanır!  

Teknolojinin gelişmesi ile iletişim ve kitle iletişim tabii ki kolay bir hale gelmiştir!  Günümüzde kullanılan çok çeşitli iletişim ve kitle iletişim araçları vardır!  Görsel ve işitsel iletişim ve kitle iletişim aracı; Radyo ve Televizyon! Bilişsel iletişim araçları;  sanal ortam ve bilgi teknolojileri, e-posta, form, chat, messenger, web kamera, whats-up,  sosyal medya, e-gazete, e-dergi, e-kitap, sosyal medya canlı yayın ve blog! Basın ve yayın araçları; gazete, dergi ve kitap gibi!.