HUKUK ve ADALETİN olmadığı Toplum da; Sosyal BARIŞ ve HUZUR Olamaz!

Hz. Mevlana; toplumda sosyal barışın, adaletin, huzurun sağlanması ancak ehliyet ve liyakate önem verilmesi, ehliyet ve liyakat sahibi insanların iş başına getirilmesiyle mümkün olabilir! Ehliyet ve liyakate bakılmaksızın işlerin yürütülmeye çalışılması halinde ise toplumsal düzenin işleyişinde aksaklıklar ortaya çıkacak ve sosyal düzen bozulacak, kaosa ve karmaşaya zemin hazırlayacaktır, buyurmaktadır!

Ehliyet ve Liyakat, bir kişinin, kendisine iş verilmeye uygunluk durumu, olarak tanımlanıyor! Yeterlilik ilkesi olarak da adlandırabileceğimiz ehliyet ve liyakat, verilen görevi başarı ile yapabilme yetisi şeklinde, ifade edilmektedir!

Ehliyet ve Liyakat, toplumda hak edenlerin devlet kademesinde yer bulması, hem kamu ve hem özel sektörde idare erkinin, kayırma olmadan, bilgi, başarı, ehliyet ve yetenek kıstaslarına göre şekillenmesine olanak tanımaktadır!

Ehliyet ve Liyakat ilkesinin tesisi, şeffaflık sisteminin sağlıklı işleyişi için atılması gereken adımların başında gelmektedir!

Ehliyet ve Liyakat ölçütleri sağlandığı sürece yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık gibi suçlarla baş edebilmek mümkündür!

Ehliyet ve Liyakat sahibi kişiler, devletin çeşitli kademelerinde yer almasının sağlanması adına, ilk işe alımlarda, ehliyet ve liyakat dışı uygulamaların önünün kesilmesi gerekir!

Ehliyet ve Liyakat, Adalet, Hakkaniyet ve Nizam, devletin temelidir! Bunlar olmadan devlet, varlığını belki bir dönem fakat ilelebet devam ettiremez!

Türk; Adalet dağıtan ve Hakikat ehli demektir! Adaletin olmadığı durumlarda zulüm var demektir! Zulüm ile ABAD olunamaz! Kısa bir süre için abad olduğunuzu zannedersiniz!

Ne hikmetse herkes Zulüm ile abad olacağını zan ediyor! Yanacaklarının farkında değiller! Kelebek gibi ATEŞE koşuyorlar! Neden acaba?

Olsun be aldırma Yaradan yardır! Sanma ki zalimin ettiği kardır! Mazlumun ahı, indirir şahı! Her şeyin bir vakti vardır!

Adaletin olmadığı toplumlarda, sosyal kaos ve karmaşa hakim olur! Adaleti temsil eden devlet memurları, hem işlerinde vatandaşa ve hem de emrindeki çalışanlara karşı adaletle hükmetmelidir!

Toplumsal barış ve huzurun temini için kamu kurumlarına personel alımı; adalet, ehliyet ve liyakat ilkesi ve özellikle kamuda, toplum adına iş yapanların bu konularda daha dikkatli olması gerektiğine şahit oluyoruz! Neden acaba?

Ehliyet ve Liyakat, iş yapmaya uygunluk ve yararlılık durumudur! İş başına getirilen yönetici işi ile ilgili bilgi ve kabiliyete sahip olması gerekir!

Devlet kademesinde ki tüm atamalarda, ehliyetsizlik ve liyakatsizlik, torpil ve nepotizm almış başını gitmektedir! Ya da böyle gelmiş ve böyle de devam edecek midir?

Yönetici ve idareciler için adalet, ehliyet, liyakat, kabiliyet, bilgi, dürüstlük ve özellikle güvenirlilik ve hesap verebilirlik, olmazsa olmazlar arasındadır!

Bir siyasinin akrabası, yakını ve torpili olması, kamu kurumunda hem iş bulmak ve hem de idareci olmak için yeter ve gerek şart olmamalı!

Emanet ve Adalet! Emanet ehline verildiği ve adalete riayet edildiği müddetçe toplumda huzur ve barış sağlanmış, ihanet ve haksızlıklar ise huzursuzlukların, kavgaların, servet ve neslin helâk olmasının baş sebepleri arasında yer almıştır!

Adalet, eşitlik ve dengeyi sağlamak demektir! Tabii ki akabinde de toplumsal huzur ve barış!

İnsanların haklarını yiyenler, kendilerini karşıdakilerden üstün, seçkin ve güçlü görerek yapar!

Denge, hakkaniyet ve adaletin olmadığı toplumlarda, sosyal barış ve huzur ortamı olmaz, sosyal karmaşa – kargaşa ve kaos hakim olacaktır! Toplum çok gergin ve patlamaya hazır bir durumda olur!

Ebu Hureyre (r.a), İş ehil olmayana verildiğinde kıyameti bekle, diyor! Her kim adaylar arasında, bilgisi ve hizmeti ile ehil bir kişi varken onu değil de, güç ve iktidar sahiplerine yakın, bilgi ve tecrübe olarak daha aşağı seviyede ve ehil olmayanı göreve getirecek olursa; Allah’a, Peygamberine ve Müminlere ihanet etmiş olur, diyor!

Hz. Peygamber (s.a.v.), Ebu Zer (ra) ilgili, şu gök kubbenin altında ve yeryüzünün üstünde Ebu Zer’den daha doğru sözlü kimse yoktur, buyurmuştur!

Ancak; Hz. Peygamber (sav)’den idarecilik görevi isteyen Ebû Zer el-Gıfari’ye; Sen güçsüzsün; bu iş; idarecilik emanettir! Emanet; idarecilik, üstesinden gelemeyen kimse için kıyamet gününde zillet ve perişanlık doğurur, buyurmuş ve yönetici olmak isteğini kabul etmemiştir!

Sonsuz Hikmet sahibi Yüce Allah, Nisa suresi 58. ayetinde; Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder! Allah size ne güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir, buyurmaktadır!

Selçuklu Sultanı Ahmet Sencer’e sorulmuş: Devletin neden çöktü?

Büyük işleri küçük adamlara, Küçük işleri büyük adamlara verdiğimi geç anladım! Küçük adamlar büyük işleri yapamadılar! Büyük adamlar küçük işleri yapmaya tenezzül etmediler! Böylece devlet düzeni bozuldu!

HUKUK ve ADALET, bir gün, HERKESE LAZIM Olacaktır!

Yeryüzü ve Gökler, Adalet sayesinde ayakta durur! Hukuk ve Adalet, bütün erdemlerin başıdır!

Hukuk ve Adalet, Devletin temelidir! Bir Devlet; Hukuk ve Adalet olmadan, belki bir dönem fakat sonsuza kadar varlığını devam ettiremez!

Kurumlar ancak Kurallar sayesinde ayakta kalır! Kuralların uygulanmadığı kurum toplumlarda, Kaos – Karmaşa ve Kargaşa vardır; Hukuk ve Adaletten bahsedilemez!

Hukuk ve Adaletin olmadığı kurum ve toplumlarda, kaos – kargaşa ve karmaşa hakim olur! Hukuk ve Adaletin olmadığı, kurum ve toplumlarda, sosyal barış ve huzur temin edilemez!

Devletin dini adalettir, adaleti olmayan devlet dinsizdir! Müslim olduğunu iddia edenler, HUKUK – ADALET ve HAKİKATE mugayir işler ve davranışlar sergileyecek, öyle mi? Sonra da din ve İslam diyeceğiz, öyle mi?

Devlet, yalnız adalet ile sonsuzlaşır ve adaletsizlikle yıkılır! Devlet, hukuk ve adalet ile yönetilir!

Devlet ve Toplum hayatında, olmaz ise olmaz, hukuk ve adalet, kavramıdır! Hukuk ve Adalet, toplumda; güveni, sosyal barışı ve huzuru da beraberinde getirecektir! Aksi halde, sosyal adalet, toplumsal barış ve huzur temin edilemez!

Toplumsal huzur ve barışın olmadığı toplumlarda, kaos – karmaşa ve kargaşa hakim olacağına ve doğa, boşluğu, kabul etmeyeceğine göre!

Toplumsal huzur ve barış; toplumu bir arada tutan yapı taşlarının arasındaki manevi harçlarla sımsıkı birbirine tutulur! Bu da toplumda, ahlaki ve hukuki değerlerin yaşatılması, insani değerlerin yüceltilmesi ile sağlanır!

Toplumsal huzur ve barış kültürünün varlığı, toplumsal yapıların içinde var olan farklı grupların, ihtiyaç ve beklentilerinin, tüm ilişkiler üzerinden karşılanıyor olması anlamına gelmektedir!

Toplumsal huzur ve barış için sosyal adaletin inşa edilmesi gerekir! Toplumun her üyesinin aynı temel haklara ve korumaya, fırsata, yükümlülüklere ve sosyal olanaklara sahip olduğu koşullara işaret eden bir adalet türüdür!

Sosyal adalet; toplum içinde yaşayan tüm fertlerin, insan olmak sıfatıyla sahip bulundukları her türlü sosyal ve ekonomik, siyasi hak ve özgürlüklerin eşitliğini temin ve emniyetini sağlamaktır!

Adalet, mülkün temelidir! Adalet güneşi batarsa, insanlar için yeryüzünde yaşamanın anlamı kalmayacaktır!

Hz. Mevlana; Adalet, bir şeyi yerli yerine koymaktır! Adalet, ağaçlara su vermektir! Adalet, bir nimeti yerine koymaktır! Yani hakkı hak sahibine vermektir! Adaletsizlik ve Zulüm, dikene su vermektir! Adaletsizlik ve Zulüm, Bir şeyi layık olmayana vermek ve bir şeyi konmaması gereken yere koymaktır! Adalet ve Zulüm, hakkı hak sahibine vermemektir! Bu hal; sadece belaya – felakete ve helake, sebebiyet verir, buyurmaktadır!

Hz. Mevlana; toplumda sosyal barışın, adaletin, huzurun sağlanması ancak ehliyet ve liyakate önem verilmesi, ehliyet ve liyakat sahibi insanların iş başına getirilmesiyle mümkün olabilecektir! Ehliyet ve liyakate bakılmaksızın işlerin yürütülmeye çalışılması halinde ise toplumsal düzenin işleyişinde aksaklıklar ortaya çıkacak ve sosyal düzen bozulacak, kaosa ve karmaşaya zemin hazırlayacaktır, buyurmaktadır!

Hz. Peygamber (sav) efendimiz; Bir an, ADALETTE bulunmak, altmış yıl, nafile ibadetten hayırlıdır, buyurmaktadır!

Maide Suresi 8. ayeti kerimede; Yüce Allah; Ey iman edenler! Allah için HAKKI ayakta tutun, ADALETLE şahitlik eden kimseler olun! Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi ADALETSİZ davranmaya itmesin! ADALETLİ olun; bu, takvaya daha uygundur! Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır, buyurmaktadır!

Nisa suresi 135. ayeti kerimede Yüce Allah; Ey iman edenler! Kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine bile olsa ADALETİ ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun! İnsanlar, zengin olsunlar, yoksul olsunlar, Allah onlara sizden daha yakındır! Öyleyse siz hislerinize uyup ADALETTEN ayrılmayın. Eğer ADALETTEN sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır, buyurmaktadır!

21. Yüzyıl ve TÜRK  ASRI!.

Emperyalist devletler ve küresel güçler;  200 yıl önce, Avrasya bölgesinde ki; yer altı ve yerüstü kaynaklarını; kendi ülke halklarının refahı ve gelişmesi,  zenginliklerine de zenginlik katmak adına; kirli bir plan ve sinsi ir boyun hazırlamıştır!   

Kendi Ulusal çıkarları adına; Dünya üzerinde güç olabilecek ve dünya siyasetinde söz sahibi olması muhtemel bir devlet kalmaması gerekmektedir! Aksi halde VAR olamazlar!

Dünya üzerinde sahnelenen kirli oyunun birinci perdesi,  2. Dünya savaşı dönemine kadar devam etmiştir!

Emperyalist devletler ve küresel güçler, dünya üzerindeki sömürülerinin devam etmesi için sahnelemekte oldukları büyük oyunun ikinci perdesini,  ikinci dünya savaşının hemen akabinde sahneye koymaya başladı!

Dünya Halkları; Küresel güçler ve küresel sermayenin, dünya üzerindeki kirli plan ve sinsi oyunları çerçevesinde; sadece izlemekle ve sahnelenen oyunda bir figüran olmaya devam edecek midir?

Yoksa Uyanmanın tam vakti midir? Küresel kirli oyunlar sahne alamayacaktır!

Dünya emperyalistleri ve küresel sermayenin, dünya halklarının geleceğini karartmak ve sömürülerinin devamı noktasında, hegemonyalarının inkıtaa uğramaksızın sürdürülmesi gerekir! 

Aksi halde YOK olacaklarını biliyor ve SÖMÜRÜ olmadan VAR olmazlar!

Günümüzde; Kirli plan çerçevesinde, Ortadoğu ve Avrasya kıtasında, vesayet ve vekâlet savaşları ile 200 yıllık bir planın devamı, sinsi oyunun son perdesi;  ‘büyük oyun – 3’ sergilenmekte ve sahneye konulmaktadır!

Dünya kara parçasının en büyüğü,  dünya nüfus oranının 3/1’nin yaşadığı, dünya enerji, petrol ve ticaretinin çok büyük bir oranının gerçekleşmekte olduğu ‘ Avrasya ‘ bölgesinde büyük oyunu gerçekleştirmeye çalışıyorlar! Fakat nafile!

Dünya emperyalistleri ve küresel sermayenin, refah ve hayatiyetlerinin sürekliliği için ihtiyaç duydukları enerji ve petrol, Avrasya bölgesinde bulunmaktadır!

Bölgemizdeki vekâlet savaşları ve kan, çıkarlar için akmaktadır! Bölgemizde devam eden vekâlet ve vesayet savaşları, hegemonyaya hizmet etmektedir! Avrasya enerji havzasının kontrolü, denetimi ve hegemonya çerçevedeki; kirli plan ve sinsi oyunun ayak sesleri!

Kontrol edilebilir ve yönetilebilir bir Türkiye ve Türk dünyasını karşılarında bekleşmekteler!

Dünya tarihi yeniden bölgemizde yazılmaktadır! Türk Devleti;  yazılmakta olan yeni tarihte; sıklet ve denge unsurudur!

Türkiye’nin olmadığı bir plan; bölgemizde ve dünyada, yok hükmündedir! Tarih, yeniden, bölgemizde ve TÜRKİYE olmadan yazılamayacaktır! Türkiye’nin içinde olmadığı bir plan; Orta Doğu, Afrika ve Avrasya kıtasında sahnelenemeyecektir! 

Türk; Adalet ehli ve Adaleti dağıtandır! Türk; Hakikat ehli ve Hakikatin temsilcisidir! Türk; mazlum halkların hamisi, demektir! Türk; İhya ve inşa demektir!

Türklerin tarihinde, SÖMÜRÜ ve ZULUM asla yoktur! 21. Yüzyıl, tarihte olduğu gibi mazlumların BARIŞ ve HUZUR içinde yaşadığı, yeni bir TÜRK ASRI olacaktır!

Şehirde; Latin külahı görmektense, Türk sarığını yeğlerim, dönemi de, başlamak üzeredir!

Yazılarımda sürekli olarak vurguladığım; Selçuklu – Horasan geleneğinden gelen; TÜRK bir LİDER önderliğinde; Ehliyet ve Liyakat temelli, Adalet ve Hakkaniyet üzere bina edilmiş;  Restorasyon akabinde, yeni bir devir ve dönem başlıyor!