Bilderberg Toplantıları ya da Konferansı!.

Dünya Geneli ve özellikle bölgemizde yaşanan ekonomik kaos ve siyasi türbülansı, anlayabilmek ve yorumlayabilmek için küresel iki EKOL ve GÜÇ arasında, yeni bir SİSTEM ve DENGE çerçevesinde, ikinci Dünya Savaşı devam ederken ve akabinde; PAYLAŞIM – BÖLÜŞÜM – NÜFUZ ve SÖMÜRÜ adına yapmış oldukları; TOPLANTILARI – KONFERANSLARI – GİZLİ GÖRÜŞMELERİ ve ANLAŞMALARI dikkatli okumak ve algılamak gerekir.


Bilderberg Toplantıları, dünya çapında etkin siyasi liderlerin yanı sıra iş dünyası, basın-yayın ve akademi çevrelerinin en önde gelen temsilci ve uzmanlarının bir araya gelmesiyle yapılan, yaklaşık 120 – 150 kişinin katıldığı yıllık, özel toplantılar, olarak ifade edilmektedir!


2026 yılı, 72. Bilderberg Toplantısı ya da Konferansı, 9 – 12 Nisan 2026 tarihleri ​​arasında, Amerika Birleşik Devletleri, Washington DC’deki Salamander Washington DC Oteli’nde düzenlenmiştir.


2026 yılı, 72. Bilderberg Toplantısı ya da Konferansına, 23 ülke ve bölgeden 128 katılımcı olduğu ifade edilmektedir.


Dünya genelinde, kabul gören yaygın görüşe göre, 195 bağımsız ülke bulunmaktadır.

BM tarafından tanınan 193 üye + 2 gözlemci devlet ( Vatikan ve Filistin ) bulunmaktadır.

Siyasi tanınma durumlarına göre, dünya genelinde ise 208 ülke olduğu ifade edilmektedir.


Peki, BM tarafından kabul edilen ve Siyasi tanınma rakamlarına göre ülke sayısı ile Bilderberg Toplantısı ya da Konferansına, NEDEN 23 ülke Davet edilmiştir?


Bilderberg Toplantıları, tarihte ilk defa 1954 yılında Hollanda’nın Oosterberk köyündeki Bilderberg Oteli’nde gerçekleştirilmiştir.


Fikir babası 2. Dünya Savaşı’nda işgal altındaki Polonya’dan sürgüne gitmek zorunda kalan Jozef Retinger adında bir politikacı.


Retinger Bilderberg toplantılarını; Kuzey Amerika ile Batı Avrupa arasındaki iletişimde bir daha kopukluk olmasın ve Nazizm gibi manyakça fikirler hortlamasın. Her yıl toplanalım, özellikle ABD ile Batı Avrupa’nın iletişimini konuşarak ve tartışarak devam ettirelim, diyormuş!


Bilderberg Toplantıları ya da Konferansı; Chatham House denetimi – kontrolü ya da yönlendirmesi altında yürütülmekte olduğunu not edelim!


Chatham House ya da Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, 1920 yılında kurulan, dünya çapındaki güncel meseleleri analiz etmek amacıyla hareket eden, Londra merkezli bir düşünce kuruluşudur.


Dünya Ekonomik Forumu (WEF), merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan, 1971 yılında, Alman ekonomist Klaus Schwab tarafından kurulan, kâr amacı gütmeyen uluslararası bir vakıf.
Her yıl İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen zirvelerde; siyasi, iş dünyası, akademi ve sivil toplum liderlerini bir araya getirmek suretiyle, küresel, bölgesel ve sektörel gündemleri şekillendirmeyi amaçlanmaktadır!


Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ilk olarak 1971 yılında, ” Avrupa Yönetim Forumu ” adıyla kurulmuş, 1987 yılında ise bugünkü adını almıştır.


Dünya Ekonomik Forumu (WEF) kurucu ve başkanı Alman ekonomist Klaus Schwab; ” Paydaş Kapitalizmi ” kavramı ve teknolojik dönüşümü anlatan ” Dördüncü Sanayi Devrimi ” teriminin öncüsüdür!


Bilderberg Toplantılarında, büyük bir gizlilik olduğu, katılanların bilinmesi istenmediği, ifade edilmektedir. Son yıllarda ise Katılımcı listeleri çarşaf çarşaf ilan edilmektedir! Neden Acaba?


Peki, Bilderberg Toplantılarına, katılımcıları, kimler ve nasıl belirlenmektedir?


Bilderberg Toplantılarına, katılımcılar kafasına göre değil bir komite tarafından belirlenmekte ve DAVET edilmektedir. Peki, Katılımcı listesinin kriterleri nelerdir?


Bilderberg Toplantılarına, katılımcı listeleri ya da isimler, “ Steering Committee ” yani “ İdare Heyeti ” tarafından belirlenmektedir.


Bilderberg Toplantılarına, katılımcı listeleri ya da isimleri belirlenen “ Steering Committee ” yani “ İdare Heyetinde ” Türkiye’den, FİBA Grup başkanı Murat Özyeğin, bulunmaktadır!


Türkiye’de, üç Bilderberg Toplantısı; 1959’da İstanbul Yeşilköy’de. 1975’te İzmir Çeşme’de. Ve 2007’de yine İstanbul Ritz Carlton Otel de, yapılmıştır.


Bilderberg Toplantıları, 4 gün sürmekte ve ilk üç gün dört oturum düzenlendiği, İkisi öğleden önce, ikisi öğleden sonra olmak üzere!


Bilderberg Toplantılarında Konuşmacılar istediği gibi konuşmakta özgür fakat toplantılara katılımcı gazeteciler, haber yapmakta özgür olmadığı ifade edilmektedir.


Bilderberg Toplantılarına Katılımcılar, Zamanın Ruhunu yansıtan yani dünya ve ülkelerine yön veren; Ekonomi – İş Adamı – Gazeteci – Akademisyen – Siyasetçi – Toplum Önderi vb. isimlerden seçilmektedir!


Bilderberg ve benzeri toplantılarda, nerede SAVAŞ ya da KITLIK olacağı, hangi ülkelerin bölüneceği, dünya geneli ve özellikle de Ortadoğu’da kartların nasıl dağıtılacağı vb. konular tartışıldığı, ifade edilmektedir.


Bilderbergçiler; geleceğin teknokratlara ait olduğunu, uluslararası ilişkilerin diplomatların eline bırakılamayacak kadar hassas olduğuna inandıkları!


Bilderbergçiler; Dünya halkları üzerinde etkili bir egemenlik kurmak, bunu kendilerini gizleyerek ve hükümetlerin sorumluluğunu küçük politikacıların eline bırakarak yapacaklarını, ifade etmektedir!


ABD başkanı, İngiltere başbakanı veya diğer ülkelerin gelecekte olması muhtemel başkanları, büyük şirket patronları, akademisyenler, bu toplantılara katılımcı olarak davet edilmekte ve akabinde, Basın – Medya maharetiyle, PR ve Pazarlaması yapılmaktadır!


2026 yılında gerçekleştirilen 72. Bilderberg Toplantılarında; Yapay zeka, Arktik Bölgenin Güvenliği, Çin, Dijital Finans, Enerji Çeşitliliği, Avrupa, Küresel Ticaret, Orta Doğu, Rusya, Trans-Atlantik Savunma ve Endüstri İlişkileri ( NATO’nun dağılma ihtimali ve Trump’ın gümrük vergileri ) Ukrayna, Savaş Yöntemlerinin Geleceği vb. konular olduğu, ifade edilmektedir.


2026 yılında gerçekleştirilen 72. Bilderberg Toplantılarına Türkiye’den Prof. Ayşe Zarakol, AGİT Genel Sekreteri Feridun Sinirlioğlu, Fatih Birol, İş dünyasından Ali Koç ( Koç Holding ), Mehmet Tara ( ENKA Holding ) ve Murat Özyeğin yer almaktadır.


Fatih Birol; Uluslararası Enerji Ajansı’nın başkanı sıfatı ile katıldığı ve konumu gereği uluslararası katılımcı olarak listede göründüğü, ifade edilmektedir!


Fatih Birol; TIME dergisi, 2026 – ‘Dünyanın En Etkili 100 Kişisi’ listesinde, tek Türk isim olarak yer almaktadır!


Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, TIME – 2026 listesinin ‘Liderler’ kategorisinde yer almaktadır!


Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 1973 petrol krizi sonrası 1974’te kurulan, OECD bünyesinde yer alan bağımsız bir hükümetlerarası kuruluştur.

2025 yılı, 71. Bilderberg Toplantısı, 12 – 15 Haziran 2025 tarihlerinde, Stockholm, İsveç’te gerçekleştirilmiştir.


2025 yılı 71. Bilderberg Toplantısında; Transatlantik İlişkileri, Ukrayna, ABD Ekonomisi, Avrupa, Orta Doğu, Otoriter Eksen, Savunma İnovasyonu ve Dirençliliği, Yapay Zeka, Caydırıcılık ve Ulusal Güvenlik, Yayılma, Enerji ve Kritik Minerallerin Jeopolitiği, Nüfus Azalması ve Göç, konuları ele alınmıştır.

    Esnaf Odaları ve BİRLİKLER Kapatılmalı!

    Lafı eğip bükmeden ifade etmek gerekirse; Türkiye genelindeki, 3098 ESNAF ODALARI – Birlikler ve 13 Federasyon, acil ve ivedi olarak Kapatılmalı!


    Esnaf Odaları, Ticaret Odası bünyesinde kurulacak ESNAF MÜDÜRLÜĞÜ şeklinde bir yapı ile yoluna devam edebilir!

    Esnaf Odaları ve Birliklere, zorunlu üyelik ve üye aidatları, her dönem şikayet ve özellikle küçük esnaflar arasındaki sohbet ve kulislerin konusu olmaya devam etmektedir.

    Esnaf Odalarında mesleklerin kaybolmasından kaynaklı üye sayılarınn da sürekli düşüşe geçtiğini not edelim.

    Esnaf Odalarında, ilgisiz meslek gruplarının aynı meslek odası bünyesinde olması da işin cabası!

    Esnaf odalarında ilgisiz meslek gruplarının aynı meslek odasında olması NACE Kodları konusunda da sorunlara sebebiyet vermektedir.

    Konya gibi bir şehirde, SEKSEN BEŞ MESLEK Odası bulunmaktadır! Bazı Meslek grupları, tarihin tozlu raflarında yerini aldığını da not edelim!

    Bakırcılar Odası bünyesinde, Züccaciye esnafı ve milyoncuların bulunması gibi.

    Emlakçılar Odası bünyesinde, Güzellik Salonları, Kuyumcu ve Sarrafların bulunması gibi.

    Demirci Emsali Odası ve Tenekeciler Odasına neler demeli?

    Meslek tanımı içindeki bir işi, bir mesleği icra edebilmek için tanımlı meslek odasına kayıt olmak ve zorunlu aidatları da düzenli olarak ödemek gerekmektedir.

    Peki, Küçük esnaf, Esnaf Odasına, aylık ve yıllık ödemiş olduğu aidat karşılığında nasıl ve ne kadar bir hizmet almaktadır?

    Peki, Esnafın ödemiş olduğu aylık ve yılık ücretler, Esnaf Odalarının güncel giderlerini karşılamakta mıdır?

    Peki, Meslek Odası ve Birlikler, sadece aidat toplamak ve yıllardan beri yönetim kurulu üyesi olan kişileri beslemek için mi kurulmuştur?

    Peki, Meslek Odası ve Birlikler, üyeleri ve ülkeleri adına başkaca görevleri bulunmakta mıdır?

    Peki, Meslek Odası ve Birlikler, ülkenin zor zamanlarında icra etmeleri gereken başkaca sosyal sorumluluk görevleri var mıdır?

    Yoksa sadece ve sadece aidat toplamak, oda ve birliklere gelen, seçilen başkanlar, babaları ve dedelerinden kalan makamları ölünceye kadar işgal etmeleri için mi kurulmuştur?

    Peki, Selçuklu ve Osmanlı devletinin kurulma aşamasında ve diğer zamanlarda, devletin ve toplumun nüvesini teşkil eden Ahilik teşkilatı nedir?

    Ahilik; iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo – ekonomik düzendir.

    Ahilik, aynı zamanda sosyal hayat kadar, ekonomik hayatı da yönlendiren günümüzde hala geçerliliğini koruyan, adaletli, verimli bir sistemi Türk toplumuna kazandırmış bir kültür taşıyıcısıdır.

    Ahilik, tarihi ve sosyo – ekonomik zorunlulukların ortaya çıkardığı mesleki, dini, ahlaki bir Türk esnaf birliği kuruluşudur.

    Esnaf ve Sanatkar Odalar Birliği, 1964 yılında yürürlüğe konulan 507 sayılı kanun ve 21 Haziran 2005’de düzenlenen 5362 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda çalışmalarını yürütmektedir.

    Konya ili ve ilçe düzeyinde kurulmuş; 82 Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği ve merkezi Ankara’da, 13 Mesleki Federasyon ve sayıları 2 milyonun üzerinde kayıtlı esnaf ve sanatkar üyesi, Türkiye genelinde de 3,098 Meslek Odası bulunmaktadır.

    Peki, Türkiye genelindeki, 3.098 Meslek Odası – Birlikler ve 13 Mesleki Federasyon yönetim kurulu başkanı ve yönetim kurulu üye sayısının ne kadar olduğunu biliyor muyuz?

    Toplam OTUZ YEDİ BİN Kişi, Esnaf Odaları ve Birliklerden MAAŞ veya HUZUR HAKKI almaktadır!

    Türkiye genelindeki, 3.098 Meslek Odası ve Birlikler de çalışanlar, Makam arabaları ve gayrimenkul, başkaca giderler esnafa ekstra yük getirmektedir!

    Peki, OTUZ YEDİ BİN Kişinin yıllık, Esnaf Odaları ya da Esnafa yüklemiş olduğu maliyet ne kadar olduğunu biliyor muyuz?

    Esnaf Odaları ya da Esnafa yüklemiş olduğu YILLIK MALİYETİ; ON MİLYAR TL olduğu ifade edilmektedir!

    Peki, Esnaf Odaları ve Birlikler; tarih, kültür ve kadim medeniyetimizin nüvesini teşkil eden Ahilik teşkilatına benzer Yeni bir yapıya veya Esnaf teşkilatlanması şekline dönüşebilir mi?

    Peki, Esnaf ve sanatkarların kurmuş oldukları, meslek odaları, bulundukları il ve ilçelerdeki, Ticaret Odası bünyesinde, alt başkanlık veya Esnaf müdürlüğü şeklindeki bir düzenleme ile yeniden Ahilik benzeri Yeni bir oluşuma ya da Yapıya dönüşebilir mi?

    Ticaret Odası bünyesinde, AHİLİK TEŞKİLATI veya ESNAF Müdürlüğü şeklinde, yeniden bir yapılanma olabilir!

    Ticaret Bakanlığı, Esnaf Kooperatifleri Genel Müdürlüğü, mezkur sorunlar ve konular üzerinde, yasal mevzuaat çalışmaları yapması ve yürütmesinin zamanı gelmiş ve geçmektedir!

    EMF – Elektromanyetik Silah ve Fırlatma Sistemi…

    ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Madruo’ya yönelik düzenlediği operasyonda elektromanyetik silah kullandığı iddia edilmektedir.


    Elektromanyetik silah, İran dini lideri Ali Hamaney ve çalışma arkadaşların ölümünde de, kullanıldığı iddia edilmektedir.

    Peki, ABD ve diğer Emperyalist ülkeler, elektromanyetik silahları başka nerelerde kullanmıştır?

    Günümüzdeki Savaşlar, elektromanyetik silahlar ve elektromanyetik teknolojiler üzerinden devam edecek gibi!

    Elektromanyetik silah ve elektromanyetik teknoloji üreten ülkeler, potansiyel bir savaşa, beş sıfır önde ve öncü başlayacaktır!

    Maduro’nun güvenliğinden sorumlu bir askerin dile getirdiği daha sonrasında Donald Trump’ın açıkladığı elektromanyetik silah, güvenlik tartışmasının kıvılcımını ateşlemiştir.

    Roket ve barut teknolojilerinin pahalılığı, mühimmata getirdiği ek yük ve dünya genelinde sınırlı bulunması vb. nedenlerden dolayı, savunma sanayisinde farklı silah ve mühimmat teknolojileri geliştirilmektedir.

    Her geçen gün kullanım alanı artan elektromanyetik silah, bir silah mekanizmasına entegre edilerek bir cisme (mermiye) uygulanıp cismin atılması için gerekli olan itici gücü sağlamaktadır.

    Elektromanyetik silah mekanizması, güç kaynağından aldığı potansiyel elektrik enerjisini manyetik alan yardımıyla kinetik enerjiye dönüştürerek mermiye itme kuvveti oluşturarak yüksek hızda atış yapılmasına imkan vermektedir.

    Günümüzde savunma sanayi teknolojilerinde yerini almaya başlayan elektromanyetik silah, geleceğin önemli silah türlerinden biri olacağı ifade edilmektedir.

    Elektromanyetik silah; merminin itilmesi ateşlenmeli bir enerji yerine; daha kontrollü, güvenilir ve kesintisiz bir enerji olan manyetik alan enerjisi yardımıyla sağlanmaktadır.

    Elektromanyetik silah; bobin silahı ve raylı silah olmak üzere iki farklı türe sahiptir. Bobin silahı daha çok düşük enerjili ve hız gerektirmeyen uygulamalarda, raylı silah ise yüksek enerjili ve hız gerektiren uygulamalarda kullanılmaktadır.

    Elektromanyetik silahlar tarih boyunca farklı uygulamalarda kullanılmıştır.

    Elektromanyetik silah, 19. yüzyıl başlarında, “Paten Elektrikli Savaş Topu” olarak bilinen savaş topu olduğu.

    Günümüzde Amerika dışında, Çin, Güney Kore, Rusya ve Türkiye elektromanyetik silah çalışmalarına ağırlık vermektedir.

    Amerikalılar tarafından yapılan prototip modellerde, saatte 7.000 km’ye kadar çıktığı, saniyede 2 km’den daha yüksek bir hıza tekabül etmektedir.

    Bugün dünyanın en iyi mermi hızlarına sahip olan keskin nişancı tüfeklerinin mermi hızları, saniyede ancak 1200 – 1300 metreye çıkabilmektedir.

    Bir ateşli silah için günümüz teknolojisinde saniyede 2000 – 2500 metre gibi yüksek hızlara çıkmak mümkün gözükmediği.

    Elektromanyetik silahlar, ateşli silahlara göre çok daha avantajlı hale getirdiği, ifade edilmektedir.

    Elektromanyetik silah teknolojisi, dünyanın geleceğini oluşturmaktadır. Türkiye, bu teknolojiyi yakalayan, çalışmalar yürüten ülkeden biri konumundadır.

    ASELSAN, 2014 yılında, TÜBİTAK Teknoloji ve Yenilik Destek Programları Başkanlığı ( TEYDEB ) desteği alınarak devam edilen EMT Sistemleri geliştirme çalışmaları sonucunda TUFAN Elektromanyetik Top Sistemini geliştirniştir.

    TUFAN, gelecekte gemiler başta olmak üzere kullanılan tüm füze ve uçaksavar sistemlerinin yerini alacağı.

    Elektromanyetik atış yapabilen bu silah, saniyede hızı 2000 – 2500 metreyi, yani ses hızının yaklaşık 6 katını bulabilen atışlarla hedeflerini vurabileceği, ifade edilmektedir.

    ASELSAN’ın yayınladığı tanıtım filminde; TUFAN M, TUFAN S ve TUFAN D olmak üzere 3 farklı modeli bulunmaktadır.

    TUFAN M, mobil olarak alçak irtifa hava savunma projesi olarak düşünüldüğü.

    Yeni nesil sistem sayesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kimyasal patlayıcı kullanılan konvansiyonel silahlara göre çok daha etkili silah sistemlerine sahip olması sağlanacağı.

    EMF – Elektromanyetik Fırlatma Sistemi ile menzilin daha fazla yükselmesi ve daha hızlı istenilen noktaya ulaşması sağlanacağı da, ifade edilmektedir.

    İRAN, TESLİM Olacak mı? Ya da Olmalı Mı?

    Küresel iki EKOL arasında, Dünya ve Bölgemizin Barış ve Huzuru, SOĞUK SAVAŞ benzeri Yeni bir DENGE – SİSTEM ve DÜZEN adına, konferanslar ve anlaşmalar silsilesi kurulamaz ise yandı gülüm keten helva demektir!


    Peki, ABD – İsrail, İran saldırı ya da operasyonları, kim ya da kimlerin işine yaramaktadır? Bu saldırı ya da operasyonları kimler koordine etmektedir? Bu savaş kim ya da kimlerin savaşıdır?

    Köşe yazılarımda sürekli ifade etmeye çalıştığım Küresel İKİ EKOL ve GÜÇ, bölgemizde, ÇIKARLARI – NÜFUZ ALANI ve HEGEMONYAL varlıklarının sürdürülebilirliği adına tepinmektedir!

    ABD – İsrail, İran saldırıları, bölgemizde, 2. Dünya savaşı sonrasında kurulan müesses nizam ya da dengenin değişime uğrayacağının işaretlerini göstermektedir.

    Peki, Küresel ve bölgemizde, nasıl bir düzen ve denge kurulacaktır?

    Peki, kimler ve hangi güçler bölgeden tasfiye edilecektir? Ya da 2. dünya Savaşı akabinde kurulan denge ve sistem tamamen değişecek midir?

    ABD – İsrail, İran saldırı ya da operasyonları ve ATEŞKES Görüşmelerini; HAKİM – Hegemon GÜÇ, Yükselen GÜCÜN, Petrol ihtiyacının büyük bir kısmını karşıladığı ülkeleri domino etmek, çerçevesinde okumak gerekir!

    ABD – İsrail, İran saldırı ya da operasyonları ve ATEŞKES Görüşmelerini; HAKİM – Hegemon GÜÇ, HARD POWER çerçevesindeki KIRK HARAMİLER operasyonlarını, Yükselen GÜCÜ durdurma şeklinde okumak gerekir!

    ABD – İsrail, İran saldırı ya da operasyonları ve ATEŞKES Görüşmelerini; HAKİM – Hegemon Güç, Yükselen gücü varlığına tehdit olarak algıladığından Yükselen güce yakın ülkelere ZÜCCACİYE dükkanına dalan FİL gibi okumak gerekir!

    Peki, Uluslararası ya da Müesses Küresel sistem çerçevesinde, ATEŞKES ya da bir ANLAŞMA olmaz ise Hegemon Güç ile Yükselen Güç arasındaki Tukidides Tuzağı, DÜNYA SAVAŞI çıkar mı?

    ABD – İsrail, İran saldırıları, dünya petrol sevkiyatının yüzde yirmi beşinin geçişinin sağlandığı, Hürmüz Boğazının kapanması ve Hürmüz Boğazı Krizinin tırmanması, kısa süreli de olsa ATEŞKES görüşmelerinin başlaması, ikinci dünya savaşı devam ederken, Japon İmparatoruna dayatılan Deklarasyon maddelerini hatırlattı.

    Ateşkes süreci ve İran ile yapılan tüm görüşmelerde, Japon İmrapatoruna sunulan Postdam Deklarasyonu maddelerinde olduğu gibi İRAN’A da, KOŞULSUZ TESLİM olma şartları mı sunulmaktadır?

    Sadece İRAN mı teslim olacaktır? İRAN’A destek olan ülkeler de TESLİM olmuş sayılacak mıdır?

    Aksi halde ” NÜKLEER BOMBALAR ” ile İRAN diye bir ülkeyi DÜM DÜZ ederiz mi diyorlar?


    Ya da Hürmüz Boğazından Asya bölgelerine giden PETROL sevkiyatını, kim ya da kimler KONTROL edecektir?

    Pakistan’daki barış müzakerelerinden sonuç çıkmaması üzerine, ABD’nin Hürmüz Boğazı ablukası başladığını da not edelim! Peki, NEDEN?

    İRAN’DAN ASYA ülkelerine giden PETROL tamamen KONTROL Altına alınmaya mı çalışılıyor?

    Peki, ENERJİ ve TİCARET Koridorlarını kim ya da kimler KONTROL edecektir?

    Peki, Japon İmparatoru ve elçiler ile Deklarasyon şartları üzerinde ki görüşmeler devam ederken Hiroşima ve Nagazaki, NEDEN bombalanmıştır?

    Potsdam Deklarasyonu; Japonya’nın Teslim Olma Şartlarını Belirleyen, II. Dünya Savaşı sırasında tüm Japon silahlı kuvvetlerinin teslim olmasını talep eden bildiri.

    26 Temmuz 1945 tarihinde, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Harry S. Truman, Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill ve Çin Devlet Başkanı Chiang Kai-shek, Potsdam Konferansı’nda, Japon İmparatorluğu’nun teslim olma şartlarını özetleyen belgeyi yayınladı.

    Ültimatom niteliğindeki bildiri, Japonya’nın teslim olmaması durumunda, ” derhal ve tamamen yok edilme ile ” karşı karşıya kalacağı belirtilmiştir.

    Konferansın başında, Amerika Birleşik Devletleri heyeti, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Sovyetler Birliği ve Çin hükümet başkanlarından Japonya’nın koşulsuz teslimiyetini talep eden bir bildiriyi değerlendirmiştir.

    Potsdam Bildirisi Şartları

    1 -) Japon halkını dünya fethine sürükleyerek aldatan ve yanıltanların otorite ve etkisinin sonsuza dek ortadan kaldırılması.

    2 -) Müttefikler tarafından belirlenecek Japon topraklarındaki noktaların işgali.

    3 -) Kahire Deklarasyonu şartları yerine getirilecek ve Japon egemenliği Honshu Hokkaido, Kyushu , Shikoku adaları ve belirleyeceğimiz diğer küçük adalarla sınırlı olacaktır.

    Kahire konferansı, II. Dünya Savaşı sonrası Uzak Doğu’daki gelişmeleri değerlendirmek amacıyla Roosevelt, Churchill ve Çan Kay Şek arasında; 22-26 Kasım 1943 tarihleri arasında Kahire’de yapılan toplantı.

    Tahran Konferansı, 28 Kasım – 1 Aralık 1943 tarihleri ​​arasında, İran’ın Tahran kentinde, ABD Başkanı Franklin Delano Roosevelt , İngiliz Başbakanı Winston Churchill ve Sovyet Başbakanı Joseph Stalin arasında gerçekleşen bir görüşme.

    Konferans sırasında üç lider, Almanya ve Japonya’ya karşı askeri stratejilerini koordine ettikleri. II. Dünya Savaşı sonrası döneme ilişkin bir dizi önemli karar aldıkları ifade edilmektedir.

    4 -) Japon askeri güçlerinin tamamen silahsızlandırıldıktan sonra, barışçıl ve verimli bir yaşam sürme fırsatı bularak evlerine dönmelerine izin verilecektir.

    5 -) Japonların bir ırk olarak köleleştirilmesini veya bir ulus olarak yok edilmesini amaçlamıyoruz ancak esirlerimize zulüm edenler de dahil olmak üzere tüm savaş suçlularına sert bir adalet uygulanacaktır.

    Potsdam Bildirisi; Japon hükümeti, Japon halkı arasında demokratik eğilimlerin canlanması ve güçlenmesinin önündeki tüm engelleri kaldıracaktır. Konuşma , din ve düşünce özgürlüğü ile temel insan haklarına saygı tesis edilecektir.

    Japonya’nın ekonomisini destekleyecek ve adil ayni tazminatların tahsilini sağlayacak sanayileri sürdürmesine izin verilecek ancak savaş için yeniden silahlanmasını sağlayacak sanayilere izin verilmeyecektir.

    Bu amaçla, hammaddelere erişime izin verilecek ancak hammaddelerin kontrolüne izin verilmeyecektir. Japonya’nın nihayetinde dünya ticaret ilişkilerine katılımına izin verilecektir.

    Bu hedeflere ulaşıldığı ve Japon halkının özgürce ifade ettiği iradesine uygun olarak barışçıl ve sorumlu bir hükümet kurulduğu anda Müttefik işgal güçleri Japonya’dan çekilecektir.

    Japon hükümeti, tüm Japon silahlı kuvvetlerinin koşulsuz teslimiyetini derhal ilan etmeye ve bu eylemde iyi niyetlerine dair uygun ve yeterli güvenceler vermeye çağırıyoruz.

    Aksi halde, Japonya için alternatif, derhal ve tamamen yok edilmektir!

    Derhal ve tamamen imha maddesi, konferansın açılışından bir gün önce, 16 Temmuz 1945 tarihinde, New Mexico’da başarıyla test edilen atom bombasının Amerikan egemenliğine dair örtülü bir uyarı olarak yorumlanmıştır.

    Çin Cumhuriyeti; İmparatorluk Japon Ordusu ve ona bağlı Kwantung Ordusu’nun Mançurya da dahil olmak üzere tüm Çin topraklarından derhal çekilmesini.

    Potsdam Deklarasyonu, kısmen Çin’in Japonya’nın Çin’den tamamen çekilmesi beklentisini açıkça belirtmek için yayınlanmıştır.

    Birleşik Krallık; 1941-42 yıllarında Japon ilerlemesi nedeniyle Güneydoğu Asya ve Çin’deki topraklarının kontrolünü kaybetmiştir. Bunlar arasında Singapur , Malaya , Kuzey Borneo , Hong Kong ve diğerleri yer alıyor.

    İngiliz hükümetinin temel motivasyonlarından biri, savaş öncesi topraklarında kontrolü yeniden sağlamak ve özellikle Burma’daki Hint cephesinde Japon savaş çabalarına derhal son vermektir.

    Amerika Birleşik Devletleri; Japonya’nın yenilgisinden sonra kendisi için azami stratejik hareket alanını korumayı. Amerikan hükümeti geçmişte barışın ön koşulu olarak Japonya’nın koşulsuz teslimiyetini talep etmiştir. Asya’nın geri kalanında, Amerikan hükümetinin hedefleri, Japon İmparatorluğu’nun denizaşırı topraklarının tamamen geri çekilmesinin yanı sıra, Sovyetler Birliği’nin desteği ve himayesiyle komünistlerin Doğu Asya ve Güneydoğu Asya’da nüfuzlarını genişletmelerini önlemektir.

    Hiroşima’nın bombalanmasının ardından Japon haber ajansları tarafından yayınlanan geniş çaplı bir konuşmada Truman: Japonya’nın Potsdam Deklarasyonu’nun şartlarını kabul etmemesi durumunda, ” dünyada daha önce hiç görülmemiş bir yıkım yağmuru bekleyebileceği ” uyarısında bulunmuştur.

    Amerika Birleşik Devletleri; II. Dünya Savaşı’nın son aşamasında, 6 Ağustos 1945 Pazartesi günü, Hiroşima’ya ve 9 Ağustos 1945 Perşembe günü, Nagazaki’ye, Plütonyum-239 tipi atom bombası saldırısı gerçekleştirmiştir.

    Bu iki saldırı, dünya tarihinde, askerî nitelikte gerçekleştirilen ilk ve tek nükleer saldırılardır.

    Japonya İmparatoru, 2 Eylül 1945 tarihinde, USS Missouri gemisinde, teslimiyet belgelerinin imzalanmasıyla sonuçlanan Potsdam Deklarasyonu’nu kabul ettiğini açıklamıştır.

    Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine, REKTÖR ATANMASI — 2 —

    Bir Üniversiteyi yönetmek; bulunduğu şehre ve şehrin tüm dinamiklerine, FİL DİŞİ KULEDEN ve TEPEDEN bakmak, görmezden gelmek ve yok saymak, değildir?


    Bir Üniversiteyi yönetmek; süslü laflar ve içi dolmamış SLOGANLAR ile olmaz.


    Öncelikle, kuruma alınan personelde; onun – bunun yakını değil, EHLİYET ve LİYAKAT aranmalı, kurum içerisinde tüm personele; ADALET terazisi işletilmeli.


    Aksi halde Üniversite ve Kampus içerisinde, Kurumsal Aidiyet, Kurumsal Barış ve Kurumsal Huzur sağlanamaz.


    Açık ve şeffaf iletişim ve hesap verebilirliğin olmadığı, kurum ve durumlarda, DEDİKODU; hem kuruma ve hem de duruma HÂKİM olacaktır.

    Peki, Şuyuu vukuundan beter dedikodulara VAKIF ve ŞAHİT olanlar, İFŞA sürecini başlatıverirse!


    Şirket – Kurumlar ve Üniversiteler de; SONUÇ ve BAŞARIYI getiren şey; Sistem ve Süreçler değil, Bilgisayar ve Makineler değil, şirket ve kurumlarda ki; İNSANLAR ve Onların DAVRANIŞLARIDIR.


    Yüksek Öğretim Reform Politika belgesinde ki öneri, hedefler, 2053 ve 2071 vizyon çerçevesinde; Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine Rektör adayı olmayı düşünen – planlayan – lobi ve kulis yapan akademisyenler ve özellikle de karar mercilerine etki edecek; YEREL SİYASET – YEREL DİNAMİKLER ve bir SERMAYE GRUBUNA sormak gerekir.


    Konya gibi farklı dinamikleri, çıkar – menfaat – iktidar – güç – denge grupları olan kadim şehirde; toplum ve sivil toplum, sanayi ve üniversite arasında köprüler kurabilecek, Konya merkez ilçe belediyelerin iki – üç katı bütçesi – mali tablosu bulunan, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine, nasıl bir kişi ya da akademisyen, REKTÖR olarak atanmalı?


    Karar mercilerine etki eden, yerel siyaset – yerel bir sermaye grubu – yerel dinamikler ve tüm etki ajanlarına; Kamu adına, gazetecilik yapan bir iletişim uzmanı olarak, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine Nasıl bir REKTÖR ARIYORSUNUZ, diye soruyorum!


    Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine, REKTÖR ADAYI olarak, Üniversite Koridorları ve Yerel Siyaset Kulislerinde, YÜZ YİRMİ Akademisyen isminin konuşulmakta olduğunu, hatırlatmak isterim!


    Konya merkez ilçe belediyelerin iki – üç katı bütçesi – mali tablosu bulunan Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine; üniversite ve akademisyenler, ülkemizin geleceği öğrenciler, şehri ve ülkesine; fayda ve katma değer katmak ve üretebilmek adına; bir diyeceği, bir sözü, bir derdi, elle tutulur ve gözle görünür, uygulanabilir projeleri olan, bir akademisyen REKTÖR olarak atanmalı!


    Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine; Üniversite ve kampüs çevresinde, akademisyenler ve tüm çalışanlar arasında; BARIŞI – HUZURU – ADALETİ – KURUMSAL AİDİYET ve KURUMSAL BAĞLILIK için mücadele edebilecek, bir akademisyen REKTÖR olarak atanmalı!


    Ya da, Uysal ve söz dinleyen, yerel siyaset – yerel bir SERMAYE Grubu ve yerel dinamiklerin her dediğini EMİR telakki eden ve sorgulamayan, VEFA ve DİYET BORCU olan, EMİR ERİ konumunda bir REKTÖR mü, arıyorsunuz?


    Peki, Yerel Siyaset – Yerel Dinamikler ve Yerel bir Sermaye Grubu, kendilerine yakın bir kişi REKTÖR olarak atanması için hem yerel çerçevede ve hem de Ankara’da, KULİS ve LOBİ faaliyetlerinde, NEDEN bulunur ki?


    Peki, İki Dönem ve Sekiz Yıl REKTÖR olarak görev yapan bir kişi, kendisine yakın ya da Yönetim kadrosundan bir akademisyen REKTÖR olarak atanması için hem YEREL SİYASET ve hem de ANKARA Bürokrasisinde, KULİS ve LOBİ faaliyetlerini, NEDEN yapar ki?


    Ehliyetsiz – Liyakatsiz – Kifayetsiz muhteris ve Çapsız tiplere, tavassut etmenizden kaynaklı, ÜLKE – ŞEHİR ve ÜNİVERSİTE adına; VEBAL ve SORUMLULUK altına girmiş olduğunuzu da, bir kenara not edelim!


    Yoksa Ülkesi, şehri, üniversitesi, akademisyenler ve öğrencilerini; dünya ile REKABET edebilecek bir konum ve duruma getirebilmek için ÇABALAYAN – KOŞTURAN – DERT edinen ve GAYRET eden, Üniversite ve Sanayi işbirliği çerçevesinde, FİL FİŞİ KULESİNDEN SAHALARA inebilecek, bir REKTÖR mü, arıyoruz? Hangisi?


    Her seçim, bir vazgeçiş olduğuna göre! Neyi seçtiğiniz ve nelerden de VAZGEÇTİĞİNİZ çok önemlidir!

    1 -) 3 Ağustos 2025 Tarihli KÖŞE YAZIM; Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi REKTÖR Adayları!


    https://ahmetunver.com.tr/2025/08/03/necmettin-erbakan-universitesi-rektor-adaylari/

    2 -) 25 Şubat 2026 Tarihli KÖŞE YAZIM; Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine, Nasıl bir Kişi, REKTÖR Olarak Atanmamalı?


    https://ahmetunver.com.tr/2026/02/25/konya-necmettin-erbakan-universitesine-nasil-bir-kisi-rektor-olarak-atanmamali/

    Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine, REKTÖR ATANMASI!

    Bir ÜNİVERSİTE REKTÖRÜ; Üniversite kurullarına başkanlık etmek. Üniversitenin yatırım programları, bütçe ve kadro ihtiyaçlarını, bağlı birimler ve üniversite yönetim kurulu ile senatonun görüş ve önerilerini almak ve Yüksek Öğretim Kuruluna sunmak. Üniversite birimleri ve her düzeyde ki personele, kontrol, gözetim ve denetim görevini sürdürmek.


    Eğitim ve öğretim, bilimsel araştırma ve yayın faaliyetlerinin planlanıp yürütülmesi. Bilimsel, idari gözetim ve denetim yapılması ve bu görevlerin alt birimlere aktarılması, takip ve kontrol edilmesi ve sonuçların alınmasında, yasalara karşı birinci derecede yetkili ve sorumlu kişidir.

    • Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu’nun iki dönem – sekiz yıllık görev süresi, 2026 yılı Kasım ayında dolmaktadır.

    Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine, REKTÖR ADAYI olarak, Üniversite Koridorları ve Yerel Siyaset Kulislerinde, YÜZ YİRMİ Akademisyen isim konuşulmakta olduğunu, not edelim! Peki, NEDEN?


    Kuruluşu yarım asrı geçen Selçuk Üniversitesine bu sayıda bir Rektör Adayının olduğu, ne duyulmuş ve ne de görülmüştür! Peki, NELER olmaktadır?


    Böyle bir YÖNETİM Anlayışı ve REKTÖRLÜĞÜ, ben de yapabilirim diyen ve PROFESÖR olan tüm akademisyenler Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine Rektör Adayı olarak çıkmakta ve sınırları zorlamaktadır! Neden Acaba?


    Peki, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine Rektör Adayı olarak kulis yapan akademisyenler ve Yerel Siyaset, GÜÇ BİRLİĞİ yapacaklarına, birbirleri ile uğraşırken, ŞEHİR DIŞINDAN ve Şehir dinamiklerinden BİHABER, bir Akademisyen REKTÖR olarak atanırsa!


    GÜN, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi tüm Akademisyenleri olarak, BİRLİK – BERABERLİK ve Enerjilerini de, Birleştirme vaktidir!


    GÜN, Üniversite koridorlarında zedelenen ve örselenen Akademik Dostluğu, Kurumsal Barış ve Huzuru, Kurum Kültürü – Kurum Felsefesi ve Kurumsal Aidiyeti, yeniden tazelemek – kurmak ve kurumsallaştırmak vaktidir!


    Gün, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesini, Durumsal Yönetim Anlayışından kurtarmak ve Kurumsal Yönetim Anlayışını, Üniversitenin her bir kademesinde, yeniden tesis etmek vaktidir!


    Konya Necmettin Erbakan Üniversitesinde İKİ Dönem REKTÖR olarak göre yapan Prof. Dr. CEM ZORLU; iki dönem – sekiz yılın devamı niteliğinde, kendisine yakın ve ya rektörlük yönetim kadrosundan ya da kendisinin işaret edeceği bir kişinin, Rektör olarak atanması için ANKARA ve YEREL çerçevede, LOBİ faaliyetleri ve KULİS yaptığını, yazılarımda sürekli olarak kaleme almaya çalışıyorum.


    Peki, İki Dönem ve Sekiz Yıl REKTÖR olarak görev yapan bir kişi, kendisine yakın ya da Yönetim kadrosundan bir akademisyen Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine, REKTÖR olarak atanması için hem YEREL SİYASET ve hem de ANKARA Bürokrasisinde, KULİS ve LOBİ faaliyetlerini, NEDEN yapar ki?


    Peki, Yerel Siyaset – Yerel Dinamikler ve Yerel bir SERMAYE Grubu, kendilerine yakın bir akademisyen Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine, REKTÖR olarak atanması için ANKARA Bürokrasisinde, KULİS ve LOBİ faaliyeti yapmalarına, NELER demeli?

    • Peki, İki Dönem – SEKİZ YIL REKTÖRLÜK döneminde; ARAŞTIRMA — GELİŞTİRME – BİLİMSEL FAALİYETLER – TEKNOLOJİ ÜRETİMİ, ÜLKE ve ŞEHİR EKONOMİSİNE KATKI zaviyesinden neler yapıldığını, sormak gerekir?
    • UZAY – UZAY MEKİĞİ ve özellikle de, UYDU Çalışmalarının aksamadan yürütülebilmesi için ya kendisine YAKIN ya da kendisinin İŞARET edeceği bir kişi, REKTÖR olarak atanmalıymış!
    • DÜNYA Üniversiteleri YAYIN SIRALAMASI, Yeni Kurulan Üniversiteler – Asya Üniversiteleri – Avrasya Üniversiteleri – Afrika Üniversiteleri ve Avrupa Üniversiteler sıralaması gibi vb. kriterlerde, DÜNYA BİRİNCİLİĞİNE OYNAYAN bir Üniversitede ki, tüm Bilimsel (!) Çalışmalar aksamadan yürütülebilmesi için ya kendisine YAKIN ya da kendisinin İŞARET edeceği bir kişi, REKTÖR olarak atanmalıymış!
    • Peki, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine, Nasıl bir kişi ya da Akademisyen REKTÖR olarak Atanmalı?
    • Yerel Siyaset – Yerel Dinamikler ve Yerel Sermaye Gruplarına; ülke – şehir ve üniversite adına, çok büyük bir VEBAL ve SORUMLULUK yüklenmiş olduğunu da, hatırlatmak isterim!


    Üniversiteler ve Akademiyi; Ülke ve toplum olarak günlük siyasetin dışında, olması gereken özerk yapısı ve politika üstü kurumlar olarak muhafaza edemedik.


    Sistemden karşılıklı olarak beslenenler, birbirini beslediği – desteklediği ve koruduğu için olabilir mi?


    Üniversiteler; Bilim ve teknolojide gelişmiş dünya üniversiteleri, üst düzey araştırmaların yapıldığı ve evrensel anlamda dünyanın her alanda ihtiyacı olan mesleki bilgilerin teorik ve pratik anlamda öğretildiği ve üretildiği yerlerdir.


    Üniversiteler; Ehliyetli – Liyakatli – Bilgi – Beceri ve Aklını kullanan bilim insanları ile ilgilenir ve mümkün olduğunca, kaliteli ve kapasiteli bilim insanlarını bünyesinde tutmaya çalışır.


    Ahbap çavuş ilişkisi çerçevesinde, yerel siyaset ve yerel dinamiklerin ehliyetsiz – liyakatsiz – kifayetsiz muhteris – çapsız oğlu – kızı – gelini -damadı ve yeğenleri üniversitelere doldurulmaktadır.


    Üniversiteler; bilim insanı akademisyenlerin ne dinleri, ne ırkları, ne de yaşam tarzları ile ilgilenir. Sadece ülkesi adına, ciddi projelerinin olup olmadığı ve başarılı işlerle uğraşıp uğraşmadıklarını bakmalı.


    Üniversiteler; insanlığın bir sorununu çözmeye hizmet eder, yeni buluş ve yeni patentlere kapı aralar, bu çalışmaların sonuçları, önce araştırmanın yapıldığı üniversiteye, şehre ve ülkeye, ekonomik katkı sağlar ve faydaya dönüşür.


    Peki, Konya’daki Üniversiteler, mezkur alanda bir katkısının ya da faydasının olduğunu duyan ve gören var mıdır?


    Üniversiteler; evrensel ölçekte bilim ile ilgili bilgilerin öğretilmesi ve sahada uygulanabilir hale gelmesi için araştırma – geliştirme ve bilim üretilen yerlerdir.


    Peki, Konya’daki Üniversiteler, sahada uygulanabilir, Araştırma – Geliştirme – Bilimsel Faaliyetler ve Teknoloji Üretimi konusunda, projelerini duyan var mıdır?


    Üniversiteler; her türlü düşüncenin hür ve bağımsız olarak, kimseden çekinmeden ve korkmadan savunulduğu ve tartışıldığı yerlerdir.


    Peki, Konya’daki Üniversiteler de, üst yönetime yakın; ehliyetsiz – liyakatsiz – kifayetsiz muhteris – çapsız ve yardakçıların kılıcı, idealist ve ülke sevdalısı akademisyenlerin tepesinde NEDEN sallanmaktadır!


    Bir Üniversiteye Rektör olacak akademisyen; öncelikle ve özellikle; üniversitesi, ülkenin geleceğini emanet edileceği öğrenciler, şehri ve ülkesi adına; kaygısı, dertleri ve projeleri olmalı.


    Yoksa ehliyetsiz – liyakatsiz – kifayetsiz muhteris – çapsız onun adamı, şunun yakını, yerel siyaset ve yerel dinamiklerin damadı, oğlu, kızı gelini veya şuraya yakın, buraya yakın, şu partinin veya bu ekolün adamı şeklinde uzayıp giden aracılar ve tavassut, yeterli mi?


    Böyle bir saik ile rektör ataması yapılacaksa, üniversite ve rektörden, ne bilim, ne akademik çalışma, ne de şehri ve ülkesine, fayda ve katkı beklemek hayal olacaktır.


    Böyle bir durumda; eş, dost ve tanıdıklar, üniversitenin her biriminde işe alınmaya – atanmaya ve nama yazılı ihaleler havada uçuşmaya başlayacaktır.


    Akabinde, Sorgusuz sualsiz harcamalar ardı ardına gelecektir.

    Mezkûr Saiklerle atanmış bir REKTÖR; LA YÜS’EL – SORGULAMAZ olacaktır. Aklına esen tüm HARCAMALARA, bir KILIF üretecektir.


    Yönetimlerin en büyük özelliği; AÇIK – ŞEFFAF ve HESAP VEREBİLİR olmaktır. Peki, HESAP VEREBİLECEĞİNİ düşünen var mıdır?

    Soru soran olmayınca! Soru soranları da sevmedikleri için olabilir mi?


    Neymiş Efendim! Soru soran bir dakika, soru sormayan ise ÖMÜR boyu APTAL olarak kalacaktır!


    Ömür boyu APTAL olarak kalmamak adına, KAMU ve KAMUOYUNUN merak ettiği ve öğrenmek istediği sorunlar ve konular hakkında, sorularımızı yeniden sormaya devam edeceğiz.


    1 -) 3 Ağustos 2025 Tarihli KÖŞE YAZIM; Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi REKTÖR Adayları!

    https://ahmetunver.com.tr/2025/08/03/necmettin-erbakan-universitesi-rektor-adaylari/

    2 -) 25 Şubat 2026 Tarihli KÖŞE YAZIM; Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine, Nasıl bir Kişi, REKTÖR Olarak Atanmamalı?


    https://ahmetunver.com.tr/2026/02/25/konya-necmettin-erbakan-universitesine-nasil-bir-kisi-rektor-olarak-atanmamali/

    Süveyş Kanalı ve Hürmüz Boğazı Krizi!

    Dünya’da yaşanan EKONOMİK – SİYASİ – ASKERİ ve TEKNOLOJİK Gelişmeler ya da SAVAŞ benzeri olgu ve olaylar; dünya siyaseti ve uluslararası PARA sistemini, değişime zorlayacağını, kaleme almaya çalışıyorum.


    ABD ve İsrail, İRAN’A başlatmış oldukları saldırı ya da SAVAŞ, uluslararası sistemdeki değişimin hızlanacağının göstergeleri. Domino taşları gibi her şey alt üst olacaktır.


    Yeni bir DÜZEN ve SİSTEM, eskisi yıkılmadan kurulamayacağına göre! Eski sistem ya da düzen ya TAMAMEN YIKACAKLAR ya da RESET atacaklar!


    Dünya Siyaseti – Müesses Nizam ya da Uluslararası Sisteme; YENİ bir DÖNEM – DÜZEN – DEVİR ve SİSTEM geliyor!


    Dünya’da yaşanan son gelişmeler, hem dünya SİYASETİ, hem Uluslararası SİSTEM, hem EKONOMİ, hem PARA, hem FİNANSMAN, hem PETRODOLAR ve hem de devlet yöneticilerinin değişime zorlanacağı, YENİ bir Küresel DÖNEME işaret etmektedir.


    ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları, dünya petrol ve LNG sevkiyatının yüzde OTUZ gibi bir oranı Hürmüz Boğazından geçmesi ve İran’ın Hürmüz Boğazını kapatması, Petrol ve LNG fiyatlarının sürekli artış göstermesi, tarihte benzer bir şekilde meydana gelen, Süveyş Kanalı ya da Süveyş Krizini hatırlatmaktadır!


    Peki, tarihte vuku bulan Süveyş Kanalı ya da Süveyş Krizi ne demektir?


    Süveyş Kanalı Krizi; 1956 yılında, Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı millileştirmesiyle başlayan ve uluslararası bir çatışmaya dönüşen jeopolitik bir kriz olarak tarihe geçmiştir.


    Süveyş Kanalı Krizi; Orta Doğu’daki güç dengelerini değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda İngiltere ve Fransa’nın küresel güç olarak gerilemeye başladığının sembolü olmuştur.


    Süveyş Kanalı; Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan stratejik bir su yoludur.


    1869 yılında açılan Süveyş Kanalı, uzun yıllar İngiliz ve Fransız şirketlerinin kontrolünde işletilmiştir. Bu durum, bölgedeki ekonomik ve siyasi dengeler açısından Batılı ülkeler için büyük bir avantaj sağlamıştır.


    Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır, kanalın gelirlerini ülkenin kalkınma projelerinde kullanmak istediğini duyurmuş. Fakat karar, kanal üzerindeki ekonomik çıkarlarını kaybetmek istemeyen İngiltere ve Fransa tarafından tepkiyle karşılanmıştır.


    Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır’ın Süveyş Kanalı kararının ardından İngiltere ve Fransa, İsrail ile gizli bir plan hazırlamış.


    Plana göre, İsrail, Sina Yarımadası üzerinden Mısır’a saldıracak, ardından İngiltere ve Fransa “ barışı sağlama ” gerekçesiyle bölgeye müdahale edecektir.


    29 Ekim 1956 tarihinde, İsrail ordusu Sina Yarımadası’na girmiş. İngiltere ve Fransa, Süveyş Kanalı çevresindeki stratejik noktalara hava ve deniz saldırıları düzenlemiştir.


    ABD ve Sovyetler Birliği, İsrail – İngiltere ve Fransa’nın saldırılarına karşı çıkarak taraflara geri çekilme çağrısında bulunmuştur.


    Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa, saldırılara devam ederse, Londra ve Paris’e, Atom Bombası atmak ile tehdit etmiştir!


    Uluslararası baskılar sonucunda, İngiltere, Fransa ve İsrail kısa süre içinde bölgeden çekilmek zorunda kalmıştır.


    Süveyş Kanalı Krizi’nin sonunda, Mısır; Süveyş Kanalı üzerindeki kontrolünü korumuştur.


    ABD ve Sovyetler Birliği’nin dünya siyasetindeki belirleyici konumu güçlenirken, Orta Doğu’da yeni jeopolitik dengeler ortaya çıktımıştır.


    Küresel deniz ticaretinin yaklaşık yüzde 12’si Süveyş Kanalı üzerinden gerçekleşmektedir.


    Avrupa ile Asya arasındaki enerji ve ticaret taşımacılığı için büyük önem taşıyan kanal, küresel tedarik zincirinin önemli halkalarından biri olarak görülmektedir.


    2026 yılı Mart ayındaki Hürmüz Boğazı Krizi; İran merkezli bölgesel gerilimin sıcak çatışmaya dönüşmesi sonrasında ortaya çıkmıştır.


    Hürmüz Boğazı; Dünya petrol ve LNG taşımacılığında kritik bir geçiş noktası konumundadır.


    Hürmüz Boğazındaki sevkiyattaki bir aksama ya da kırılma, Petrol ve LNG fiyatları, petrol ürünleri ve özellikle de TEMEL GIDA maddelerin hızla yükselmesine, yol açmaktadır.


    Süveyş Kanalı Krizi ve Hürmüz Boğazı Krizi; her iki kriz de, dar bir deniz geçidinin küresel güç rekabetinin merkezine yerleşmesi açısından benzerlikler göstermektedir.


    Süveyş Kanalı, Akdeniz ile Kızıldeniz’i birbirine bağlayan hayati bir ticaret hattı iken, Hürmüz Boğazı , Basra Körfezi’ni açık denizlere bağlayan en kritik enerji geçiş noktalarından biridir.


    Süveyş Kanalı ve Hürmüz Boğazı, bölgedeki, küresel ticaret ve enerji güvenliği açısından stratejik bir özellik taşımaktadır.


    Süveyş Kanalı Krizi ve Hürmüz Boğazı Krizi; küresel enerji fiyatları ve dünya ekonomisi üzerinde büyük baskı oluşturmaktadır.


    Süveyş Kanalı Krizi, Avrupa’nın petrol arzı ve deniz ticareti üzerinde ciddi bir tehdit oluştururken, Hürmüz Boğazı Krizi, Petrol ve LNG akışını etkileyerek küresel enerji fiyatlarında hızlı yükselişe neden olmaktadır.


    Peki, 1956 yılında vuku bulan Süveyş Kanalı Krizinde, İngiltere ve Fransa zaviyesinden değişen küresel ve bölgesel denge, Hürmüz Boğazı Krizi ile nasıl bir küresel ve bölgesel denge oluşacaktır?


    Peki, Süveyş Kanalı Krizinde, birlikte hareket eden ABD ve Sovyetler Birliği, Hürmüz Boğazı krizinde, nerede konuşlanmaktadır?


    Peki, ABD, Hürmüz Boğazı Krizinde, yalnızlığa mı terk edilmektedir?


    Ya da ZITLAR veya ZIT KUTUPLAR üzerinden kurulan DENGEYİ ıskalıyor muyuz?


    Peki, Süveyş Kanalı Krizinde, İngiltere ve Fransa için değişen Küresel ve Bölgesel Denge, Hürmüz Boğazı Krizi ile de DEJAVU olarak ABD için aynısı mı olacaktır?


    Ya da bölge ülkeleri ve halkları adına KABUS dolu günler mi?


    Peki, Bölgede, nasıl bir Küresel DENGE kurulacaktır?

    Peki, Türkiye, kurulacak yeni Küresel ve Bölgesel DENGENİN neresindedir?

    İran’ın Hürmüz Boğazını kapatması, bazı ülkeler için petrol ve LNG sevkiyatlarını da, PETRODOLAR yerine sadece PETROYUAN üzerinden işlem görmeye başladığını, not edelim!

    Hürmüz Boğazı Krizi ile bölgede Petrol üreten ve satan ülkeler zaviyesinden 1974 yılında kurulan PETRO-DOLAR sistemi çöküşe geçecek gibi!

    Peki, burada da ZITLAR veya ZIT KUTUPLAR üzerinden SOĞUK SAVAŞ döneminde olduğu gibi YENİ bir DENGE mi kurulacaktır?

    Petrol ve LNG sevkiyatları, PETRO-YUAN olarak mı yürürlüğe girecektir?

    Peki, Küresel, cari PARA – FİNANSMAN ve PETROL sistemine, RESET mi atılmaktadır?

    Peki, Yeni bir Küresel PARA – FİNANSMAN ve PETROL sistemi nasıl kurulacaktır?

    BASIN KARTI & SÜREKLİ BASIN KARTI Sorunları!

    Yerel Basın ve Medya; Ulusal basın kadar geniş çaplı olmayan, il, ilçe ve beldelerde günlük, haftalık ya da daha farklı aralıklarla çıkan, ulusal haberler yanında, bölge haberlerine daha fazla yer veren, yöresel gelişmeyi ve bölgenin sorunlarını ön planda tutmaya çalışan, Basın İlan kurumu kanunlarına göre, belli sayıda Basın personeli çalıştırmak zorunda olan, ticari bir işletme olan yayın mecrası, olarak tanımlanmaktadır.


    Yerel Basın ve Medya; adından da anlaşılacağı üzere, bölgesindeki tüm gelişmeleri, yatırımları ve hizmetleri izleyici ve okuyucuları ile paylaşan, kamu ile kamuoyu arasında köprü vazifesi gören, sorumluluk ve tarafsızlık ilke sahibi olması gereken ticari kuruluşlardır.

    Yerel Basın ve Medya; her ne kadar kamu adına iş yapıyor olmasına rağmen, resmi ilan ve işletme reklam gelirleri ile ayakta kalmaya ve varlığını da sürdürmeye çalışan ticari işletmelerdir. Resmi ilan ve ticari reklam gelirleri olmadan yerel medya kamu adına hizmetlerini tam ve sağlıklı olarak yerine getiremez.


    Yerel Basın ve Medya, sadece basılı sektör olarak algılanmasına rağmen dijitale geçilmesi ile birlikte ” İNTERNET HABER SİTELERİNİ ” de aynı kategoride değerlendirmek gerekir.

    18 Ekim 2022 tarihinde, resmi gazetede yayımlanan İnternet Haber Siteleri Yasası ve akabinde, Basın İlan Kurumunun hazırlamış olduğu İnternet Haber Siteleri Yönetmeliği; 13 Ocak 2023 tarihinde ki Basın İlan Kurumu Genel Kurulda onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir!


    Peki, Yerel Basın ve Medya sektöründeki FİKİR İşçilerinin YASAL Haklarını kim ya da kimler savunacaktır?


    Yoksa Yerel Basın ve Medya sektöründeki FİKİR İşçilerinin tüm YASAL hakları, sektörü aracılık ve taşeronluk olarak kullanan imtiyaz sahiplerinin inisiyatifine mi terk edilecektir?


    Basın Kartı; Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ya da İletişim Başkanlığı tarafından basın mensuplarına ve enformasyon görevlilerine verilen, mesleki çalışmaları sırasında resmi kimlik işlevi gören resmi bir belgedir.


    Sürekli Basın Kartı; En az 20 yıl ( 240 ay ) fiilen gazetecilik yaparak Basın Kartı taşıyan medya mensuplarına, İletişim Başkanlığı tarafından verilen ömür boyu geçerli bir karttır.


    Basın sektöründe, özellikle de İletişim Fakültesi mezunlarının, yerel medyada çalışmak istemedikleri zaviyesinden, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına, mail ve diğer sosyal medya araçları üzerinden, göndermiş olduğum; sektör ve sektör çalışan sorunlarını ve özellikle de Sürekli Basın Kartı ŞARTLARINI, yeniden dile getirebilmek adına, bir köşe yazısı kaleme almanın vakti ve zamanı olduğunu düşünüyorum.


    Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, İletişim Fakültesi; Lisans ve Yüksek Lisans mezunu Basın Çalışanları veya Fikir İşçilerinin hem YASAL HAKLARI ve özellikle de SÜREKLİ BASIN KARTI şartlarının yeniden değerlendirilmesi – düzenlenmesi ve iyileştirilmesi gerektiği konusundaki, TALEPLERİMİZİ tekrardan ifade etmek istiyorum!


    Basın Kartı ve özellikle Sürekli Basın Kartı Alma şartlarının İletişim Fakültesi LİSANS ve YÜKSEK LİSANS Mezunları için yeniden düzenlenmesi ve iyileştirilmesi gerektiği kanaatindeyim.


    Liseden aynı tarihte mezun olan iki arkadaşın birisi üniversiteyi tercih etmiyor ve Basın sektöründe çalışmaya başlıyor.


    Diğeri de, Basın mesleğini MEKTEPLİ olarak yapmak istediği için, Lisans ve Yüksek Lisans derken, 7 – 8 yıl Basın sektörüne geriden başlıyor.


    İLETİŞİM Fakültesi mezunu, Sürekli Basın Kartı alıncaya kadar, lisede beraber okumuş olduğu arkadaşı, neredeyse iki defa Sürekli Basın Kartı almayı hak edecek duruma geliyor. Peki, nerede ADALET?


    Özellikle İletişim Fakültesi; Lisans ve Yüksek Lisans mezunu, Basın Mesleğine gönül vermiş, Basın çalışanları için Sürekli Basın Kartı şartları; 18 yıl kart taşıma veya 20 yıl sektörde bulunmak noktasından, bir iyileşme, düzenleme ve esneklik sağlanmalı.


    İLETİŞİM FAKÜLTESİ LİSANS ve Y. LİSANS mezunu ve BASIN KARTI sahibi çalışanların, EMEKLİLİK hakkı kazandığı durumda, EK GÖSTERGE veya başkaca Yasal Haklar verilmeli.

    Aksi halde, tam teşekküllü bir denetim olmadığından kaynaklı, çalışırken İmtiyaz sahibinin inisiyatifine terk edilen YEREL Medya çalışanları, emeklilik sonrası da mağduriyetleri devam edecektir.


    Basın çalışanı, Fiili Hizmet Zammı zaviyesinden SGK’da yönetmelik ve uygulama eksikliği bulunmaktadır.


    Basın Çalışanı; Fiili Hizmet Zammı için 3600 gün şartlarının realitede bir karşılığı yoktur. Özellikle meslekte çalıştığı yıl kadar fiili hizmet zammı alabilmeli.


    Anayasa Mahkemesi; Fiili hizmet Zammı noktasından, İmtiyaz sahibi ile basın iş sözleşmesini gerek ve şart olarak dikkate alırken, SGK nezdinde bir anlamı da yoktur. Peki, mahkeme neden böyle bir karar almıştır?

    Mavi Vatan – 2026 Tatbikatı Başladı!

    Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı; Karadeniz, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de 3 – 9 Nisan tarihlerinde icra edilecek, Mavi Vatan – 26 Tatbikatı; 120 gemi, 50 hava vasıtası ve 15 bin personelin katılımıyla başladığını bildirmiştir!


    Mavi Vatan Tatbikatı; Türkiye’nin deniz yetki alanlarında askerî kabiliyetlerini sınamak ve müşterek operasyon yeteneğini geliştirmek amacıyla düzenlenmektedir.

    Mavi Vatan Tatbikatı; özellikle Deniz Kuvvetleri’ne bağlı birliklerin harekât – sevk ve idare kabiliyetleri değerlendirilmektedir.

    Mavi Vatan Tatbikatı; farklı tehdit senaryolarına karşı hazırlık oluşturulmakta ve bu kapsamda personelin muhakeme, öngörü ve hızlı karar verme becerilerinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır.

    Mavi Vatan Tatbikatı; Kara, Hava ve Deniz unsurları arasındaki müşterek harekât kabiliyeti test edilmekte ve kurumlar arası koordinasyon güçlendirilmektedir.

    Mavi Vatan Tatbikatı; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üç farklı denizde eş zamanlı harekât yürütme kapasitesini ortaya koymakta, modern savaş koşullarına karşı hazırlık düzeyini, sahada test etmektedir.

    Mavi Vatan; Türkiye’nin deniz yetki alanları demektir. Türkiye’nin Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’deki deniz yetki alanı ve sınırlarını belirleyen bir kavramdır. Türkiye’nin hak ve egemenliğini içeren deniz alanlarının bütünüdür.

    Mavi Vatan, 2015 yılı ve özellikle de 15 Temmuz hain darbe kalkışma sonrası Türkiye’nin deniz alanlarındaki aktif ve askeri güce dayalı stratejisinin temelini oluşturmaktadır.

    Mavi Vatan, Türk Milletinin, deniz yetki alanlarındaki hak ve menfaatlerinin korunmasıdır.

    Devletlerin sürekli düşmanı ve dostu yoktur, ancak çıkarları vardır, ilkesi çerçevesinde, Türk Devleti, Kadim Türk Devlet Aklı nezaretinde, Anadolu ve Mavi Vatan bölgesinde ki bekası ve tüm hakları, bölgenin barış, huzur ve istikrarı adına, kara kuvvetlerinde olduğu kadar denizlerde ve deniz kuvvetlerinde de çok güçlü olmak zorundadır. Başkaca bir seçimi asla yoktur.

    Türk denizcilik tarihinin önemli dönüm noktalarından biri Preveze Deniz Zaferidir.

    Yüz yirmi iki gemiden oluşan Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması, 27 Eylül 1538 tarihinde Andrea Doria komutasındaki iki yüz atmış iki gemiden oluşan Haçlı Donanması’na Arta Körfezi’ndeki Preveze, Adriyatik Denizi’nin Arnavutluk sahilinde, önlerinde ustalıkla manevra yaparak, taarruz etmiştir.

    Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması, taktik baskının yarattığı sürpriz etki Andrea Doria komutasındaki birleşik Haçlı Donanmasını şaşkına çevirmiş; Haçlı Donanması panik içerisinde dağılarak, büyük kayıplarla geri çekilmek zorunda kalmıştır.

    Preveze Deniz Zaferi, büyük bir şeref ve gurur abidesi olarak Türk denizcilerine ışık tutmakta ve zaferin kazanıldığı 27 Eylül tarihi, her yıl Deniz Kuvvetleri Günü olarak coşku ve heyecanla kutlanmaktadır.

    Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması ve Denizcilerimizin gurur abidesi Preveze Deniz Zaferi, tarihimizin en şanlı ve en görkemli zaferlerinden biridir.

    Barbaros Hayrettin Paşa komutasında, büyük bir donanmaya karşı kazanılan Preveze Deniz Zaferi, Osmanlı Devleti’nin Akdeniz’deki egemenliğini perçinlemiş; donanmamızın gücünü ve kabiliyetini tüm dünyaya göstermiştir.

    Zafer ile Akdeniz bir Türk Gölü haline gelmiştir. Tarih, Türk denizcilerinin hüküm sürdüğü tüm denizlerde barışın, huzurun ve adaletin hâkim olduğunu kaydetmiştir.

    Akdeniz; Selçuklu Devleti döneminde Anadolu’nun hem Türkleşmesi, hem de İslamlaşmasının önü açılmıştır!

    Haçlı seferleri ile başlayan ticaret savaşlarında Akdeniz’in önemini kavrayan Anadolu Selçuklu Devleti yönetimi ticari olarak, temayüz etmiştir!

    Akdeniz tarihte, Anadolu Selçuklu Devleti döneminde, Türk gölü olmaya başladığına, şahit olmaktayız!

    Mavi Vatanımızı korumak, dostlarımızın emin olmasını sağlamak, haklarımıza göz dikenleri caydırmak için Deniz Kuvvetlerimizi güçlendirmeyi sürdürmeliyiz.

    Anadolu coğrafyası ve Mavi Vatanda; istikbal, istiklal, beka ve varlık adına, tarih, kültür, coğrafya aklı, etki ve ilgi alanı tüm gönül coğrafyasında ki; barış, huzur ve adaletin hakim olması, mazlum milletlerin haklarının da hamiliği zaviyesinden, Kadim Türk Devlet Aklı nezaretinde ki; Türk Devleti, gerekeni gerektiği kadar ve BEKASI adına daha fazlasını da yapmaya devam edecektir.

    Peki, On bin kilometre ötelerden buralara kadar gelen küresel ve bölgesel güçlerin ne işi vardır?

    Akdeniz, küresel ve emperyalist güçler için neden bu kadar önemlidir?


    Peki, On bin kilometre ötelerden küresel güçlerin savaş gemileri Akdeniz’de balina avlamak için gelmiş olabilir mi?

    Akdeniz’e ve bölgeye sınırı olmayan, On Bin kilometre ötelerden Akdeniz ve Doğu Akdeniz’e gelen küresel ve emperyalist ülkelere; Kadim Türk Devlet Aklı denetiminde ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Anadolu’daki BEKASI ve VARLIĞI, MAVİ VATAN sahasında, hem kendi ve hem de bölge halklarının hakları adına, anladıkları dilden cevap vermeye devam edecektir!

    Mavi Vatan – 2026 Tatbikatı

    Türkiye’deki Üniversitelerin ‘PATENT ATIF’ Oranı Göstergesi

    Üniversiteler; Ülkenin ihtiyaç duyduğu insan gücünü yetiştiren, kaynak ve kadrosuyla bilim ve teknoloji üreten, araştırmaları teşvik eden, toplumsal gelişmelere öncülük yapan ve bilimsel yöntemler ile her meseleye çözüm arayan kurumlardır.


    Üniversiteler; Bilgi üreten ve bilgiyi kullanabilecek insan yetiştiren kurum demektir. Üretilen bilginin topluma yayılmasını sağlamaktır.


    Üniversiteler; Araştırma, geliştirme, bilimsel faaliyetler ve teknoloji üretmesi gereken kurumlar olarak bilinir.


    Üniversiteler; Araştırma ve geliştirme, bilimsel faaliyetler, uygulama ve ülke – şehir adına gelişme ve kalkınma demektir.


    Araştırma – Geliştirme, Bilimsel faaliyetler ve Teknoloji üretimi, ülkelerin hem gelişmesi ve hem de kalkınması zaviyesinden çok önemlidir.


    Araştırma – Geliştirme, Bilimsel Faaliyetler ve Teknoloji üretimine önem vermeyen ülkeler, Teknoloji üreten ve geliştiren ülkelerin öncelikle EKONOMİK SÖMÜRGESİ ve sonra da UŞAĞI ve KÖLESİ olmak durumunda kalacaktır.


    Araştırma – Geliştirme, Bilimsel faaliyetler ve Teknoloji üretiminin yoğun olarak yapıldığı yerler ise Üniversiteler olarak karşımıza çıkmaktadır.


    Üniversitelerin kuruluş kodları arasında; Araştırma – Geliştirme, Bilimsel faaliyetler ve Teknoloji üretimine yoğunlaşmaktır.


    Aksi halde, her şehir – her ilçe ya da her mahalleye bir üniversite açmak, ülkelerin gelişmesi ve kalkınması zaviyesinden bir katkısı olmayacaktır!


    Geçtiğimiz günlerde, Scopus SciVal araştırma şirketi, Üniversitelerin, araştırma – geliştirme, bilimsel faaliyetler, bilimsel atıflar, teknoloji üretimi, patent başvuruları ve özellikle de, patentlerde ki atıf oranları konusunda bir araştırma rapor sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı.


    Scopus SciVal; 2021 – 2025 yılları arasında, uluslararası patent ofislerinde yer alan patentlerde atıf yapılan bilimsel yayınların üniversitelerin toplam yayın hacmine oranını içermektedir.


    Scopus SciVal; 2021 – 2025 yılları arasında, uluslararası patent ofislerinde yer alan patentlerde atıf yapılan bilimsel yayınların üniversitelere göre dağılımda, Konya Teknik Üniversitesi ve Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesini ilk yirmi içinde görmekteyiz.


    Scopus SciVal; 2021 – 2025 yılları arasında, uluslararası patent ofislerinde yer alan patentlerde atıf yapılan bilimsel yayınların üniversitelere göre dağılımda sıralamaya giren tüm üniversite yöneticileri ve akademisyenleri, özellikle de, Konya Teknik Üniversitesi ve Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi yöneticileri ve tüm akademisyenlerini, tebrik eder ve başarılarının devamını dilerim.


    Peki, Selçuk Üniversitesi, Türkiye’de ilk kurulan üniversiteler arasında olmasına rağmen, patentlerde atıf yapılan bilimsel yayınların üniversitelere göre dağılımı raporunda, NEDEN göremiyoruz.


    Konya Teknik Üniversite ve Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi, Selçuk Üniversitesinden ayrılmak suretiyle kurulan yeni üniversiteler olduğunu da, not edelim.


    Peki, Yeni kurulan üniversiteler, Avrupa Üniversiteler sıralaması ve Asya Üniversiteler vb. sıralama da, birinci ya da ilk beşinci sıralarda olduğunu iddia eden Konya Necmettin Erbakan Üniversitesini, patentlerde atıf yapılan bilimsel yayınların üniversitelere göre dağılımı raporunda, ilk elli sıralamasında, NEDEN göremiyoruz?


    Peki, Araştırma – Geliştirme, Bilimsel Çalışma, bilimsel Yayın, Teknoloji Üretimi, Atıf, Bilimsel Atıf ve Patent ne demektir?


    Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge); Üniversiteler, İşletmeler veya Kurumların yeni bilgi, teknoloji, ürün ve süreçler geliştirmek ya da mevcut olanları iyileştirmek amacıyla yürüttüğü sistematik çalışmalar.


    Araştırma ve Geliştirme Çalışmaları; Rekabet gücünü artırmayı, inovasyon yapmayı ve müşteri ihtiyaçlarına yönelik çözümler üretmeyi hedefler.


    Bilimsel Çalışma; Evrendeki olayları anlamak, yeni bilgiler üretmek veya sorunlara çözüm bulmak amacıyla verilerin sistematik olarak toplanması, analiz edilmesi ve yorumlanması süreci.


    Bilimsel Yayın; Özgün araştırma sonuçları, deneyleri veya teorik çalışmaları, bilimsel yöntemlere uygun olarak aktaran, uzman hakem denetiminden geçmiş, akademik dergi veya kitaplarda yayınlanan güvenilir akademik metinler.


    Teknoloji Üretimi; Bilimsel bilgi ve mühendislik yöntemleri kullanmak suretiyle, insan hayatını kolaylaştıran, araç ve vegereçler, sistemler ve yazılımların tasarlanması, geliştirilmesi ve üretilmesi süreci.


    Atıf; Bir metinde başka bir esere, yazara veya kaynağa gönderme yapma, bağlama, yöneltme ve kaynak gösterme – referans anlamına gelir.


    Akademik çalışmalarda bir fikrin kime ait olduğunu belirtmek için kullanılır.


    Bilimsel Atıf; Akademik çalışmalarda ( makale, tez, kitap) yararlanılan başka bir çalışmaya metin içinde kaynak göstererek gönderme yapma süreci.


    Bilginin kaynağını belirterek intihali önler, çalışmaya akademik dürüstlük katar, argümanları güçlendirir ve okuyucuyu orijinal kaynağa yönlendirir.


    Patent; Teknik bir soruna çözüm getiren, sanayi de uygulanabilir ve buluş basamağı içeren bir ürün veya yöntemin, sahibine belirli bir süre ( genellikle 20 yıl ) boyunca üretim, kullanım veya satış hakkı tanıyan resmi belge.


    Patent Atıfı; Bir patent başvurusunun teknik içeriğiyle ilgili, başvuru sahibi veya inceleme uzmanı tarafından belirtilen mevcut patentler, dergi makaleleri veya diğer teknik dokümanlar.


    Üniversitelerin Patent Atıf Oran göstergesi; Bir üniversitenin ürettiği bilginin yalnızca akademik alanda değil, teknoloji, yenilik ve uygulama ekosisteminde ne ölçüde karşılık bulduğunu göstermesi bakımından son derece kıymetlidir.


    Türkiye Yüksek Öğretim sistemi açısından Üniversitelerin Scopus SciVal; 2021 – 2025 yılları arasında, Patent Atıf Oranı göstergesi; sadece “ ne kadar yayın yapıldığı ya da üretildiği ” sorusunu değil, “ üretilen bilginin nerede karşılık bulduğu ” sorusunun da sorulması gerektiğini göstermektedir.


    Aksi halde, yapılan tüm bilimsel yayınlar ve çalışmalar, tozlu raflarda yerini alacaktır!