Konya TEKNİK Üniversitesine, REKTÖR Atanması — 2 —

Konya Teknik Üniversitesi; 18.05.2018 tarih ve 30425 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan 7141 sayılı kanunun yedinci maddesi ve 2809 sayılı kanuna eklenen Ek Madde-179 ile kurulmuştur.

Kurucu Rektör, ikinci dönem bir kez daha ataması yapılmadığı için YEREL SİYASET – YEREL DİNAMİKLER ve YEREL bir SERMAYE grubunun BASKI ve girişimleri, KULİS ve LOBİ faaliyetleri çerçevesinde, Konyalı bir akademisyen, Prof. Dr. Osman Nuri Çelik, 15 Eylül 2022 tarihinde, REKTÖR olarak atanmıştır.


15 Eylül 2026 tarihinde, Prof. Dr. Osman Nuri Çelik hoca, görev süresi dolacağı için ya yeniden ikinci dönem REKTÖR olarak atanabilir!


Ya da Üniversite – Ülke ve ŞEHİR adına, HEDEFLERİ – DERTLERİ ve İDEALİ olan özellikle de KAMPÜS İNŞAATINI başlatmak ve bitirmek konusunda gayretleri olacak, FİL DİŞİ KULEDEN SAHALARA inebilecek, GENÇ ve DİNAMİK bir akademisyen, REKTÖR olarak atanmalı!


Her seçim ve tercih bir vazgeçiştir! Yerel Siyaset – Yerel Dinamikler ve Yerel bir Sermaye Grubuna, mezkur konularda, öncelikle Üniversite, ŞEHİR ve ÜLKE adına, büyük bir VEBAL ve SORUMLULUK yüklenmiş olduğunu da, hatırlatmak isterim!


Konya Teknik Üniversitesi, hem YÖNETİM ve hem de EĞİTİM – ÖĞRETİM faaliyetlerine, AVM’DEN dönüştürülme binada, ne zamana ve hangi tarihe kadar, devam edecektir?


Kuruluş sürecinden İKİ DÖNEM – SEKİZ YIL geçmiş olmasına rağmen, AVM’DEN dönüştürülme binada, YÖNETİM ve EĞİTİM – ÖĞRETİM faaliyetlerine devam eden, Konya Teknik Üniversitesine, kim ya da nasıl bir akademisyen, REKTÖR olarak atanmalı?


Yüksek Öğretim Reform Politika belgesinde ki öneri ve hedefler, 2053 ve 2071 vizyon çerçevesinde; Konya TEKNİK Üniversitesine aday olmayı düşünen – planlayan – lobi ve kulis yapan rektör adayı akademisyenlere ve özellikle karar mercilerine etki edecek; YEREL SİYASET – YEREL DİNAMİKLER ve YEREL bir SERMAYE GRUBUNA sormak gerekir!


Karar mercilerine etki eden, yerel siyaset – yerel bir sermaye grubu – yerel dinamikler ve tüm etki ajanlarına; Kamu adına, gazetecilik yapan bir iletişim uzmanı olarak, Konya TEKNİK Üniversitesine, Nasıl bir REKTÖR ARIYORSUNUZ, diye soruyorum!


Öncelikle ve özellikle, Konya TEKNİK Üniversitesinin KAMPÜS İNŞAATINI, ACİL ve İVEDİ olarak başlatacak ve dört yıllık görev süresinde tamamlamak konusunda, gayreti – hedefi ve ideali olan bir Akademisyen, REKTÖR olarak atanmalı!


Konya TEKNİK Üniversitesine; Selçuk Üniversitesi Kampüs alanında bulunan Fakülte – MYO ve AVM’DEN dönüştürülme binadaki EĞİTİM – ÖĞRETİM faaliyetleri ve Üniversite yönetim birimlerini, inşaatı tamamlanan, yeni kampüs alanına acil ve ivedi olarak taşımak konusunda, gayreti – hedefi ve vizyonu olan bir Akademisyen, REKTÖR olarak atanmalı!


Konya TEKNİK Üniversitesine; üniversite ve akademisyenler, ülkemizin geleceği öğrenciler, şehri ve ülkesine; fayda ve katma değer katmak ve üretebilmek adına; bir diyeceği, bir sözü, bir derdi, elle tutulur ve gözle görünür, uygulanabilir projeleri olan bir akademisyen, REKTÖR olarak atanmalı!


Konya TEKNİK Üniversitesine; Makam ve MARKADAN GÜÇ alan değil, Makam ve MARKAYA GÜÇ Katabilecek bir akademisyen, REKTÖR olarak atanmalı!


Konya TEKNİK Üniversitesine; Fakültedeki odası kadar ufku ve çapı olan değil, hem ülkesi ve hem de üniversite adına, ulusal ve Uluslararası vizyonu ve hedefleri olan bir akademisyen, REKTÖR olarak atanmalı!


Konya TEKNİK Üniversitesine; Yerel Siyaset – Yerel Dinamikler ve Yerel bir Sermaye Grubuna; VEFA ya da DİYET borcu olmayan bir akademisyen, REKTÖR olarak atanmalı!


Konya TEKNİK Üniversitesine; Yerel Siyaset – Yerel Dinamikler ve Yerel bir Sermaye Grubunun Emir Komuta zincirinde, tüm YATIRIM ve PROJE taleplerine onay vermeyecek bir akademisyen, REKTÖR olarak atanmalı!


Konya TEKNİK Üniversitesine; Açık, şeffaf iletişim ve hesap verebilir katılımcı yönetim anlayışı sergileyen, durumsal yönetim anlayışı değil, kurumsal yönetim ve kurumsal aidiyeti önceleyen bir akademisyen, REKTÖR olarak atanmalı!


Konya TEKNİK Üniversitesine; farklı dinamikleri, çıkar – menfaat – iktidar – güç ve denge grupları olan kadim şehirde; toplum ve sivil toplum, sanayi ve üniversite arasında köprüler kurabilecek, Toplum – Sivil Toplum ve Sanayicilere de TEPEDEN Bakmayan, FİLDİŞİ KULESİNDEN Sahalara inebilecek bir akademisyen, REKTÖR olarak atanmalı!


Üniversiteler de, tüm akademik ve idari kadro, kurumsal yönetim ve kurumsal aidiyet çerçevesinde çalışır ve başarılı olur ise doğal olarak, REKTÖR ve ÜNİVERSİTE, BAŞARILI sayılacaktır.


Üniversiteler de; SONUÇ ve BAŞARIYI getiren şey; Sistem ve Süreçler değil, Bilgisayar ve Makineler değil, kurumlarda ki; İNSANLAR ve Onların DAVRANIŞLARIDIR.


YÖKAK Akreditasyonu, Yükseköğretim Kalite Kurulu ( YÖKAK ) Üniversitelerin eğitim -öğretim, araştırma ve yönetim kalitesinin ulusal ve uluslararası standartlara uygunluğunun belgelenmesi sürecidir.


YÖKAK Akreditasyonu verilen bir üniversite; eğitim ve öğretimden araştırmaya, toplumsal katkıdan idari süreçlere kadar tüm YÖNETİM ve ÖĞRETİM faaliyetlerinde ulusal ve uluslararası kalite standartlarını karşıladığı, tescillemiş olmaktadır.


YÖKAK Akreditasyonu, Yükseköğretim Kalite Kurulu ( YÖKAK ) Türkiye’de, 39 Üniversiteye bu belgeyi vermiştir.


Yükseköğretim Kalite Kurulu ( YÖKAK ) 2 – 5 yıl süre ile ” tam Akreditasyon ” – ” koşullu Akreditasyon ” – ” Akredite olmayan ” – ” Değerlendirme Aşamasında ” ve ” Akreditasyonu RED ” olmak üzere, beş aşamada, Akreditasyon belgesi vermektedir.


Yükseköğretim Kalite Kurulu ( YÖKAK ) tarafından verilen Akreditasyon belgesi, bir üniversitenin, Eğitim – Öğretim – Araştırma – Toplumsal Katkı ve idari yönetim süreçlerinde, ulusal ve uluslararası KALİTE Standartları karşıladığı, kurumun sürekli iyileştirme kültürüne sahip olduğunu göstermektedir.


Yükseköğretim Kalite Kurulu ( YÖKAK ) 2026 yılı Mart ayında yapılan ” Akreditasyon Belgesi ” toplantısında, Konya Teknik Üniversitesine; ” AKREDİTASYONU RED ” belgesi verdiğini de, hatırlatmak isterim!

1 -) 6 Temmuz 2024 Tarihli KÖŞE YAZIM; Konya Teknik Üniversitesi, KAMPÜS İnşaatı NE Durumda?


https://ahmetunver.com.tr/2024/07/06/konya-teknik-universitesi-kampus-insaati-ne-durumda/

Konya TEKNİK Üniversitesine, REKTÖR Atanması!

Konya Teknik Üniversitesi; 18.05.2018 tarih ve 30425 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan 7141 sayılı kanunun yedinci maddesi ve 2809 sayılı kanuna eklenen Ek Madde-179 ile kurulmuştur.

Bu süreçte, Şehir dışından, şehirdeki yerel siyaset ve yerel dinamiklerden bihaber, TEKNİK bir akademisyen, kurucu Rektör olarak atanmıştır.

Kurucu Rektör, dört yıllık görev süresinde, sadece kuruluş işlemleri, akademik ve idari kadro, alt yapı anlamında, büyük bir mücadele verdiğini de, not edelim.

Kurucu Rektör, ikinci dönem bir kez daha ataması yapılmadığı için YEREL SİYASET – YEREL DİNAMİKLER ve YEREL bir SERMAYE grubunun BASKI ve girişimleri, KULİS ve LOBİ faaliyetleri çerçevesinde, Konyalı bir akademisyen, Prof. Dr. Osman Nuri Çelik, 15 Eylül 2022 tarihinde, REKTÖR olarak atanmıştır.

15 Eylül 2026 tarihinde, Prof. Dr. Osman Nuri Çelik hoca, görev süresi dolacağı için ya yeniden ikinci dönem REKTÖR olarak atanabilir!

Her seçim ve tercih bir vazgeçiştir! Yerel Siyaset – Yerel Dinamikler ve Yerel bir Sermaye Grubuna, mezkur konularda, ŞEHİR ve ÜLKE adına, büyük bir VEBAL ve SORUMLULUK yüklenmiş olduğunu da, hatırlatmak isterim!

  • Peki, Kuruluş süreci, Akademik ve İdari Kadro, Alt Yapı konusunda, kurucu Rektör döneminde büyük bir aşama kat edilmiş olmasına rağmen, 15 Eylül 2022 tarihinden bu günlere DÖRT yıldır REKTÖR olarak görev yapan, Osman Nuri Çelik hocaya; özellikle KAMPÜS İNŞAATI, ARAŞTIRMA – GELİŞTİRME – BİLİMSEL FAALİYETLER – TEKNOLOJİ ÜRETİMİ, ÜLKE ve ŞEHİR Ekonomisine Katkı, zaviyesinden neler yaptığını, sormak gerekir?

Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun ( ÖYK ) 28 Aralık 2016 tarihli kararıyla, toplamda 5 adadan oluşan, yaklaşık DOKUZ YÜZ BİN metrekare taşınmazlar, ‘’Selçuk Üniversitesi Sanayi Kampüs Sahası’’ tahsis işlemi, KONYA TEKNİK ÜNİVERSİTE kurulmasına matuf olduğunu, bir kenara not edelim.

Şehirlerin gelişimi ve Ülkenin Kalkınması zaviyesinden Üniversite Sanayi işbirliği ve özellikle TEKNİK Üniversitelerin önemi ve katkısı büyüktür.

Selçuk Üniversitesine, 28 Aralık 2016 tarihinde, Organize Sanayi Bölgesinde tahsis edilen taşınmazlar, Konya Teknik Üniversitesinin alt yapısına matuf olarak hayata geçecektir; başkaca bir saik ile kullanılamayacaktır.

  • Tüm bu gelişmeler çerçevesinde, ilgili ve yetkili konumda olanlara, Konya Sanayisinin bilimsel altyapısını oluşturmak ve üniversite sanayi işbirliğini geliştirmek adına, Konya Teknik Üniversitesi Kampüs İnşaat alanı ile ilgili, yerel dinamikler ve yerel siyasiler, özellikle de dört yıldır Rektör olarak yapan Prof. Dr. Osman Nuri Çelik Hoca’ya, bir gazeteci olarak, KAMU ve KAMUOYU adına, bir kaç sorumuz olacaktır.

18 Mayıs 2018 tarihinde resmi kuruluşu gerçekleşen ve bir yıl önce, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından Konya Teknik Üniversitenin alt yapısı için Organize Sanayi Bölgesinde, beş adadan oluşan DOKUZ YÜZ BİN metrekare tahsisi yapılan taşınmazlara, Kampüs İnşaatı, neden başlamıyor ya da yapılamıyor?

Peki, Organize Sanayi Bölgesindeki, beş adadan oluşan DOKUZ YÜZ BİN metrekare tahsisi yapılan Arsanın DÖRT ada, yaklaşık ALTI YÜZ ELLİ BİN METREKARESİ, YEREL YÖNETİMLERE, hangi gerekçeler ve hangi şartlarda, neden devir edilmiştir?

Peki, Organize Sanayi Bölgesinde, Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından devri yapılan DOKUZ YÜZ BİN Metre kare ve Fırat Caddesi – Ardıçlı Bölgesindeki; Bir Milyon Metre Kare taşınmazların güncel piyasa değerini, Kamuoyu ve Yetkililerin takdirlerine sunarım.

Peki, Yerel Yönetimlere Devri yapılan; Organize Sanayi Bölgesindeki ALTI YÜZ ELLİ BİN Metre kare ve Fırat Caddesi – Ardıçlı Bölgesindeki; Bir Milyon Metre Kare taşınmazlara karşılık alınan; İstanbul yolu üzerinde – Dokuzun Beli mevkiinde ” KAMPÜS ” İnşaatı yapılacak tarlanın değerlendirmesini de, Kamuoyu ve yine Yetkililerin takdirlerine sunarım.

Peki, Organize Sanayi Bölgesindeki, Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından devri yapılan DOKUZ YÜZ BİN METREKARELİK arsadan, Konya Teknik Üniversitesinde tapusu kalan, YÜZ ELLİ BİN METREKERE ARSANIN SATIŞINI, KİM ya da KİMLER, kim ve kimler adına, NASIL – NEDEN ve NELER adına yapacaktır?

Peki, Organize Sanayi Bölgesinde, Üniversite uhdesinde tapusu kalan, YÜZ ELLİ BİN METREKARE ARSA SATIŞINI, Konya Teknik Üniversite, NEDEN yapmıyor ya da yapamıyor?

Peki, Yerel Yönetimler, Organize Sanayi Bölgesinde, Üniversite uhdesinde tapusu kalan, YÜZ ELLİ BİN Metre kare ARSA SATIŞINI, Konya Teknik Üniversitesine, Yerel Yönetimlerin MALİ Tablosuna göre, geri ödeyecek olmasına, NELER demeli?

Peki, Organize Sanayi Bölgesindeki, şerhli arsa, başka bir bölgede, Konya Teknik Üniversitesi Kampüs alanı yapılması için Yerel Yönetimlere DEVİR edilmiş olmasına rağmen, bu güne kadar, NEDEN bir gelişme olmamıştır? Ya da NE ZAMAN olacaktır?

Peki, Konya Teknik Üniversitesi üzerine kayıtlı, Fırat caddesi – Ardıçlı Bölgesindeki, BİR MİLYON Metre kare ARSA, Yerel Yönetimlere, NEDEN ve HANGİ gerekçeler – hangi şartlarda, DEVİR edilmiştir?

Peki, 2023 yılında, Konya Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesine proje çizimleri yaptırılan ve Döner Sermaye üzerinden, BEŞ YÜZ BİN TL ödemesi yapılan, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, 1. ETAP Projesi, NEDEN ÇÖPE Atılmıştır?

Peki, 2025 yılı Kasım ayında, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, sadece 1. ETAP Projesi için ihaleye çıkılması ve neredeyse, ON ÜÇ MİLYON TL. ÖDEME yapılmasına, NELER demeli?

Peki, Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, sadece 2. ETAP Projesi için de, OTUZ BEŞ MİLYON TL. Bütçe tahsis edilmiş olduğunu da, hatırlatmak isterim!

Konya Teknik Üniversitesi KAMPÜS İnşaatının tamamlanması, bu tempo ile devam edilirse, tüm yönetim birimleri ve dersliklerin AVM’DEN dönüştürülme binadan taşınması, neredeyse, OTUZ YIL sürecek gibi!

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, sadece 1. ETAP için 2023 yılından itibaren gönderilen bütçe, başlama 2023 yılı ve bitiş tarihi olarak 2027 yılı ilan edilmiş olmasına rağmen, İNŞAAT bu günlere kadar, NEDEN başlatılmamıştır?

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, sadece 1. ETAP, bugün için 2029 yılına kadar İnşaatın bitişi için onaylanan BÜTÇE, Üniversite Yönetimi ya da Yapı İşleri Daire Başkanlığı tarafından, daha inşaat başlamadan KDV Dahil, İKİ YÜZ MİLYON TL. gibi bir rakam neden aşılmıştır?

Peki, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığının Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi, sadece 1. ETAP için onaylamış olduğu bütçenin üzerine çıkılmasına rağmen ve Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığından EK BÜTÇE onay yazısı gelmeden, Konya Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Nuri Çelik, hangi konuda ya da TEMEL ATMA konusu hakkında, bir BASIN Toplantısı düzenlemeyi ya da Basın Açıklaması yapmayı planlamaktadır?

  • Peki, Konya Teknik Üniversitesi, hem YÖNETİM ve hem de EĞİTİM – ÖĞRETİM faaliyetlerine, AVM’DEN dönüştürülme binada, ne zamana ve hangi tarihe kadar, devam edecektir?
  • Peki, Kuruluş sürecinden İKİ DÖNEM – SEKİZ YIL geçmiş olmasına rağmen, AVM’DEN dönüştürülme binada, YÖNETİM ve EĞİTİM – ÖĞRETİM faaliyetlerine devam eden, Konya Teknik Üniversitesine, kim ya da nasıl bir akademisyen, REKTÖR olarak atanmalı?

1 -) 6 Temmuz 2024 Tarihli KÖŞE YAZIM; Konya Teknik Üniversitesi, KAMPÜS İnşaatı NE Durumda?


https://ahmetunver.com.tr/2024/07/06/konya-teknik-universitesi-kampus-insaati-ne-durumda/

ABD ve İSRAİL, İRAN’A Saldırıları ve Uluslararası YENİ bir DÜZEN!

Köşe yazılarımda, sürekli olarak, Dünya’da yaşanan EKONOMİK – SİYASİ – ASKERİ ve TEKMOLOJİK ya da SAVAŞ benzeri olaylar – olgu ve gelişmeler; dünya siyaseti ve uluslararası sistemi değişime zorlayacağını, kaleme almaya çalışıyorum.


ABD ve İsrail, İRAN’A başlatmış oldukları saldırı ya da SAVAŞ, uluslararası sistemde ki değişimin hızlanacağının göstergeleri gibi. Domino taşları gibi her şey alt üst olacaktır.

Dünya Siyaseti ya da Uluslararası Sisteme; YENİ bir DÖNEM – DÜZEN – DEVİR ve SİSTEM geliyor!

Dünya’da yaşanan son gelişmeler, hem dünya siyaseti, hem Uluslararası Sistem, hem ekonomi ve hem de devlet yöneticilerinin değişime zorlanacağı bir döneme işaret etmektedir.

Dünya Siyaseti ya da Uluslararası Sistemdeki değişim çerçevesinde, görevde bulunan bazı EKOL temsilcileri tasfiye olurken, YENİ EKOL temsilcileri görev alacaktır.

Bazı EKOL Temsilcileri OYUN DIŞI kalırken, YENİ OYUNCULAR ve YENİ EKOL Temsilcileri, oyuna girecektir.

ESKİ ve EKSİ tipler, eski düzenin hafızası konumundaki taşıyıyıcı EKOL Temsilcileri de, bir bir TASFİYE edilecektir.

EKSİ ve ESKİ düzenin hafızası ve taşıyıcılar ile yeni bir DÜZEN ve SİSTEM kurulamaz!

Dünya Sistematiği yıllardan beri böyledir! Halklar olarak göremesek ve algılayamasak da!

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli; 14 Mayıs 2023 tarihinde ki Cumhurbaşkanlığı seçimleri akabinde yapmış olduğu; Önümüzdeki günlerde çok şey değişecektir, her şey değişecektir; Öyle gözüküyor. İnşallah Türkiye değişmez, ifade ve vurguları muvacehesinde, Dünya Siyaseti ve Sisteminde, DEĞİŞİM vakti saati gelmiş demektir.

Peki, Dünya Siyaseti ya da Uluslararası Sistemdeki değişimler göstere göstere mi olmaktadır?

Birinci ve İkinci dünya Savaşları akabinde kurulan, Dünya sistematiğinde olduğu gibi.

YENİ bir uluslararası DÖNEM – DÜZEN – DEVİR ve SİSTEM KURULUYOR!

Dünya; bilmediklerimiz ve bildiklerimizden daha önemli; öngörülebilir ve öngörülemeyen nadir olaylar, dünyanın yeniden şekil almasına;, yeni bir düzen, devir, dönem, denge ve sistematiğin kurulmasına sebebiyet vermektedir!

Dünya Siyaseti ya da Uluslararası Sisteme yönelik; STRATEJİ ve PLANI olmayan toplumlar, PLANI olan, Küresel ve Emperyal Güçlerin hem OYUNCAĞI ve hem de KÖLESİ olmak durumunda kalacaktır.

Sistemden beslenen asalakların bekleştiği şekilde, devlet yönetim sistemi ve siyaset geleneği, siyasal parti ve iktidar olma süreci, yeni dönem ve yeni yönetim sistemi, malum siyasi parti içinden çıkması muhtemel bir parti veya LİDER, yani aynı ekol temsilcisi bir HALEF ile siyaset yolculuğuna devam etmeyecektir.

Siyasal İslamcıların tamamen tasfiye olacağı, Kuvay-i Milliye Ruhu ve Kurucu İrade temsilcilerinin devlet yönetimine hakim hakim olacağı yeni bir dönem geliyor.

Siyasi mantalite olarak bir devir kapanıyor ve yeni bir siyasi dönem başlıyor. Asalak ve çapsızlar, ehliyet ve liyakatleri olmadığı için beslendikleri sistemin devamını talep etmektedir.

Neymiş Efendim! Sözün tamamı ya da lafın fazlası, aptala söylenirmiş.

Peki, Küresel ve Uluslararası Yeni bir DÜZEN – DENGE – DEVİR ve SİSTEM kurulurken, eski alışkanlıkları olanlar ve eski düzenin oyuncuları, hafızası ve taşıyıcılar ya da kuklaları ne yapacaktır?

Ya Yeni bir DÜZEN – DENGE – DEVİR ve SİSTEMİN parçası olacak Ya da YOK olup gidecektir.

Tarihte olduğu gibi Değişime direnenler kaybedecektir. Değişimin önünde durulamaz. Değişime dirennenler TEK TEK AVLANACAKTIR!

Olay ve olgulara, alışkanlıkları değiştirmek suretiyle bakabilmeyi öğrenmek gerekir.

Hayatta her şey olabilir. Olmaz denilen şeylere hazır olmak gerekir. Hayat durağan değildir. Atom parçalanır ve algılar da parçalanır ve değişebilir.

Küresel – Uluslararası ve Yerel ölçekte, siyasi ALGILARIN yer ile yeksan olacağı YENİ bir DÖNEM – DÜZEN – DEVİR ve SİSTEM başlıyor.

Tarihte olduğu gibi Yeni gelen BİLGİYE ve DEVİRE direnenler, HELAK olur gider!

Hayat seçimler ve tercihler ve değişimler üzerine bina edilmiştir.

Atalarımızı, yeni bir BİLGİ – yeni bir DEĞİŞİM – yeni bir SİSTEM ve yeni bir DEVİR üzere bulmadık, diyenler, her dönemde, HELAK olur gider.

Birileri; Konumu – Gücü – Malı – Mülkü – Makamı – Mevkisi ve İktidarını kaybetmemek adına, direnecektir. Direndikçe de inatlaşacak ve tekrardan direnecektir. Tarihte olduğu gibi günü gelmiş ve kapıya dayanmış; yeni bir BİLGİ – yeni bir DEĞİŞİM – yeni bir SİSTEM – yeni bir DÜZEN ve yeni bir DÖNEME direnenler, her daim kaybeder. Tarihin TOZLU raflarında yerlerini alacaktır!

Elveda! Ya RAHMET – MAĞFİRET Ayı Ramazan; ELVEDA!

Ramazan Ayı; başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu da cehennem azabından kurtuluş demektir.

Rahmet ve Mağfirete erişebilen, Cehennem azabından da kurtulanlardan olabilmek dileklerimle. İMAN ehli, böyle iman eder ve böylece amel eder.


Ramazan Ayı; Kuran, tefekkür ve paylaşma ayıdır. Hayatın her anında Kuran ile yaşamayı ve tefekkür halinde olmayı gerektirir.


Dünya hayatı insan için sadece bir yarıştan ibarettir. Makam – Mevki – Güç – İktidar ve Mal biriktirme, yığma ve sayma yarışı.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; tutmuş olduğumuz oruçları, kılmış olduğumuz teravihleri, Kur’an tilavetlerini, tüm ibadetleri, sadaka, fidye, infak ve fitreleri, dergahında kabul eylesin.


Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Ramazan ayının manevi havasından ziyadesi ile istifade ettiği kullarından olmayı cümle İMAN ehline nasip eylesin.


Ramazan Ayı; paylaşmanın, sevginin, huzurun, toplumsal birlik – beraberlik ve paylaşmanın tesisine imkân vermektedir.


Dünyada yaşanan kaos – karmaşa ve kargaşa, insanların umutlarını tüketmektedir.

Ramazan Ayına girerken bölgemizde fitili ateşlenen savaşa ne demeli?

Ramazan Ayı; sadece aç kalmak değildir. Ramazan, sadece ibadet mevsimi, değildir.


Ramazan Ayı; İnsan denilen Varlığın kendine ve özüne dönmesi, kendisi ve çevresini fark etmesi, tefekkür ve tezekkür etmesi; Yüce Allah’ın Kudreti – lütfu ve inayeti karşısında, ne kadar aciz olduğunu idrak etmesidir.

Ramazan Bayramı ile Maddi bayrama erişenler gibi Cennet Bayramı, Beratını alan HAS kullarından olabilmek ümidiyle.

Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Dünya hayatının geçici olduğu, her yaşayan fani gibi bizlerin de bu âlemi terk edeceği tefekkürü ile İMAN ehli olarak ibretler alınmaya çalışılır. Kul için dünya hayatındaki her şey sadece bir uyanma, bir tefekkür ve bir tezekkür vesilesi olduğunu, buyurmaktadır.


Elveda! Ya Şehri Ramazan elveda! Elveda! Ey Şehri Kuran elveda!
On bir aylık yoldan geldin! Müminlere rahmet oldun! Asilere azap oldun!
On bir ayın sultanısın! Dertlilerin dermanısın! Hakk’ın bize ihsanısın!


Elveda! Ya Şehri Ramazan elveda! Elveda! Ya Vahyi Mübarek elveda! Elveda! Ya Şehri Rahmet elveda! Elveda! Ya Mübarek Ramazan elveda! Elveda! Ya Kuran ayı elveda!

Daha nice Ramazan aylarına, Sağlıklı bir şekilde erişebilmeyi Sonsuz Kudret sahibi Yüce Allah nasip eylesin.


Ramazan Bayramımız Mübarek olsun. Tüm eş – dost ve sevdiklerimizle, birlik ve beraberlik içinde, Huzur Dolu Bayramlar!


Can bula cananını, Bayram o Bayram ola!.
Kul bula sultanını, Bayram o Bayram ola!
Hüzün ü keder def’ ola, Dilde hicap ref’ ola!
Cümle günah af ola, Bayram o Bayram ola!

BEYLER! HESAP ÖDEMEDEN NEREYE; DEVLET; İHMAL Etmez!

Devletin tüm Kurum ve Makamları; magazinsel ve sansasyonel olaylar, tele-vole işler ve ehliyetsiz – liyakatsiz – kifayetsiz muhteris tiplere istihdam sağlama yerleri, değildir.


Devletin tüm Kurum ve Makamları; birilerine RANT ve İHALE sağlama, KAMU kaynaklarından ZENGİN etmek ve ZENGİNLEŞTİRME yerleri, değildir.


Devletin tüm Kurum ve Makamları; kimseye babasından MİRAS kalmadığı gibi kimse de bu makamlarda BAKİ, değildir. Babasının Çiftliği de değildir!


Devletin tüm Kurum ve Makamları; SAVAŞ GANİMETİ kafası ile yönetilemez.


Devletin tüm Kurum ve Makamları; görev süresi boyunca, yasalar ve yönetmelikler çerçevesinde, hayırlı işlere imza atmak ve GÖK KUBBEDE HOŞ bir SEDA bırakabilmek yerleri olmalı.


Peki, Devlet olmanın gereği ve manası nedir? Devlet; kurumlar, kanun, yasa, yönetmelik ve adalet demektir.


Peki, Devlet yönetiminde; Yöneticiler ve tüm Personel zaviyesinden, yasa, yönetmelik ve tüzüğe uymamanın cezası, neler olmalı?


Ya da Devlet yönetiminde, yasa – kural ve yönetmeliklere uymayan Yöneticiler ve tüm Personele yönelik, bir ARINMA olacak mı?

Devletin işlerinde; Yöneticiler ve tüm Personel, kanun ve kurallara kesinlikle uymalı.

Devlet yönetimindeki Yöneticiler ve tüm Personel; kanun, yasa, düzen ve nizamın olmadığı durumlarda, karmaşa – kargaşa ve kaos hakim olur.

Türk Devlet Aklı, Devlet Yönetiminde; Karmaşa – Kargaşa ve Kaosa izin vermeyecektir.

Devlet, birilerinin babasının ÇİFTLİĞİ olmadığı gibi BABASINDAN MİRAS, kalmamıştır.

Devletin makam ve görevleri, asil millete hizmet etmek için vardır. Devletin makamları, fantezi üretme yerleri değildir.

Devlet; nasıl olsa görmüyor ve duymuyor şeklinde kuruntulara kapılanlar olacaktır. Bazen bilinçli bazen de farkında olmadan haddini aşacaktır. Devlet böyle bir durumda sadece UYUR ROLÜ yapar.

BEYLER! Kadim Türk Devleti, her gün 18 yaşındadır. Kadim Türk Devletinin beş bin yıllık, devlet yönetim kodları, tarihi, hafızası ve gelenekleri olduğunu hatırlatmak isterim.

Türk Devleti, devlet ve millete yapılan hatayı ihmal etmez, sadece mühlet verir. Vakti zamanı geldiğinde, haddini aşanlara cezasın keser. Devlet, nizam, düzen, kanun ve adalet demektir.

Devlet, çok güzel ölü taklidi yapar. İhanet içinde olanlar, zanneder ki; Devlet yok ve çöktü; şımardıkça şımarır. Sonra üzerine bir ağırlık çöker! Sonrası mı, sonrası yoktur.

Devlet; adalet, yasa ve töre ile ayakta kalır. Devlet, acele etmez.

BEYLER! Devlet, devlet ve millete karşı yapılan tüm ihmal ve hataları yarına bırakır fakat kimsenin yanına bırakmaz. Böyle bir sürecin başladığını da hatırlatmak isterim.

Kadim Türk Devlet kodları ve yönetim sistematiği; Töre, Kanun, Adalet ve Hakkaniyet değerleri üzerine bina edilmiştir.

Hakikat ve Adalet bir gün mutlaka tecelli edecektir. Gerçeklerin her daim gün yüzüne çıkmak gibi bir özelliği vardır.

Kadim Türk Devlet Aklı; Kimsenin yaptığı hata ve ihaneti, yanına ve yarına bırakmayacaktır.

BEYLER! Devlet; devlet ve milletin malına, özellikle de tüyü bitmemiş yetim hakkına tecavüz eden ve göz diken, yolsuzluk yapan, haramzadelerden, bir gün hesabını sorar ve cezasını keser.

Başka türlü arınma olmaz. Arınma olmadan temize çıkılamayacağına göre.

Devlet ihmal etmez sadece tehir eder. Her seçim, bir vazgeçiş olduğuna göre.

PİSLİK – HARAM ve İHANET dolu, İblis ve Lucifer çocuklarının yolunu mu?

Yoksa ADALET – HAKKANİYET ve HELAL – Rahmani olan TEMİZLERİN yolunu mu?

Her Seçiş bir vazgeçiştir. Her seçiş ve tercihin bir BEDELİ – HESABI ve CEZASI, mutlaka olacaktır.

HESAP ÖDEMEDEN gidilemeyeceğine göre. Birileri adına, HESAP ve CEZA vakti gelmiştir.

Azgınlaşan HARAM – İHANET – KİRLİ – İBLİS ve LUCİFER yolunu seçenler, küresel yeni bir düzen ve denge çerçevesinde, hem tüm HESAPLAR Sorulacak ve hem de TASFİYE edilecektir!

SADRAZAM ve ÜÇ ZARF; HAYDİ, ABBAS, VAKİT TAMAM!.

Siyaset ve siyasilerin bariz özelliği, geçmiş dönemi kötülemek ya da eleştirmek. Peki, siyasiler, geçmiş dönemi neden eleştirir ya da kötüler?

Aslında, geçmişi eleştirmek ya da kötülemek, bir makam ve mevkiye gelmiş; ehliyetsiz – liyakatsiz – kifayetsiz muhteris ve beceriksiz tiplerin acizliğidir.

Çözümün parçası olamayanlar Sorunun bir parçası olduğunu da idrak edemeyecektir!

Mezkur zihniyettekiler, her daim Sorunun bir parçası olacaktır. Çözümün parçası asla olamayacaklar!

Eskilerin ifadesi ile elinden kör eşek yem yemeyen ya da Üç koyunu versen kaybedecek ve gütmekten aciz, beceriksiz ve zavallı tiplerin meslek edinmesi durumu!

Siyaset, vatandaşın hayatını kolaylaştırmak ve ekonomik olarak refah seviyesini artırmak adına yapılması gerekir!

Siyaset, siyasiler adına, bir ZENGİNLEŞME aracı olunca; Vatandaş görülemez olacaktır! Vatandaşın hayat pahalılığı serzenişleri ya da başkaca sesleri de, siyasiler tarafından işitilemez olmaktadır!

Vatandaşa karşı ya da vatandaştan gelecek şikayet ve serzenişlere karşı; KÖR – SAĞIR ve DİLSİZ kesilecekler!

Fakat günümüzde, Siyaset, sadece siyasilerin eş – dost ve akraba-ü taallukatını ekonomik olarak zenginleşme ve REFAH seviyelerini artırmak, ehliyetsiz – liyakatsiz – kifayetsiz muhteris oğlu – kızı – gelini – damadı ve yeğenlerini de, kamu kurumlarına istihdam etmek adına yapılmaktadır!

Siyaset, bu minvalde yapılınca, arıza çıktığı dönemlerde, doğal olarak geçmiş döneme dönülecek ve olmadık eleştiriler ya da kötülemeler havada uçuşacaktır.

Eskiden şu yoktu! Eskiden bunlar yapılmadı! Biz gelince BOLLUK ve REFAH geldi! Eskiden her şey çok kötüydü! Biz gelince her şey düzeldi gibi bla bla bla bla….

Bir ülkede, yönetenler sürekli geçmişi anlatıyorsa, orada çözüm üretmekten çok mazeret üretme dönemi ve retoriği başlamış demektir!

Bir de, DIJ GÜJLER meselesi var! UZAYA yol yapacaktık! Bu DIJ GÜJLER yok mu; Onlar engel oldular!

Hatta ülke olarak, bir elimiz yağ da bir elimiz de bal da yaşayacaktık! Bu DIJ GÜJŞER yok mu, Ekonomik saldırılara giriştikleri için olmadı, bir türlü de olmuyor!

Herkesin Malumu, SADRAZAM ve ÜÇ ZARF hikayesini bilmeyen ve duymayanımız yoktur!


Rivayete göre, bir sadrazam görevini devir edip ayrılırken, yerine gelecek olan sadrazamın masasının üzerine, üç kapalı zarf bırakır.

Yanına da küçük bir not iliştirir: Başın sıkışırsa birinci zarfı aç. Biraz daha sıkışırsan ikinciyi aç. Çok çaresiz kalırsan üçüncüyü aç.

Yeni sadrazam göreve başlar. İlk zamanlar işler iyi gider. Her şey güllük ve gülistanlıktır.

Fakat bir süre sonra memlekette işler bozulmaya başlar. Halkın şikâyeti artar, homurtular yükselir.
Sadrazam ne yapacağını düşünürken aklına masadaki zarflar gelir.

Birinci zarfı açar; İçinden çıkan notta şu yazmaktadır: Yapamayacak olsan bile, bol bol vaatte bulun ve senden öncekileri kötüle!


Sadrazam hemen işe koyulur. Her fırsatta geçmiş yönetimi eleştirmeye başlar.

Memleketi, bu hale onlar getirdi. Biz şimdi toparlamaya çalışıyoruz. Vaatler de peş peşe gelir. Halk bir süre daha, bu sözlerle oyalanır, uyutulur ve uyuşturulur. Fakat memlekette işler yine düzelmez.

Halk gidişattan memnun değildir.

Şikâyetler yeniden artınca sadrazam ikinci zarfı açar.

Zarfın içinden çıkan pusulada şu yazılıdır: Bu defa etrafındakileri kötüle. Sadrazam bu kez çevresindekileri hedef almaya başlar. Memleketteki aksaklıkların sebebini onların hatalarında arar.

Bir süre daha böyle idare edilir. Ama zaman geçtikçe işler daha da ağırlaşır.

Şikâyetler yine dinmeyince sadrazam üçüncü zarfı açar.


Üçüncü zarfın içinden çıkan notta ise sadece şu yazmaktadır: Kendinden sonra gelecek kişi için sen de üç zarf hazırla.


Yani ABBAS Yolcudur ve Bağlasanız da, DURMAZ ve DURAMAZ artık!


Adına, Abbas Hoca veya Abbas Molla denilen; Azerbaycan, İran, Hindistan, Arabistan, Mısır ve Kafkaslarda dolaşan gezginci bir halk şairi varmış.


Hoşsohbet ve çok bilgili bir kişilik. Her gittiği yerde yaptığı sohbetlerine doyum olmaz, onun sohbetlerinden insanlar ayrılmak istemezlermiş.

Abbas, sohbet bitip de; Eh artık yolcu yolunda gerek, deyip kalkmak isteyince, insanlar; sohbete devam edelim, biraz daha biraz daha, diye ısrar edince, gayet olgun ve kararlı bir şekilde; ISRAR ETMEYİN, KALAMAM, YOLCUDUR ABBAS, BAĞLASAN DURMAZ, DEYİP YOLUNA DEVAM EDERMİŞ. Abbas yolcu deyimi bu hikâyeden gelmektedir.

Abbas yolcu; İstesem de kalamam, gitmek zorundayım, manasında kullanılır. Halk arasında; Yolcudur Abbas, kimseye bakmaz, şeklinde de söylenir. Yola çıkmaya kararlı veya ölmek üzere olan, insan.

İNSAN ve KURUMLAR; YORULUR, YIPRANIR ve YAŞLANIR… HER GELEN GİDİCİDİR; DÜN GELEN BUGÜN YOKTUR ve BUGÜN OLAN da YARIN OLMAYACAKTIR.

Mesele, Zirvede iken bırakabilmek – bırakmasını ya da gitmesini bilmek gerekir; güzel anılar ile hatırlanabilmek adına!

HAYDİ, ABBAS, VAKİT TAMAM;
Akşam diyordun, işte oldu akşam!.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık, bu kalp ağrısı!.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun!
Ay’a haber sal, çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce!.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye!
Ve zamana!.
Katıp tozu dumana!
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
YAŞAMAK İSTİYORUM; GENÇLİĞİMİ YENİ BAŞTAN!..

HEGEMON – Hakim GÜÇ ve YÜKSELEN GÜÇ SAVAŞLARI!

Uluslararası sistemde; Yükselen Güç Çin, sistem içerisinde, artan ekonomik, siyasi ve askeri güç bileşenlerinin kültürel güç bileşenler ile desteklenmesi, hegemon var olan Hakim güç ABD karşısında, rakip ülke olma yönündeki iddiaları güçlendirmektedir.

Peki, Var olan HAKİM – Hegemon bir GÜÇ olarak ABD, Yükselen GÜÇ ÇİN karşısında, neler yapmaktadır?

Çin, sistem içerisinde daha ciddi bir rakip haline gelmesinde, ABD’nin gücünde yaşanan değişim önemli bir rol oynamaktadır.

ABD ile Çin arasında yaşanan rekabetin nedeni, güç kapasitelerinde yaşanan değişimden kaynaklanmaktadır.

Peki, ABD ve ÇİN arasında, güç kapasitesinde ki değişimden kaynaklanan rekabet, Bölgesel ya da bir Dünya Savaşına yol açabilir mi?

Çin, her dönemde olduğu, SICAK bir SAVAŞA girmeden, YUMUŞAK GÜÇ çerçevesinde, DİPLOMASİ ve EKONOMİK Yaptırımlar sergilemek suretiyle, Bölgesel ya da bir Dünya Savaşına mahal vermemeye mi çalışmaktadır?

ABD’nin Venezuela’da bir operasyona girişmesi ve İRAN saldırıları nasıl okumak gerekir?
Var olan HAKİM – Hegemon bir GÜÇ ile Yükselen Güç arasındaki savaş ya da mücadelenin yansımaları olarak okumak gerekir mi?

Yükselen bir GÜÇ olarak ÇİN; Petrol ihtiyacının büyük bir kısmını, Venezuela ve İran’dan karşılamaktadır.

Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD; bu iki ülkeye müdahale etmek suretiyle, Yükselen GÜÇ ÇİN’İN hayat damarlarını kesmeye çalışmaktadır!

Peki, Yükselen GÜÇ Çİn, Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD tarafından HAYAT damarları kesilmeye çalışılırken, NELER yapmaktadır? Eli kolu ağlı beklemekte midir?

Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD; Çin ekonomisinin ihtiyacı olan Petrole kolay bir şekilde ve ucuz fiyattan erişmesini engellemek adına her yolu denemektedir.

Köşeye sıkışmış bir durumdaki Var olan HAKİM – Hegemon GÜÇ ABD; VARLIĞINA TEHDİT olarak algıladığı, Yükselen GÜÇ Çin’i durdurabilmek adına, her yola başvurmaktadır.

Peki, Yükselen GÜÇ Çin’in bir cevabı olacak mıdır?

SERT GÜÇ – HARD POWER, KIRK HARAMİLER askeri ve silahlı her türlü operasyonlara girişmektedir?

Yükselen GÜÇ, kazan – kazan ilkesi çerçevesinde, hem YUMUŞAK GÜÇ ve hem de AKILLI GÜÇ uygulamalarına şahit olmaktayız.

Uluslararası sistemde, HAKİM – Hegemon var olan bir GÜÇ ile Yükselen bir GÜÇ, ulusal ÇIKARLARI çerçevesinden YÖNTEM farklılığı bulunmaktadır!

Var olan HAKİM – Hegemon güç, Yükselen gücü varlığına tehdit olarak algıladığından kaynaklı, CAMCI dükkanına dalan FİL gibi her yeri dağıtmaktadır!

Peki, Var olan HAKİM – Hegemon güç, nerede ve ne zaman duracak ya da durdurulacaktır?

Ya da CAMCI Dükkanına dalan FİL gibi DAĞITMADIĞI – YIKMADIĞI ülke kalmayacak mı?

  • Dış politikada, ülkeler için var olmak, ulusal ve ekonomi güvenliği, itibar ve prestij, tüm bunların geneli olarak da ulusal çıkara sahip olabilmek için gereken şey, kabaca güçtür.

Güç; kapasite, etki, amaç ve amaca ulaşmada ki bir araçtır. Güç caydırıcılık veya bağ oluşturmak gibi amaçlar doğrultusunda kullanılabilir.

Kullanım şekli ne olursa olsun amaç; karşı ülke yönetimi ve halkının davranışlarında istenilen yönde değişiklik yapmaktır. Askeri güç kullanmak ve ekonomik yaptırımlarda bulunmak gibi.

  • Dış politikada etkin olarak kullanılan gücü, kullanım şekline göre; yumuşak güç – soft power, sert güç – hard power ve akıllı güç – smart power, olarak sınıflandırabiliriz.

Yumuşak Güç – Soft Power; Günümüz uluslararası ilişkiler literatüründe, sıkça kullanılan kavram haline gelmiştir.

Yumuşak güç, bir ülkenin dünya siyasetinde istediği sonuçlara ve onun değerlerine hayran olan, onu örnek alan ve refah seviyesine, fırsatlarına özenen ülkelerin kendisini izlemesi ile ulaşmasıdır.

Yumuşak gücün en önemli unsurlarından biri kamu diplomasisidir. Bir devletin başka bir ulus halkı ve aydınlarını, ulusun politikalarını, kendi avantajına döndürmek amacı ile etkilemeye çalışmasıdır.

Bu noktada ülkemizde ki küresel işbirlikçi ve ekol temsilcisi bazı basın medya organları ve STK’ları da dikkatlerinize sunarım.

Sert Güç – Hard Power; Soğuk Savaş döneminde yaygın olarak görülen, bir ülkenin ulusal gücü denilince akla gelen, ekonomik ve askeri kapasitesidir.

Ülke güvenliğinin temel dayanağı, Ekonomi Güvenliği ve Silahlı Kuvvetler oluşturmaktadır.

Askeri ve ekonomik güç unsurlarının hedef alınan ülkeyi zorla ikna etme ve caydırma gibi amaçlar ile, sert gücün kullanılması anlamına gelmektedir.

Akıllı Güç – Smart Power; Sert Güç ve Yumuşak Güç kavramlarının dış politikada birlikte kullanılması anlamına gelmektedir.

Akıllı Güç – Smart Power kavramı; ABD gücünün korunması ve hegemonyasının sürdürülebilmesi amacı ile araştırma yapan, Harvard Üniversitesi’nden Prof. Joseph Nye tarafından kullanılmıştır!

Stratejik hedef; ABD’nin küresel imparatorluğu ve hegemonya için alınması gereken önlem ve izlenmesi gereken stratejilerin tespit edilmesidir.

Akıllı güç, ne sert güç ve ne de yumuşak güçtür. Akıllı güç, sert ve yumuşak güçlerin birlikte maharetli bir şekilde, yani yeri geldiğinde sert güç ve yeri geldiğinde de yumuşak güç kullanılmasını içermektedir.

Devletler yumuşak güç uygulamasında; Dış Yardım, Kültürel ve Kamu Diplomasisi gibi yöntemlere başvurur. Dış Yardım, bir ülke veya uluslararası kuruluşun, bir başka ülkeye hibe veya tavizli kredi şeklinde aktardığı kaynaklar, olarak tanımlanabilir.

FALSE FLAG – Sahte Bayrak Operasyonu!.

ABD ve İsrail, İran’a düzenlemiş oldukları saldırı ve operasyonlar akabinde, İRAN bölge ülkelerine füzeler yollamaktadır. Peki, Neden?


İran, İsrail’e tam donanımlı bir şekilde füze sallamakta mıdır? İran, bölgedeki, ABD, Savaş gemilerine de füzeler sallamakta mıdır?

İran tarafından İsrail ve ABD askeri üslerine gönderilen füzeleri anlayabilirken, bazı ülkelere ( Türkiye ve Azerbaycan gibi) gönderilen füzelerin neden ve niçin anlamakta zorlanıyoruz? Neden Acaba?

Peki, bu füzeler ( Türkiye ve Azerbaycan vb. ülkeler ) gerçekten İran tarafından mı gönderilmektedir?

Yoksa birilerinin başkaca hesapları mı bulunmaktadır?

Bölgeyi birileri, tüm bölge devletlerini de dahil etmek suretiyle, KAN gölüne mi çevirmeye çalışmaktadır?

Uyanık ve Akıllı olmak gereken bir dönemdeyiz.

Gaza gelmeden ve hamaset ile hareket etmeden, Stratejik ve Taktik hesaplar üzerinden hareket edilmesi gereken çok hassas bir dönemdeyiz.

On bin Kilometre ötelerden gelenler, ÇIKARLARI uğruna, bölge ülkeleri ve bölge halklarını, birbirlerine kırdırmaya mı çalışmaktadır?

Ya da birilerinin ÇIKARLARI uğruna, bölgede onlar adına savaşacak, MAYIN EŞEKLERİ mi aranmaktadır?

Türkiye topraklarına, İran tarafından atıldığı iddia edilen Füze, İran yetkililerince kendilerinin atmadıklarını ifade edilmektedir.

Peki, Neler olmaktadır? İran’a düzenledikleri saldırı ve operasyonlar hangi ülkelere, sıçrayacaktır?

Peki, Küresel Yeni bir DÜZEN – SİSTEM ve DENGE çerçevesinde neler olmaktadır?

Küresel Yeni bir DÜZEN – SİSTEM ve DENGE çerçevesinde, hangi ülke ve liderler sistem dışı kalacaktır?

Küresel Yeni bir DÜZEN – SİSTEM ve DENGE çerçevesinde, KİRLİ Sermaye ile AZGINLAŞAN hangi ülkeler ve liderlerin SERVETLERİNE ÇÖKÜLECEKTİR?

Peki, ABD ve İsrail, İran saldırı ve operasyonları ile sanki bölgenin diğer ARAP ve SÜNNİ Müslüman ülkeleri; KORKU ve KONSOLİDE altına alınmaya çalışılıyor gibi!

Çünkü daha fazla KORKU daha fazla silah satılması demektir! Daha fazla KORKU, Silah üreticisi küresel ve emperyalist güçlerin kasasına, daha fazla PETRO-DOLAR akması demektir!

Bölgenin Arap ve Sünni devletlerine; Şii İran geliyor diye, bölgeyi Silah deposu ve BARUT FIÇISINA çeviren küresel ve emperyalist SİLAH üreticisi devletler, daha fazla yığınak yapabilmesi ve daha fazla teknik silah satabilmesi adına, PARA ve PETROL ağası bölge devletlerine, sahte bayrak operasyonları mı çekilmektedir?

Birileri, ABD’nin bölgede daha uzun süre kalıcı olması adına, SAHTE BAYRAK operasyonları mı düzenlemektedir?

Birileri, ABD’nin Pasifik bölgesine gitmesini engellemek adına, hem SAHTE BAYRAK operasyonları ve hem de başkaca her yolu denemekte midir?

Peki, SAHTE BAYRAK – FALSE FLAG operasyonu ne demektir?


Sahte Bayrak Operasyonu: Gerçek faillerin kimliğini gizleyerek suçu başka bir tarafın üstüne atmak ya da yıkmak şeklinde ifade edilmektedir.

Sahte bayrak operasyonu, gerçek faillerin kimliğini gizleyerek suçu başka bir tarafın üstüne yıkmak amacıyla gerçekleştirilen eylemleri ifade eder.

Sahte bayrak operasyonu kavramı; ilk kez deniz savaşlarında, bir geminin gerçek kimliğini gizlemek amacıyla tarafsız ya da düşman ülkeye ait bir bayrağı çekmesiyle tanımlanmıştır.

Günümüzde, Sahte bayrak operasyonu, kendilerine karşı saldırılar düzenleyip, düşman devletler ya da terörist gruplar tarafından yapılmış gibi gösteren devletleri kapsamaktadır.

Vekalet ve Vesayet orduları üzerinden yapılan saldırıları, Sahte bayrak operasyonu şeklinde okumak gerekir.

Böylece, saldırıya uğradığı varsayılan ülke; hem iç kamuoyunu yönlendirmek, hem uluslararası sempati toplamak ve hem de askeri karşılık vermek için bir gerekçe üretilmiş olmaktadır.

Barış zamanında, kişiler veya sivil toplum örgütleri tarafından yürütülen benzer aldatıcı eylemler de, sahte bayrak operasyonları olarak ifade edilmektedir.

Böyle bir durumda, daha çok, “kumpas”, “tezgah” veya “tuzak” vb. kavramlar kullanılmaktadır. Özellikle istihbarat birimleri ve gizli örgütler tarafından başvurulan bir yöntemdir.

Sahte bayrak operasyonu; olmayan bir sorun oluşturmak, bu sorundan kaynaklı gerekli reaksiyonu elde etmek ve bu reaksiyona dayanarak istenen çözümü uygulamak, şeklinde hedefleri bulunmaktadır.

Yüksek ve Alçak Sermaye!

Sermayenin alçağı ve yükseği de mi olurmuş, diyecek bazı aklı evvel!

Mademki sermayenin YEŞİLİ ve KIRMIZISI olmaktadır!

Doğal olarak, Sermayenin temizi olduğu gibi kirlisi de olacaktır!

Temiz Sermaye – Para sahiplerini, her daim takdir ve tebrik ederiz.

Temiz Sermaye sahipleri, toplum ile paylaşmak ve infak etmenin yollarını arayacaktır.

Temiz Sermaye sahipleri, istihdam sağlama konusunda da, gereken yatırımları yapacaktır.

Kirli sermaye sahipleri de, paranın vermiş olduğu azgınlık ve şımarıklık ile görgüsüzlükte tavan yapacaktır!

Kirli Sermaye sahipleri, paylaşmak ve infak konusunda oldukça cimri ve eli sıkı olacaktır!

Kirli Sermaye, Küçük Yatırımcıyı Söğüşlemek – Tokatlamak için her yolu deneyecektir.

Kirli Sermaye sahipleri, YIĞMAK ve GÖSTERİŞ yapmak, AZGINLAŞMAK konusunda, önde ve öncü olacaktır.

Azgınlaşan Kirli Sermaye sahipleri, küresel yeni bir düzen ve denge çerçevesinde, TASFİYE edilecektir!

Kirli Sermaye, Küçük Yatırımcıyı Söğüşlerken Büyük KEYİF alacak ve İnsanların ACI Çekmesinden – Kaybetmesinden dolayı, ne kadar AKILLI – ZEKİ – UYANIK ve BÜYÜK Adam olduğu sanrısına kapılacaktır.

Toplumsal olarak geldiğimiz nokta, kirli çok para peşinde koşar hale geldiğimiz gerçeği!

AZ – Temiz ve Bereketli olanı talep eden kitle, sayısında günden güze azalma yaşanmaktadır! Neden Acaba?

Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Azgınlaşan Kirli Sermaye sahiplerini, öncelikle İnsani Melekelerinin yok olacağını ve sonra da, Rahmani tüm kanallarının kapatılacağını, buyurmaktadır.

Onlar; Hakikatlere karşı; Sağırdır, Dilsiz ve Kördür…

İmamı Azam Ebu Hanife; Paranın nereden geldiğini öğrenmek isteyen, paranın nereye gittiğine ve nereye harcandığına baksın, buyurur.


Modern iktisatçılara göre sermayenin yeşili ve kırmızısı olur. Peki, Sermayenin Alçağı ve yükseği olmaz mı?


Yusuf Suresi; 54 ve 55. ayeti kerimede; Kral dedi ki: Onu bana getirin, onu kendime özel danışman edineyim. Onunla konuşunca, Bugün sen katımızda yüksek yeri olan, güvenilir birisin. Hz. Yûsuf: Beni ülkenin hazinelerine tayin et! Çünkü ben çok iyi korurum ve bu işi bilirim, dedi.


Yusuf Suresi; 56. ayeti kerimede; Böylece Yusuf’a orada dilediği gibi hareket etmek üzere ülke içinde yetki verdik. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Güzel davrananların mükâfatını zayi etmeyiz.


Kral, Hz. Yusuf hakkında edindiği bilgilerden onun yüksek karaktere sahip, ülke yönetiminde liyakatli biri olduğunu anladı ve tereddüt etmeksizin onu devletinde yüksek bir makama getirdi. Maliyenin yönetimini ona teslim etti ve tam yetki verdi. Olaylar Yusuf’un, kralın rüyasını yorumladığı gibi cereyan etti.


Hz. Yusuf, gereken tedbiri alarak bolluk yıllarında tarıma önem verdi, üretimi arttırdı, ihtiyaç fazlası ürünleri depoladı. Nihayet kıtlık yılları geldi. Bu sefer depolanmış olan ürünleri yemeye ve ihraç etmeye başladılar. Çünkü kıtlık sadece Mısır’da değil, Kuzey Arabistan, Ürdün, Filistin ve Suriye’de de etkisini göstermiş, bu bölgelerin halkı da yiyecek sıkıntısı çekmeye başlamıştı.


Hz. Yusuf’un aldığı tedbirler sayesinde Mısır halkı kıtlık yıllarını rahatlıkla geçirdi, hatta erzak fazlasını ihraç etti. Her taraftan insanlar gelerek Mısır’dan erzak satın aldılar. Üretim, tasarruf ve ekonomi yönetiminin ehil ellerde olması iktisadın temel ilkelerindendir.


Kasas Suresi 76. ayeti kerimede; Karun Musa’nın kavmindendi. O, gücüne dayanarak onlara haksızlık etmekteydi. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını güçlü kuvvetli bir ekip bile zor taşırdı. Halkı ona şöyle demişti: Sakın şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.


Kasas Suresi 76. ayeti kerimede; Allah’ın sana verdiğinden ahiret yurdunu kazanmaya bak ve dünyadan nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi, sen de insanlara ihsanda bulun. Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışma. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmez.


Karun, Hz. Musa’nın amcasının oğlu ve Firavun ’un yüksek seviyede bir görevlisi olarak tanıtılmakta, İsrâiloğullarına karşı zalimlik ve taşkınlık ettiği rivayet edilmektedir.

Hz. Musa’ya önce iman etmiş, fakat daha sonra hırsı ve kıskançlığı yüzünden ona karşı çıkmış, isyan etmiş ve azgınlaşmıştır.

Rivayete göre, İsrail oğulları içinde dinî malumatı en geniş olan kimseydi. İlmi ve servetiyle övünür, soydaşlarına karşı büyüklük taslardı. Ne var ki inançsızlığı, kibir ve gururu yüzünden helâk olup gitmiştir.


Kasas Suresi 77. ayette; Allah’a ve peygamberine iman ederek aydınlanmış müminlerin öğüdüdür. Dünyadan nasibin unutulmaması iki şekilde anlaşılabilir: a) Asıl amaç ahiret yurdunu kazanmaktır, ancak dünya nimetlerinden de meşru şekilde yararlanmak gerekir. b) Dünya hayatı, ebedî âlemdeki hayata göre çok kısadır; kul bunu unutup dünya ebedî imiş gibi kendini ona kaptırmamalı, dünyasını ahireti için değerlendirmeli.


Kasas Suresi 78. ayeti kerimede; Bu serveti sahip olduğum bilgi sayesinde elde ettim, diye karşılık verdi. Bilmiyor muydu ki Allah ondan önceki kuşaklardan, ondan daha güçlü ve daha çok servet biriktirmiş kimseleri helâk etmişti. Ama suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz.


Kasas Suresi 79. ayeti kerimede; Karun gösterişli bir şekilde kavminin karşısına çıkardı. Dünya hayatını arzulayanlar, Keşke Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi. Doğrusu o çok şanslı, derlerdi.


Kasas Suresi 80. ayeti kerimede; Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle derlerdi: Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlar için Allah’ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir.


Kasas Suresi 81. ayeti kerimede; Sonunda biz onu ve evini barkını yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı ona yardım edecek adamları olmadığı gibi, kendi kendini kurtarabilecek durumda da değildi.


Kasas Suresi 82 . ayeti kerimede; Daha dün Karun’un yerinde olmayı isteyenler bu defa, Yazıklar olsun bize. Demek ki Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol, dilediğine de ölçülü veriyormuş. Allah bize lutufta bulunmuş olmasaydı, bizi de mutlaka yerin dibine geçirmişti. Vah ki vah! Demek inkârcılar iflâh olmazmış, der oldular.


Suçluluğu kesinleşmiş olanlara artık günahları sorulmaz, ifadesi, suçluların yaptıklarından sorumlu olmayacakları veya onların hesapsız kitapsız cehenneme sürüklenecekleri anlamına gelmez.


Suçluların yapıp ettiklerinin suç ve günah olduğunun âşikâr olarak bilinmesi sebebiyle akıbetlerinin de bir felâket olduğunun apaçık gerçek olarak bilindiği anlamına gelmekte ve sarsıcı bir uyarı maksadı taşımaktadır.


Dünya hayatına düşkün olanlar Karun’un servet ve ihtişamını gördükçe onun şanslı bir insan olduğunu düşünüyor ve onun yerinde veya onun kadar zengin biri olmak istiyorlardı.

İlim ve irfan sahibi kimseler ise onları kınayarak bu tür özentilerin yersiz olduğunu söylüyorlardı. Zira dünyadaki servet geçici, ahiret ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır.


Karun, evi barkı ve bütün servetiyle birlikte yerin dibine batırıldı. Daha önce onun ihtişamına imrenip özenenler bunu görünce söylediklerine pişman oldular ve Allah’ın verdiği rızka razı olmak gerektiğine, nankörlerin iflah olmayacaklarına kanaat getirirler.

Karun kıssası, kirli servet ve gücüne güvenerek, kendini imtiyazlı – seçkin – akıllı – uyanık – zeki ve büyük görüp; Allah’a isyan, insanlara karşı haksızlık eden ve bu suretle sınırı aşan ve azgınlaşanlar için asırları aşıp gelen bir ibret tablosu, bir öğüt levhasıdır.

DEVLET, ADALET ile Ayakta Kalır! ADALETSİZLİK ile YIKILIR!

Selçuklu Sultanı Ahmet Sencer’e sorulmuş: Devletin neden çöktü?
Büyük işleri küçük adamlara, Küçük işleri büyük adamlara verdiğimi geç anladım!
Küçük adamlar büyük işleri yapamadılar! Büyük adamlar küçük işleri yapmaya tenezzül etmediler! Böylece devlet düzeni bozuldu, diyor!

Yeryüzü ve Gökler, Adalet sayesinde ayakta durur. Adalet, bütün erdemlerin başıdır.

Adalet ve Nizam, Devletin temelidir. Adalet olmadan, bir Devlet varlığını devam ettiremez.

Kurumlar ancak Kurallar sayesinde ayakta kalır. Kuralların uygulanmadığı kurumlarda, Kaos – Karmaşa ve Kargaşa vardır ve Adaletten bahsedilemez.

Adaletin olmadığı toplumlarda, sosyal kaos ve karmaşa hakim olur. Sosyal Kaos ve Karmaşanın olduğu toplumlar, varlığı ve birliğini koruyamaz

Devlet ve Toplum hayatında, olmaz ise olmaz, adalet, kavramıdır.

Adalet, toplumda; güveni, sosyal barışı ve huzuru da beraberinde getirecektir. Aksi halde, sosyal adalet ve toplumsal barış temin edilemez.

Toplumsal Barışın olmadığı toplumlarda, kaos – karmaşa ve kargaşa hakim olacağına göre. Doğa, boşluğu, kabul etmeyeceğine göre.

Toplumsal Barışın olmadığı toplumlar, önce iç karışıklıklar ve sonra da DIŞ MÜDAHALEYE hazır bir duruma gelecektir.

Toplumsal Barışın olmadığı toplumlar da, milli bilinç gelişemez. Milli Bilinci gelişememiş toplumlar dağılmaya ve yok olmaya mahkumdur.

Türk; Adalet dağıtan ve Hakikat ehli demektir. Adaletin olmadığı durum ve kurumlarda, zulüm var demektir. Zulüm ile ABAD olunamaz!

Devletin dini adalettir, adaleti olmayan devlet dinsizdir, diyeceksiniz. ADALET ve HAKİKATE mugayir işler ve davranışlar sergileyeceksiniz, öyle mi?

Devlet, yalnız adalet ile sonsuzlaşır ve adaletsizlikle yıkılır.

Devlet, adalet ile yönetilir. Devlet yönetim sistematiğinde; Ehliyet ve Liyakat, sıradan ve öylesine bir kavram değildir. Ehliyet ve Liyakat için öncelikle eğitim gerekir!

Adalet, mülkün temelidir. Adalet güneşi batarsa, insanlar için yeryüzünde yaşamanın anlamı kalmayacaktır.

Adaleti tesis etmek için herkes sorumluluk taşımalı. Adalet olmadığı durumlarda, sosyal barış ve huzur olmaz. Sosyal barış ve huzurun olmadığı durumda ise KAOS ve KARMAŞA geliyor demektir.


Toplumsal KAOS ve KARMAŞA fitili bir ateşlenirse nerede duracağı ve nerelere varacağı tahmin dahi edilemez.

Bölgemizdeki ülkelere bakmak ve ibret almak gerekir. Milli BİRLİK ve MİLLİ BİLİNCİ, tesis edemeyen toplum ve devletler, dağılmak ve yok olmak ile karşı karşıya kalacaktır.

Ehliyet, Liyakat ve Adalet, birbiri ile bağlantılıdır. Ehliyet, Liyakat ve Adalet; toplumsal güven, sosyal barış ve toplumsal huzuru da beraberinde getirecektir.

İş; ehline verilecek. İş, ehline verilmediği dönemlerde, kıyameti bekleyeceğiz. Peki, bu kıyamet, kim ya da kimlerin kıyameti olmalı?

Hz. Mevlana; Adalet, bir şeyi yerli yerine koymaktır! Adalet, ağaçlara su vermektir! Adalet, bir nimeti yerine koymaktır! Yani hakkı hak sahibine vermektir! Adaletsizlik ve Zulüm, dikene su vermektir! Adaletsizlik ve Zulüm, Bir şeyi layık olmayana vermek ve bir şeyi konmaması gereken yere koymaktır! Adaletsizlik ve Zulüm, hakkı hak sahibine vermemektir! Bu hal; sadece belaya – felakete ve helake, sebebiyet verir, buyurmaktadır!


Hz. Mevlana;
toplumda sosyal barışın, adaletin, huzurun sağlanması ancak ehliyet ve liyakate önem verilmesi, ehliyet ve liyakat sahibi insanların iş başına getirilmesiyle mümkün olabilecektir! Ehliyet ve liyakate bakılmaksızın işlerin yürütülmeye çalışılması halinde ise toplumsal düzenin işleyişinde aksaklıklar ortaya çıkacak ve sosyal düzen bozulacak, kaosa ve karmaşaya zemin hazırlayacaktır, buyurmaktadır!


Hadis-i şeriflerde; İşinin ehli olmayana, İş ve görev tevdi edildiği, verildiği zaman, kıyameti bekleyiniz! Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin, buyrulur!


Sonsuz Hikmet ve Kudret Sahibi Yüce Allah, Nisa suresi 58. ayetinde; Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder! Allah size ne güzel öğütler veriyor! Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte, her şeyi görmektedir, buyurmaktadır!