Devlet Adamı Kimdir?

Şeyh Edebali; Altı Yüz yıl, İnsanı Yaşat ki, Devlet Yaşasın, ilkeleri çerçevesinde ki; Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Beye, nasihatlerinde şöyle ifade buyurmaktadır!

Ey Oğul!   Şunu da unutma! İNSANI YAŞAT ki; DEVLET YAŞASIN!  Zümrüt-ü Anka’nı iyi seç ki, Kaf Dağı sana yakın olsun! Peki, Zümrüd-ü Anka ve Kaf Dağı, neresidir?

Siyaset meydanlarda yapılır! Siyaset adamı ve özelliklede siyasi parti başkanı,  karizmatik ve liderlik özellikleri olmalıdır! Siyaset adamı, seçimi kazandıktan sonra siyasetçi kimliğini bir kenara bırakmalı ve artık devlet adamı olmalıdır!

Devlet dediğimiz kurumda, birlik ve beraberlik adına,  süreklilik esastır! Devletin bekası adına, değişmez kurallar bütünü vardır! Her siyasi parti veya siyasetçiye göre, devletin değişmez ve değiştirilemez politika ve kurallarında, esneklik olamaz!

Siyasetçi, devletin bekası ve milletin birliği adına, belirli politika ve kurallara uymak zorundadır! Uymadığı durumlarda, neler olduğunu tarihin tozlu raflarından okuyabiliriz!

Devlet ve millete hizmet etmesi için göreve başlayan; amir, müdür ve daha sayamadığımız devletin tüm memurları;  onun, bunun, şunun adamı veya şu siyasetçinin yakını ve kontrolünde gibi ifadelere şahit olmaktayız! Neden acaba?

Devletin amiri veya müdürü, savcısı ve hâkimi,  neden birisi veya birilerinin yakını veya adamı olmak zorundadır? Yoksa bu kişilerin maaşını ifade edildiği gibi adamı oldukları beyler mi ödemektedir?

Devletin memuru, kimsenin adamı olmak zorunda değildir! Devletin amiri de memuru da devlet ve millet için çalışmak ve hizmet etmek zorundadır! Devletin memuru, kişi ya da belirli zümrelere hizmet etmesi için atanmamıştır! Devletin amiri de memuru da; Milletin ödediği vergiler ile maaşını aldığını unutmamalıdır!

Son dönemde, medyaya yansıyan haber ve olgular çerçevesinde, devlet kademesi ve bürokraside en büyük eksiklik; DEVLET ADAMI kıtlığı olduğu ayan beyan görülmektedir!

Kaht-ı rical; ehliyet ve liyakat sahibi,  yetişmiş ve eğitimli insan kıtlığı, demektir! Ancak deyimin birebir Türkçe karşılığı böyle olsa da, devlet yönetiminde; ehliyet ve liyakat isteyen alanlarda; kültür, bilgi ve birikimiyle yetişmiş, kalifiye insanın bulunamaması, durumunu anlatır!

Peki, DEVLET ADAMI veya KAHT-I RİCAL kimdir, neleri yapar ve neleri de yapmamalıdır? Devlet Adamını, neredeyse mumla arar olduk!

Devlet Adamı; siyasetten geldiği gömleğini çıkaran, devlet gömleğini giyen ve onun kurallarına uyandır!

Devlet Adamı; görevine başlarken ettiği yemine sadık kalandır!

Devlet Adamı; yasalara ve yargıya saygılı olandır!

Devlet Adamı; devlet ve milleti yaşatmak için vardır!

Devlet Adamı; devletten beslenen, semiren ve yaşayan değildir!

Devlet Adamı; bir zümre veya gruba değil, sadece vatandaşa hizmet eder!

Devlet Adamı; siyasi yandaş ve nepotizme hizmet etmez!

Devlet Adamı; devletin memurunu sadece ehliyet ve liyakate göre atar, yandaş ve sadakate göre değil!

Devlet Adamı; hak ve adalete dayanır,  devletin tüm kanun ve kurallarına biat eder!

Devlet Adamı; adaletin olmadığı yerde zulmün olacağını ve zulüm ile de abad olunmayacağını bilmelidir!

Devlet Adamı; ilim, bilim, evrensel değerler ve devletin kuralları ile konuşur!

Devlet Adamı; vicdana hitap eder, cüzdan ve dünyalık kişisel çıkarlar ile iştigal etmez!

Devlet Adamı; kendini,  devlet ve milletin hizmetine adar!

Devlet Adamı; yaptığı işlerden kaynaklı,  vatandaştan itaat ve minnet beklemez!

Selçuk İletişim Fakültesinin 30. Yılı!

Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi; 1993 yılında, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü ile ilk defa eğitim ve öğretime başlamıştır! 1994 yılında Gazetecilik, 1997 yılında Radyo – Televizyon – Sinema ve 2011 yılında, Reklamcılık Bölümleri ile yükseköğretim hayatına devam etmektedir!

Ülkemizde 70’den fazla İletişim Fakültesi bulunmaktadır! Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi, Türkiye’de ilk kurulan İletişim Fakülteleri arasındadır! Bugüne kadar ‘’ ON BİN İLETİŞİM UZMANI  ‘’ mezunu, sektöre yetiştirmiştir!  

Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi, 2022 – 2023 eğitim – öğretim döneminde, 30. KURULUŞ YILINI kutlayacaktır!

Selçuk Üniversitesi, İletişim Fakültesinin kuruluşundan bu günlere kadar gelmesinde,  emeği geçen tüm akademisyen ve çalışanlara teşekkür ederim!

İletişim Fakültesi; dijitalleşen dünyanın anlaşılması ve yakın takibinin gerçekleştirilmesi adına son yıllarda önemi artan bir lisans türüdür!

İletişim Fakültesinde ki bölümlerin amacı, toplumdaki her türlü iletişim noktalarında genel iletişimi kurabilen ve anlayabilen, araştırabilen, sorgulayabilen ve stratejiler geliştirebilen, bireylerin yetişmesini sağlamaktır!

İletişim Fakültesi, mezuniyet sonrası bazı şikâyetler dile getirilmektedir!  Firmaların yeterli istihdam sağlamadığı, farklı bölümlerden mezunların dijitale yönelmesi ve bu alandaki açığı kapatmaya çalışmaları, yeni mezunlara istihdam sağlamayı reddetmesi gibi sorunlar, fakülte mezunları zaviyesinden, zorlukları arasında gösterilmektedir!  

Okumayı, araştırmayı ve yazmayı seven her bireyin bu alanda başarılı olabileceğinden şüphe yoktur!  

Yabancı dilini geliştirmiş, her daim yaratıcı fikirleri ve bakış açısına sahip olan ve geniş hayal dünyasıyla şaşırtan kişiler bu alanda başarılarını kanıtlamakta ve rakiplerinin çok ötesine geçebilmektedir!

İletişim Fakültesi mezunları;  kamu ve özel sektörde iş bulabilecekleri ve çalışabilecekleri pozisyonlar; Dijital ve reklam ajansları, kurumsal firmalar, dergiler ve Radyo-Tv gibi medya kuruluşlarında;

● Sosyal medya uzmanı  ● Metin yazarı  ● Reklam yazarı  ● Editör  ● İçerik editörü  ● Haber editörü ● Haber muhabiri  ● Dijital pazarlama uzmanı  ● Kurumsal iletişim uzmanı  ● SEO uzmanı  ● Kameraman ● Spiker ● Yönetmen, olarak çalışabilmektedir!

İletişim Fakültesinden mezun olanlar, sektörde kendini geliştirmeye başlayan adaylar;  Junior pozisyonundan Senior,  sonrasında yöneticiliğe varan gelişimler gösterebilir!

Günümüzde her şey dijitalleşiyor!  Elimizin altındaki tüm araçlar, artık birer dijital ürünü! Gelecek ise bu değişim ve dönüşümün devam edeceğini söylüyor!  

Dijitalleşen dünyanın en yakın takipçileri de, iletişimciler olmaktadır!

Toplumlararası iletişimin anlaşılması, yeniden inşa edilmesi ve stratejilerinin belirlenmesi hususunda iletişimcilere çok ihtiyaç vardır!  

Pazarlama zekâsı, müşteriler ve toplum ile kurulacak olan iletişimde büyük öneme sahiptir!

İletişim var olduğu ve dijitalleştiği sürece “ İletişim Fakültesi Mezunlarına ” her zaman ihtiyaç olacaktır!

Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesinin ilk mezunu bir İletişimci olarak, fakültenin kuruluşunun 30. Yılını kutlar ve nice başarılı otuzlu yıllara!

1-) https://ahmetunver.com.tr/2021/03/14/iletisim-bir-is-mi-yoksa-meslek-midir/

2-) https://ahmetunver.com.tr/2019/06/16/iletisim-bir-meslek-degildir/

Konya NECMETTİN ERBAKAN Üniversitesi REKTÖR Adayları!

Şehrimizde;  iki DEVLET Üniversitesinde, Eylül ve Ekim aylarında, ataması yapılacak yeni Rektörlük seçimine matuf;  derinden bir kulis, rekabet ve yarış bulunmaktadır! Öncelikle ve özellikle, medeni cesaret gösterip aday olacak akademisyenleri tebrik eder, başarılar dilerim!

Konya Teknik Üniversitesi, rektörlük seçimi ve adaylar ile ilgili bir sonraki yazının konusu olmak üzere, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesine, akademik camia ve siyasi çevrelerde, rektör adaylığı konusunda ki kulis bilgileri ve duyumları, kamuoyu ile paylaşmak isterim!

  • Konya Necmettin Erbakan Üniversitesinde, halen aktif rektörlük makamında bulunan, Cem Zorlu hoca kesin aday! Cem Hoca, siyasetten gelmenin vermiş olduğu tecrübe ile hem siyasi camia ve hem de Cumhurbaşkanlığı makamında ki, Ereğlili hemşerileri ve akrabalık ilişkileri maharetiyle, kulis çalışmalarını seri bir şekilde yürütmektedir!
  • Önceki yönetimde, rektör yardımcılığı görevinde bulunan ve halen Konya Sivil Toplum Platformu başkanlığını da deruhte eden, Önder Kutlu hocanın adı, yerel siyaset ve akademik camiada ki kulislerde konuşulmaktadır!
  • Yine önceki yönetimde, Genel sekreterlik ve dekanlık görevlerinde bulunan, halen aktif olarak rektör yardımcısı,  Konyalı Zekeriya Mızırak hocanın da ismi kulislerde geçmektedir!
  • Meram Tıp Fakültesi Dekanı Metin Doğan hoca da derinden kulis çalışmalarını yürütmektedir! Önder Kutlu ve Metin Doğan hocanın AK Örenli olduklarını da bir kenara not edelim!
  • Selçuk Üniversitesinde bir önceki yönetimde rektör yardımcısı olarak görev yapan ve halen Necmettin Erbakan Üniversitesi Göz polikliniğinde ki; Konyalı Mehmet Okka hocanın ismi de kulislerde konuşulmaktadır!
  • Önceki yönetimde Meram Tıp Fakültesi hastanesinde başarılı bir Başhekimlik dönemi ve halen Sağlık Bakanlığı, Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlük görevini aktif olarak yürütmekte olan, Karamanlı Ahmet Tekin hocanın ismi,  güçlü adaylar arasında, kulislerde konuşulmaktadır!
  • Konya İl Sağlık Müdürü Mehmet Koç, aile çevresi ve siyasi kulislerde konuşulmaktadır! İkinci dönem İl Sağlık Müdürü olarak, atanmaması için yerelde ki bazı siyasi aktörler çok uğraşmasına rağmen, ataması gerçekleşmiştir!  Mehmet Koç müdürün abisi HALİL KOÇ; HSK ( Hâkim ve Savcılar Kurulu )  Birinci Daire Başkanı, olduğunu hatırlatmak isterim!

Üniversitede bulunan akademik çevre ve tüm çalışanların kuruma bağlılığı, aidiyeti ve kurumun da başarısı çerçevesinden, akademik camiada neler konuşulmaktadır!

Üniversite;  aklı,  fikri ve vicdanı hür bireyler ve araştırma – geliştirme,  bilim ve teknolojinin filizlendiği ve geliştiği kurumlardır! 

Şimdi, bir üniversite düşünelim ve akademisyenlerin büyük bir kısmı; REKTÖR ve REKTÖR YARDIMCILARI,  GENEL SEKRETER ve Üniversite YÖNETİM KADROSU ile hem kendi ve hem de fakültedeki sorunlarını görüşebilmek ve başkaca konuları da istişare edebilmek için RANDEVU sırasında AYLARCA beklesinler! 

Bir Üniversiteyi yönetmeköyle süslü laflar ve içi dolmamış SLOGANLAR ile olmaz! Öncelikle, kuruma alınan personelde; onun – bunun yakını değil,  EHLİYET ve LİYAKAT aranmalı, kurum içerisinde tüm personele; ADALET terazisi işletilmelidir!

Akabinde AÇIK – ŞEFFAF İLETİŞİM ve sonra da HESAP VEREBİLİRLİK olmalıdır! Aksi halde Üniversite ve Kampus içerisinde, Kurumsal Aidiyet, Kurumsal Barış ve Kurumsal Huzuru sağlayamazsınız!

Bir Üniversite düşünelim; akademik camiada, isminin başında koca koca unvan bulunan kişiler, üniversitesi ve fakültesine, AİDİYET ve BAĞLILIK hissetmesin! Akademik camiada bunun tek müsebbibi olarak da ÜNİVERSİTE YÖNETİMİNİ işaret etinler!  Peki, neden?

Bir Üniversite düşünelim; üniversite üst yönetimi ve dekanlık veya diğer bölüm başkanlıkları arasında, kişisel siyasi ve başkaca, GÜÇ ve İKTİDAR bağlantılarından kaynaklı,  İLETİŞİM SORUNLARI – İLETİŞİM KAZALARI ve İLETİŞİM KRİZLERİ,  akademik camiada konuşulsun!

Bir üniversite düşünelim; Üniversite Yönetimi hakkında, ŞÜYUU, VUKUUNDAN BETER İŞLER ve DEDİKODULAR; AYYUKA ÇIKMIŞ OLSUN! ESKİLERİN ifadesi ile ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ! Açık ve şeffaf iletişim başka bir şey, dedikodu ise başkaca bir şeydir! Doğa boşluğu kabul etmeyeceğine göre!

Açık ve şeffaf iletişim ve hesap verebilirliğin olmadığı, kurum ve durumlarda, DEDİKODU; hem kuruma ve hem de duruma HÂKİM olacaktır! Peki, bu KRİZİ nasıl yönetebileceksiniz? Ya da yok mu sayacaksınız?! Yoksa Görmedim, Duymadım ve İşitmedim şeklinde; ÜÇ MAYMUNU mu oynayacaksınız? Peki, nereye ve ne zamana kadar?

Şirket ve Kurumlarda; SONUÇ ve BAŞARIYI getiren şey; Sistem ve Süreçler değil, Bilgisayar ve Makineler değil, şirket ve kurumlarda ki; İNSANLAR ve Onların DAVRANIŞLARIDIR!

Devlete AYAR Vermeye Çalışılıyor!

Geçtiğimiz günlerde, şehrimizde vuku bulan, menfur bir olay üzerinden, devlet mekanizmasının en üst makamını temsil eden, Sayın Vali ve devlete zarar verebilecek, gelişmeler ve bir haber silsilesine şahit olduk! Neden acaba?

İmparatorluk geleneği olan Kadim Türk Devleti, her gün 18 yaşındadır! Ve hiç bir gün de, bu yaşından ne ileriye bir gün alır, ne de geriye bir gün sayar!  Devletin en üst makamı ve devleti temsil eden bir kurum ve kişiye, kim veya kimler, ayar vermeye çalışmaktadır? Peki, neden?

Daha önceki benzer olay ve haberlerde olduğu gibi menfur olay akabinde ki haberleri, ulusal ve yerel medyaya servis eden kişi ve kişiler,  arkasındaki ekol temsilcileri ve etki ajanlarına,  sormak gerekir!

Dert ve niyetiniz nedir? Nereye varmayı hedeflemektesiniz? Burası çıkmaz sokak ve yanlış yoldasınız!  Devlet her şeyi ayan beyan görmekte, bilmekte ve takip etmektedir!

Peki, yerelde, Devleti temsil eden en yüksek makam Valiye balans ayarı verilebilir mi? Rest çekilebilir mi? Olabilir mi, böyle bir şey!  

Ya da Valilik makamına kim veya kimler neden saldırıya geçer?  Kim veya kimler neden ayar vermeye kalkar! Böyle bir özgüven veya şımarıklık nasıl izah edilebilir? Ya da tam bir hadsizlik olarak mı adlandırmalıyız!

Burası; Kadim Başkent! Ve burası Kadim Rum diyarı! Bu şehirdeki denge ve güç merkezleri her daim, diri ve canlıdır!  Hiçbir dönemde de, güçleri,  etkileri ve varlıklarından bir şey kaybetmediler! Vatandaş, bunları, ne görebilir, ne bilebilir ve ne de tanıyabilir! Daha önce yaşananları tekrardan zikretmeyeceğim!

Bir önceki, Sayın Vali, başka bir ile tayini çıktığında, veda ziyaretinde ki sohbetimizde; Sayın Valim; Kadim şehirdeki GÜÇ ve ETKİ MERKEZLERİNİ, çok DENGELİ bir şekilde yönettiniz, demiştim! Anlayana!

Menfur olay akabinde, Sayın Valinin talimatları ile valilik yetkilileri olay mahallinde olmasına ve Sayın Vali de aynı anda olay yerine gelmesine rağmen, Devleti temsil makamındaki Sayın Valiyi, kim veya kimler aracılığı ile yuhalatmıştır? Hedefleri nedir? Nereye varmak istiyorlar?

Peki, menfur bir olay akabinde, Sayın Valinin, olay mahalline, yalnız başına ve elini koluna sallamak suretiyle, pikniğe gider gibi gelmesini mi bekliyorduk!

Sayın Vali, olayın duyulması ile birlikte Valilik makamında ki tüm personeli teyakkuza geçirmiş ve gerekli tüm işlemlerin de, acil ve ivedi olarak yapılması için talimat vermiş ve bizzat takip etmiştir!

Sayın Vali,  menfur olayın vuku bulduğu ve gelişmelerin akabinde;  basın temsilcilerinin üyesi olduğu dernek yönetimi ile bir hafta önceden planlanmış yemek programının İPTAL edilmesini dernek yönetimine bildirmesine rağmen, dernek yönetimi, neden kabul etmemiştir?

Sayın Valinin talebine, Dernek yönetimi, yemek programında, neden ısrarcı olmuştur?  Her biri,  İLETİŞİM yaptığını ve güya İletişim allamesi olduğunu da zanneden dernek üyeleri, böyle bir KRİZ anında, KRİZ İLETİŞİMİNİ bildiklerini de zannetmemize rağmen, Sayın Valiye, zımnen TUZAK mı kurulmuştur? Peki, neden?

Peki, şehrimizde ki; Ekol Temsilcileri ve Etki Ajanları; Devlete ayar vermeye mi çalışıyor! Devlete ayar verilemez! Devlete rest çekilemez! Devlete üslup öğretilemez!  

Devletin son dönemde yapmış olduğu operasyonlar akabinde; Devlet; kim veya kimlerin kuyruğuna basmıştır?  Çünkü Kuyruğuna basılanların sesleri ağzından çıkmaktadır!

Devlete Ayar Vermeye Çalışıyorlar!.

Daha önceki yazılarımızı takip edenler hatırlayacaktır!. Devlete ayar verilemez! Devlete rest çekilemez! Devlete kimse üslup öğretemez, zaviyesinden yazılar kaleme almıştık!.  

Peki, yerelde Devleti temsil eden en yüksek makam  Valiye balans ayarı verilebilir mi?! Rest çekilebilir mi?! Olabilir mi böyle bir şey!.  Ya da Valilik makamına kim veya kimler neden saldırıya geçer?!  Veya kimler neden ayar vermeye kalkar! Böyle bir özgüven nasıl izah edilebilir?! Ya da tam bir hadsizlik olarak mı adlandırmalıyız!

Şimdi diyeceksiniz ki; Nereden çıktı bu bab’tan yazılar!. Kel alaka dediğinizi de duyar gibiyim!. Kadim şehirde yaşayan tüm Konyalılar, Mevlana dostları ve sevenlerinin de şehrimize akın ettiği bir dönemde, Hz. Mevlana’nın 746. Vuslat yıl dönümünü etkinlikleri ile yeniden Hz. Mevlana’yı, fikirleri, düşünceleri ve eserlerini, anlama, anlamlandırma, yorumlama, idrak etme  ve Kemal – Kamil  insan olma yolunda tefekkür ve tezekkür durumunda iken!. Kemal ve Kamil insan olamadıktan sonra her şey olabilirsiniz! Dünyalık makam, güç, iktidar ve bir o kadar da mal mülk biriktirebilir ve hatta yığabilirsiniz!  Peki, ya sonrası?!

Şemsi Tebriz-i Türbesi Ziyaret ve Açılış

Konya kadim bir başkent! Ve Payitahtta entrika ve ayak oyunları da bitmeyeceğine göre!. Konya kadim bir Rum diyarı!.  Hz. Mevlana döneminde bu şehirde yaşayan Müslüman nüfus neredeyse yüzde otuz civarında!. Konya kadim  Mevlana  ve hoşgörü diyarı!. Hz. Mevlana yaşadığı dönemde gördüğü taşlamalar ve başına gelenler muvacehesinde, şu ifadeyi serd etmek  zorunda ve durumunda kalmıştır!. Konya, Altın bir kase, içinde akrepler gezer!. Gerçekten böyle bir ifade kullanmış mıdır?! Böyle bir ifadeyi kullandı ise neler yaşamış olabilir ki?!.  Peki; Ne demektir, Altın kase ve içinde ki akrepler?! Sekiz yüz önceki akreplerin bugün de soyu aynen devam etmekte midir?! Neden olmasın?!

Şemsi Tebriz-i Türbesi Ziyaret ve Açılış

10 Kasım 2018 tarihinde başlayan, Valiye ve Devlete ayar – balans  vermek ve biz buradayız, bizi unutma  diyen derin yapılar ve  güçler,  24 Kasım Öğretmenler gününde yaşananların akabinde, geçtiğimiz günlerde, Ulusal bir haber sitesinde; 7 – 17  Aralık 2019 tarihlerinde düzenlenecek olan Hz. Mevlana’nın 746. Vuslat Yıl dönümü Uluslararası Anma Törenleri kapsamında, restorasyonu tamamlanan  Şems-i Tebriz-i türbesi, Çevre  ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum ve Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy ile birlikte çok sayıda bürokrat ve şehir protokolünün katılımı ile açıldı!.  Açılışın ardından iki bakan ve protokol heyeti ayakkabılarını çıkarıp camiye girerek dua etti!. Vali Toprak ise ayakkabılarını çıkarmak yerine galoş giymeyi tercih etmesi ise dikkat çekti, diyor!.

Haberi yapan ve arkasındaki derin yapılara, ekollere ve güçlere sormak gerekir?!  Bu ziyarette başka galoş giyen protokol üyesi  var mıdır?! Var ise onları neden yazamadınız?! Veya ağa babalarınız neden yazdırmadılar?! Yoksa, Galoş giyen diğer protokol üyelerinden nemalarınız  kesilir diye mi?!  Neden olmasın?!  Adı üstünde bir açılış ve ziyaret!  Zaten bu mekanlara ziyarette galoş giyilebilir! Açılışı yapılan mekana İbadet kasdı ile de girilmediğine göre!.  Eskilerin ifadesi ile; Dost başa, düşman ayağa bakarmış!. Devletin ve Sayın Valinin ayağına bakan düşman veya düşmanlar, kim veya kimlerdir?!. Eeeeee!.. Peki, derdiniz nedir?! Nereye varmaktır hedefiniz?! Yoksa, derdiniz hem üzüm yemek,  hem de bağcıyı bir güzel dövmek midir?! Yedirmezler!.

Şemsi Tebriz-i Türbesi Ziyaret ve Açılış

Kadim şehirdeki derin yapı, ekol  ve güç gruplarının  olduğunu daha önceki yazılarımız da vurgulamıştık!.  Bu gruplar arasında çıkar ve menfaatler her daim ön plandadır! Şehir, şehirde yaşayanlar ve ülke bu çıkar gruplarının umurunda değildir! İkbal, menfaat, çıkar, iktidar ve güç bu ekoller için çok önemlidir! Bunlar olmadan  var olamayacak ve yaşayamayacaklarına göre!. 

Daha önceden de geçmiş dönemdeki Valilere aynı durum ve hareketlerin olduğunu da hatırlatmadan geçemeyeceğim!. Peki, şimdi soralım?! Neden?!

Konya Valisi Sayın Cüneyt Orhan Toprak veya DEVLET, bu şehirdeki, Devleti ve Milletine hainlik düşünen ve ihanet peşinde olan,  kim veya kimlerin kuyruğuna basmış veya kimleri kuyruklarından yakalamıştır!  Kuyruklarına basıldığı için caykkk sesi çok derinlerden ve uzaklardan gelmektedir! Veya bugüne kadar devam eden, devlet ve milletin sırtındaki nema ve mamaları mı kesilmektedir! Bilemiyorum!.

Devlet tüm bunları asla  unutmaz!.  Devlet sadece mühlet verir!. Devlet sadece bekler! Devlet bir gün bu taşeron ve arkalarındaki derin yapıları kulağından tutar ve gereğini de yapar! Bizden hatırlatması!.

Konya’da huzurda olmaktan çok mutluyum

Geçtiğimiz günlerde Konya Valisi olarak atanan Yakub Canbolat beye,  sanayici dostlarımız, HCV Makine Genel Müdürü Kerim Altınkaya ve Hacıbali Metal Genel Müdürü Mustafa İbalı ile birlikte hayırlı olsun ziyaretimiz oldu. Sayın Valimize öncelikle Hz. Pirin diyarı ‘Huzur, Sevgi ve Muhabbet Şehrine’  Hoş geldiniz ve Başarı dileklerimizi sunuyorum.  Sayın Valimize ziyarette, Hz. Pirin ‘ Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol’ sözlerinin yazılı olduğu bir levha takdimimiz de oldu. Ziyaret vesilesi ile Sayın Valimize bizlere çok değerli vakitlerini ayırdığı ve hoş sohbetleri için de ayrıyeten Teşekkür ederim.

Sayın Valimiz ile sohbet devam ederken tanışma faslına geçtiğimizde; ’’ 1969 Alaca (Çorum) doğumlu olduğunu,  ilk ve orta eğitimimi Alaca’da tamamladım.  1987 yılında  Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü kazandım ve 1991 yılında mezun oldum.  1992 yılında Konya Valiliği Kaymakam Adayı olarak Mülki İdare Amirliği mesleğine başladığını ve 1995 yılında kura çekerek Durağan (Sinop) Kaymakamlığına atandım.  Sırasıyla, Durağan (Sinop) (1995–1998), Yedisu (Bingöl) (1998–2000), Cumayeri (Düzce) (2000–2003), Kâhta (Adıyaman) Kaymakamlığı (2003–2005), Yozgat Vali Yardımcılığı (İl Özel İdaresi Genel Sekreterliği) (2005–2007), Söğüt (Bilecik) Kaymakamlığı (2007–2009) görevlerinde bulundum. 2009–2014 yılları arasında İçişleri Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı görevini yürüttüm. Bakanlar Kurulunun 21.05.2014 tarih ve 6366 sayılı kararı ile ilk valilik görev yerim olan Hakkâri Valiliği görevine atandım. Evli ve iki çocuk babası olduğunu’’ sözlerine ekledi.

Sayın Vali;  ‘’Hakkâri valiliği görevimizde bölge şartlarından kaynaklı olarak çok zor ve meşakkatli bir mesai harcadıklarını, bölgede görev yapmakta olan bütün devlet memurlarımız ve vatandaşlarımız açısından çok sıkıntılı bir dönemden geçmekte olduğumuzu… Bu ülke bir ve beraber olduğu müddetçe ‘ Çanakkale Ruhunu’ sergilemeye devam ettikçe, birilerinin bütün planlarının ve taşeron örgütler üzerinden yürütmekte oldukları savaşın akamete uğramak zorunda olduğunu’’… Konya Valiliği görev yerimiz ‘’ Bizim açımızdan bölge ile kıyaslandığı takdirde başka bir savaşın tam ortasına düşmüş durumdayız. Bu ülke güçlü olmak zorundadır. Her manası ile güçlü olmak… Buradaki görevimizde de bu ülkeye hizmetin bir borç olduğu şuuru ve bilinci ile ‘ ekonomik, sosyal ve kültürel’ çalışmalara hız vermek ve çok daha fazla çalışmak zorundayız’’ şeklinde konuştu.

Sayın Vali ile sohbetimizde; ‘’  Konya’da olmaktan daha doğrusu ‘Huzur’da olmaktan çok farklı bir mutluluk duyduklarını… Konya kendine has özellikleri olan bir şehrimiz… Konya; Ensar ruhu çerçevesinde beldeye gelen 72 bin muhacire kapılarını açmış bir şehrimiz… Özellikle Suriye’den gelen muhacirlere ve diğer bölgelerden gelen mazlum ve Müslümanlara kapısını ve gönlünü açmış olmasından, ekmeğini, aşını, evini paylaşmasından kaynaklı memnuniyetimi ve teşekkürlerimi ifade etmek isterim. Çünkü Konya;   ‘ Belde-i Muhayyere’ ismine mazhar olmuş;  “Peygamberimiz Hazret-i Muhammed (s.a.s)  Mekke’den Medine’ye hicret etmeden önce kendisine hicret edebileceği üç şehir ismi verilmiş ve bu şehirlerden birine hicret edebileceği bildirilmişti. Bu şehirlere de “Belde-i Muhayyere” denilmiştir. Bunlar, Medine (Yesrip), Şam ve Diyar-ı Rum’da (Rum memleketinde) Konya… Huzur ve Belde-i Muhayyere de bulunmaktan, bu beldeye ve sakinlerine de hadim olmaktan ayrı bir mutluluk ve huzur duyduklarını’’  vurguladı.

Sayın Valimize, Huzur’da, Sevgi ve Muhabbet Şehrinde, Belde-i Muhayyere ’ye, Konya’mızın ve ülkemizin acil ihtiyacı olan sosyal, ekonomik, kültürel, eğitim alanlarında Hayırlı ve Kalıcı hizmetlerde bulunması dileklerimiz.

Konya’dan Bambaşka bir Vali geçti…

Geçtiğimiz günlerde, Konya Valiliğinden Merkez valiliğine alınan Muammer Erol Bey’in valilik binası önünden Konya protokolü ve Konyalılarla hüzünlü ve bir o kadar da mutluluk ve gurur dolu vedası gerçekleşti. Sayın valimiz ile birlikte kendilerine Ankara’ya kadar olan veda ve uğurlama yolculuğuna eşlik etmek bizlere de nasip oldu.  Sayın Valimiz ile Konya’ya gelmeden önceki ve şu anda ayrılırken bu şehir ve şehirde yaşayanlarla ilgili olarak duyguları, düşünceleri ve genel kanaatleri hakkında yolculuğumuz ve Ankara ziyaretlerimiz esnasında duygulu ve bir o kadar da samimi sohbetlerimiz oldu. Kendilerine,  bizlere bu yolculuğa eşlik etmek,  yolculuk ve ziyaretlerimiz esnasında ki samimi sohbetleri için çok teşekkür ederim. Bugün köşe yazımda, sayın valimizin önce bir insan ve sonra bir vali olarak bizlerde ve kamuoyundaki izlenimlerimi aktarmaya çalışacağım.

Sayın Muammer Erol valimizde,  şehrimize bu güne kadar gelmiş geçmiş bütün valilerde olan veya olmayan, kendilerini diğerlerinden farklı kılan ne idi? Konyalı kendilerini neden bu kadar çok sevdi? Neden kendilerini bu kadar bağrına bastı?  Konya tarihinde bir yönetici veya bir vali görev yaptığı şehirden ayrılırken vatandaştan ‘ helallik ‘ istediği vaki midir? Bu hassasiyet dahi sayın valimizin bulunduğu makamların gelip geçiciliğine olan imanı ve inancının göstergesidir diye düşünüyorum. Bu ülke Muammer Erol tipindeki yöneticilerini kaybetmekle ne kazanır veya ne kaybeder? Daha nice sorular ve sorular… Bu vb. sorulara bugün köşemizde kabaca cevaplamaya çalışacağım.

Sayın valimiz,  tevazuu ve alçak gönüllü olmanın zirvesinde olmasından kaynaklı ve Hz. Pir’in sürekli olarak vurguladığı ve valimizin öncelikle ve özellikle bir kul, bir insan ve sonra bir vali olarak yaşamayı kendilerine düstur edindiği ‘Tevazu ve Alçak Gönüllülükte Toprak Gibi Ol‘  kaidesini ve yaşantısını görmekteyiz. Tevazu; makam, servet, şöhret gibi gelip geçici şeylere gereğinden fazla önem vermemek, bunları insanlara hizmet ve yardım etmek için bir vasıta saymaktır. Mütevazı insan, hayatın türlü aşamalarını düşünerek kendi acizliğini unutmaz. Bütün hareketlerinde aklını kullanır. Basit duygularına esir olmaz. Sık sık kendini kontrol ederek hatalarını bulmaya ve bunları düzeltmeye çalışır. İnsandaki benlik duygusu, irade ve aklın kontrolünden kurtularak azgınlaşırsa, büyüklük hastalığı başlar. Tevazu da ise irade ve akıl vardır. Mütevazı insan düşünerek ve şuuruyla, bencil arzularını, isteklerini yener, kendinde bir takım meziyetler ve üstünlükler hayal etmez. Devlet makamlarında görmeye alışık olduğumuz ve özellikle eski Türkiye kalıntısı, Üstat merhum Necip Fazıl’ın ‘Zindandan Mehmet’e Mektup’ şiirinde vurguladığı  ‘Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat…’ formatındaki yöneticilerle bugünlere geldi. Vatandaşına yabancı ve bir o kadar da tekebbüründen yanlarına varılamayan, selam ve kelam ermekten vatandaşın imtina ettiği bir devlet idare sistemi ile Yeni Türkiye’yi kurmamız mümkün değildir. Hz. Pir’in çok önem atfettiği ve sürekli olarak vurguladığı; ‘Bir insanda kibir ve hırs söz söylerken soğan gibi kokar’ ifadelerinde olduğu gibi. Vatandaş kibir ve hırsı uzaklardan kokan yöneticileri elbette ki sevmez, bağrına basmaz ve ondan sürekli olarak uzaklaşır. Tarih ve toplum bu vb. yöneticileri hatırlamadığı gibi hiçbir zaman da hayırla yâd etmez, etmeyecektir de…  

Türkiye yoluna, Eski Türkiye olarak mı yoksa Yeni Türkiye olarak mı devam edecek? Öncelikle ve özellikle sorgulamamız ve cevaplandırmamız gereken sorular bunlar diye düşünüyorum. Eski Türkiye olarak devam edecekse zaten Sayın valimiz formatındaki kişilerle ve yöneticilerle çalışamaz, yoluna devam edemez. Eski Türkiye’de vatandaşın bir devlet veya valilik makamına ulaşmasını,  meramını anlatmasını boş verin, kapıdan içeri girmesine dahi izin verilmezdi. Tekebbüründen yanına varılamayan idareci ve yöneticilerle bugünlere kadar geldi. Vatandaş kendisinden olan ve kendisi gibi olan yöneticileri her zaman bağrına ve gönlüne basmıştır. Tarih bunların örnekleri ile doludur. Sayın valimiz yukarıda zikretmeye çalıştığımız özellikler ve meziyetlerin vücut bulmuş örneklerindendir. Yeni Türkiye’de sayın valimize çok önemli ve etkili görevler verileceğini de buradan aktarmak isterim. Yolunuz, bahtınız açık olsun, yüreği ve gönlü  ‘insan ve vatan ‘ sevdalı güzel insan.  Sonsuz Kudret sahibi Yüce Allah; Sayın valimiz formatında ki keyfiyet sahibi insanlarımızın ve yöneticilerimizin sayısını arttırması dileklerimle…