Yerel Basın ve MEDYA Sektöründe; Ne Olmasını Bekliyorduk -2-

Türkiye genelinde, günlük yayın yapan yerel gazeteler, resmi giderlerini karşılayamaz bir duruma geldiğinden, kapanma ve birleşme konusunda görüşmeler olduğu ve bazı illerde, sürecin sonuçlandığına, şahit olmaktayız!

Peki, sektör neden bu duruma geldi şeklinde bir soruya, kabaca verilebilecek cevaplar, şu şekilde olacaktır!

Yerel basın veya medya sektöründe; Kendilerinden başkasının varlığından rahatsız olan ve kendilerinden başkasını da gazeteci olarak kabul etmeyen, kendileri var ise sektörün ancak var olabileceği sanrılı; psikolojik ve sosyal olarak sorunlu ve sıkıntılı tipler maharetiyle, sektör ancak buraya kadar gelebilecektir!

Yerel basın veya medya sektöründe; Kime gazeteci denir veya kime gazeteci denmez, kimden gazeteci olur veya kimden gazeteci olmaz, şeklinde sohbet ve tartışmalarda; birilerinin elinde bir ölçü aleti, kime dokundursalar, gazeteci olup – olmadığı noktasından bir işaret vermektedir! Tam tekmil Marksist ve Komünist bir mantık zaten bunları gerektirmektedir! Peki, böyle bir zihniyetten başkaca ne bekliyordunuz?!

Yerel basın veya medya sektöründe; Gazetecilik mesleğine, geçiyordum şeklinde hasbelkader giren ve meslek nam altında; ŞANTAJ, TEHDİT ve her türlü PİSLİĞİ yapanlar, kamu mesleği olan gazeteciliği, dürüst bir şekilde icra eden, onurlu kişilere, çamur atmak veya sektörde yok saymak için her yolu deneyenler maharetiyle, sektör ancak buralara gelecektir!

Yerel basın veya medya sektöründe; Cibilliyeti bozuk sanrılı tipler, gazetecilik mesleğini, yasal çerçevede ve onuru ile yapan bireylerden, hem rahatsız olmakta ve hem de kendileri de alan daralması yaşadıkları için cibilliyetlerinin gereği olarak, insanlık dışı her yolu denedikleri için sektör adına neler bekliyordunuz?

Gazeteci olmak için İletişim Fakültesinin herhangi bir Bölümünden lisans derecesi ile mezun olunması gerektiğini! Sosyal ya da Siyasal Bilimler alanında diplomaya sahip olup mesleğe yönelik kabiliyeti bulunan kişiler de gazetecilik yapabileceğini!

İletişim fakültesi mezunu ve Sosyal bölümlerden mesleğe kabiliyeti olanların gazetecilik mesleğini icra ettiklerini! Mimar, Ziraat fakültesi ve Arkeoloji vb. lisans mezunu kişilerin gazeteci olamayacağını!

  • Gazeteci; vatanı – milleti ve devletine bağlı, hak ve hakikat aşığı, gazetecilik nam altında başkaca işler çevirmeyen, bir başka ülke veya ülkelerin istihbarat örgütlerine; hizmetçi – UŞAK ve ülkesi ve milletini de, SATAN kişi olmadığını!

Yerel basın veya medya sektöründe; Kendilerinden başkasının sektörde var olması veya bulunmasından rahatsız olan, sektöre yön verdiğini zan edenler; geçiyordum hasbelkader gazetecilik mesleğine girmiş kişiliksiz ve cibilliyeti bozuk sanrılı tipleri sektöre kazandırdığını!

Yerel basın veya medya sektöründe; Gazetecilik gibi kutsal bir kamu mesleğini; yasal ve etik ilkeler çerçevesinde yapan ve kimseden talimat almayan, mektepli ve alaylı ayrımı yapmadan, ruhunu ve kalemini satmayan, yan yollara sapmayan, hak ve hakikat aşığı, bir yerlere de uşaklık yapmayan ve sadece gazetecilik maaşı ile geçinen, sektörde ki tüm kahramanları her daim takdirle karşılar ve tebrik ettiğimizi!

  • Peki, geçiyordum veya hasbelkader gazeteci olduğunu ve sektöre kendilerince yön verdiğini zan eden, kerameti kendilerinden menkul sanrılı ve sancılı tiplerden GAZETECİ olur mu?!
  • Peki, Barmenden, Pavyoncudan, Şantajcıdan, Tehditkar, Taklacı ve Torbacıdan GAZETECİ olur mu?
  • Ya da ülkesini, yabancı istihbarat örgütlerine gammazlayan, satan ve UŞAKLIK edenlerden GAZETECİ olur mu?
  • Meslek kimliği altında yasal olmayan tehdit, şantaj ve her türlü pisliği yapan sanrılı tiplerden GAZETECİ olur mu?
  • Yerel basın veya medya sektörünün mezkur tipler ile gelebileceği son nokta burasıdır! Başka bir yere gidemez ve gidemeyecektir de!
  • Ancak ve ancak kapanmak ya da birleşmek zorunda kalacaktır!

Yerel basın veya medya sektöründe; Sektörün bulunduğu durum ve geleceği adına; mezkur sanrılı ve sancılı tiplere, alan açan; tüm siyasetçi, patron, müdür ve sektöre de yön vermesi gereken, oda ve derneklere büyük sorumluluk düştüğünü!

Böyle bir vebalin altından kalkamayacaklarını! Ya da böyle bir vebal ve tehlikenin farkında olmadıklarını, yazılarımızda her daim ifade etmeye çalıştık!

Yerel basın veya medya sektöründe ki; Mezkur sanrılı ve sancılı tiplere insan dahi denilemeyeceğini! Sanrılı tiplerin bir kurumda çalışmasının dahi düşünülemeyeceğini! Hem de gazetecilik gibi bir kamu mesleğinde! Bir de bu sanrılı tipleri sektöre yön vermesi gereken kurumların başına yönetici olarak getireceksiniz, öyle mi?

Yerel basın veya medya sektöründe ki; Mezkur sanrılı tiplere, şeklen insan denilebileceğini! İnsan suretindeki; beyin, gönül ve ruh olarak hayvandan daha aşağı olduklarını!

Yerel basın veya medya sektöründe ki; Cibilliyeti bozuk sanrılı tiplerin bulunduğu bir meslek ve meslek örgütünden insanlık, devlet ve millet adına hiçbir şeyin beklenilemeyeceğini!

Yerel basın veya medya sektöründe ki; Mezkur tipler; Kişisel çıkar, takla, tavan, yalan, dolan, iftira, hile, oyun, tuzak, düzen, şantaj, tehdit ve ihanetten başka bir şey bilmediklerini, yazılarımızda sürekli olarak vurgulamaya çalıştık!

Tabii ki kaleme aldığımız konular – yazdıklarımız ve ifadelerimiz; ancak gözü – kulağı ve kalbi mühürlenmemiş TEMİZ insanlara erişebilecektir! KÖR – SAĞIR ve MÜHÜRLÜ olanlara doğal olarak işittiremeyiz!

İLETİŞİM Kurmak; bir gün herkese ve her KURUMA lazım olacak!

Toplum içinde veya ailede, bir kişi ben iletişim kurmuyorum diyemez! Kişi, İletişim kurmuyorum dediğinde, beden dili ile farkında olmadan iletişim kurmaktadır!

İnsan ve Kurumlar; çevresi ve paydaşları ile iletişim kurmadan varlığını devam ettiremez! Bir yerde Kurumsal bir durumdan söz ediyorsak, paydaşlar ve bağlıları olan insan toplulukları olacaktır.

İnsanın olduğu her yerde İletişim mutlaka olacaktır! İletişimi, bizim medeniyetimiz ve kültürümüz, insan insanın zehrini alır, şeklinde ifade etmektedir!

Bireyin iç huzura ermesi, mutlu ve huzurlu bir topluma erişebilmek için bireyin yakın çevresi ile kurmuş olduğu sağlıklı iletişim çok önemlidir.

Aksi halde, Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah, insanlığı toplum halinde değil, yalnız başına dağlarda yaşamasını murat ederdi.

Hz. Allah; İnsanlığı, tanışıp bilişsinler diye farklı kavimler halinde yarattık buyuruyor! Tanışıp ve bilişmek, iletişim değil midir? Modern dünyada insanlar, tanışıp bilişmekten kaçmaktadır! Neden acaba?

Kurumlar, üyeleri ve paydaşlarına yönelik olarak kurumdaki gelişmeler, başarı ve başarısızlıklar hakkında iletişim kurmadan haberdar olunamaz! Hem de iletişim kanallarının her gün arttığı günümüzde!

Kurumsal aidiyet kültürünün oluşması ve gelişmesi, sağlıklı iletişim ile ancak sağlanabilir. Kurumsal kültür ve kurumsal felsefe, kurumsal aidiyetin oluşması, gelişmesi ve olgunlaşması, iletişim ile varılabilecek hedeflerdir!

Bir kurum paydaşları ile sağlıklı bir iletişimi yok saydığı veya hafife aldığı durumlarda, dedikodu ortalığı kaplayacaktır. Bir kere zuhur eden dedikodunun önü alınamaz!

Doğa boşluğu da kabul etmeyeceğine göre! Dedikoduyu yönetemediğiniz durumlarda ise sonuçlar daha da kötü olacaktır! Kriz yönetilemez hale gelir ve kurumsal yapıya zarar verebilir!

İletişim kurmuyorum diyen bir kurumsal yapı, dedikodudan başını kaldıramaz! Doğa boşluğu kabul etmeyeceğine göre! Şuyu Vukuundan beter işler işe uğraşmak zorunda kalır! Kurumsal yapı kendi asıl işlerine vakit bulamaz!

İletişim kurmuyorum demek, arabaya binmiyorum ve trafiğe çıkmıyorum, demekten bir farkı var mıdır?! Trafiğe çıkarsınız ve kaza da olabilir! İletişimde kuracaksınız ve iletişim krizleri de olacaktır! Hayat böyle bir şey! Mesele ÇÖZÜM için göstermiş olduğunuz çaba – gayret ve niyetinizdir!

Trafik kazası olduğunda ve yaralılar ve ölenler olduğunda yok mu sayıyorsunuz?! İletişim krizleri de olacak ve çıkıp, açık – şeffaf bir şekilde konuşacaksınız! Bu kadar basit!

Her kurumun dostları ve sevenleri olduğu gibi rakipleri ve düşmanları olacaktır. Doğanın kuralı böyle değil midir? Kurumsal yapılar için farklı kesimlerden kara propaganda ve algı yönetimleri olacaktır!

Rekabet olmadan, gerçek doğruya erişmek nasıl olacaktır? Böyle zamanlarda, kurumsal yönetimin, duruşu ve sağlıklı iletişim kanallarından gelen bilgiler doğruyu görmesini kolaylaştıracaktır!

Hiçbir şey tek olarak yaratılmamıştır. Zıddı olmayan hiçbir şey var ve kaim olamayacağına göre! Her şey zıddı ile ancak görünür ve bilinebilir!

Kurumsal yapı, kurum kültürü doğrultusunda iletişimi kendisi veya doğrudan kurum tarafından atanmış bir sözcüsü yapmadığı takdirde, kurumsal sözcü olduğunu ve olabileceğini vehmeden ve sorunlu tipler, doğrudan kendilerini sözcü olarak atayabilir! Böyle bir durumda Kurum zarar görmeye devam edecektir!

Kalabalık paydaşı olan bir Kurumsal yapı, konuşmuyorum, paydaş ve rakiplerim ile iletişim kurmuyorum demek gibi bir lüksü kesinlikle olamaz! Çıkıp konuşmalı, açık ve şeffaf bir şekilde iletişim kurmalıdır!

Binlerle ifade edeceğimiz çalışanı ve paydaşı olan bir kurumsal yapıdaki iletişim biriminin yöneticiliğine alanında eğitimi ve uzmanlığı olmayan kişileri getirirseniz öncelikle bilime ve kurumsal yapıya, saygısızlık etmiş olursunuz!

Bilime ve özellikle de araştırma ve geliştirmeye önem vermesi gereken eğitim kurumları, bilim ve uzmanlığa saygı duymadığı takdirde, toplumun diğer kesimleri neden ve nasıl saygı duyacaktır?

On bin saat kuramı gereğince, on bin defa videodan kalp veya beyin ameliyatı izlediğini söyleyen bir kişi, artık uzman oldum ve mezkur ameliyatları yapabilirim, derse ne yapacaksınız?!

Nasıl ki ayağınız kırıldığı veya çıktığında, mahallenizdeki kırık veya çıkık işlerinden anlayan bir amcaya gitmiyorsak! İletişim de eğitim ve uzmanlık isteyen bir meslek dalıdır!

Bilime ve uzmanlığa, bilim merkezi olan kurumsal yapılar, saygı göstermez ve toplumu inandıramaz olursa, toplum ve başkaları neden saygı göstersin ki?!

Naylon Gazeteler ve Naylon Gazeteciler!

Basın İlan Kurumu, 2022 yılının ilk altı ayında, 44 ilde 484 gazeteyi planlı şekilde denetlemiştir! Yapılan denetimler sırasında; Gazete Cemiyet Başkanı ve Basın İlan Kurumu Genel Kurulu Üyelerinin sahibi bulundukları gazetelerde, mevzuata aykırı davranıldığı, tespit edilmiştir!

Denetimlerde;  Resmi İlan ve Reklam Yönetmeliği gereği, saat 17.00’dan önce baskıya girmemesi gereken gazetelerin basılmış olduğu, paketlenerek dağıtım için hazır bekletildiği, görüntülü olarak kayda alınmış!  Günde en az, 2 bin 400 adet basılması ve satması gereken gazetelerin, günlük, sadece 250 adet basıldığı!  Karşılaşılan manzara tek tek tutanakla kayıtlara geçirilmiş ve medyaya bu haber, KURUM tarafından; NAYLON GAZETE OPERASYONU olarak kamuoyuna lanse edilmiştir! 

Cumhurbaşkanlığına yakın kaynaklar da;  Genel kurul üyelerinin denetlenmesi neden şaşırtıcı olsun ki? Basın İlan Kurumu; kim olursa olsun, kadro şişiren, meslek etiğine aykırı ve hileli iş yapan gazeteleri,  dürüst ve ilkeli meslektaşlarımızı korumak adına,   kararlılıkla denetlemeyi sürdürecektir, şeklinde, sosyal medya platformlar da paylaşımda bulunmuştur!

Peki, Naylon gazete nedir, akademik ve uygulamada, nasıl ifade edilmektedir? Böyle bir denetim ve haberlere,  neden, naylon gazete operasyonu, denmiştir? Başka bir şekilde, neden ifade edilmemiştir? Kurum, burada ne gibi bir mesaj vermektedir? Sektörde, Naylon gazete var ise normal olarak, naylon gazeteciler de, var mıdır? Naylon gazetecilere de bir operasyon gelecek midir?

  • Naylon gazeteler; yayımlanış amacı,  yerel ya da genel seçimlerde ortaya çıkan, siyasi içerikli ilan ve reklamlardan elde edilecek gelirden pay almaktır! Genellikle yerel seçimlere birkaç ay kala ortaya çıkar! Söz konusu gazeteleri yayımlayanlar çoğu zaman 5187 numaralı Basın Kanunu’nun 7. Maddesi’nde yer alan beyanname verilmesi hükmüne ( Süreli yayınların çıkarılması için, kaydedilmek üzere yönetim yerinin bulunduğu yer Cumhuriyet Başsavcılığına bir beyanname verilmesi yeterlidir. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen kayıtlar alenidir ) uymaz!  Söz konusu kişilerin amacı yayımladıkları gazetenin süreli yayın özelliğine sahip olmasından çok yerel seçimler bitmeden elde edilecek karı maksimum düzeye çıkartmaktır!
  • Naylon gazeteler; kamu hizmeti ve halka haber vermek gibi endişeleri yoktur!  İçeriklerinin büyük bir bölümünü siyasi reklamlar oluştururken, yayımladıkları haberlerde parti propagandası niteliği taşımaktadır! Söz konusu haberlerde, reklam ve ilanlarda olduğu gibi maddi karşılıklar doğrultusunda hazırlanmaktadır! Bu gazetelerde yer alan haberler haber yazım kurallarına uymamaktadır! Naylon gazeteyi çıkaran ya da çıkmasında rol oynayan kişilerin gazetecilik mesleğini icra etme kaygıları bulunmamaktadır!

Besleme basın ile Naylon gazete tanımlamaları genelde benzer özelliklere sahip gazeteler için kullanılmaktadır! Ancak naylon gazete ile besleme basının yayınlanış amaçları, içerikleri ve amaçları birbirilerinden çok farklıdır!

Yerel medyada gazetecilik mesleğinin kişisel çıkarlar için kullanılması veya para ve diğer çıkarlar karşılığında naylon gazeteler çıkarılmasının önlenmesi için meslek ilkeleri ve etik kuralların hassasiyetle ve kararlı biçimde uygulanması, sektöre emek veren ve sadece gazetecilik emek ve maaşı ile geçinen, Fikir işçilerinin görevi ve sorumluluğudur!

Sektörün geleceği adına,  NAYLON GAZETELER de olduğu gibi NAYLON GAZETECİLERİ de, sektörde barındırmamak gerekir!

Sektörün selameti  adına; Naylon Gazete operasyonunda olduğu gibi Naylon Gazeteci operasyonu da olacak mıdır?

  • Yerel medya;  ulusal basın kadar geniş çaplı olmayan, il, ilçe ve beldelerde günlük, haftalık ya da daha farklı aralıklarla çıkan, ulusal haberler yanında, bölge haberlerine daha fazla yer veren, yöresel gelişmeyi ve bölgenin sorunlarını ön planda tutmaya çalışan, Basın İlan kurumu kanunlarına göre, belli sayıda Basın personeli çalıştırmak zorunda olan, ticari bir işletme olan yayın mecrası, olarak tanımlanabilir!
  • Yerel medya, adından da anlaşılacağı üzere, bölgesindeki tüm gelişmeleri, yatırımları ve hizmetleri izleyici ve okuyucuları ile paylaşan, kamu ile kamuoyu arasında köprü vazifesi gören, sorumluluk ve tarafsızlık ilke sahibi olması gereken ticari kuruluşlardır!
  • Yerel medya, her ne kadar kamu adına iş yapıyor olmasına rağmen, resmi ilan ve işletme reklam gelirleri ile ayakta kalmaya ve varlığını da sürdürmeye çalışan ticari işletmelerdir! Resmi ilan ve ticari reklam gelirleri olmadan yerel medya kamu adına hizmetlerini tam ve sağlıklı olarak yerine getiremez!

Basın İlan Kurumunun kurulmasından ve resmi ilan dağıtımında yetkili olmasından sonra, basının aldığı resmi ilanlar; bir geçim kaynağından çok, maddi destek durumuna gelmiştir!

Resmi ilanlar ile bir gazetenin hayatını idame ettirmesine imkân yoktur! Resmi ilanların dağıtılmasının amacı, gazetelerin giderlerine bir nebze olsun destek olabilmektir! Gazeteler ve özellikle de YEREL Gazeteler,  GAZETECİLİK yapmak zorundadır!

  • Yerel medya; sadece BİK gelirlerine odaklı ve masa başı ajans habercilik yayın politikası ile ayakta kalamaz!
  • Gazetecilik yapmalı, sahada olmalı, firma tanıtım haber ve özel sektör reklamları ile BİK gelirlerinde ki; eksik ya da açığı kapatma yoluna gitmelidir! 
  • Reklam – Haber,  Haber – Reklam ilişkisi ve Advertorial Reklam Haberden bihaber çalışanlar ile sektör tabii ki; NAYLON bir durum ve konuma düşecektir!
  • Naylon bir sektör, doğal olarak, NAYLON çalışanlar tarafından temsil edilecektir!
  • Naylon bir sektör ve naylon çalışanlar ile sektörün nerelere gelmesini ya da KAMU adına ne gibi HAYIRLI İŞLERE; imza atması veya vesile olmasını bekliyoruz! Doğal olarak kocaman bir HİÇ!

1-) https://ahmetunver.com.tr/2018/09/02/yerel-medya-var-olmalidir/

2-) https://ahmetunver.com.tr/2022/02/16/yerel-medya-calisan-sorunlari/

3-) https://ahmetunver.com.tr/2020/11/05/basin-sivil-toplum-orumcek-agi/

4-) https://ahmetunver.com.tr/2022/02/09/konya-basininda-kartlar-kariliyormus/

5-) https://ahmetunver.com.tr/2022/04/10/basin-karti-ve-basin-calisani-sorunlari/

6-) https://ahmetunver.com.tr/2022/06/05/basin-medya-kimlerin-taseronu/

Kimlerden  GAZETECİ OLUR?!

Son günlerde, yerel medya sektöründeki, finansal daralma ve sorunlardan kaynaklı,  sektörün derin kulislerinde;  sektörde kendilerinden başkasının varlığından rahatsız olan ve kendilerinden başkasını da gazeteci olarak kabul etmeyen, kendileri var ise sektörün ancak var olabileceği sanrılı; psikolojik ve sosyal olarak sorunlu ve sıkıntılı tipler; kime gazeteci denir veya kime gazeteci denmez,  kimden gazeteci olur veya kimden gazeteci olmaz, şeklinde sohbet ve tartışmalarına şahit olmaktayız! Neden acaba?

Demek ki birilerinin elinde bir ölçü aleti, kime dokundursalar,  gazeteci olup – olmadığı noktasından bir işaret vermektedir! Olabilir mi? Neden olmasın?! Tam tekmil Marksist ve Komünist bir mantık zaten bunları gerektirmektedir! Peki, böyle bir zihniyetten başkaca ne bekliyordunuz?!

Gazetecilik mesleğine, geçiyordum şeklinde hasbelkader giren ve meslek nam altında; ŞANTAJ, TEHDİT ve her türlü PİSLİĞİ yapanlar, kamu mesleği olan gazeteciliği,  dürüst bir şekilde icra eden, onurlu kişilere çamur atmak veya sektörde yok saymak için her yolu denemektedir? Neden acaba?

Cibilliyeti bozuk sanrılı tipler, gazetecilik mesleğini, yasal çerçevede ve onuru ile yapan bireylerden,  hem rahatsız olmakta ve hem de kendileri de alan daralması yaşadıkları için cibilliyetlerinin gereği olarak, insanlık dışı her yolu denemektedir! Acaba neden?

Öncelikle, Gazeteci olmak için İletişim Fakültesinin herhangi bir Bölümünden lisans derecesi ile mezun olmak gerekmektedir!  Sosyal ya da Siyasal Bilimler alanında diplomaya sahip olup mesleğe yönelik kabiliyeti bulunan kişiler de gazetecilik yapabilmektedir!

Neymiş efendim! İletişim fakültesi mezunu ve Sosyal bölümlerden mesleğe kabiliyeti olanlar da gazetecilik yapabilmektedir! Mimar, ziraat fakültesi ve arkeoloji vb. lisans mezunu kişilerin gazeteci olamayacağı gibi! Herkes, mezun olduğu asli işini yapmalıdır!  Yasal ve etik ilkeler çerçevesinde, her meslek ve mesleği icra edenler kutsaldır!

Gazeteci, kamuoyu adına soru sorandır!  Gazeteci, soruların yanıtını bulandır! Gazeteci, merak uyandırandır! Gazeteci, aktardığı bilgilerle kamuoyu oluşturandır! Olanı yazan, gerisine karışmayandır! Gazeteci, araç değil, aracıdır! Gazeteci, taraf tutmayandır! Gazeteci, halktan ve hakikatten yana taraf olandır! Toplumsal ve siyasal sorumluk gereği hakikatleri ortaya çıkarandır! Gazeteci, vatanına, milletine, devletine, bayrağına bağlı olandır! 

Neymiş efendim! Gazeteci; vatanı ve devletine bağlı, hak ve hakikat aşığı,  gazetecilik nam altında başkaca işler çevirmeyen,  bir başka ülke veya ülkelerin istihbarat örgütlerine hizmetçi – UŞAK ve ülkesi ve milletini de,  SATAN kişi değildir!

Kendilerinden başkasının sektörde var olması veya bulunmasından rahatsız olan, sektöre yön verdiğini zanneden ağabeyler;  geçiyordum hasbelkader gazetecilik mesleğine girmiş kişiliksiz ve cibilliyeti bozuk sanrılı tipleri çok sever! Neden acaba? Çok kullanışlı oldukları için olabilir mi?  

Mezkûr sanrılı ve sancılı tiplerde öncelikle normal bir insanda bulunması gereken kadar beyin olmadığından;  hem kendilerini bir yerlere taşıyan ve hem de ruhlarını kiraya verdiklerinden dolayı;  ne talimat verilirse, ya onunla ilgili bir haber ya da mezkûr talimat çerçevesinde mutlaka bir köşe yazısı kaleme almaktan çekinmezler! Şimdi, bu tiplere de gazeteci diyeceğiz, öyle mi? Yoksa başka bir şey mi?

Gazetecilik gibi kutsal bir kamu mesleğini; yasal ve etik ilkeler çerçevesinde yapan ve kimseden talimat almayan, mektepli ve alaylı ayrımı yapmadan,  ruhunu ve kalemini satmayan,  yan yollara sapmayan, hak ve hakikat aşığı, bir yerlere de uşaklık yapmayan ve sadece gazetecilik maaşı ile geçinen,  sektörde ki tüm kahramanları her daim takdirle karşılar ve tebrik ederiz!

Peki, geçiyordum veya hasbelkader gazeteci olduğunu ve sektöre kendilerince yön verdiğini zanneden, kerameti kendilerinden menkul sanrılı ve sancılı tiplere sormak gerekir? Barmenden gazeteci olur mu? Pavyoncu’dan gazeteci olur mu?  Şantajcıdan gazeteci olur mu? Tehditkar’dan gazeteci olur mu? Taklacı ve Torbacıdan gazeteci olur mu?

Ya da ülkesini, yabancı istihbarat örgütlerine gammazlayan, satan ve UŞAKLIK edenlerden gazeteci olur mu? Meslek kimliği altında yasal olmayan tehdit, şantaj ve her türlü pisliği yapan sanrılı tiplerden gazeteci olur mu? Sadece soruyorum!

Sektörün bulunduğu durum ve geleceği adına,  en büyük sorun ve tehlike nedir, diye soracak olursanız! Bu sanrılı ve sancılı tiplere alan açan ve insan olduğu zannı ile değer veren tüm siyasetçi, patron, müdür ve sektöre de yön vermesi gereken, oda ve derneklere büyük sorumluluk düşmektedir!

Böyle bir vebalin altından nasıl kalkabileceksiniz? Ya da böyle bir vebal ve tehlikenin farkında mısınız? Değilseniz sektörün düştüğü durumdan neden ŞİKAYET ediyorsunuz? Ya da şikayet etmek gibi bir hakkınız veya lüksünüz var mıdır? Olamayacağına göre!

Mezkur sanrılı ve sancılı tiplere insan dahi denilemez! Sanrılı tiplerin bir kurumda çalışması dahi düşünülemez! Hem de gazetecilik gibi bir kamu mesleğinde! Bir de bu sanrılı tipleri sektöre yön vermesi gereken kurumların başına mı getiriyorsunuz?!

Mezkur sanrılı tiplere, şeklen bekli insan diyebilirsiniz! Fakat insan suretindeki; beyin, gönül ve ruh olarak hayvandan daha aşağı ve cibilliyeti bozuk sanrılı tiplerin bulunduğu bir meslek ve meslek örgütünden insanlık, devlet ve millet adına ne bekleyebilirsiniz?  Kişisel çıkar, takla, tavan,  yalan, dolan, iftira, hile, oyun, düzen, şantaj, tehdit ve ihanetten başka kocaman bir HİÇ!

Yerel Medya Çalışan Sorunları!.

Her sektörde olduğu gibi medya sektöründe de,  dünyalık çıkar ve menfaat karşılığı, insanın doğası gereği, yan yollara sapan kişiler elbette ki olacaktır! Beklenilen ve ümit edilen, yan yollara sapmadan, gök kubbede HOŞ bir seda bırakabilmek adına;  doğru, düzgün, sade, dürüst ve diğer insanlara da faydalı bir hayatı idame ettirebilmektir! 

Sıradan ve avam insanlar gibi mal ve mülk yığmak,  bunlarla övünmek değildir, iman ehli için dünyada ki VARLIK meselesi! Mesele takva sahibi ve Salih bir mümin olmak;  Cemali İlahi ile müşerref olabilmektir! Gerisi laf-ü güzaftan ibarettir,  iman ehli için!

Geçtiğimiz günlerde, yerel medya sektöründeki sorunları dile getirmiş ve mezkûr sorunlardan kaynaklı, bazı medya şirketlerinin kapanması, bazılarının tasfiye edilmesi veya birleşmelerin olabileceği ya da devletin yeni döneme matuf yerel medya operasyonu olduğuna dair kulis bilgilerini kaleme almıştım!

Devletin böyle bir girişimde, ne işi olabilir diyen arkadaşlara! Sektörde en büyük oyuncu ve parayı veren kimdir? Parayı veren her daim düdüğü de çalacaktır! Siyaseten de yeni bir dönem başlamak üzere olduğuna göre! Sermaye ve basın da, bu değişimden payına düşeni alacaktır!

Medya firmaları ve çalışanlar, sadece kendi işlerine odaklanmalıdır! Medyanın gücü ile devlete ve millete ayar vermeye kalkmamalıdır! Dördüncü kuvvet olduğu zannı ile başkaca işlere de tevessül etmemelidir!

Medya, ihanet durumundaki kişilere,  koruma veya kalkan olamaz! Devlet her gün on sekiz yaşındadır! Kadim Türk Devleti; devlet ve millete yapılan ihanetleri unutmaz! Sadece not eder! Vakti saati gelince de tüm kayıtları, raftan indirir ve gereğini de yapar!

Medya ve özellikle de yerel medyanın yasal çerçeveden iki kalem geliri bulunmaktadır! BİK resmi ilan ve özel sektör firmalarından alınan reklam gelirleri! BİK resmi ilan gelirleri son dönemde oldukça düşmüş veya düşürülmüştür! Neden acaba?  Reel ekonomideki sorunlar ve geleceğe dair belirsizlikten kaynaklı firmalardan alınan reklam gelirlerinde de azalmalar görülmektedir!

Yerel medya; sadece BİK gelirlerine odaklı ve masa başı ajans habercilik yayın politikası ile ayakta kalamaz! Gazetecilik yapmalı, sahada olmalı, firma tanıtım haber ve özel sektör reklamları ile BİK gelirlerinde ki eksik ya da açığı kapatma yoluna gitmelidir!  

Haber – Reklam ve Reklam – Haber ilişkisini ve Advertorial haberin de, ne ve nasıl olduğunu, bilmeyen, gazete yazı işleri çalışanları ile sektör bir yere gelemez! Böyle bir yöntem hem zahmetli ve hem de gazetecilik yapmayı gerektirdiği için sektörde kimse bu yolu tercih etmiyor!

BİK gelirlerindeki azalma veya planlı daralmadan kaynaklı, sektördeki bazı ağabeyler; FİKİR işçilerini savunur görünmekte ve kendi varlıklarının devamlılığı adına, doğal olarak kendi sorunlarına çareler aramaktadır! Sektörde, Fikir işçilerinin sorunları kimin umurunda ki?

Ya da devletin yerel medya operasyonundan haberdar olduklarını, ellerinde ki kartları okuduklarını ve yeni oyun planında, kendilerinin YOK sayılmaması ve OYUNA dâhil edilmeleri gerektiğini, fikir işçileri üzerinden mi hatırlatmaktalar? Neden olmasın?

Yoksa sektörde FİKİR işçilerinin var olduğu akıllarına yeni mi gelmiştir? Peki, akıllarına yeni gelen FİKİR işçileri için bugüne kadar, neler yapılmış ya da neler yapılmamıştır?

Sektöre YÖN ve DİZAYN veren,  sektörde kendilerinden başkasının VARLIĞINI da kabul etmeyen,  kendileri var ise sektörün de ancak VAR olabileceği ve aksi halde sektörün çok kötü durumlara da düşebileceği kanısındaki,  sağdan ve soldan saydığımızda, üç –beş duayen ağabeye,  birkaç sorumuz olacaktır!

  • FİKİR işçileri, sizden veya size BİAT etmediği, sizlere TABİ olmadığı ve sizlerden de DESTUR almadığı gerekçesi ile Kamu Basın kuruluşlarına işe başlamasına neden, OLUR vermediniz veya REFERANS olmadınız?
  • Yine aynı gerekçeler,  yalan ve  yanlış dedikodular ile kimlerin BASIN Kartları iptal edilmiştir? Kim veya kimler bu iptal işlemine aracılık etmiştir? Mademki böyle bir gücünüz vardı,  sektör ve sektör çalışanlarının menfaatleri için neden kullanmadınız?  
  • Daha düne kadar, sektördeki FİKİR işçilerinin varlığını dahi kabul etmeyenler, kendileri dara düşünce, fikir işçilerini siper etmek sureti ile kimlere neden ateş etmektedir!  
  • Yetkili ve karar mercilerinde bulunurken, Fikir işçilerinin menfaatine ya da hayat standartlarının yükselmesi adına ne gibi işler yapılmıştır? Kocaman bir hiç!
  • FİKİR işçilerinin 32’den yatırılması gereken sigorta primleri, 1a olarak gösterilir ve yatırılırken neredeydiniz? Buradan kaynaklı, FİKİR işçilerinin FİİLİ HİZMET ZAM kaybı, neden yok sayılmış veya göz ardı edilmiştir? Peki, bu konuda SGK nezdinde bir girişimde neden bulunulmamıştır? Yoksa gerek mi görülmemiştir?
  • Mesleğe gönül vermiş İletişim Fakültesi mezunu Fikir işçilerinin sürekli basın kartı alabilmesi için süre çerçevesinden bir çalışma neden yapılmamıştır?
  • Fikir İşçilerinin sadece yereldeki meslek örgütü üyeliğinden başkaca neleri bulunmaktadır? BİK, İletişim Başkanlığı ve Basın Sendikasının fikir işçilerine yönelik; tatil,  indirim veya sosyal tesis vb. uygulamalardan neden haberi yoktur?
  • Pandemi döneminde, KAMU Kurumlarından özellikle FİKİR işçilerinin MAĞDUR edilmemesi adına,  alınan destekler ile neler yapılmıştır? Yoksa yeni ev, araba veya başkaca mülkler mi alınmıştır? Peki, şimdi neden sızlanılmaktadır?
  • Pandemi döneminde, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile FİKİR işçilerinin KISA Çalışma Dönemleri tam gün sayılacak ibaresine rağmen, konu ile ilgili, SGK nezdinde bir girişim ya da çalışma neden yapılmamıştır?
  • SGK taşra çalışanları, Cumhurbaşkanlığı kararnamesini dikkate almamakta ve doğal olarak kurum başkanlığından yönetmelik beklemektedir! Mezkûr konuda bir girişimde neden bulunulmamıştır? Ya da gerek mi görülmemiştir?

İletişim Mesleği ve Meslek Torbacıları!..

İletişim mesleğini icra eden, özellikle  gazete ve kitle iletişim araçları üzerinden  kamuoyu ile iletişim kuranlar; bir kelime,  bir kavram  ve bir cümlenin; ANLAMI,  İÇERİK ANALİZİ, İÇERİK ÇÖZÜMLEMESİ, METAFOR  ve MECAZ  ANLAMINDAN bihaber olduğu   durumlarda  elbette ki  İLETİŞİM KAZALARI ile  sonuçlanacaktır!. Tabii ki kaza olunca, kazanın tabiatı gereği, ölüler ve yaralılar da mutlaka olacaktır!.

Eskiler, insan insanın zehrini alır, derler!. İnsanın aslı ve  özü muhabbettir, iletişimdir!. Peki, İnsanda ki zehri nasıl alacağız?! Ya da İletişim ile sözlü gelenekte olduğu gibi ZEHİRİ alınmayan insan, neler yapabilir? İletişim insandaki zehri alma ve izale etme sanatı!.

İletişim; Aklına  geleni geldiği şekilde  söz söyleme veya  yazma  sanatı  değildir!. İletişim;  Diğer mesleklerde olduğu gibi ( Doktor  veya  Mühendislik ) eğitimi  alınması  ve formasyonun da öğrenilmesi gereken  bir  meslektir!.

Her ne kadar  yıllardır MESLEK tanımı  yapılmamış ve MESLEK YASASI  çıkmamış olsa da!.

Ülkemizde, yetmiş adet İletişim Fakültesi ve her yıl on bine yakın  MESLEKSİZ İletişim Fakülte mezunu olmasına rağmen, İletişim Fakültesi mezunlarının saygınlığı ve mesleğin de itibarı zaviyesinden, MESLEK YASASININ çıkması için Mesleki Yeterlilik Kurumu, eski bir İletişim Fakültesi Dekanı olarak, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve sektör temsilcilerini,  konu ile ilgili olarak hassasiyet göstermeleri, mesleğin  itibarı  ve saygınlığı zaviyesinden göreve çağırıyorum!.

İletişimde cümle ve kelimenin kendisi kadar, öncesi ve sonrası da çok mühimdir!. Eskilerin ifadesi ile siyak ve sibakına bakmak gerekir!. Siyak sözlükte, sürmek, sevk etmek, salmak anlamlara gelmektedir! Siyak ıstılahı olarak, sözün gelişi, ifade tarzı, üslup, tarz, anlatım biçimi gibi manalarda kullanılır! Siyak kavramıyla sözün maksadı ve gayesi arasında sıkı bir ilişki vardır!. Siyak, üslubundan ve söylendiği ortamdan hareketle sözün maksadını ve gayesini anlamaya çalışmak demektir!

Sibak  sözlükte, yarışta, savaşta, ilimde, Müslüman olmada, kısaca hemen her alanda ilk, öncü ve birinci olmak,  anlamına gelir!. Sibak ıstılahı olarak, bir şeyin geçmişi, öncesi, üst tarafı, başlangıcı, dil açısından bir ifadenin öncesi, yukarısı manalarında kullanıldığı gibi sözün baş tarafı ile olan bağlantısı, sözün evlinden, öncesinden gelen mana, evveliyat, karşılığı olarak kullanılır!.

Siyak ve Sibak kavramı genel olarak, bir söz veya ifadenin,  öncesi ve sonrasına bakarak, sözün hangi anlamda kullanıldığı, yanlış anlaşılma ve yorumlara, yani iletişim kazalarına sebebiyet vermemek adına, doğru  ve açık bir şekilde anlamak ve algılamak manasına gelir!

Kalp Ameliyatı olmak için doktora gittiniz ve yanlışlıkla operatör doktor, hastanın  ATAR  DAMARINI  kesmiş!. Sonuç; ÖLÜM!  ON Katlı bir Bina İNŞA etmek için İNŞAAT Mühendisi  ve MİMAR ile anlaştınız!. Fakat ON KATLI BİNA inşaatı  için sehven KOLON  yapmayı unutmuşlar!. Sonuç; Bina ÇÖKMÜŞ!..

İletişim de böyledir!. Yanlış anlaşıldım!. Böyle demek istemedim!. Şunu veya şunları şöyle şöyle demek istedim, olmaz!.. Sonuç; Bir İletişim KAZASI olmuş!. Ölen ve yaralananlar vardır!. Durum, hastane ve mahkemeye intikal etmiştir!.

İLETİŞİM  Mesleği, herkesin yapabileceği ve birileri tarafından da GÖZ ARDI edilemeyecek kadar mühim bir MESLEKTİR!..

İletişim kazasının olduğu,  KAOS ve  KAOTİK  durum ve ortamlarda,  aynı yolun yolcusu ve aynı zihniyetin temsilcileri; KAMUOYUNDAN gelen TEPKİ üzerine, dün olduğu gibi bugün de,  anında  dönecektir!. Aslında mezkur tipler cibilliyetini sergilemektedir!. Ben ondan veya onlardan değilim şeklinde; boy boy RESİM ve  PAYLAŞIMLARA ŞAHİT olabilirsiniz!.

DURUŞ, OMURGA ve KARAKTER;  ÇIKAR, MENFAAT ve sadece  İBAN  hareketine bağlıdır!.

Her meslek grubu, mesleki kimlik altında başkaca işler çeviren, aklı, fikri ve zihniyeti dinozorlaşmış ve özellikle de sektörde ki TAKLACI ve TORBACILARI, mesleğin itibarı ve mesleğe yeni girecek genç kuşaklar adına, meslekten temizlemek zorundadır!

Mesleği icra edenler; mesleki kimliğin verdiği güç ile  torbacılık yöntemi ile parasal olarak obezleşen  değil, mesleğin itibarı ve geleceği adına mesleğe GÜÇ ve İTİBAR katması gerekir!. Aksi halde mesleğin çöküşü ve bitişi, özellikle de  itibarı ve geleceği  hakkında, sektör temsilcilerinin  söz söylemeye ve  şikayet etmeye hakkı olamaz!.

İnsan denen ACİZ varlık; Dünyalık MAKAM, MEVKİ, PARA, PUL ve KADIN için hem kendisi ve hem de mesleki olarak  YAMULABİLİR!.

Sonsuz Kudret sahibi Yüce Allah;  Ali İmran suresi 8. ayetinde;  Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi  yamultma, eğdirme ve saptırma, bize tarafından bir rahmet bağışla!. Hiç kuşku yok, lütfü bol olan yalnız sensin, şeklinde buyurmaktadır!..

Allah kimseyi, yanlışı savunacak kadar CAHİL ve doğruyu inkar edecek kadar da NANKÖR  etmesin!.  Amin!. Amin!. Amin!.

İLETİŞİM; Bir İş mi yoksa MESLEK midir?!..

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda;  Medyayı kuşatma altına almış, yabancı ve yozlaşmış ideolojilere saplanmış gazeteci ve yorumculardan Türkiyeyi arındırmak amacıyla, milli ve şuurlu vatansever gençlerimizi, üniversite tercihlerinde İletişim Fakültelerini dikkate almalarının milli bir görev olduğuna inanıyorum, ifadelerinin iletişim mesleği adına çok manidar olduğunu düşünüyorum!

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin İletişim Fakülteleri ve özellikle de iletişim ve gazetecilik mesleği zaviyesinden yapmış olduğu paylaşım akabinde, iletişim fakültesi mezunlarının yıllardır çektiği sıkıntı, iletişim meslek ruhu ve tanımı, iletişimci ve gazetecileri  patronun iki dudağı arasına hapseden durumun giderilmesi, iletişimde ki ruhsuzluğun izalesi ve krizi fırsata çevirme zaviyesinden,  hayırlara vesile olabileceğini düşünüyorum!.

Bir işin meslek olabilmesi için yasal düzenleme gerekli midir? Yasal düzenleme olmadığı durumlarda, bir iş meslek sayılır mı? Bir uğraşın ve işin meslek özelliği taşıması için, yasal düzenleme  ve  belli bir eğitimi, kuralları ve  statüsü,  kullandığı  araç ve gereçleri olmalıdır!.

Meslek, insanlara yararlı mal ve hizmet üretmek, karşılığında para kazanmak için yapılan ve  belli bir eğitimle kazanılan, sistemli bilgi ve becerilere dayalı, kuralları yasalarla belirlenmiş etkinlikler bütünüdür!. 

Bir işin yasal meslek tanımı ile birlikte mesleki örgütlenme imkanı da doğmaktadır!. Meslek odaları, üyelerinin  yaptıkları işleri kolaylaştırmak, meslek menfaatlerini korumak, mesleki ihtiyaçları karşılamayı ve yardımlaşmayı amaçlar!. Türkiye’de tüm meslek gruplarının bir odası vardır!. Fakat İletişim Meslek odası yoktur!

Peki, İletişim bir meslek midir?  İletişim diye bir meslek  olur mu?! İletişim mesleğini edinmek için dört yıllık fakülte okumaya gerek var mıdır?!   İletişim diye bir meslek için yasal düzenleme olmalı mıdır?!  İletişim diye bir meslek yok ise,  elbette ki yasal olarak Meslek tanımının yapılmasına da ihtiyaç yoktur!

İletişim mesleğini; sektörün ihtiyaç duyduğu, nitelikli, etik ve toplumsal değerlere bağlı, küresel rekabet ortamında, yerli ve milli şuura hâkim, sektörün gereksinimlerine uygun vasıfları taşıyan, üretebilen ve paylaşabilen, yerinde ve doğru karar alma becerisine sahip bireyler yetiştirmek, şeklinde ifade edebiliriz!.

İletişimcileri; her türlü haber üretim ortamı ve  basılı, görsel – işitsel, elektronik ve etkileşimsel ortamlar  doğal çalışma alanlarıdır!. Bunların yanı sıra; medya planlama ve satın alma, basın sözcülüğü ve basın danışmanı, metin yazarlığı, pazarlama, reklam ve halkla ilişkiler uzmanlığı, marka – makam ve itibar yönetimi, siyasal ve kriz iletişimi, editörlük ve tüm bu alanların yönetsel sorumluluğu potansiyel çalışma alanları olarak sayabiliriz!

Türkiye’de 70’i aşkın İletişim Fakültesinde,  her yıl on bin civarında fakülte mezunu işsizler kervanına katılmaktadır! Binlerce yeni İletişim Fakültesi mezunları iş piyasasına umutsuz, mesleksiz ve sahipsiz bir şekilde salınıyor! Türkiye’deki İletişim fakültelerinin varlığı altmış yılı aşmasına rağmen, mesleki olarak; bakanlık, kamu kurum ve kuruluşlarınca muhatap alınmamaktadır!

Ülkemizdeki tüm fakülteler ve meslek grupları, bakanlıklar,  kamu kurum – kuruluşlar ve özel sektör ile ilişkilendirilmesine, kamusal statü verilen meslek odaları çevresinde toplanmasına ve mesleki yasal çerçeveleri çizilmesine rağmen, kurulduğu günden bu yana, İletişim Fakültesi mezunları, yani İLETİŞİMCİLER,  adeta yok sayılmakta ve görmezden gelinmektedir!  İletişim Fakültesi Mezunları yani İLETİŞİMCİLER kamu nezdinde muhatap alınmadığı ve mesleki yasal çerçevesi de çizilmediği için özel sektörde meslek olarak tanınması mümkün değildir!

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı; MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin gençlere; Üniversite tercihlerinde İletişim fakültelerini dikkate almaları çağrısından dolayı şükranlarını sundu! Ülkemizin menfaatlerine karşı medyanın önemli bir bölümü 5. kol faaliyeti yürütüyor!. Yalanlar üzerine inşa ettikleri gündemlerini, hakikatin sesiyle buluşturmalıyız!. Ülkemizin her bir ferdinin bu mücadeleye omuz vereceğine yürekten inanıyorum! İletişim Başkanlığı olarak ülkemizin haklı davasını dünyaya anlatma mücadelemizde, İletişim fakülteleri de önemli paydaşlarımız arasında yer alıyor!. İletişim fakültesi hocaları, öğrencileri ve tüm gençlerimizi Türkiye’nin iletişimini birlikte yapmaya davet ediyorum, ifade ve vurgulanın İletişim meslek ruhu, saygınlığı, itibarı ve yasal meslek tanımı çerçevesinden dikkate değer olduğunu düşünüyorum!

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçelinin açıklaması akabinde, İletişim Fakültelerinin bulunduğu üniversitelerde ki üniversite rektörü,  üniversite yönetimleri ve iletişim öğretim üyeleri, İletişim mesleği ve İletişimcilerin itibarı adına, yasal bir MESLEK tanımının yapılması için yeniden mücadele vermelidir!

İLETİŞİM bir ‘MESLEK’ değildir!..

Hafta sonu Konya SMMM Odası seçimli genel kuruluna iletişimci ve gazeteci olarak katıldım. Biz bu yazıyı kalem aldığımız ve gazete baskıya verildiği saatlerde seçim sonuçları daha açıklanmamıştı. Beş adayın yarıştığı Konya SMMM Oda başkanlık seçimlerinin öncelikle seçilen başkan ve yönetim ekibine, Konya Meslek Odasına, Oda meslek mensuplarına, şehrimize ve ülkemize hayırlara vesile olmasını dilerim.

Konya SMMM odası seçimli genel kurulunda,  beş aday ve diğer şehirlerden gelen misafir oda başkanları, TÜRMOB başkanı, siyasiler ve milletvekili,  genel kurula hitaben yapmış oldukları konuşmalarında,  meslek ve meslektaşlarının haklarını savunmaları ve diğer meslek gruplarının sahip olduğu yasal haklar çerçevesindeki tatlı rekabete dayalı ifade ve serzenişlerine de şahit oldum. Yani, diğer meslek grupları şu şu yasal hakları alabilirken, bizim meslek neden alamıyor ve meslektaşlarımız için de bu hakların mücadelesini verelim,  TBMM ve diğer siyaset düzeyinde çalışma ve lobi faaliyetlerine hız verelim şeklinde, devam edip gitti! Öncelikle bir İletişim mensubu ve gazeteci olarak meslek oda başkan adayları ve tarafların bu ifadelerinden memnun oldum ve gurur duydum!  Bir İletişim Uzmanı ve çalışan Gazeteci olarak da İletişim mesleğinin neden meslek tanımının olmadığına da gerçekten çok üzüldüm!

Peki, Meslek nedir? Yasal olarak Meslek tanımı nedir?  Bir işin Meslek olabilmesi için yasal düzenleme gerekli midir? Yasal düzenleme olmadığı zaman bir iş meslek olur mu?  Meslek, kişinin yaşamını sürdürmesi ve geçimini sağlaması için yaptığı sürekli bir iştir.  Meslek para kazanmanın ötesinde, kapasiteyi kullanma ve kendini gerçekleştirme yoludur. Ancak yapılan her iş, yasalarca meslek olarak kabul edilemez!  Bir uğraşın ve işin meslek özelliği taşıması için, yasal düzenlemesi, belli bir eğitimi, kuralları, statüsü ve kullandığı belli araç ve gereçleri olmalıdır.

Bu durumda meslek, İnsanlara yararlı mal ve hizmet üretmek, karşılığında para kazanmak için yapılan, belli bir eğitimle kazanılan, sistemli bilgi ve becerilere dayalı, kuralları yasalarla belirlenmiş etkinlikler bütünüdür.  Meslek,  İnsana toplum içinde belli bir yer sağlar, kişiye sorumluluk ve mesleki olgunluk yükler. Meslek odaları ise üye meslektaşların mesleki yolda yaptıkları işleri kolaylaştırmak, mesleğin menfaatlerini korumak ve ihtiyaçlarını karşılamayı, aynı mesleği yapan meslektaşlar arasında iletişim ve yardımlaşmayı amaçlar. Türkiye’de tüm meslek gruplarının bir odası vardır. Yasalara ve kanunlara göre hareket eder ve ona göre davranır. Odalar, tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıdır. Şehrimizde  KONESOB Esnaf odaları bünyesinde  her meslek mensubunu temsil eden  seksen üzerinde ve Türkiye genelinde ise  Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonuna (TESK  ) bağlı dört bine yakın meslek odası bulunmaktadır!.

Yazımızın başlığına dönelim ve İLETİŞİM bir meslek midir, değil midir?  Hadi oradan İletişim diye bir meslek mi olurmuş?! İletişim öğrenmek için dört yıllık fakülte okumaya ne gerek var, dediğinizi de duyar gibiyim!  İletişim diye bir meslek için yasal düzenleme mi olur?!  İletişim
diye bir meslek mi olur ve böyle bir meslek tabii ki de yok ise,  elbette ki yasal olarak Meslek tanımının da yapılmasına hiç gerek yoktur! Böyle bir mantıkta bulunan tüm etkili ve
yetkililere de şu soruyu sormak gerekir! Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı
Hükümet sistemi ile birlikte Cumhurbaşkanlığı bünyesinde ”İletişim Başkanlığı”
neden kurulmuştur?!  Hem de İletişim Başkanının eski bir İletişim Fakültesi Dekanı olduğu bir ülkede!

Türkiye’de yetmişi aşkın İletişim fakültesinin tanıtım yazısında; Ulusal ve uluslararası bilim dünyası tarafından kabul gören kuramsal ve uygulamalı araştırmalar gerçekleştirmek, geleceğin iletişimcilerinin yetişmesine elverişli bilimsel bir ortam sunmak! İletişim mesleği ve sektörün ihtiyaç duyduğu, nitelikli, etik ve toplumsal değerlere bağlı mezunlar vermek, küresel rekabet ortamında iletişim mesleği ve sektörünün gereksinimlerine uygun vasıfları taşıyan, bilgiye kolay erişebilen, üretebilen ve paylaşabilen, yerinde ve doğru karar alma becerisine sahip İletişimci bireyler yetiştirmek temel misyonu, diyor!

Dedik ya, Türkiye’de sayısı 70 ‘i aşkın İletişim Fakültesi ve her sene On bin dolayında işsizler kervanına katılan dört yıllık eğitimli iletişim Fakültesi Mezunu bulunmaktadır! Halen yeni İletişim Fakülteleri açılmaya da devam ediyor ve binlerce yeni İletişim Fakülteleri mezunları da iş piyasasına umutsuz, mesleksiz ve sahipsiz bir şekilde salınıyor! Peki, neden?! Türkiye’deki İletişim fakültelerinin varlığı kırk yılı aşmasına rağmen mesleki olarak herhangi bir bakanlık, kamu kurum ve kuruluşlarınca muhatap alınmamaktadır! Acaba neden?!

 Ülkemizdeki tüm diğer fakülteler, çeşitli bakanlıklar,  kamu kurum ve kuruluşları ile ilişkilendirilmesine, kamusal statü verilen meslek odaları çevresinde toplanmasına ve mesleki yasal çerçeveleri çizilmesine rağmen, kurulduğu günden bu yana İletişim Fakülteleri ve mezunları da adeta yok sayılmakta ve görmezden gelinmektedir!  Neden?! İletişim Fakültesi Mezunları kamu nezdinde muhatap bulamadığı ve mesleki yasal çerçevesi de çizilmediği için özel sektörde mesleki olarak tanınması mümkün olmamaktadır! Genel kanı ve uygulama olan, İletişim Fakültesi mezunlarının kurumlar ya da firmaların girişlerindeki bakımlı ve güzel giyimli bay veya bayan Halkla İlişkiler elemanları hiç değildir! Bu şekilde düşünüldüğü için zaten İmam Hatip lisesi ve İlahiyat eğitim almış kişiler tüm kamu kurumlarındaki İletişim birimlerine müdür veya koordinatör olarak atanmaktadır! Bu belirsizlik, İletişim Fakültesi Mezunlarının haksızlığa uğraması ve mağdur edilmesi anlamına gelmektedir! İletişim Fakültesi Mezunlarının karşı karşıya kaldığı muhatapsızdık, mesleki  yasal tanımsızlık, yaşadıkları  istihdam sorunları ve iş piyasasındaki itilmişliği, kakılmışlığı  öncelikle  mesleki yasal düzenlemelerin yapılamamış olmasından kaynaklanmaktadır, diye düşünüyorum!.

Şimdi diyeceksiniz ki; Bu kadar Üniversite rektörü, yönetim kademesi,  yetmiş kadar İletişim fakültesi dekanı ve  fakülte yönetimleri,  İletişim fakültelerindeki binlerce  iletişim eğitimi veren  öğretim üyesi neler yapmaktadır?! İletişim Fakültelerinden mezun etmekte oldukları öğrenciler için yasal olarak bir İLETİŞİM MESLEK tanımı yapılmalıdır, şeklinde bir dertleri ve lobi faaliyetleri var mıdır? Tabii ki hiç sanmıyorum!  Eğer İletişim Fakültelerinin bulunduğu üniversitelerdeki üniversite rektörü,  üniversite yönetimleri ve iletişim öğretim üyelerinin böyle bir dert ve gayeleri olsa isi, kırk yıl önce kurulan İletişim fakülteleri ve İletişim mezunları için şimdiye kadar yasal bir MESLEK tanımı olması gerekirdi, şeklinde düşünüyorum!  

Kurumsal İletişim; İTİBARI Yönetmektir!

İletişim, meslek ve bilim olarak, diğer meslek dalları gibi bir eğitim sistematiği ve uzmanlık isteyen bir meslek ve bilim dalıdır. Dünyada; Bilim ve meslek olarak tanımlandığı için de Lisans eğitim kurumları açılmıştır. İnsanlar lisans eğitimleri akabinde bu bilim dalında uzmanlaşmak ve derinleşmek için de yüksek lisans ve doktora yaparlar. Her mesleğin kendine göre incelikleri olduğu gibi İletişim mesleğinin de kendine göre incelikleri ve uzmanlık alanları, daha fazladır. Her birey her işi yapabilir; eski Türkiye’de her işi yaparım, ne iş olsa yaparım abi formatındaki bireylerin olduğu gibi… Herkes her işi yapamaz; Hele bir de uzmanlık isteyen bir konu ise hiç yapamaz ve yapmamalıdır; Meslek ve bilim onuru, saygınlığı adına.

Sağlıkla ilgili bir sorunumuz ve sıkıntımız olduğunda nasıl işin uzmanını arıyorsak… Kalp ile ilgili bir sıkıntımızda, fizik tedavi doktoru aramadığımız gibi… Kurumlarımız, İletişim sorunları ve krizlerinde uzmana gitmediğimiz ve uzmanı ile çalışmadığımız takdirde sonuçlarına da katlanmak gerekir. Hayatın her anında krizler vardır.

İletişim krizleri de bunlardan bir tanesi ve en önemlisidir. Çözüm yolları da iletişim çerçevesinde olmalı ve kalmalıdır. Aksi halde kurumsal algı, kurumsal itibarımız, kurumsal markamız ve kurumsal makamımız zarar görebilir. Kurumlarımız için kurumsal itibarı yönetmek çok önemlidir. Kurumsal iletişim birimlerinin ve kurum yöneticilerinin kurumsal itibarlarını yönetmekten başkaca, acil ve önemli ne gibi işleri olabilir. Kurumsal itibar kurumlarımız için vazgeçilemez bir fonksiyondur.

İletişim; Ortak simgeler yoluyla sosyal paydaşlar asarında bir anlam yayma ve oluşturma etkinliğidir. İletişim tüm varlıklar arasında mevcuttur. Her şey iletişim halindedir. Yalnız her varlığın kendince bir iletişimi vardır. Dolayısıyla herkes başkasının iletişimini kendince anlar. İletişim kurulabilmesi için, karşı tarafın kullandığı simgeler bilinmelidir. Karşıdaki kişinin zihninde doğru imgeyi canlandırmak için karşıdakinin simgelerini bilmelisiniz. Biz ortaklığımız ölçüsünde karşımızdakini anlayabiliriz. Bu minvalde hayatın her yerinde anlam verme çabaları olduğunu ve bununla uzlaşmamız ölçüsünde algılayabileceğimizi söyleyebiliriz.

itibar11.jpg

Kurumsal İletişim;  Kurumların stratejik iş hedefleri doğrultusunda tüm iletişim süreçlerinin bütünleşmiş bir şekilde yönetilmesi olarak tanımlanabilir.  Küreselleşme ile birlikte artan rekabet, bugün artık pazarlama iletişimi, itibar yönetimi, algı yönetimi, kriz iletişimi,  halkla ilişkiler ve iç iletişim gibi iletişimin çeşitli alanları arasındaki sınırların kaybolması sebebiyet vermiştir.  Kurumsal iletişim, bir yönetim destek fonksiyonu olmaktan çıkarak, iş stratejilerinin oluşturulmasında etkin rol oynayan stratejik bir kurumsal fonksiyon haline dönüşmektedir.

Kurumsal İletişim başlığı altında görülebilen diğer İletişim fonksiyonları;  Kurumsal İtibar Yönetimi,  Lider / CEO İletişimi,  Kriz yönetimi,  Gündem Yönetimi,  İç İletişim,  Kurumsal Sponsorluklar,  Etkinlik Yönetimi,  Medya İlişkileri,  KSS (Kurumsal Sosyal Sorumluluk), Kurumsal Algı Yönetimi,  Kurumsal Kimlik,  Pazarlama İletişimi, Spor-Sanat Faaliyetleri Yönetimi vb.

Kurumsal itibar; Bir kurumun görünen yüzü ile ilgili tüm materyallerin,  sosyal paydaşlar üzerinde bıraktığı izlenimlerin toplamına denir. Kurumsal itibar; bir kurumun muhatap olduğu kişi ve kurumların gözünde sahip olduğu değerdir. Diğer bir ifade ile sosyal paydaşlar arasındaki güvendir.  Kurumsal itibar; bir kurumun, hissedarlar, müşteriler, çalışanlar, sosyal kurumlar, yazılı ve sözlü medya ile halkın beynindeki algılamalarının, güvenin toplamıdır.

Kurumsal itibar; bir kurumun en önemli varlıklarındandır. İyi bir kurumsal itibarın birçok faydaları vardır; 1- Müşterilerini daha kolay etkiler, 2-  Marka sadakatini artırır, 3-  Kolay ve ucuz kredi bulur, 4-  Rekabet avantajları sağlar, 5-  Tedarikçiler daha kolay elde tutulur,  6-  Kurumsal yapı daha etkin hale gelir, 7-  Satış avantaları sağlar, 8-  Kaliteli eleman bulmaları kolaylaşır. 9- Sosyal paydaşlar üzerinde tam bir GÜVEN tesis eder.

itibar111.jpg

Üniversite yönetimleri, eğitim verdikleri fakültelerdeki bölümlere ve mesleklere saygılı olmalıdır. Üniversite yönetimleri, mezun verdikleri ve yetiştirdikleri bireylere saygılı olmadıkları takdirde, dolaylı olarak kime mesaj vermektedir. Fakülte yönetimleri ve koca koca profesörlere yetiştirmekte olduğunuz ve uzman olarak mezun ettiğiniz kişilere güvenmiyorum, beğenmiyorum demektedir. Üniversite yönetimleri beğenmediği bölüm ve fakülteleri kapatmalıdır; Ülkeye maliyet ve külfet noktasında sıkıntı verilmemelidir. Gençlerimiz de zamanlarını boşa harcamamalıdır. Sanayide bir meslekte çalışıp vatanına, milletine ve ailesine ekonomik olarak katkı sağlaması daha verimli olacaktır.