Dünyanın hali ortada. Savaşlar devam ediyor. Ülkeler birbirleriyle ekonomik mücadele ediyor. Enerji kaynakları için rekabet artıyor. Ticaret yolları yeniden şekilleniyor. Teknoloji, ülkelerin gücünü belirleyen en önemli alanlardan biri haline geliyor.
Ekonomi Güvenliği, Ulusal Güvenlik kadar önemlidir!
Peki, Ekonomi Güvenliği ne demek?
Bir ülkenin kendi ayakları üzerinde durabilmesi! Kendi üretimini yapabilmesi! Enerjisini güvence altına alabilmesi! Gıda konusunda dışa bağımlı olmaması! Teknolojide başkalarına muhtaç kalmaması! Kriz dönemlerinde ekonomisinin ayakta kalabilmesi!
Bir ülke için ekonomi güvenliği bunları ifade etmektedir!
Geçmişte savaş denildiğinde; tanklar, toplar, füzeler, uçaklar ve askerler gelirdi.
Bugün; Ekonomisi zayıf olan bir ülkenin ekonomisine, yaptırım uygulanabiliyor. Bankacılık sistemi hedef alınabiliyor. Enerji kaynakları üzerinden baskı kurulabiliyor. Ticaret yolları değiştirilebiliyor. Teknoloji ihracatı sınırlandırılabiliyor. Çip üretimi üzerinden ülkeler birbirlerine baskı uygulayabiliyor.
Savaşlar, sadece cephede değil; Ekonomik olarak, Ekonomi ve Finans alanında yaşanıyor.
Güçlü bir ordunun yanında güçlü bir ekonomiye sahip olmak artık bir tercih değil, ulusal güvenlik adına bir zorunluluk haline gelmiştir!
Bir devletin güçlü olabilmesi için ekonomik kaynaklara ihtiyacı vardır! Savunma sanayisi para ister.
Ordu para ister. Eğitim para ister. Sağlık sistemi para ister. Teknoloji yatırımı para ister. Altyapı yatırımı para ister.
Ekonomisi zayıf olan bir ülkenin uzun süre güçlü kalması kolay değildir!
Burada mesele büyümek değildir; Nasıl büyüdüğünüz önemlidir!
Bir toplum ya da bir ülke; Üretmeden tüketiyorsa! Sürekli borçlanıyorsa! İthalata bağımlıysa!
Enerjiyi dışarıdan alıyorsa! Teknolojiyi dışarıdan satın alıyorsa!
Ekonomik olarak göstergeler büyüme olarak ifade edilse de, Güvenlik ve Ulusal Güvenlik, aynı oranda büyümüyor, demektir!
Türkiye açısından ekonomi güvenliği çok daha önemli; Türkiye sıradan bir coğrafyada bulunmuyor.
Enerji bölgelerinin yanı başında ve Avrupa ile Asya arasında önemli bir konumda! Karadeniz’e açılıyor ve Akdeniz’de önemli bir ülke konumunda! Ortadoğu’ya komşu ve Kafkasya ile bağlantıları bulunmaktadır!
Böyle bir coğrafyada güçlü olmak demek, ekonomik olarak da güçlü olmayı gerektirir!
Türkiye, jeo-stratejik olarak bulunduğu coğrafya da, sadece askeri gücünü değil, ekonomik dayanıklılığı ve güvenliğini de artırmak durumundaıdr!
Ekonomi güvenliğinin en önemli başlıklarından biri enerji!
Bir ülke enerjide tamamen dışarıya bağımlıysa, kriz dönemlerinde ciddi risklerle karşı karşıya kalabilir; Petrol, Doğalgaz, Elektrik, Yenilenebilir enerji ve Nükleer enerji.
Bunlar, sadece ekonomik mesele değil, aynı zamanda milli güvenlik meselesidir.
Enerjisi güvenli olmayan bir ülke ve ekonominin geleceği tam anlamıyla güvenli değildir!
Bir ülke kendi insanını besleyemiyorsa ekonomik olarak ne kadar güçlü olduğunun bir anlamı olmayacaktır!
Tarım arazilerini korumak ve Çiftçiyi üretimde tutmak! Su kaynaklarını korumak ve Tohum konusunda güçlü olmak! Hayvancılığı geliştirmek!
Dünyanın yeni savaşı; Teknolojik alanda olacaktır! Çipler ve Yapay zekâ! Savunma teknolojileri ve Uydu sistemleri! Siber güvenlik, Robotik ve Büyük veri!
Bir ülke teknolojide dışarıya bağımlıysa, sadece ekonomik olarak değil, stratejik olarak da risk taşımaktadır.
Türkiye’nin teknoloji üretimine daha fazla yatırım yapması gerekiyor.
Sadece teknolojiyi satın alan değil, Teknoloji üreten bir Türkiye.
Ekonomi güvenliğinin temelinde üretim var; Tarımda üretim! Sanayide üretim! Enerjide üretim!
Teknolojide üretim! Savunma sanayisinde üretim! Katma değerli ürünlerde üretim!
Üreten ülkeler EKONOMİK krizlere daha dayanıklıdır.
Tüketen ve dışarıdan ithal eden bir ülke ise ekonomik ve siyasi kriz dönemlerinde daha kırılgan hale gelecektir!
Mesele; Kritik alanlarda başkasına mecbur kalmamak!.
Bir başka önemli konu da güven. Ekonomide güven yoksa yatırım azalır. Yatırım azalırsa üretim yavaşlar. Üretim yavaşlarsa istihdam etkilenir. İstihdam etkilenirse toplumun refahı düşer.
Bu nedenle ekonomi yönetiminde öngörülebilirlik büyük önem taşıyor; Kurallar belli olacak. Hukuk güven verecek. Kurumlar güçlü olacak. Para politikasında güven olacak. Maliye politikasında disiplin olacak. Yatırımcı yarını görebilecek.
Ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi aynı zamanda güven meselesidir.
Türkiye’nin ekonomi güvenliği konusunda; Üretimi artırmalı! Enerjide dışa bağımlılığı azaltmalı!
Tarım ve gıda güvenliğini güçlendirmeli! Yüksek teknoloji üretimine yatırım yapmalı! Eğitim sistemini geleceğin ekonomisine göre yeniden düşünmeli! Ekonomide güven ve öngörülebilirliği güçlendirmeli!
Ekonomi Güvenliği hükümetlerin değil, devlet meselesidir.
Dünyada yeni bir dönem başlıyor; Eskiden ülkelerin gücü daha çok askerleriyle ölçülüyordu.
Bugün ise tablo çok daha farklı; Ekonomisi güçlü olan, Teknolojisi güçlü olan, Enerjisini kontrol eden, Gıdasını güvence altına alan, Üretim kapasitesi yüksek olan ve krizlere dayanıklı bir ekonomik sisteme sahip olan ülkeler daha güçlü hale gelmektedir!
Dünya değişirken ve yeni bir sistem kurulurken; Türkiye; geleceğini sadece sınırlarında değil, fabrikalarda, tarlalarda, üniversitelerde, teknoloji merkezlerinde ve enerji sahalarında da savunması gerekmektedir!
Ekonomi Güvenliği bir ülke için Ulusal – Milli güvenliğin bir parçasıdır.
Türkiye, sadece büyümek odaklı değil; Güvenli büyümek, Üreterek büyümek, Teknoloji üreterek büyümek, Enerjisini güvence altına alarak büyümek, Tarımını koruyarak büyümek ve İnsanına güven vererek büyümek, durumundadır!
Güçlü bir ülke, sadece çok silahı olan ülke değildir!
Güçlü bir ülke, ekonomik bir kriz geldiğinde ayakta kalabilen ülke demektir!
Ekonomisi güvenli olmayan bir ülkenin geleceği de ulusal güvenliği de tam anlamıyla güvenli değildir.
Ekonomik güvenlik ve bağımsızlık, ulusal – milli güvenliğin ta kendisidir.
Ankara’da ayrılık ve İzmir’de saf değişimi: Peki, Siyasette neler oluyor?
Siyasette dengeler değişiyor. Partilerden ayrılıklar yaşanıyor, siyasi adresler değişiyor ve seçmenin iradesi yeniden tartışılıyor.
Peki, Türkiye siyasetinde neler olmaktadır?
Peki, Türkiye siyasetinde yaşanan gelişmeler, birkaç siyasetçinin aldığı kararlardan mı ibarettir?
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, CHP’den istifa ederek bağımsız devam etme kararı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, AK Parti’ye katılması, siyasi gündemin önemli başlıkları arasına girmiştir!
Ulusal ve Yerel siyaset kulislerinde bu konular konuşulmakta ve tartışılmaktadır!
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, 23 Eylül 2026 tarihinde, CHP üyeliğinden ayrıldığını açıklamıştır.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, CHP’den ayrıldıktan sonra 7 Ekim 2026 tarihinde, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törende AK Parti’ye geçmiştir.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş; Belediye başkanları seçmene karşı sorumludur. Parti değiştirenler bunun hesabını sandıkta vereceklerdir, ifadelerini de bir kenara not edelim!
Peki, tüm bu gelişmeler vatandaşa neler anlatmaktadır?Ya da Türkiye siyasetinde yeni bir dönem başlıyor gibi!
Türkiye’de siyaset iktidar ile muhalefet arasındaki mücadeleden ibaret değildir!
Partilerin içindeki tartışmalar, liderlik mücadeleleri, belediye başkanlarının tutumları ve siyasi gelecek hesapları gündemin önemli bir parçası.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın bağımsız kalma kararı, CHP’nin geleceği ve muhalefetin ortak hareket edebilme kapasitesi üzerine yeni sorulara işaret etmektedir!
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş açıklamasında, muhalefetin ortak ilkeler etrafında buluşmasının önemini vurgularken, yaşanan siyasi ve hukuki tartışmaların CHP’de derin ayrışmalara yol açabileceğine dikkat çekmektedir!
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AK Parti’ye katılması ise başka bir tartışmayı gündeme getirmektedir!
CHP’den seçilen bir belediye başkanının iktidar partisine geçmesi, siyasi tercihler kadar, seçmenin verdiği kararın nasıl temsil edildiği sorusunu beraberinde getirmektedir!
Peki, tüm bu gelişmeleri, bir partinin kazancı veya diğerinin kaybı olarak değerlendirebilir miyiz?
Ya da bu gelişmeleri, demokratik temsil anlayışına ve vatandaşın siyasete duyduğu güvene nasıl yansıyacağı şeklinde mi okumak gerekir?
Peki, bir siyasetçinin partisinden ayrılması, onu destekleyen bütün seçmenlerin aynı yönde hareket edeceği anlamına gelir mi?
Yoksa seçmen tercihleri; ekonomik şartlara, belediye hizmetlerine, siyasi açıklamalara ve ülkenin genel gündemine göre mi şekillenmektedir?
İzmir, uzun yıllardır CHP’nin güçlü olduğu büyük şehirlerden biri olduğunu not edelim!
Cemil Tugay’ın 2024 yerel seçimlerinde CHP adayı olarak büyükşehir belediye başkanlığını kazanmasının ardından AK Parti’ye katılması, sadece parti değiştirme meselesi olarak mı görmeli?
İzmir Körfezinin temizlenmesi ve Körfez’e denizin altından TÜNEL yapılacak olması, başkaca büyük ya da milyar milyar dolarları bulan yatırım ve projelerin etkisi var mıdır?
Peki, bir belediye başkanının parti değiştirmesi, o kentteki seçmenlerin tamamının siyasi tercihini değiştirdiğini manasına gelir mi?
Yoksa vatandaş sandığa gittiğinde; bir adaya, bir partiye ve o partinin ortaya koyduğu siyasi anlayışa – projelerine göre mi karar vermektedir?
Bir belediye başkanının siyasi görüşünü değiştirmesi veya parti yönetimiyle yollarını ayırması demokratik siyasetin tartışılabilir konularındandır. Ancak seçmen, bu kararın gerekçesini öğrenmek ve sonuçlarını sorgulamak ister.
Parti değiştiren siyasetçilerin kararlarını açık – şeffaf bir şekilde seçmenlere anlatması gerekmektedir.
Siyasette güven yalnızca seçim kazanarak oluşmaz. Verilen sözlerin tutulması, hesap verebilirlik ve şeffaflık, siyaset ve siyasilere güvenin temel parçalarıdır.
Tüm bu yaşadığımız gelişmeler, Türkiye siyasetinde farklı siyasi hesapların ve arayışların öne çıktığını göstermektedir!
Türkiye’de siyaset, yalnızca parti isimleri ve siyasi transferler üzerinden okunamaz!
Ekonomi, işsizlik, hayat pahalılığı, pazarda ki fiyatlar, mutfakta ki yangın, eğitim, adalet ve kamu yönetimi de siyasi tercihleri etkileyen temel konular arasındadır.
Vatandaşın günlük hayatındaki sorunlara çözüm beklerken siyasi tartışmalar, bu meselelerin önüne geçmektedir!
Ankara’da Mansur Yavaş’ın CHP’den ayrılması, İzmir’de Cemil Tugay’ın AK Parti’ye katılması, Türkiye siyasetinde önemli tartışmaların yaşandığını göstermektedir!
Peki, bu vb. parti değiştirme ya da geçişlerde, tarihte yaşanmış ve tozlu raflarda kalmış, devletin kayıtlarına da girmiş, bir HATA ya da başkaca bir GEREKÇE veya EHLİNE MALUM konular devreye ya da MASAYA gelmiş olabilir mi?
Siyasi partiler, belediye başkanları ve siyasi dengeler değişebilir. Demokrasinin temelinde; seçmen iradesi ve hukukun üstünlüğü, açıklık – şeffaflık ve hesap verebilirlik bulunmaktadır!
Vatandaş; geçim derdine çözüm, adaletin eşit uygulanmasını, kamu kaynaklarının şeffaf kullanılmasını ve kendisine verilen sözlerin tutulmasını beklemektedir!
Peki, Vatandaş; siyaset ve siyasilerden ne bekliyor?
Vatandaş; Huzur istiyor! Adalet istiyor! Ekonomik istikrar ve güven istiyor! Siyaset ve Siyasilere güvenmek istiyor! Geleceğe umut ve güvenle bakmak istiyor!
Vatandaş; Kendisini yönetenlere güvenmek istiyor! Peki, Vatandaşın siyaset ve siyasilere gerçekten güveniyor mu?
Siyaset, makam – mevki – para – güç – iktidar ve rant için yapılırsa kısa ömürlü olur! Devlet ve Millet için yapılırsa gönüllerde derin ve kalıcı izler bırakacaktır!
Türkiye’nin artık siyasi kavgalara değil, daha fazla ortak akıl, daha fazla ehliyet – liyakat, daha fazla adalet ve daha fazla ortak geleceğe ihtiyacı vardır!
Peki, Türkiye siyaseti nereye gidiyor?
Siyasette koltuklar geçicidir. Asıl kalıcı olan, vatandaşa karşı taşınan sorumluluktur!
Yoksa Türkiye siyaseti ve siyasiler, yeni bir yol ayrımında mıdır!
Ya sürekli kavga eden, birbirini suçlayan ve günü kurtarmaya çalışan, eş dost akrabaya iş ayarlayan ve rant dağıtan, siyaset ve siyasetçi anlayışı ile yola devam edeceğiz!
Ya da farklı düşüncelerin bir arada yaşayabildiği, eleştirinin düşmanlık sayılmadığı, ehliyet – liyakat ve adaletin öne çıktığı ve vatandaşın sorunları merkeze alındığı, kalkınma odaklı yeni bir siyaset ve siyasi anlayış geliştireceğiz!
Ya Vatandaşa YÜK olmaya – ÜSTENCİ ve TEPEDEN BAKMAYA devam eden bir siyaset ve siyasi anlayış!
Ya da Vatandaşın YÜKLERİNİ ALAN ve SORUNLARINA ÇÖZÜM ÜRETEN bir siyaset ve siyasi anlayışı!
Her SEÇİM – SEÇİŞ ve TERİCH, bir VAZGEÇİŞTİR! Neleri seçtiğiniz ve Nelerden Vazgeçtiğiniz çok önemlidir!
Sonuç olarak; YOL Kazası ya da BAŞARISIZLIK olduğu durumlarda, yapılan seçiş, tercih ve seçimlere bakmak gerekir!
Aynı köyde yaşayan iki ormancı ya da oduncu, sabah saat sekiz ile akşam saat altı arası, köy yakınlarındaki ormana ağaç kesmeye gidiyor. Birbirlerine engel olmamak için bir noktada ayrılıp, ayrı yerlerde çalışıyor ve dönecekleri vakit belirli bir noktada buluşup evlerine dönüyo
A karakter oduncu, yarım saat yemek molası hariç hiç durmadan ağaç kesiyor, bir ağaç devirirken hemen diğerine geçiyor.
B karakter oduncu ise arada bir dinleniyor, molalarını kaytarmadan yapıyor ve birinci oduncu ile aynı olarak akşam altıya kadar çalışıyor.
Bir hafta boyunca bu tempoyla çalışırlar ve sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar. Sayma işlemi bittikten sonra A karakter oduncu çok şaşırmış! Kendisi hiç mola vermemiş iken, B karakter oduncunun molalar vererek kendisinden daha fazla ağaç kestiğini görmüş.
Yaşadığı şaşkınlık sonrası, A karakter oduncu, evine gitmiş ve bir plan yapar; sabahları saat altı da kalkıp ormana gidiyor ve akşamları saat sekizde dönüyor. Yemek molası dahi vermeden, aparatif ayakta yeyip geçiştiriyor!
Planından değil fakat çalışma saatlerini arttıracağından ve birlikte gelip gidemeyeceklerinden B karakter oduncuya bahseder.
Bir hafta sonrası tekrar sayım yapmak üzere sözleşirler ve ikisi de çalışmalarına ayrı gidip gelerek devam eder.
A karakter oduncu, arada sırada zaman kaybetmeden gizlice gidip ikinci oduncuyu gözlemliyor; mola verdiğini, akşam saat altı da döndüğünü gördükçe gülümseyerek, kendini hırslandırarak akşam geç saatlere ve yorulana kadar soluklanmadan ağaç kesiyor!
Ve sonunda, bir hafta geçmiş ve sayım günü gelmiş. Sayım sonrası A karakter oduncu, bakmış ki; o kadar fazla çalışmasına ve hiç mola vermemesine rağmen yine B karakter oduncu kendisini geçmiş.
Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım, yemeden içmeden çalıştım. Erken kalktım güneş battıktan sonra eve döndüm. Fakat sen yine daha fazla ağaç kestin. Nasıl yaptın bunu, nasıl, diye sitemler etmeye, öfkelenmeye başlamış.
B karakter oduncu tebessüm etmiş ve o basit denklemde, hepimizin unuttuğu ya da görmezden geldiği bir parametreye dikkat çekerek; Herhangi bir sırrım yok. Sen durup dinlenmeden çalışır iken, ben bir kaç ağaç kestikten sonra hem dinlenip fiziki gücümü topluyordum, hem de baltamı biliyordum, diye cevap vermiş!
Hayatın her alanında başarılı olabilmek adına; hem Baltayı bilerken ve hem de 3T kurallarına, dikkat etmeli!
1 -) Tecrit ( Soyutlama ): Kişinin çalışmaya odaklanmak ve hedeflerine yürümek için kendini gereksiz meşguliyetlerden belli oranda soyutlaması.
Her şeye yetişilemeyeceğini bilerek dikkati tek bir hedefe odaklamayı ifade eder.
Hedef belirlendikten sonra, hedeften uzaklaştıracak ve ilgilenmesem de olur diyebileceği meselelerden kendini soyutlamak ve tecrit etmek gerekir!
Tecridi gerçekleştiremeyenlerin Tecdidi sağlaması mümkün değildir. Kendini soyutlayamayanın yenilenmesi mümkün değildir!
2 -) Tedric ( Aşamalı İlerleme ): Hedef ve hayallere bir anda, kısa sürede ulaşmanın imkansız olduğunu kabul edip adım adım ve derece derece ilerleme prensibi.
Hedefi gerçekleştirmeye doğru tedricen, derece derece ve adım adım gitmek gerekir!
Tecridi gerçekleştiremeyenlerin tedrici hâle geçmesi de mümkün değildir.
Kendini soyutlayamayan, bir hedefe, bir ideale ve bir ülküye kendini adamayan kişinin hedefine doğru adım adım ilerlemesi gerçekleşemez.
Hedeflerimizi gerçekleştirmeye doğru, tedricen, adım adım, sindire sindire, içselleştirmek ve özümsemek suretiyle gitmek zorundadır!
3 -) Tecdid ( Yenilenme ): Bu yolda yürürken kişinin kendisini, bilgilerini ve hedeflerini sürekli olarak güncellemesi, taze tutması ve yenilemesi.
Yenilenerek, her gün yeni şeyler öğrenerek ve kendini geliştirerek, aynı yerde durmayarak sürekli ilerlemek ve sürekli yenilenmek!
Hz. Mevlana; Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım, diyor!
Geçmişin pişmanlıklarına veya kalıplarına takılıp kalmamayı, hayatın akışına uyum sağlamayı ve her an yenilenmeyi ifade etmektedir!
Hz. Peygamber (sav) efendimiz; İki günü birbirine eşit olan ziyandadır, aldanmıştır, buyurmaktadır!
Konya; Kadim bir Başkent! Bir Başkent daima Başkent.
Selçuklu’nun mirası ve Anadolu’nun irfanı, Hz. Mevlâna’nın hoşgörüsünü ve Türk – İslam medeniyetinin derin izlerini taşıyan, Kadim Başkent Konya.
Büyük bir medeniyet mirasına sahip bu şehirde siyaset yapmak ve siyasetçi olmak, özellikle de şehremini – belediye başkanı olmak, sıradan bir siyasi faaliyet değildir!
Konya’da siyaset yapanların, öncelikle Kadim şehrin tarihine, kültürüne, insanına ve geleceğine karşı sorumlulukları vardır.
Peki, Konya’da siyaset ne kadar Hizmet, ne kadar RANT, ne kadar İHALE, ne kadar MAKAM, ne kadar KOLTUK ve ne kadar GELECEK HESABI ve PLANLARI üzerine mi bina edilmiştir?
Yoksa vatandaşların dertlerine – sorunlarına bir nebze de olsa ÇÖZÜM üretmek üzerine mi?
Yerel de, Siyaset ve Siyasiler çerçevesinden mesele budur!
Birileri; EMANET edilen Makamlarda, sonsuza kadar kalacakmış zehabına kapılmasına rağmen!
EMANET ve EMANETÇİ olarak bir GÜCE yaslananların sonu, yaslandıkları gücün ömrü kadar olur!
Kendi iradesi ve özgüveni ile ayakta duran, başkasının ya da yaslandığı GÜCÜN Çöküşü ile asla yıkılmaz!
Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol, Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.
Yakın bir gelecekte, Yerel Siyasette, TAŞLAR Yerinden oynayabilir gibi!
Yakın bir gelecekte, Yerel Siyasette, KARTLAR Yeniden karılıyor gibi!
Yakın bir gelecekte, Yerel Siyasette, tüm AKTÖRLER değişiyor gibi!
Siyaset ve Siyasetçi; Seçim döneminde, vatandaşa selam vermek ve teşkilat toplantılarında boy göstermek, protokol sıralarında oturmak ve sosyal medya hesaplarından fotoğraf paylaşmak değildir!
Siyaset ve Siyasetçi; vatandaşın derdi ile dertlenmek, şehrin problemini kendi problemi görmek ve gerektiğinde yanlış gördüğünü de söyleyebilmektir.
Bugün makam sahibi olanlar, yarın makamların dışında olabilir. Bugün alkışlananlar, yarın eleştirilebilir. Bugün güçlü görünenler, yarın vatandaşın karşısında hesap vermek durumunda kalabilir.
Makamlar, geçicidir! Makamlar, kimseye babasından MİRAS kalmamıştır! Makamlar, kimsenin babasının ÇİFTLİĞİ değildir! Peki, makam ve koltuklarda baki kalanı gören – duyan var mıdır?
Siyaset ve siyasetçi çerçevesinden, asıl olan yapılan hizmetler; şehrin hafızasında bırakılan güzel ve deriz izler, vatandaşın gönlünde kazanılan itibar olmalı.
Peki, Siyaset ve siyasilerin böyle bir derdi var mıdır? Yoksa bir günün BEYLİĞİ BEYLİK modundalar mı?
Bir günün BEYLİĞİ BEYLİK mantalitesinde, vatandaşa TEPEDEN mi bakılmaktadır?
Görev süresi sona erdiğinde; İyi işler yaptı, şehre faydası dokundu, gönüllerde taht kurdu ve hoş seda bıraktı, denilmesi.
Belediyeler; elbetteki yollar ve körüler inşa edecek! Parklar yapacak ve yeni projeleri hayata geçirilecek. Bunlar belediyecilik ve yerel yönetimin temel görevleri.
Bir Şehri yönetmek, sadece beton, asfalt, park ve bina yapmak değildir!
Bir şehri şehir yapan; İnsandır, Kültürdür, Eğitimdir, Üniversitedir, Ticarettir, Sanayidir, Tarım ve Hayvancılıktır, Gençliktir, Kadındır, Annedir, Çocuktur, Yaşlıdır ve Engellidir.
Tüm bunlara ilaveten Ehliyet – Liyakat ve Adalet temelli bir yönetim anlayışı olmalı.
Peki, Yerel çerçevede, bir kuruma ya da belediyeler ve üniversitelere, personel alımı veya atama durumunda, kim ya da kimlerin yakını ve referansı aranmaktadır?
Ehliyet – Liyakat ve Adalet, tarihin tozlu rafları ve göklerde gibi sanki!
Vatandaş; Benim vergim nereye harcanıyor? Şehrin hangi projesine ne kadar para ayrılıyor? Bu projeyi kim yaptı? İhale nasıl gerçekleşti? Sonuç ne oldu? Kim sorumlu vb. sorularına cevaplar aramaktadır!
Siyaset ve Siyasiler, AÇIK – ŞEFFAF ve HESAP VEREBİLİR olmalı!
Konya siyaseti ve siyasiler, Ankara’daki siyasi dengeleri takip eden değil, Konya’nın yerel çerçevedeki meselelerini Ankara’nın gündemine taşıyan bir anlayışa ihtiyacı vardır.
Konya; Tarım da Türkiye’nin lokomotif şehirlerinden biri. Sanayi de önemli bir üretim merkezi. Savunma sanayisinde yükselen bir potansiyele sahip.
Üniversiteleri, genç nüfusu, tarihi ve kültürel zenginliği ile büyük bir potansiyele sahip olduğunu, not edelim.
Konya siyaseti ve siyasiler, bu potansiyele uygun düşünmeli ve hareket etmeli.
Konya siyaseti ve siyasiler; Küçük hesaplar ve Kişisel çekişmeler, Koltuğu ve RANTI koruma telaşı ve Parti içi küçük hesaplaşmalar, Konya’nın geleceğinin önüne geçmesine müsaade etmemeli!
Peki, Kamu kurumlarına alınan personel ve özellikle Müdür ve Rektör atamalarında, Ehliyet – Liyakat ve Adalet ilkesi aranmakta mı?
Yoksa, bizden ve bize yakın olması, sadece SÖZ dinlemesi, yeter ve gerek şart olarak mı görülmektedir?
Yerel çerçevede, Siyaset ve Siyasiler zaviyesinden bir atama gündeme geldiğinde, Akrabalık bağlantıları, Dostluk, Yakınlık ve Siyasi referans aranmakta olduğunu da, not edelim!
Yerel çerçevede, Siyaset ve Siyasiler zaviyesinden bir atama gündeme geldiğinde, ehliyet – liyakat ve adalet ilkesinin yok sayıldığı ve rafa kaldırıldığını, hatırlatmak isterim!
Yeryüzü ve Gökler, Adalet sayesinde ayakta durur! Adalet, Devletin temelidir! Bir Devlet; Adalet olmadan, belki bir dönem fakat sonsuza kadar varlığını devam ettiremez.
Adaletin olmadığı kurum ve toplumlarda, SOSYAL kaos – kargaşa ve karmaşa hakim olur!
Adaletin olmadığı, kurum ve toplumlarda, sosyal barış ve huzur temin edilemez.
Hz. Mevlana; toplumda sosyal barışın, adaletin, huzurun sağlanması ancak ehliyet ve liyakate önem verilmesi, ehliyet ve liyakat sahibi insanların iş başına getirilmesiyle mümkün olabilir! Ehliyet ve liyakate bakılmaksızın işlerin yürütülmeye çalışılması halinde ise toplumsal düzenin işleyişinde aksaklıklar ortaya çıkacak ve sosyal düzen bozulacak, kaosa ve karmaşaya zemin hazırlayacaktır, buyurmaktadır!
Devletin dini adalettir! Devlet, yalnız adalet ile sonsuzlaşır ve adaletsizlikle yıkılır. Devlet, adalet ile yönetilir!
Adalet, mülkün – Devletin temelidir! Adalet güneşi batarsa, insanlar için yeryüzünde yaşamanın anlamı kalmayacaktır!
Ehliyet, Liyakat ve Adalet ilkesi cari olmadığı atamalarda, kurumlar zayıflar. Kurumlar zayıfladığında şehir ve ülke kaybeder. Şehir ve ülke kaybettiğinde, devlet ve millet kaybeder!
Konya’da siyaset; kim kimin yanında ve kim kimle ile beraber sorusundan ziyase, Kim, Konya’nın yanında, Kim, Konya’nın gelişmesi – kalkınmasını dert edinmektedir!
Peki, Kim gençlerin yanında? Kim sanayicinin yanında? Kim çiftçinin yanında? Kim esnafın yanında? Kim dar gelirlinin yanında? Kim öğrencinin yanında? Kim Konya’nın geleceğinin yanında? Kim Emeklinin ve Asgari ücretlinin yanında?
Kişisel hesaplardan uzak, Partizanlığın ötesinde, Makam ve mevki hırsından arınmış; Açık – Şeffaf ve Hesap Verebilir, Ehliyeti – Liyakati ve Adaleti temel alan – ilke edinen, siyaset kültürü ve siyasilere ihtiyaç olduğunu da, not edelim!
Peki, yerel çerçevede böyle bir siyasi anlayış – siyasi kültür ve siyasetçi var mıdır?
Makamlar gelip geçer, Koltuklar değişir, İsimler Tairh olur ve unutulur! Fakat yapılan hizmet ve bırakılan eser, şehrin hafızasında uzun yıllar yaşamaya devam edecektir!
Siyaset ve Siyasiler çerçevesinden mesele, Gök kubbede hoş bir seda bırakabilmek olmalı! Siyaset ve Siyasiler adına, en büyük makam bu olmalı!
Gerisi lafü güzaf! Gerisi teferruat! Gerisi gelip geçici şeyler! Baki kalan hoş bir seda!
Makamlar ve Koltuklar, herkes için gelip geçicidir! Kimler Gelir ve Kimler Geçer gider! Mesele, makamda otururken ve koltuklarda bulunurken, hem Gök Kubbede ve hem de, Gönüllerde bir İZ ve bir SEDA bırakabilmektir!
Hadimi Hazretleri; Kâmil ( Olgun – Değerli ) İnsan odur ki; koya dünyada bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser, buyurmaktadır!
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilir, herkes için uygun barınma sağlayan şehirler ve kasabalar inşa etmeyi amaçlayan, Birleşmiş Milletler programı.
BM ( Birleşmiş Milletler ) 2030 / Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ve Göstergeleri; 1 -) Yoksulluğu her yer her yönü ile sona erdirmek. Açlığı sona erdirmek, gıda güvenliğini sağlamak, herkesin sağlıklı ve besleyici yiyeceklere ulaşmasını sağlamak ve sürdürülebilir tarımı güçlendirmek. 3 -) Sağlıklı yaşam koşulları korumak ve her yaşta herkes için eşit yaşam ile sağlıklı olmayı benimsemek. 4 -) Tüm insanlar için kapsayıcı ve iyi eğitimin sağlanması ve hayat boyu eğitim olanaklarının desteklenmek. 5 -) Cinsiyet eşitliğini sağlamak ve tüm kadınları ve kız çocuklarının toplum içindeki yerlerini güçlü kılmak. 6 -) Herkes için temiz su, güvenli ve hijyenik altyapıya ile erişiminin sağlanması. 7 -) Herkes düşük maliyetli, güvenilir ve süründürülebilir temiz ve modern enerjiye ulaşımı sağlanmalı. 8 -) Devamlı, kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi desteklemek, verimli ve uygun çalışma koşullarını oluşturmak. 9 -) Dayanıklı bir altyapı inşa etmek, kapsayıcı ve süründürülebilir sanayileşme ve inovasyonu desteklemek. 10 -) Ülkeler arası ve ülke içindeki kişiler arasında eşitsizliği azaltmak. 11 -) Şehirleri ve insan yerleşimlerini kapsayıcı, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir hale getirmek. 12 -) Sürdürülebilir üretim ve tüketimin sağlanmasının yanında gıda atıkları ve israfın durdurulmasını sağlamak. 13 -) İklim değişikliği ve etkileriyle mücadele etmek için acil ve hızlı ulaşılabilir çözümler üretmek. 14 -) Okyanusları, denizleri ve sualtı yaşamını korumak ve sürdürülebilir kalkınma ekseninde kullanmak. 15 -) Ekosistemi korumak verilen zararları gidermek ve sürdürülebilir kullanım ortamlarını sağlamak ve içinde yaşayan canlı türlerini korumak, çölleşme ile savaşmak, toprak verimliliği ve bio çeşitlilik kaybını durdurmak ve tersine çevirmek. 16 -) Barış içerisinde ve kapsayıcı toplumları desteklemek, herkes için adalet sağlamak, her seviyede hesap verilebilirlik ilkesine sahip verimli ve kapsayıcı kurumlar oluşturmak. 17 -) Global destek ağının canlandırılması ve hedeflerin uygulanabilirliğinin güçlendirilmesini sağlamak.
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) programı, BM ( Birleşmiş Milletler ) 2030 / Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları çerçevesinde yürütülmekte olduğunu da not edelim!
Peki, Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilirlik çerçevesinde, kurulduğu tarihten itibaren, sosyal ve çevresel açıdan yaşanılabilir ve sürdürülebilir şehirler konusunda neler yapılmıştır?
Peki, Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilirlik çerçevesinde, insanlık adına, şehirler yaşanılabilir ve sürdürülebilir bir durumda mıdır?
Peki, Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilirlik çerçevesinde, kurulduğu tarihten bugünlere, dünya geneli ya da AFRİKA özelinde, herkes için uygun BARINMA konusunda neler yapılmıştır?
Ya da sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilir, herkes için uygun barınma sağlayan şehirler inşa etmek gibi bir dertleri veya hedefleri yok mudur?
Yoksa Laf ola beri gele çerçevesinde, zevahiri kurtarmak adına MIŞ gibi mi yapılmaktadır?
Dünya genelinde, Birleşmiş Milletler ( BM ) verileri ve Habitat for Humanity gibi uluslararası kuruluşların raporlarına göre, 300 milyondan fazla insan tam anlamıyla EVSİZLİK sorunu yaşarken, 1,6 ile 2,8 milyar insan ise YETERSİZ – SAĞLIKSIZ veya GÜVENCESİZ BARINAKLARDA ( gecekondular, derme çatma yapılar veya geçici barınma alanları ) yaşam mücadelesi vermekte olduğunu da not edelim!
Evsizlerle Çalışan Ulusal Kuruluşlar Avrupa Federasyonu ( FEANTSA ) raporlarına göre, Dünyaya MEDENİYET ihraç etmeye ve İNSANLIK dersi vermeye kalkan AVRUPA genelinde, en az 1 milyon 270 binden fazla kişinin sokakta uyuduğu ifade edilmektedir!
Mademki Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilirlik çerçevesinde, herkes için uygun BARINMA konusunda çalışmalar yapılıyor, sadece Avrupa genelinde, BİR MİLYON İKİ YÜZ YETMİŞ bi KİŞİ, NEDEN SOKAKLAR da UYUMAYA devam etmektedir?
Mademki Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilirlik çerçevesinde, herkes için uygun BARINMA konusunda çalışmalar yapılıyor, dünya genelinde, BİR MİLYAR ALTIYÜZ BİN ile İKİ MİLYAR SEKİZYÜZ BİN kişi, YETERSİZ – SAĞLIKSIZ veya GÜVENCESİZ BARINAKLARDA, NEDEN YAŞAM Mücadelesi vermektedir?
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) 1976 yılında Vancouver’da düzenlenen Habitat-1 konferansının ardından 1978 yılında kurulmuştur.
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) Merkezi, Kenya’nın başkenti Nairobi’de yer almaktadır.
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) hedefi; Küresel çapta hızlı kentleşmenin sosyal, çevresel ve ekonomik etkileriyle başa çıkmak, yoksulluğu azaltmak ve kentsel dirençliliği artırmaktır.
Entegre kentsel ve bölgesel planlama çalışmaları yürütmektedir.
Kentlerde konut krizine çözüm aramakta ve herkes için güvenli barınma hakkını desteklemektedir.
Yoksulluk, iklim değişikliği ve hızlı nüfus artışının yarattığı kentsel sorunlara çözüm aramak.
Hükümetlere ve yerel yönetimlere kentsel planlama, konut politikaları ve altyapı konularında yardım sağlamak.
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda stratejiler belirlemek.
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -HABITAT ) Birleşmiş Milletlerde insan yerleşimleri faaliyetlerinin eşgüdümünü sağlamayı, sürdürülebilir insan yerleşimleri ve iskân programları konularında bilgi değişimi sunmayı ve kentlerde karşılaşılan sorunların çözümü yolunda ülkelere teknik yardım ve finansman desteği sağlamayı amaçlamaktadır.
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programına ( UN -HABITAT ) Üye Ülkeler; Cezayir, Burkina Faso, Orta Afrika Cumhuriyeti, Kongo, Fildişi Sahilleri, Etiyopya, Gabon, Kenya, Mali, Mozambik, Nijerya, Ruanda, Sudan, Svaziland, Tunus, Zambiya, Finlandiya, Fransa, Almanya, İsrail, Norveç, İspanya, Türkiye, ABD, Antigua ve Barbuda, Arjantin, Brezilya, Şili, Küba, Grenada, Guatemala, Honduras, Jamaika, Venezüella, Arnavutluk, Ermenistan, Çek Cumhuriyeti, Romanya, Rusya Federasyonu, Sırbistan, Afganistan, Bahreyn, Bangladeş, Çin, Hindistan, Endonezya, İran, Irak, Japonya, Pakistan, Kore, Suudi Arabistan, Sri Lanka.
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -HABITAT ) kurulduğu dönemde, dünya nüfusunun üçte ikisinin kırsal kesimde yaşıyor olması, dolayısıyla, kentleşme ve kentleşmeye bağlı sorunların henüz günümüzdeki öneme erişmemiş olması sebebiyle, UN -HABITAT’a düşük seviyede destek sağlanmıştır.
1996 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen Habitat-II Konferansı sonucunda, Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programının ( UN -HABITAT ) temel belgelerinden olan “ Habitat Agenda ” ile “ İstanbul Deklarasyonu ” kabul edilmiştir.
Bu belgelerde, hükümetler, tüm vatandaşlara uygun iskân olanakları sağlamayı ve sürdürülebilir insan yerleşimlerini geliştirmeyi taahhüt etmiştir.
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -HABITAT ) teknik işbirliği programları ve projelerinin dünya genelinde yürütülmesini sağlamak üzere, dünya genelinde ÜÇ Bölge ofisi bulunmaktadır.
Afrika ve Arap Ülkeleri Bölge Ofisi; Nairobi’de
Asya ve Pasifik Bölge Ofisi; Fukuoka’de
Latin Amerika ve Karayipler Bölge Ofisi; Rio de Janerio’de
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -HABITAT ) irtibatı sağlamak üzere, BM Genel Kurulu ve Sekretaryası için New York ve Cenevre’de, AB için Brüksel’de ofisleri bulunmaktadır.
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -HABITAT ) Hindistan, Çin, Rusya Federasyonu, Ürdün, Kuveyt, Sırbistan, Kosova, Sri Lanka, İran ve Budapeşte, ofisleri de bulunmaktadır.
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ), sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilirlik çerçevesinde, belediyelere kentsel planlama, sürdürülebilirlik, teknik uzmanlık paylaşımı ve küresel iş birlikleri aracılığıyla doğrudan destek sağlamaktadır.
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -HABITAT ) sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilirlik çerçevesinde, yerel yönetimlerin kent içi yaşam kalitesini artırmalarına ve küresel krizlere karşı dirençli hale gelmelerine yardımcı olmaktadır.
BM / UN – Habitat, belediyelere sağladığı temel destek mekanizmaları;
Entegre Kentsel Planlama ve Politika Desteği; Belediyelerin büyüyen şehirleri daha düzenli yönetebilmesi için stratejik planlama ve kentsel tasarım rehberliği sunar. Sürdürülebilir kentsel kalkınma politikalarının yerel düzeyde uygulanması için teknik altyapı oluşturulmasına katkı sağlar.
Uzmanlık Paylaşımı ve Kapasite Geliştirme; Yerel yönetimlerin kurumsal kapasitelerini artırmak amacıyla belediye personeline teknik eğitimler ve çalıştay düzenler. Şehirlerin kentsel yaşam kalitesini ölçebilmeleri için endeksler geliştirir ve yerel yönetimlerin zayıf alanlarını tespit etmelerine yardımcı olur.
İklim Değişikliği ve Çevresel Yönetim ( Sıfır Atık ); Belediyelerin iklim kriziyle mücadele eylem planları hazırlamasına ve sıfır atık yaklaşımlarını kentsel sistemlere entegre etmesine destek verir. Bu kapsamda yerel yönetimlerin iyi uygulama örneklerini küresel platformlarda sergileyerek fon ve görünürlük elde etmelerini sağlar.
Küresel Ağlar ve İş Birliği Protokolleri; Belediyeleri uluslararası arenaya taşıyarak küresel fon sağlayıcılar, diğer ülke belediyeleri ve uzman ağları ile buluşturur. Örneğin, Türkiye’de Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve çeşitli yerel belediyelerle imzalanan iş birliği çerçeve anlaşmalarıyla ortak kentsel projeler yürütülmektedir.
Kentsel Dayanıklılık ve Barınma Çözümleri; Doğal afetler, göç dalgaları ve krizler karşısında kentlerin daha dayanıklı hale getirilmesi için belediyelere rehberlik eder. “Herkes için uygun barınma” ilkesiyle dezavantajlı grupların konut ve altyapı ihtiyaçlarının çözülmesinde yerel yönetimlere stratejik destek sağlar.
Belediyeler; kentsel dönüşüm, sıfır atık veya iklim eylemi konularında, Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) çerçevesinde, hem proje ve hem de FİNANS desteği almaktadır.
Peki, Türkiye’deki belediyeler bu konularda nerededir?
Yoksa Türkiye’deki belediyeler, Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) çerçevesinde, Proje ve Finans desteği sağladığından bihaber bir durumda mdır?
Konya Büyükşehir Belediyesi, 2022 yılında düzenlenen Dünya Habitat Günü etkinlikleri kapsamında, dünyanın en prestijli ödülleri arasında gösterilen, ‘ BM UN -Habitat Onur Parşömeni Ödülü’ aldığını da hatırlatmak isterim.
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) Onur Parşömeni Ödülü, 1989 yılından beri verilen ve insan yerleşimleri alanındaki dünyanın en prestijli ödüllerinden biridir.
Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) Onur Parşömeni Ödülü, kentlerde yaşam kalitesini artırmak, sürdürülebilir şehircilik uygulamalarını yaygınlaştırmak, yoksulluk veya yerinden edilme mağdurlarına konut çözümleri üretmek ve yenilikçi kentsel projeler geliştirmek amacıyla olağanüstü katkı sağlayan kişi, kurum veya girişimleri onurlandırmak için tasarlanmıştır
Her yıl Ekim ayının ilk Pazartesi günü, Birleşmiş Milletler tarafından Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN -Habitat ) sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilirlik çerçevesinde, ‘ Dünya Habitat Günü ‘ olarak kutlanmaktadır.
Dünya Habitat Günü; İnsan yerleşimlerinin durumunu, kentlerin gelişimini ve herkesin yeterli barınma hakkına sahip olma ihtiyacını değerlendirmektir.
Dünya Habitat Günü; İlk kez 1986 yılında, ” Barınmak Benim Hakkımdır ” temasıyla kutlanmıştır.
2026 yılı Dünya Habitat Günü, 5 Ekim 2026 Pazartesi günü, Umman / Muscat şehrinde, ” Herkes için Yeterli Konut ” Teması ile kutlanacaktır.
NOT; Güveni Yeniden Tesis Etmek, Dönüşümü Yönetmek: Herkes İçin Sonuç Üreten BM, teması ile Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu için ABD’ye giden, Birleşmiş Milletler COP31 ve HABİTAT toplantılarına, Dünya Belediyeler Birliği ( Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler – UCLG ) Başkanı olarak katılım sağlayan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Uğur İbrahim Altay; COP ve HABİTAT yetkilileri ile birebir görüşmeler yaptığını, Birleşmiş Milletler İnsan Yerleşimleri Programı ( UN-Habitat ) sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilirlik çerçevesinde, Konya özelinde, kentsel dönüşüm, sıfır atık veya iklim eylemi konularında, PROJE ve FİNANS DESTEĞİ aldığını da hatırlatmak isterim!
COP31; ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) 9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında, Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecektir.
Paris İklim Anlaşması; gelişmiş ekonomilerin, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele ve iklim etkilerine uyum sağlamaları için finansal destek sağlamasını yasal bir yükümlülük olarak şart koşmaktadır.
Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere 2020 yılından itibaren yıllık 100 milyar dolar iklim finansmanı sağlaması hedeflenmiştir.
2025 yılından sonra finansman desteği, 2025 – 2035 yılları arasında yıllık en az 300 milyar dolar seviyesine çıkarılması beklenmektedir.
2026 Nisan ayı itibarı ile gelişmiş ülkeler, 2035 yılına kadar gelişmekte olan ülkelere yıllık 1.3 trilyon dolar finansman sağlamasına yönelik yeni yol haritaları tartışılmaktadır.
Böyle bir kaynak, dünya insanlığının hayrına kullanılabilir mi? Evsizlere EV, Aç olanlara TEMEL GIDA, Su ve yeterli gıdaya erişemeyen kitlere neden kullanılmıyor?
COP21; Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 21. Taraflar Konferansı, 30 Kasım – 12 Aralık 2015 tarihleri arasında, Paris’te düzenlenmiştir.
COP21; Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 21. Taraflar Konferansı, iklim değişikliği ile küresel mücadelede tarihi bir dönüm noktası olarak, Paris İklim Anlaşması’nın kabul edilmesiyle sonuçlanmıştır.
Paris İklim Anlaşması: 195 taraf ülke tarafından kabul edilen ilk bağlayıcı küresel iklim anlaşmasıdır.
Ülkeler, ” Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkılar ” adı verilen planlar ile sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdünde bulunmuştur.
Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere iklimle mücadele ve uyum süreçleri için mali yardım sağlaması kararlaştırılmıştır.
Gelişmiş Ülkeler, Gelişmekte olan Ülkelere, İKLİM ile mücadele ve UYUM süreçlerinde, MALİ YARDIM sağlayacaktır!
Türkiye; Paris İklim Anlaşması’nı 22 Nisan 2016′ tarihinde imzalamış ve Ekim 2021 tarihinde, TBMM’de onaylayarak resmen taraf olmuştur.
COP31; ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) 9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında, Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da düzenlenecektir.
Türkiye, bu zirveye ilk kez ev sahipliği yapacak, konferansın başkanlığını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum yürütecektir.
COP31; ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ; Ana müzakereler ve etkinlikler Antalya EXPO alanında gerçekleştirilecektir. Liderler Zirvesi, İstanbul’da yapılması planlanmaktadır.
Türkiye resmi “Başkan” ve ev sahibi olarak operasyonel süreçleri yönetirken, Avustralya müzakere süreçlerine liderlik edecek “Müzakere Başkanı” ( Chris Bowen ) rolünü üstlenecektir.
COP31; Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansına; 190’dan fazla ülkeden devlet başkanları, uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları dahil olmak üzere yaklaşık 80.000 ziyaretçinin katılması beklenmektedir.
COP31; Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı; öncelikli konuları arasında temiz enerjiye geçişin hızlandırılması, iklim finansmanı, küresel uyum hedefleri ve yeni ulusal iklim planlarının değerlendirilmesi yer almaktadır.
Türkiye, bu zirve ile küresel iklim diplomasisinin merkezine yerleşmeyi ve gelişmiş ekonomi ile gelişmekte olan ülkeler arasında bir “köprü” görevi görmeyi hedeflemektedir.
Türkiye; GELİŞMİŞ EKONOMİLER ile GELİŞMEKTE olan ÜLKELER arasında ” KÖPRÜ ” olacaktır!
COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; Kuraklığın küresel ölçekte yıllık maliyetinin 307 milyar dolar seviyesine ulaştığını, yaklaşık 4 milyar insanın yılın en az bir ayında su kıtlığı yaşadığını. Dünya genelinde, 2024 – 2025 yılları arasında 3,7 milyon kilometrekare ormanın yandığını. 1970’ten bu yana dünyanın sulak alanlarının yüzde 35’ini kaybettiğini, 1990’ların başından bu yana, büyük göllerinin yarısından fazlasının küçüldüğünü, ifade etmektedir!
COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; COP Başkanlığı olarak yaklaşımımız üç temel ilkeye dayanmaktadır: Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon yani UYGULAMA.
Diyalog ile güveni güçlendiren kapsayıcı bir platform kuracağız. Uzlaşı ile ortak sorumluluk ve ortak sahiplenme duygusunu büyüteceğiz. Aksiyon – UYGULAMA ile alınan kararların sahada güvenilir, ölçülebilir uygulamalara dönüşmesini sağlayacağız. Enerji güvenliği ile iklim hedeflerini birbirinin alternatifi olarak görmeyeceğiz, diyor!
COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; COP31; ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. TARAFLAR Konferansı ) AKSİYON – UYGULAMA COP’u olacağını, Türkiye, söylemlerin yerini eylemlere bırakacağı, ülkelerin harekete geçmesini sağlayacak “uygulama COP’u hayata geçirmeyi hedefliyor, ifadelerini de, sürekli vurgulamaktadır!
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin ( UNFCCC ) 31. Taraflar Konferansı ( COP31 ) Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İklim diplomasisinin kalbi Antalya’da atacağını, ifade etmektedir.
Yapay Zeka, Süper Zeka olmak yolunda ilerliyor gibi! Süper Zeka derken?
Peki, Yapay zeka, kim ya da kimlerin zekası? Yoksa Yapay zeka, Sonsuz Kudret ve Sonsuz Zekaya savaş mı açmaktadır?
Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Ben size ( İNSANA) Şah damarınızdan daha yakınım, buyurmaktadır!
Peki, Yapay Zeka ve arkasındaki KÜRÜSEL ve ŞEYTANİ – LUCİFER AKLI ya da ZEKASI; Yer yüzü Tanrılıkları adına; kontrol edilebilir – yönetilebilir ve köleleştirilmiş İnsanlık için şah damarından daha yakın olmaya mı çalışmaktadır?
Yapay Zeka – Süper Zeka olarak dünya insanlığının kullanımına sunulan teknoloji, ŞEYTAN – LUCİFER AKLI ve ZEKASI olabilir mi?
Peki, Süper Zekaya dönüşen bir Yapay Zeka, tüm İnsanlığa TEHDİT olabilir? Ya da İnsanlığı YOK edebilir mi?
Peki, Yapay Zeka Teknolojisini geliştiren ve insanlığın kullanımına ücretsiz bir şekilde sunan, küresel güçlerin arka plandaki sinsi – kirli hesap ve planları nelerdir?
Yoksa Yapay Zeka Teknolojisini geliştiren küresel güçler, insanlığı çok düşündüğü için milyar dolar harcamış oldukları bir yatırımı ücretsiz bir şekilde dünya insanlığının kullanımına sunmaktadır?
YAPAY ZEKA Teknolojisi; İnsanların tüm verilerini; yaşlarını, cinsiyetlerini, beden ölçülerini, yüzlerini, parmak ve ayak izlerini, mesleklerini, hangi aileden olduklarını, oturdukları evi, sokağı, mahalleyi, görüştükleri kişileri bilgi olarak toplayan ve bunları veri olarak işleyen devasa bir zekâ sisteme sahiptir. Elde edilen tüm bu data taranmak suretiyle işleme hazır veriye dönüştürüldüğünü de not edelim!
YAPAY ZEKA Teknolojisi; kişinin hareketleri, davranışları, sık gittiği yerler, yüz yüze görüştüğü ya da telefon veya bilgisayar üzerinden iletişim kurduğu kişiler ve gruplar maharetiyle, her hareketi ve hatta her düşündüğü şey kontrol ve denetim altına alınmaya çalışıldığını da hatırlatmak isterim!
Peki, bu kadar datayı birileri neden derlemektedir? Nerede, Ne zaman ve Nasıl bir şekilde kullanacaktır?
İletişim kuramcısı, McLuhan, 1960’lı yıllarda, iletişim ve teknolojisindeki yenilik ve gelişmeler çerçevesinde, dünyanın Global Köy ( The Global Village ) haline geleceğini veya geldiğini vurgulamıştır.
Dünya; GLOBAL ve KÜRESEL bir köy. Yoksa KÜRESEL KÖY derken, KÖLESEL ve KONTROL Edilebilir, YÖNETİLEBİLİR – YÖNLENDİRİLEBİLİR ve KÖLELEŞTİRLMİŞ bir İnsanlık mı?
Köyde, her insan, diğer insan veya komşunun, ne yaptığından, ne yediğinden ve hatta bazen ne düşündüğünden dahi haberdardır. Aslında, artıları var gibi görünse de, toplum düzeni, barışı ve huzur zaviyesinden çok sağlıklı bir durum değildir.
1960’lı yıllarda ön plana çıkan bu kavram, kitle iletişim araçlarının kullanımı ve dünyayı küresel bir köye dönüştüreceğini açıklamak üzere üretilmiştir.
McLuhan’a göre, iletişim ve iletişim teknolojisindeki gelişme ve yenilikler, elektronik medya ile birlikte sözel gelenek yeniden oluşacak veya oluşmaktadır, diyor.
Sözel gelenek ifadesi, Köylerde, her şeyin özellikle bir toplumun gelenek ve görenek, tarihi ve kültürü, genç kuşaklara sözel bir şekilde aktarılmasıdır.
İnternet çağında ve sosyal ağların gelişimi ile kişinin birçok yerde, birden var olabilme algısı gelişmektedir.
Bir konu veya haberin Re-tweet mantığında tüm Dünyayı dolaşmasını kapsayan bir teori olarak üretilmiştir. Aynı köydeki sözel kültür geleneğinde olduğu gibi.
Global Köy kavramı, internet ve web akışı ile yeniden ruh bulmuştur. Özellikle Dünyadaki her olay veya haber, insanlar tarafından anında öğrenildiği ve büyük bir köy haline dönüşmesi stratejisini desteklemektedir.
Paylaşım yapılan haberler, Forward edilen mailler ve web sitesi linkleri, interaktif bloglar gibi.
Peki, Global köy haline gelen dünyayı ve insanlığı, kim veya kimler yönetecektir?
Bu kadar DATAYI, kim ya da kimler ve NASIL KONTROL edecektir?
Peki, DATA ve SİBER GÜVENLİK Ne demektir?
DATA ve Siber Güvenliği sağlayamayan ülkeler, Ulusal Güvenliğini de sağlayamaz!
İletişim ve bulut teknolojisinin gelişmesi ile dünyada geçerli olan şey, data olmuştur.
Datanın üretilmesi, takip edilmesi, derlenmesi, yönetilmesi ve kontrol edilmesi, toplum ve insanlık adına VERİ olarak alınacak kararlar sürecine girmiş bulunuyoruz.
Peki, bu kadar DATA, kim ya da kimlerin NASIL işine yaramaktadır?
Tarım toplumunda, arazi ve tarlası çok fazla olan daha değerli ve toplum tarafından sözü dinlenir ve itibarlı bir durumda bulunuyordu.
Sanayi devrimi ile birlikte, makineler ve bu makinelerin bulunduğu devasa fabrikalar değerli ve itibarlı olmuştur. Bu toplumda, tabii ki sanayicinin sözü dinlenir ve sözleri geçerlidir.
Datayı ve işlenmiş – derlenmiş veriyi elinde bulunduran güç, dünyanın ve insanlığın hâkimi, yöneteni, kontrol edeni ve hegemonya gücü haline gelecektir.
Yeni dönemde insanlığı bekleyen en büyük tehlike burası gibi görünüyor! Yapay Zeka Teknolojisi de burada devreye girmektedir!
Teknolojinin dünyayı küresel bir köy haline mi yoksa Kölesel Köy haline getirmek olduğunu, düşünmek ve tartışmak daha doğru olacaktır.
Peki, KÜRESEL bir KÖY de mi yoksa KONTROL Edilebilir, YÖNETİLEBİLİR – YÖNLENDİRİLEBİLİR ve KÖLELEŞTİRLMİŞ bir Dünya da mı yaşıyoruz?
Teknoloji, uzak mesafeleri yakınlaştırırken, beyin ve bilincimizin damarlarını da kısaltan ve işleyişini bozan ve yönetmeyi kestirme yoldan halleden, bir döneme evirilmesin?
Peki, Teknoloji ya da Yapay Zeka esiri olurken farkında olmadan dijital köleler haline mi geliyoruz?
Teknoloji ve patronları, sözcüleri ve yaygınlaştırıcıları, insanlığı data veçhesinden sömürmeye – kontrol etmeye – yönlendirmeye ve yönetmeye niyet ettiklerinden artık kuşku yoktur.
Teknoloji üreten güç ve akıl, insanlığı, alışveriş ve ekran mahkûmu, telefon ve bilgisayar tuşlarının kullanıcısı dijital kullanışlı kölelere dönüştürmeyi hedeflemektedir!
Peki, kişisel ve kurumsal veriler korunamadığı durumda, kişi ya da kurumların başına neler gelebilir?
Küresel Güçler ya da LUCİFER soyundan gelenler; tüm insanlığı; kontrol edilebilir – yönetilebilir ve yönlendirilebilir modern köleler haline getirebilmek için Yeryüzü Tanrılıkları adına, YAPAY ZEKA UYGULAMALARI, DATA yönetim ve denetim savaşı vermekte, VERİ işlemekte – derlemekte ve analiz etmekte olduğunu, bir kenara not edelim!
ATEŞ, sadece ORMANLARI ve TARIM ARAZİLERİNİ değil, DÜNYA SİYASETİ – EKONOMİ ve İnsanların Geleceğe olan ÜMİTLERİ ve GÜVENİNİ de YAKMAKTADIR! Peki, Neler olmaktadır?
Peki, Küresel Güçler ya da LUCİFER soyundan gelenler, Yeryüzü Tanrılıkları adına, yeryüzünde BOZGUNCULUK Çıkarmaya ve insanlığı İFSAD etmeye mi çalışmaktadır?
Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Bakara Suresi 204 ve 205. ayetlerde; İnsanlardan bazıları vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider. Ve kalbinde olana Allah’ı şahit tutar. Halbuki o pek katı husumet sahibidir. İŞ başına geçtiğinde ya da HAKİMİYETİ ele geçirince, yeryüzünde fesat çıkarmaya ve ekinleri, zürriyetleri helâk etmeğe çalışır. Allah Teâlâ ise fesadı sevmez, buyurmaktadır!
Peki, Yeryüzü TANRILIKLARI adına kim ya da kimler, Yeryüzünde, hem FESAT çıkarmaya, hem de EKİNLERİ ve ZÜRRİYETİ, İfsat etmeye – Helak ve Bozmaya çalışmaktadır?
Sonsuz Kudret Sahibi Yüce Allah; Bakara Suresi 204 ve 205. ayetlerde; Birileri, tuzak kurdu, Allah da onların tuzaklarını bozdu. Evet, Allah en iyi tuzak bozucudur, buyurmaktadır.
Dünyanın farklı bölgelerinden her gün neredeyse Orman ya da Tarım Arazi Yangın görüntüleri gelmektedir! Neden Acaba?
Alevler yükseliyor. Ormanlar yanıyor. Evler boşaltılıyor. İnsanlar tahliye ediliyor. Gökyüzü dumanla kaplanıyor. Peki, Neden? Neler olmaktadır? Arka planda, Yangınlar bahane edilmek suretiyle, nasıl bir sinsi ve kirli hesap vardır?
Peki, Dünya da bu kadar yangın hem de aynı anda NEDEN ve NASIL çıkmaktadır?
Her yangının çıkış sebebi aynı değildir! İhmal veya Kasıt olabilir! Enerji hatları, insan faaliyetleri ve arazi kullanımı olabilir! Yine de NEDEN?
Her yerde aynı anda NEDEN ve NASIL bu boyutta Yangınlar çıkmakta ya da çıkarılmaktadır? Hepsi normal, hepsi sıradan ve hepsi spontane mi olmaktadır? Birileri Aklımız ile alay eder gibi!
Dünya Sağlık Örgütü, küresel ölçekte, orman yangınlarının sıklığı ve şiddetinin arttığına dikkat çekmektedir! Peki, ÇÖZÜM konusunda önerileri neler?
Söz Dönüp dolaşıp İKLİM KRİZİNE ya da İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE geliyor gibi!
Dünya Meteoroloji Örgütü, yangınların yalnızca ormanları değil; hava kalitesini, tarımı, ulaşımı, enerji sistemlerini ve ekonomileri etkilediğini de, vurgulamaktadır!
Peki, görünen sadece ÇEVRE meselesi midir?
Siyaset ve Ekonomi meselesi! Toplumsal ve Ulusal Güvenlik meselesi! Sağlık meselesi ve daha fazla gelecek meselesi karşımıza çıkmaktadır!
Peki, bugün geldiğimiz noktayı anlamak için yangın görüntülerine bakmak yeterli mi?
2026 yılı Ağustos ayı, küresel ölçekte, en sıcak aylar seviyesine geldiği! Küresel ortalama sıcaklık, sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,65 derece üzerine çıktığı! Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde, sıcak hava dalgaları, kuraklık ve büyük orman yangınları yaşandığı, ifade edilmektedir!
Peki, bir orman yandığında ya da bir yerde yangın çıktığında sadece ağaçlar ve tarım arazileri mi yanmaktadır?
Öncelikle ve özellikle İnsanlar etkilenmektedir! Ekonomi yanıyor! Tarım – Turizm – Ulaşım altyapısı – Elektrik hatları ve Konutlar zarar görmektedir!
Sigorta şirketlerinin yükü artıyor! Devletin afet harcamaları büyüyor! Ve bütün bunların sonunda, faturayı yine toplum – vatandaş ödemektedir!
Yangınların bir başka ekonomik sonucu, TARIM ve gıda güvenliği! KURAKLIK – SICAKLIK ve SU Sorunlarına ilaveten yangınlar toplumsal baskıyı artırmaktadır!
Dünyanın bir bölgesinde çıkan ORMAN ya da TARIM Arazi Yangınları; GIDA üretiminin düşmesine ve Fiyatların yükselmesine, Market ve Mutfağa EK Maliyet olarak yansımaları olmaktadır!
Market ve Mutfağa yansıyan her fiyat artışı, vatandaşın temel gıdaya erişimi ve sağlıklı beslenmesine, engel oluyor demektir!
Dünyanın bir bölgesinde çıkan ORMAN ya da TARIM Arazi yangınları, siyaset ve hükümetlerin sorgulanmasına da, sebebiyet vermektedir!
Devlet ve hükümetler, Yangınlara hazırlıklı mı? Erken uyarı sistemi çalıştı mı? İtfaiye kapasitesi yeterli mi? Orman yönetimi doğru yapıldı mı? Yerleşim alanları neden ormanların içine kadar genişledi? Devlet afetlere ne kadar bütçe ayırıyor?
Dünyada meydana gelen ORMAN ve TARIM Arazi yangınları, güvenlik kavramının da sorgulanmasına neden olmaktadır! Eskiden güvenlik, savaşlar, ordular ve sınırların emniyeti olarak algılanmaktadır!
Yangınlar, başkaca tehditleri, hükümet ve siyasilerin masasına getirmektedir! Kuralık – Su kıtlığı – Gıda güvenliği – Aşırı sıcaklar – Büyük yangınlar ve İklim kaynaklı göçler! Bu vb. sorunlar, ülkelerin siyasi – ekonomik ve ulusal güvenlik ve istikrarı etkilemektedir!
Bir bölgede su azalırsa, tarım zarar görebilir! Tarım zarar görürse, göçler başlayabilir! Göç artarsa, sosyal – ekonomik ve siyasi baskı oluşabilir! Bir ülkede, Sosyal ve Ekonomik sorun büyürse, sosyal ve siyasi istikrarsızlık ortaya çıkabilir.
Peki, Sosyal ve Ekonomi güvenliği olmayan ülkeler için İklim krizi, zaman içinde, bir Milli – Ulusal güvenlik krizine dönüşebilir mi?
Tüm bu gelişmeler çerçevesinde, dünya, COP31 ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) zirvesine hazırlanmaktadır.
COP31 ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) 9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da yapılacak olması, Türkiye açısından diplomatik fırsatlar sunmaktadır.
Dünya, bu vb. zirvelerden, artık yeni bildirilerden çok daha fazlasını beklemektedir!
COP vb. zirvelerde, hedefler açıklıanıyor, Sözler veriliyor ve Raporlar hazırlanıyor! Fakat dünyanın her bir bölgesinde YANGINLAR artarak devam ediyor! Neden Acaba?
Peki, COP vb. zirvelerde alınan kararlar ve verilen sözlerin yüzde kaçı hayata geçmektedir?
COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum; COP Başkanlığı olarak yaklaşımımız üç temel ilkeye dayanmaktadır: Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon yani UYGULAMA.
Diyalog ile güveni güçlendiren kapsayıcı bir platform kuracağız.
Uzlaşı ile ortak sorumluluk ve ortak sahiplenme duygusunu büyüteceğiz.
Aksiyon – UYGULAMA ile alınan kararların sahada güvenilir, ölçülebilir uygulamalara dönüşmesini sağlayacağız. Enerji güvenliği ile iklim hedeflerini birbirinin alternatifi olarak görmeyeceğiz, diyor.
COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum;COP31, UYGULAMA ve AKSİYON COP’U olacağını, sürekli olarak vurgulamaktadır!
COP vb. zirveler ve İKLİM değişikliğinin temel gerçeği PARA ve FİNANS olmaktadır!
İklim ile mücadele çok büyük para – finans ve bütçe gerekmektedir! Enerji dönüşümü – Temiz enerji yatırımları – Elektrik şebekelerinin yenilenmesi – Tarımın iklim değişikliğine uyum sağlaması – Su yönetiminin yeniden düşünülmesi – Şehirlerin aşırı sıcaklara ve yangınlara hazırlanması gerekmektedir!
Tüm bunlar COP vb. zirvelere e katılan ülkelere EK MALİYET ve BÜTÇE demektir!
Peki, iklim krizi ya da değişikliğinin maliyetini kim ya da kimler ödemeli ya da karşılamalı?
Peki, düne kadar KARBON salınımında dünya liderliği olan Zengin ya da Gelişmiş ülkeler, Pamuk ellerini cebe neden atamıyor?
Peki, COP31 Zirvesinin Türkiye’de yapılacak olmasını, sadece bir organizasyon çerçevesinde mi okumak gerekir?
Türkiye, COP31 Zirvesinde; kendi tezlerini sunmalı! Yeşil dönüşümün finansmanını gündeme getirmeli! Akdeniz havzasının yangın ve kuraklık sorununu dünyaya taşımalı! Su güvenliğini gündeme getirmeli ve GIDA – Tarımın geleceği tartışılmalı!
Dünyada yeni bir ekonomik yarış ve savaş başlıyor! Elektrikli araçlar! Batarya teknolojileri!
Yenilenebilir enerji! Hidrojen! Enerji depolama! Karbon piyasaları ve Yeşil finans!
Peki, tüm bu konular, sadece çevre politikalarının konusu mu? Yoksa yeni ekonominin hem konuları ve hem de yeni sektörleri mi?
Dünya yanıyor! Dünyanın bir bölgesinde, ormanlar yanıyor! Bir başka bölgesinde tarım arazileri!
Başka bir yerde Ekonomik ve Sosyal yangınlar! Genel olarak, dünya insanlığının geleceğe olan umutları ve güveni yanmaktadır!
9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek COP31 ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) zirvesi; sadece diplomatlar ve devlet başkanlarının konuşma yaptığı bir toplantı olmamalı!
Siyasetçi – bilim insanları – ekonomistler – çiftçiler – sanayiciler – yerel yönetimler ve insanlığın geleceğinin konuşulduğu ve tartışıldığı bir platform olmalı!
9 – 20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek COP31 ( Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 31. Taraflar Konferansı ) zirvesinde asıl tartışılması gereken; Dünyayı ve İnsanlığı yangınlardan sonra mı kurtarmalı? Yoksa yangınlar çıkmadan ve büyümeden önce mi harekete geçmeli? Hangisi?
Hürmüz Boğazının bir süreliğine dahi kapanmasının dünya ekonomisinde nasıl bir votaliteye sebep olduğuna şahit olmaktayız! Neden Acaba?
Hürmüz Boğazının bir süreliğine dahi kapanması ve petrol fiyatlarını artışı akabinde, tüm emtialarda bir hareketlilik yaşanmaktadır!
Uluslararası Enerji Ajansı ( IEA ) Orta Doğu’daki çatışmalar ve ABD ile İran arasındaki diplomasi çıkmazı nedeniyle küresel petrol piyasasındaki arz kısıtlarının derinleştiğini açıkladı.
Uluslararası Enerji Ajansı ( IEA ) Eylül 2026 Petrol Piyasası Raporuna göre, tırmanan güvenlik riskleri ve yükselen akaryakıt fiyatları küresel petrol talebinde son 60 yılın en büyük şokuyla kıyaslanabilecek ölçekte bir düşüşü tetiklediği açıkladı.
Dünya PETROL sevkiyatının neredeyse yüzde yirmilik bir oranı, Hürmüz Boğazından sevk edilmekte olduğunu not edelim!
Küresel iki EKOL, dünya ticaretinin kilit noktaları, boğazlar – kanallar ve geçiş bölgelerinde, kontrol – denetim ve hegemonya savaşı vermekte olduğunu, hatırlatmak isterim!
Küresel iki EKOL, Hürmüz Boğazı üzerinden PETROL fiyatlarını artırmak suretiyle karşılık el ense çekmektedir!
Doğal olarak, petrol ithal eden ülke ekonomileri, hem CARİ AÇIK vermeye ve hem de Ekonomileri alt üst olmaya devam etmektedir!
Peki, İnsanlar ve Devletlerin bu süreçte EKONOMİK DARBOĞAZA girmesi, Küresel İKİ EKOL ve Taşeronlarının umurunda mı? Hiç Sanmıyorum!
Filler TEPİNİR ya da TEPİŞİRKEN, ÇİMLERİN EZİLDİĞİ akıllarına dahi gelmeyecektir!
Peki, Neler olmaktadır? Nerede duracaktır? DUR noktası olacak mıdır? Ya da olur mu?
Küresel iki EKOL, DÜNYA HEGEMONYA ve HAKİMİYETİ çerçevesinde, NE ZAMAN – NASIL – HANGİ ŞARTLARDA ve NEREDE anlaşacaktır?
Peki, bir Anlaşma zemini kurulamaz ise neler olur? Nükleer bir Dünya savaşı kapımızı çalar mı?
İngiliz coğrafyacı Mackinder; 1902 ve 1904 yıllarında, Kalpgah Teorisini ( Heartland ) öne sürmüştür.
Kalpgah Teorisi ( Heartland ); Kim Doğu Avrupa’ya hükmederse Kalpgah’a hakim olur. Kim Kalpgah’a hakim olursa dünya adasına hükmeder. Kim dünya adasına hükmederse dünyaya hakim olur.
Mackinder; Kalpgah ile ( Heartland ) dünya adasından birbirine bağlı olan Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarını, ifade etmektedir.
Mackinder; Kalpgah’ı ( Heartland ); kuşatan iki hilal bulunduğunu! İç Hilal; Avrupa, Ortadoğu, Hindistan ve Çin’den oluştuğunu. Dış Hilal; İngiltere, Güney – Kuzey Amerika, Afrika, Avustralya, Okyanusya ve Japonya’dan oluştuğunu ileri sürmektedir.
1944 Yılında, Amerikalı Spykman; Kenar Kuşak ( Rimland ) Teorisini ortaya atmıştır.
Amerikalı Spykman; Kenar Kuşak ( Rimland ) Teorisine göre, İngiliz Mackinder Kalpgah ( Heartland ) teorisi yanlıştır.
Amerikalı Spykman; Kenar Kuşak Teorisi; Eğer güç siyaseti için bir slogan gerekiyorsa; Kim Kenar Kuşağa hükmederse Avrasya’ya hakim olur. Kim Avrasya’ya hakim olursa dünyanın kaderini kontrol eder, şeklinde olmalı, diyor.
Amerikalı Spykman Kenar Kuşak Teorisine göre; Kalpgah ( Heartland ); Kuzey Buz Denizinden, güneye Karpat Dağlarına, Balkanlara, Anadolu, İran ve Afganistan’dan Altay Dağları’na kadar uzanan büyük alanı kaplamaktadır.
Amerikalı Spykman Kenar Kuşak Teorisine göre; tek güç hakimiyetini önlemek için ABD’nin Avrupa’da ciddi bir faaliyet göstermesi gerektiğini savunmaktadır.
Amerikalı Spykman Kenar Kuşak Teorisine göre; ABD, Avrupa’da daha etkin olmak adına, her türlü uluslararası kuruluşlara destek vermesi ve bu bölgelerin politik düzenleri de kontrol altında tutulmalı, diyor.
ABD, Dünya Savaşının bitiminde, Avrupa’da daha etkin olabilmek adına, Spykman; Kenar Kuşak ( Rimland ) stratejini uygulamıştır.
Alfred Thayer Mahan ( 1840 – 1914 ), ABD’nin 20. yüzyıl deniz stratejisinin kurucusu; İngiltere, Almanya ve Japonya deniz güçlerinin gelişiminin de büyük ölçüde etkileyicisi, olduğu ifade edilmektedir.
İngiltere’nin dünyaya hükmettiği bir dönemde, Amiral Mahan, ülkesi ABD’nin dünya gücü olması için deniz hakimiyeti teorisi, denizlere hakim olan bir devlet tüm dünyaya hakim olur, teorisi ve stratejini ortaya atmıştır.
Amiral Mahan deniz hakimiyeti teorisi; deniz gücünün unsurlarını altı olarak belirlemiştir.
Bu unsurlar; coğrafi konum, fiziki yapı, toprakların genişliği, nüfus sayısı, milli karakter, hükümetin karakteri ve politikasıdır.
Bu unsurlardan en önemli olanının ise milli karakter olduğunu; Bir ülkenin coğrafi konumu her ne kadar deniz gücü için avantajlı olsa da, üzerinde yaşayan insanlar denizci bir karaktere sahip değilse deniz gücü harekete geçirilemez ve kullanılamaz.
Deniz Ticaret Odası’nın Denizcilik Sektör Raporu verilerine göre; küresel ticaretin yüzde 88’i deniz yolu üzerinden sağlanmaktadır.
Deniz yolu taşımacılığının diğer taşıma türlerine göre avantajları fazla olduğu. Demiryolu taşımacılığına oranla 3.5 kat, havayolu taşımacılığına oranla 20 kat, karayolu taşımacılığına oranla 7 kat daha UCUZ olduğu ifade edilmektedir.
Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde; Süveyş Kanalı, Cebelitarık, Seylan, Singapur, Babül-mendep Boğazı, Seylan Kanalı, Tayvan Kanalı, Kore Kanalı, Hürmüz Boğazı, gibi kritik noktaları kontrol altında tutarak denizcilik gücüne ve enerji kaynakları başta olmak üzere dünya ticaretine hâkim olma çalışmalarının giderek arttığı görülmektedir.
Hürmüz Boğazındaki KRİZ ya da DENGE; Denizyolu taşımacılığı ve DÜNYA TİCARETİ zaviyesinden KANAL ve GEÇİŞLERİN ne kadar önemli olduğu!
Hürmüz Boğazındaki KRİZ ya da DENGE; Denizyolu taşımacılığı ve DÜNYA TİCARETİ zaviyesinden KANAL ve GEÇİŞLERE, kim ya da kimlerin hakim olacağı savaşı verilmektedir!
Hürmüz Boğazındaki KRİZ ya da DENGE; Denizyolu taşımacılığı ve DÜNYA TİCARETİ zaviyesinden petrol ithal eden ülke ekonomilerini sarsmaya devam etmektedir!
Hürmüz Boğazındaki KRİZ ya da DENGE; Denizyolu taşımacılığı ve DÜNYA TİCARETİ zaviyesinden petrol ithal eden ülke ekonomilerinin CARİ AÇIKLARINI artırmaya devam etmektedir!
Hürmüz Boğazındaki KRİZ ya da DENGE; Denizyolu taşımacılığı ve DÜNYA TİCARETİ zaviyesinden EKONOMİ GÜVENLİĞİ konusunda, önlem ve tedbirleri olmayan ülkeler ve ülke vatandaşlarını yakmaya devam edecektir!
Barbaros Hayrettin Paşa; “ Denizlere Hâkim Olan Cihana Hâkim Olur ” diyor!
2026 – 2027 Eğitim ve Öğretim döneminde, yeni Okula başlayacak olan minikler, tüm öğretmen, öğrenci, idareci ve velilere; hayırlı ve başarılı bir Eğitim – Öğretim yılı olmasını dilerim.
Türkiye, OECD’nin her ÜÇ yılda bir yaptığı uluslararası öğrenci değerlendirme programında ( PISA ) dikkat çeken bir başarı yakalamıştır.
Okuma becerileri – 16, Fen bilimleri – 18, Matematik – 9 puanlık artış ile OECD ülkeleri arasında, üç alanda, puanını en fazla artıran ülke olmuştur.
Fen bilimleri ve okuma becerilerinde, OECD ortalamasının üzerine çıkıldığı ve Matematikte OECD ortalaması yakalanmıştır.
OECD – PISA sonuçları; Millî Eğitim Bakanlığının öğretmen niteliğinden müfredata ve okul altyapısından fırsat eşitliğine kadar yürüttüğü politikaların somut bir göstergesi olduğunu da not edelim!
OECD – PISA sonuçlarında emeği geçem Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf TEKİN ve Milli Eğitim Bakanlığının tüm personeline, Öğretmenler, Öğrenciler ve özellikle de Velilere teşekkür eder, Başarılarının devamını dilerim.
Türkiye artık eğitimde sadece eksiklerini tartışan değil, uluslararası göstergeler de yükselişi ile dikkat çeken bir ülke konumuna gelmiştir.
Araştırma ve Geliştirme Faaliyetleri yapmayan, BİLİM ve TEKNOLOJİ üretmeyen ülkeler, ÜRETEN ülkelerin önce KÖLESİ ve sonra da SÖMÜRGESİ olacaktır.
Peki, Araştırma ve Geliştirme Faaliyetleri yapmayan Bilim ve Teknoloji üretmeyen bir milletin sanayisi nasıl gelişecektir? Teknolojik olarak yatırım yapmayan bir millet neyi ve neleri, nasıl üretebilecektir? Dünya ile nasıl rekabet edebilecektir?
Peki, Kadim Türk devlet tarihinde, eğitim ve eğitimci konusuna önem veren, bilim adamları ile dünyaya nam salmış eğitim ve bilim, teknoloji – araştırma ve geliştirme noktasında, nerelerde olduğunu da not edelim!
Son bir kaç yüz yıldır, dünya bilim ve teknoloji literatüründe, Türk bilim adamının ismini duyamaz olduk! Neden Acaba?
Peki, Eğitim ve Öğretim nedir kabaca incelemeye çalışalım, eğitim ve öğretimi sürekli olarak birbirleri ile karıştıran bir millet olduğumuza göre.
Eğitim, Bireyin toplum yaşamında yer edinmek için edinilen bilgi, beceri ve anlayışlara denir.
Eğitim, İnsan davranışlarında bilgi, beceri, anlayış, ilgi, tavır, karakter ve önemli sayılan kişilik nitelikleri yönünden belli değişmeler sağlamak amacıyla yürütülen düzenli bir etkileşimdir.
Eğitim kabaca bireyin kültürlenme sürecidir.
Eğitim birey doğduğu andan itibaren başlar, aile, okul ve çevre etkileşimiyle yaşam boyu devam eder.
Öğretim, eğitimin okullarda planlı programlı yapılan kısmıdır.
Öğretim, belirlenmiş olan müfredatı öğrenmek ve bu aşamadan sonra da uzmanlık kazanmak anlamında kullanılır.
Anaokulu – ilkokuldan başlayan öğretim süresi üniversiteye kadar devam eder ve bu aşamadan sonra kişi, istediği öğretimi alarak hayata atılıp öğrendiklerini işlerinde kullanır.
Eğitim, bireye yaşamış olduğu toplumda kişilik ve şahsiyet kazandırırken, öğretim ise kişinin yaşam boyu çalışacağı bir iş veya meslek edinme aşamasının uzmanlaşmaya kadar varma süreci olarak ifade edebilir.
3797 sayılı yasaya göre kurulmuş olan Millî Eğitim Bakanlığı ne iş yapar?
Milli Eğitim bakanlığının görev alanı ve sınırları nedir? Devlet ve millet hayrına nasıl bir birey ve vatandaş yetiştirmek için çalışmalar yürütür?
Peki, Eğitim sadece Milli Eğitim Bakanlığının görevi midir?
Millet olarak bizlerin sorumluluğu yok mudur? Eğitim konusu bakanlığın görevi deyip sorumluluğu üzerimizden atabilir miyiz?
Milli Eğitim sadece öğretim alanına yoğunluk vermekte midir? Ahlakı olmayan bir meslekte uzmanlaşmış kişiler ile nereye varabiliriz?
Peki, Öğretmen atama – tayin – özellikle de mazerete dayalı yer değiştirme ve görevlendirme konusunda, öğretmenlerin yaşadıkları sorunlara neler demeli?
Peki, NORM fazlasından kaynaklı, il içi – il dışı ve özellikle de iller arası, Bakanlık veya İl Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından RESEN yapılan Atama ya da yer değiştirmelere neler demeli?
Peki, Maaş karşılığı, kendi okulunda ders saatini tamamlayamayan ve il – ilçe de okul okul gezen öğretmenlere neler demeli?
Peki, AİLE Birliği olmayan ve sürekli yer değiştiren bir öğretmen, öğrencilerine, nasıl ve ne şekilde ERDEM – ŞAHSİYET – KİŞİLİK ve KARAKTER kazandırabilecek ya da nasıl ve ne şekilde ROL MODEL olabilecektir?
Peki, AİLE Birliği olmayan ve sürekli yer değiştiren bir öğretmen, öğrencilerine nasıl ve ne şekilde faydalı olabilecektir?